İbadet noktasında Ahmed er-Rufai Hazretleri Ahmed er-Rufai Hazretleri, Hz. Hüseyin Efendimiz'in radıyallahu anh nesl-i pak'idir. Efendimiz de biz, evrab ve ezkarımızda, kulluğumuzda, ibadet ve taatimizde, işte Burak'la, sihir, bu bedeni demiştik. O Miraç ruhun, nefsin mertebelerini, bir de ilmin mertebeleri var. İlmelyakin, aynelyakin, hakkalyakin. Bir de ibadetin mertebeleri var. İbadet, ubudiyet, ubudiyet. Belki anlaşılmayacaktır. Bir taat deseniz de ondan anlatsam cihat taat. Cihadın farziyeti bize Kuran azimüşşan ve Ahadsi Muhammediye'de bildirilir. Bu ilmel yakindir. Bizzat cihada girmek, mesela nefiste şeytanla cihat etmek bunu biliyoruz ilmel yakin vesair din düşmanlarına. Şimdi bunu bizzat fiiliyat, hareket olarak gösterebilmek aynelyakin.
Bir de bu cihadın, Allah'ımızın dininin yüceltilmesi için yapmak, aleyhisselatu vesselam Efendimizin Uhud muharebesinde zırhını giyen peygamber çıkarmaz duygusuna hasıl olmaktır. Buna erişmektir. Bunun hakkel yakin olan yönü Eba Eyyub El Ensari Hazretleri'nin cihada doyamadım. Ben irtihal ettiğim zaman, ithal ahirete, göçtüğüm zaman beni mücahitlerin aklarının ayağına defnedim düşüncesidir. Nedir? Cihadın hakkel yakin olması, önüme şu derya gelmeseydi Rabbimin dinini daha da ötelere götürecektim düşüncesidir. Nedir cihatta hakkalyakin düşüncesi Yavuz Sultan Selim'in dünya haritasını önüne açıp bir padişaha yeter ama iki padişaha yetmez diyecek duyguya sahip olmasıdır. Daha var mıdır? Dolu takva da vardır. Çünkü ittegulu Allah'tan korkunuz Celle Celalü, ikincisi fettegulu hammesta ta'um gücünüz yettikçe. Bunu çok güzel izah etmişler, bu deve dikenleriyle, neleriyle.
Şimdi diyoruz ki biz bu mayınlı bir tarla gibi. İnsan korkuyor, basarım da hayatıma mal olur diye bu şekilde Cenabı Hak'tan korkmak. Daha bir esaslı olanı bunun zirvesi Hakk'a kavuşanların hal ve durumu Hakk'a tugati, gerçekten Cenabı Hak'tan korkuyorlar. Bu yaşanan bir husustur. Demek ki Miraçla bu. Refrefi dediğimiz zaman refrefi bu hal olarak yaşanır, makam olarak yaşanır. Böyle bir kimseyi gördüğü zaman insan bağrına basar. O Hakk'a aşık olduğu için insanlar da ona aşk duyar, muhabbet duyar. Bunun izahı yok. İzahı ancak denizi görürüz. Bu denizdir. Duyarız. Mesela Akdeniz var deriz. Efendimizin mübarek dilinden çıktığı için orayı misal olarak aldım. Sallallahu teala aleyhi ve sellem. Akdeniz vardır. Bir de bizzat müşahede ediyor, görüyor. Sahilinden etrafında dolaşıyor. Bir de denize dalıyor. İşte Refrefi, ilahi aşk, muhabbet denizine, ünsiyet denizine.
Cenab-ı Hak'la Rika karşılaşmaz. Bir araya gelme bizzat müşahede halidir. Yine yaklaşmış olalım. Şimdi yaşanan bir hususu böyle bir benzetmelerde zorlanıyoruz biz. Aynı iyileşmektir. Refref ile yapılan taat refrefi düşünerek aklımız başımızda bir buz parçasının, buz neden olmuştur? Sudan oldu. Onu tekrar suya bıraktığımız zaman aynı hale dönüyor. Bizim ruhumuz ve nefaktu fihi mir ruhu Rabbımızdan birine kalır. Bu ruhu onun yolunda feda etmektir, eritmektir. Rabbimizi muhabbet potasında erimettir. Birinci merhale kardeşlikte erimettir, birbirine sevgi ve muhabbette, iyilikte ve takvada yardımlaşmakta. İkinci potada erime kamil bir mürşidin emir ve tavsiyelerine riayette. Üçüncüsü Resulullah'ın sevgisinde Sagan Allahü Teala ve Dördüncüsü de fenafillah ve beka billah cemul cem hallerdir. Tarikül lubudiye, Allah'ımıza kulluğun yolları nedir?
Ye-terküddünya, dünyanın muhabbetini kalbimizden çıkarmaktır ve terküd dava, işte ben ibadet edersem çok güzel rüya görürüm. İşte ibadetim sayesinde kalbim açılır keşiflere nail olurum. Bunların hepsinden geçmek. Bunlar Esad-ı Erbili Hazretleri'nin buyurduğu gibi dudak boyasıdır buyuruyor. Geçin bunlardan. Dünyadan ve ukradan geçin Mevla'yı bulun, buyuruyor. Bunlar size ayak bağı olmasın. Öyle Allah'ımızın sevgili kulları var ki, bakın söyledikleri sözlere bakalım. Diyorlar ki ben öyle bir hal istiyorum ki Cenabıhakk'a kavuşmak da önümde hiçbir engel bulunmasın. Hiçbir engel olmasın diyorlar. Ayağıma ne dünyanın muhabbeti ne de cennet ümidi takılmasın, sadece Rabbimiz kalsın ve İhtimalü'l belva, bela ve musibetlere katlanmak ve hubböl-l Mevla, terküd dünya, terküd dava ve ihtimalü'l belva ve hubböl-l Mevla, mevlamızın muhabbeti.
Biz bölüm bölüm konuştuk, hepsini Ahmed El-Rufai Hazretleri, özetleri çıktı. Rabbimizin sevgisine erişebilmektir. Kulluğun makamı nedir? Kullukta bu makam dendiği zaman, bu tamamen gerileşmiş, tamamen oturmuş, tamamen oturmuş. Şöyle bir anlık değil, taatleri mevsimlik değil. İşte Ramazan-ı Şerif'te Kuran-ı Kerim'i çok okudum, gecen birkaç yüz gündüz okudum deyip de geçmemek, sair günlerde de eftalü'l-aybe'de edve muhayin kalle az da olsa ibadet ve taati devamlı yapabilmektir. İşte bu devamlılık, kullukta bir makam olsa gerek. İşte bir zevkli anlarım oldu, o gençlik günlerim neydi o sohbetler, zikirler, bunu ölünceye kadar devam ettirmek zaten Ayet-i celleye bunu bildiriyor Esamiler. Ve abıt rabbeka hattai tiyekel yakîn. Ölüm gelinceye kadar. Zaten bunu yaşayan kimse de ölüm olmaz. O biyolojik bir ölümdür. Adam öldü gitti deriz.
Bu ibadet ve taatinde burakı, miracı ve refrefi hedefleyen kimseler, bunu yaşayan kimseler nedir? Onlar asıl hayata kavuşurlar. Bu bedenin tasallutundan kurtulur, hürriyete erişir. Hürriyet tarifi bambaşka bir konudur. Hürriyet dendiği zaman çok serbest yaşayacak istediği gibi. İşte o deizm neden hep budur. Narsizm nedir? Hiç üzerinde durmaya gerek yok. Onların hepsi bu. İstediğim gibi hayat yaşayacağım. Ne kadar eza ediliyor. Kişi kendine bu zaman gerçek hürriyet bizim aklımızın, nefsimizin esaretinden kurtarmaktır. Es'ad-i Erbili Hazretleri'nin buyurduğu gibi aklınızı ve ruhunuzu Cenabı Hak hakim kılsın buyuruyor. Biraz okuduğunuzda düşünürsek yakalayacağımız çok güzel hususlar var. Şu söylediğim sözler Mektubat'ta Esadi Erbili Hazretleri'nin işaret ettiğimiz sözleri bizden hiçbir şey yok. Bir kimseye ziyarete girerdim. Üstadımız dedi ki, oğlum pek ziyarete gitme oraya dedi.
O da öyle güzel konuşuyor ki, yine eski alışkanlığı üzere bizi sıkıştırmaya başladı. Üstadımız da bize cesaret verdi. Dedim ne diyorsun? Durak attım. Eğer konuşuyorsan, üstadımızın cebime koymuş olduğu harçlıkla alışveriş yapıyorum. Durduk, kaldı gülmeye başladım. Bir Mürşid-i Kamil gerçekten kamil olursa, öyle bir himmet ediyor. Dilliğin bağı, kalbin bağı, ruhun bağı, sırrın bağı tamamen açılıyor. Evliyullah'ın himmeti, dağları deviriyor. Ah, kendimden olmasa neler anlatırım. Bir hoca toplumu idin, oğlum konuş dedi, onlar bizi okutan kimseler ama niye söyledi bunu bilmiyorum Erciyes'te. Kırk beş dakika mı neyi konuştuğumu bilmiyorum, onlar ki beni ne korursa o, bu Allah'ımızın fazlı ve ihsanı bunu görebilmek, Bunun makam olabilmesi kendimizden bilmemek. Hep Rabbimizin lütfu ihsanı yoksa biz ne yedik diyebilmek. Çünkü Yunus Emre ben davi için gelmedim diyor.
Dava değil hakkı bulmak, hakikate ermektir. Ne buyuruyor ubudiyet noktasında Abdülvanî en-Nablosî Hazretleri, hüve-l hurucu anit dünya, dünyanın sevgisinden kurtulmak. Elde olur gönül vermemek suretiyle beyinde ayarlar ama kalbimizi vermemek. Çünkü öyle bir mekan ki biz evimizde bile normal evimizde bir odamızı temiz tutarız, diğerlerine de önem verilir de o oda kimse gelmese dahi sehpalar silinir, pencerenin önlere silinir, pencereler vesaire döşemeler. Her şeye dikkat edin. Neden? Ani bir misafir gelecek olursa hazır olsun buyur diyebilelim. Varidatı ilahi ani gelen bir misafirdir. Cenabı hakk'ın nefhası yayılıyor ilahi nefhası, kalbi hazır olanlara, Gaf suresi otuz yedi. Ayet cellesi de bunu ifade eder. Bak evimizde dahi bir odayı misafir için, bu kalbe gelecek olan misafir tecelliler anlatlamaz. Ve ihracuhub bihha minel kalp dünyanın muhabbetini kalpten çıkarıp atmaktır.
Yebul el-Abit. Allah'ımıza kul olan kişi, hüve men hefe ve alel ferail fi evveli mevakitia. Şimdi uğraşalım Ramazan-ı Şerif'i getirmeye, olmaz. Hac tatili Zilhicce ayında, Rabiulevvel ayında da yapabiliriz, yok Zilhicce ayında. Kurban keseceğiz, o tayin olunan vakitte. Ondan sonra nafile kesebiliriz ama o farz olan, vacip olan, şimdi İslam fıkh'ın da vacip de farz olarak ifade edilebilir. Bu ehlince malum bir husustur. İbadetlerimizi vakti vaktine yapmak. Ne demek vakti vaktine? Şu ömür rüzgarı başımızda eserken ne yaparsak yapalım. Oraya girdikten sonra Cenabı hak Kuran-ı Kerim'de birçok ayeti celileyi cemilere bildiriyor. Haber veriyor bize. İşte oraya girdikten sonra ya biz tam manasıyla bir namazımızı eda edemedik. Allah'ım bizi çıkar da tam eda edelim, cihadımızı da tam yapamadık biz. Cenabı hakk'ın yolunda cihat da yapamadık. Tekrar dön der bizi de yapalım, bu mümkün değildir.
Birkaç ayeti celile var, onlardan bir tanesi şu Esselamü. İşte ibadetleri vaktinde yapmak, ilk vakitte bu ayet-i celile-i cemile yaşamaktır. Herhangi birinize ölüm gelip de, ey Rabbim, beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam demeden önce size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın. Rızık olarak ne verdi Cenabı Hak şu ömür rızık değil mi? Şu sıhhat rızık değil mi? Şu azalarımız rızıktır. Anne ve babadan hasıl olan çocuklar en büyük rızıktır. Bizim ihtiyacımızı karşılamamız için, Halık'ımızın lütfettiği şu dünya büyük bir rızıktır. Es'ad el-Biliye Hazretleri dünya hakkında şunu söyler, Dünya muhteremdir der. Neden? Adam evinde çok rahat. Arabaları artık çift. Belki yatları da var, kökleri de var. Neden? İş yerindeki çalışmasına bağlı. Bu dünya iş yeridir ahirette rızayı ilahiyi bulmak için. Burada çalışacağız.
Vaktinde yapabilmek yani ömür sermayesi çok önemli. İlim bir sermayedir vaktinde. Çünkü yaşlandıktan sonra buyruluyor buzun üzerine yazılan yazı gibi ama ilim ehlinden bir yaşlanma olmaz ilinde. Bak öğrenme devresinin biraz daha genç dönemlerde olması tavsiye edilir. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.