Ulema, meşayi, seçkin dulağımızın öyle inanıyoruz. Sevdiği kullarının kenarlarında. Bu hikmet ilim hikmet denir ya ilmin aynelyakin hakkalyakin olması. Ne demek bu? İlmin sırları. Onları anlayabilmek ilmin Allah korkusuyla celle celalü ona olan tazimle bu ilimlerin kabuk kısmında değil de milyesine inebilmek. Eğer hikmeti anlayacak bir anlayış yoksa o hatalıdır. Onu duyar da o hikmetli sözlerle amel etmezse haşa. O nifak ehlidir. Hikmet malum insanın faydasına ve zararına olanı bilmesi. Elmalılı Hamdi Yazır hocamın bunun üzerinde çoktur. En son bunu kulağına etmiş. İnsanın nehy ve aleyhinde olanı bilmez. Zaten fıkhın tarifi de budur. Şeyde de Amenerrasulünde de geçiyor zaten. Kendi faydamıza ve zararımıza olanlar bunları bilebilmek. Bir de bu şekilde izah buyurmuşlar. Yine buzak buyuruyor. Bize nail oldu, bize kavuştu, bize ilişti.
Yani bizim tarafımızdan gelen bela musibet neyse buna sabreden, emrettiğimiz taatleri tutan, ne gittiğimizden kaçan bunun gibi düşünüyoruz. Yine buyurmuşlar. Suhbetü'l füsrak. Bu füsrat dediği fasık kelimesinin çoğunu şeklinde uygulandı. Bu fasıklar demek. Allah korusun fasıklar demek. Bunun ipi çeşitleri var. İtikatta bir fısk var ki bu küfürdür. Allah korusun. Bir de amelde fısk vardır. Bu hata işlemek günah işlemek. Allah korusun. Olsun. Bir de gönül olarak Allah muhafaza buyursun. Cenabı hak korusun bu masiva olarak ki biz bunlara baktığımız zaman çok ağır ifadeler ama bunu aşmamız gerekiyor. Bunu yenmemiz gerekir. Fısk dendiği zaman işte fasık işte şu günahı işleyen faizdir, zinadır bilmem filan diyerek geçiştirilemez. Çünkü amel itikaden olduğunda amele bir de ahlaken var. Sohbetül füssa, fasıklarla yapılan sohbet de o hastalıktır. İtikadımızı rahatsızlaştırır.
Mesela inanç olarak hastalık meydana getirir. Var işte günümüzde bu nedir siz daha iyi biliyorsunuz. Nasıl itikadi inançtaki yanlışlıklar her şey bitti. Kuran'ı münakaşa eder hale gelince söylenecek bir söz yok. Ve bu fasıklarla sohbet hastalık ise bunun şifası nedir? Onlardan uzaklaşmaktır. Çok güzel beyan ediyorlar. Bu ayrı insanlar tabii. Allah korkusu gönle yerleşirse şimdi korkuyoruz, görürüz de bu kalpte yerleşirse mühim olan o zaten. O kalpte yerleştiği zaman ilahi korku olur. Çünkü efendimiz de bunu işaret buyurdu Takva Allah korkusu kattedir diye işaret bulundu. Şimdi Malayani demiyor. Malayani bu el boş sözü. Bu gerekli söz. Ancak zaruret miktarı konuşur diyor. Zaruret miktarı. Bu ilahi korkuysa buradan burada bir kere kendimizi vezn etmemiz şart. Ben bu sözü söylüyorum ama uygun mu bu? Neyse bunu bilirsiniz. Kuran-ı Kerim'de çokça söz hakkında bitmez zaten.
Kuranı Kerim kelamullahtır. Allah'ın kelamı. İşte bizim halimiz şuna benziyor. Çocuklar onunla oynuyor. Sizi demiyorum. Bir kısmımız bu şekilde. Yapboz var. Şimdi o gartum kağıtlarını, bunların sert kısımlarından yapıyor. Ondan sonra tekrar bozuyor. Yapmıyor. Şimdi tövbeler gibi oluyoruz. Ondan sonra yine yerimizde sayalım. Bunu bir bütünme durumumuz olursa o zaman iki günü denk olan zarardadır, zarara girmeyiz. Yani ömür şimdi zarara giriyor. Nefeslerimiz zarara giriyor. Bir daha bu nefes gelmez etmez. Ondan daha bir yukarıya daha bir yukarıya daha bir üstün doğru zaten. İlimde de belli, amelde de taatte de hep bunlar belli. Bunu ifade buyurmuş. Birden şuna. Çok önemli söz söylüyorlar. Çok müstesna biz hayran kalıyoruz. İnsan bir de doyuma ulaşmak istiyor. Bir hikaye kitabından şöyle gelişigüzel bir hikaye insanın başından geçmesi muhtemel olmayan zaten hikaye denk zaman çokça da odur.
Geçmiş veya geçmemiş. Onlar da neyle uyarlanacak gibi değil, bunlar takın gitmez bizi. Hikaye eğer ahsenal gasas diye buyurulan Yusuf Aleyhisselam'ın anlatıldığı surei Yusuf olsa müstesna onda yüz on bir tane ayet var. Yüz on bir ayet yüz on bir tasavvufi şeyleri ifade eder, esasları ifade eder. Okuyup geçiyoruz da, orada eğer anlayabilirsek hep o sırlar var orada. Mesela düşünüyoruz. Bayağı geri kalmışız ama adım atarsak zararın neresinden dönülürse kar. Şimdi kemliği olan ayetler var. Kemni dediğimiz mesela Cenabı hak şeyde bu bu Vahşi suresinde Vahşi suresinde her zaman söyleyemiyorum bunu. Bir yukarıdan alırsan çıkar. Göstereyim şöyle. Hayvanların yaratılış hikmeti, tasavvufun aslında o hikmeti anlamaktır. Bu mübarek yolu kabukta kalmamak içe inmek. Böyle sureta değil. Gönülden. Mesela botanik ilim denir. Yani hayvanlara ait olan ilim. Bu ilim ne yapar?
Cenabıhakk'a bizim muhabbetimizi artırır. Bak o kadar kuşlar var daha bölmediğimiz neler var. Hiçbirinin sesi bir diğerine benzemiyor. Bunu yaratan Mevla tümü de benzemiyor. Şeklinde. Ondan sonra kevni olan yani yaratılan Allah'ımızın yaratmış olduğu. Bak şimdi sema konuşuluyor. Gök cisimleri. Furkan suresinde ve yok diğer surelerde de var. Burada on iki tane burç. On iki burç oğlak burcu, bilmem plan, yengeç burcu, kova burcu vesaire. Bu bu değil sadece. Bir de gönül borcunu ifade ediyorlar büyüklerimiz. İşte alakayı böyle kurabilsek hayatımız boşa geçmez. Mesela gezmemizde de rakımızı tefekkür olur. Tozmamızda olur. Her şey doğru ama işi buraya bindirebilmek mühim olan olur. Esas bu. Ve yine cibberiki insan bu sefer dağlar dağlardaki sinir. Tabii bitmez. Sonra yer buyuruyor Cenabı hak. Yer bilimleri. Hususi kazı çalışmaları yapanlar var ya doğru yer. Madencilik var vesairleri var.
Bitmez tükenmez. Bunlar Rabbımızın kudreti ilahiyesini gösteriyor. İşte bunu düşünebilme bizim Rabbimize muhabbetimizi artırır, sevgimizi artırır. İmamı Gazali'nin vardı, yarat, yok. Hayvanlar alemi diye mi? Böyle var bir eser. Bunu Türkçe bir eser. Bunu üstadımız görmüş. Biz okulda çok kitap alırdık. Almış. Onu caminin önünde namazı bekleyen cemaat vardı. Hemen girmezlerdi. Çünkü bağdan bahçeden gelin bunlar. Biraz beklenirdi. O bekleme anında o kitabı koydu. Yaratılış hikmetlerini. Haşın yaratılış hikmeti, üzüm yaratılış hikmeti diye. Demek ki insan kainatla bütünleşmiş oluyor. Biz uzak değiliz. Zaten insanın yaratılışı su. Var mı insanda su? Damardaki dolaşan ne? Sıcakta alnımızdan akan mavi. Irmaklar var. Denizler var. Bak kainatla insan nasıl bütünleşiyor? Ondan sonra hava. Hava alması için çatlar zaten. Rüzgar var vesaire var. Ateş sıcaklığımız var. Vücutta bir sıcaklığı var.
Öldüm zaten soğuğun, güneşin vesaire. Toprak var. O zaman biz kainatta rabbımızın esrarını görmek bak burada hemen geçti. Hikmete inmeyen yıka üzere dedi çıktı. Yemişiz. Bir kardeşimiz var mı? Herkes bitirirdi parayı. Ona para vermiyor dediler. Cebilerini ne kadar koysam o anda bitirir. Biz şu para yerine maddi değerle ölçülemeyecek hayatımızı ve nefesimizi Allah'ımızı muhafaza etsin. Çok güzel diyenler var. Orayı okumuşsin. Demek ki insan kainatla bıkıldığımız namaz zaten kainatla alakalıydı. Ayakta durdu. Dağların zikri, meleklerin zikri. Rükua vardı. Hayvanatın zikri meleklerin uyku halindedir. Secdeye vardı bitkiler. Şimdi çok dedikodusu yapılırdı. Kimse var. Kim o dedi senin? Yaşar Nuri Öztürk. Kim olursa olsun. Mühim olan şimdi bir kimse dinlerim. Sosyalist hem de onların. Hasan Hüseyin en gülerisi. Ne çıkardın de ondan. Çok ders çıkardım ondan. Başta Hulk avcusu. Öyle bir obje ki.
İleriye kendini mazur belli. Hiç yamuk yumuk konuşmuyor sosyalizme. Dedim Ya Rabbi! Bizim insanlarımızı nasıl ağlıyor da biz İslam'a insanları getiremiyoruz? Kendi düşmanımızın çocuklarından başka gelen. Düşüneceğimiz bunlar hepimizin. Bir sosyaliz. Kulu rızıklandırıyor. Ne yine? Zikrin tadıyla. Mesela kardeşim elinde tesbih çekiyor. Çünkü tevhidi okuyor diyelim. Biz de okuyoruz. Ama orada tevhidin tadı içimize geliyor. Sabah ne yediniz diyelim en azından peynir yerden zeytin bulunabilirse ondan sonra börektik çörektik. O böreğin çöreğin ince tadını alıyoruz. Hatta bab'a çıkıyor evde. Niye bu tatlı olmalı, niye şöyle olur diye. Onların hep tadı alınıyor. Burada buyuruyor ki zikrin de tadını alın. Zikir genel bir mana bütün ibadetten zaten. Yani kafayı buna gördüğümüz zaman kimseyle meşgul olması için şöyle, bu böyle, bunlar filan.
O anca ben nasıl düzeleceğim diye bir şey daha diyeyim size bakın. Bunlar yüksek hallerde usun. Enfüs daha kendimizi çözemedik. Nesini çözemedi? Nahunike ne? Niçin yaratılmışsa azayı o yönde kullanılır. Yazık yani şu dilimize çok yazık. Şu izah ediyoruz. Bunun için kendisine zulmetli bölümler ya. Yaratıldığı hal üzere götürebilmek. Bunu buyuruyor. Feynle ferihabiye. Ferihabihi ve şekeravu. Bu zikrin ibadetin taatin tadını alınca diyor meyvelerini aldığımız gibi yemekleri bunun da zevkine erişirse Allah'ımıza yakınlığın dostluğu içerisinde olur. Ölçemeyiz zaten. Beyin gassurafhy, şükür. Alamıyoruz ki şükür olsun. Neyse taklit bizimki olsun. Taklit tahkike yol açar. Taklidi olsun yaparsa inşallah hakikati zuhur eder samimiyetimize göre meydana gelir. Yalnız taklit hakikate uymadıkça taklit olmaz.
Dilinde zikir olur da diyor böyle zikirler yanar, balon, çağırır ve yalnız tadı lezzeti yoktur. Olur. Dedem demiş ya, dedem bir tarikata girmiş. Daha Esad Hazretleri'ni bulmadan önce. Sadece demiş kafamız zevk alır demiş böyle ağlıyorlar ağlıyorlar dedi. Ben demiş Esad Erbil Billi Hazretleri bu halleri yaşayan mübarek sultanımızı bulunca bunda da tam bir eğitim almaya gayreti o zaman anladım demiş. İşin tadını lezzetini o zaman duydum demiş. Var bu İslam tarihinde de var. Kıymetli eserlerden geçer velilerin. Bütün namazlarını kaza edenler var. Bu zevke erişince mesela namazdaki zevke ilişmiş. Nedir? Secde Allah'ımıza en yakın olduğu andır kişinin. Onay erişince hep anlattıklarını kaza etmişler. Yanılmıyorlık yapmamışlık şimdi. İşte Recep Allah'ın ayıbına geçip gidiyor gidecek. Allahümme versin geliyor. Giriyor mu nasıl gidiyor? Bizde bir eser bırakarak mı geliyor?
Yoksa vakit mi dolduruyoruz? Yine ona işaret eden bir söz söylemiş. Muhabbet rüzgarının esintisi bunu. Muhabbet esintisinin esintileri diyelim. Esintileri. O muhabbet ehlinin ha muhabbet ehline yayılır diyor, gönlüne. Gönlüne yayılır o ilahi rayiha. Bu sabah okumuşsun. Bunun şey olması gerekiyor, iç aleminde kalması gerekiyor. Allahu alem ona işaret duyurur mu? Güzel hepsi güzel. Gerçekten hiç duymadığımız söze. Bunu pek kitaplarını da yazmıyor önce bunların mübarek dillerinden köpürüyor, bunun dillerinden. Vel vahte yalnızlık nedir? Vahdet değil, yalnızlık değil bu. Vahdet. Kim izah eder bilemiyorum. Bunu izah edemeyiz. Teki bulmak, tek bulayım Mevla'm sen değil ilahi söyler. Allah'ı bulmak. Sadıklarla oturursanız diyor, bunu elde edersiniz. Allah'ımızın vahdaniyetini bildiği, bildiğinin meşhesine girersiniz. Bunu söylemiş.
Bir de zikrullahi bir bilsen eğer dilinizle Allah derseniz bunu genelleştirebiliriz. Yani bedenen yaptığımız tahliller olur. Böyle yaparsak biz dilimizde istiğfarda okuyoruz. Tevhidte, sallallahü selamda, Kuran-ı Kerim'de okunuyor devamlı. Bu dereceleriniz nükedir. Allah yanında. Bunu yaparken siz gönülle de yapabilirseniz zikrederken, gönlünüz de buyuruluyor. Allah'ı zikrediyorlar. Kalplerinde kıpırdanmalar meydana geliyor. İlahi hareketlenmeler meydana geliyor. Allah'ımıza muhabbet kıpırdaması meydana geliyor. Filozofi ilahiye kıpırdaması oluyor. Daha üniteleri tecelliyat bulunur. Bunlar Allah'ımıza yakınlığı meydana getirir. Bak diline taklit yapıyoruz. Olsun. Boş durmasın dilimiz. Bunu yaparken eğer ölümle de olursa o bu akibelerdir başlar anlattılar. O zaman Allah'ımıza yakınlık meydana geliyor. O anda alacağı lezzeti alır tabii. Ahlakı bozuklardan kaçın.
Biliyorsunuz ki düzgün değil. Gönül alın konuşun görüşün ama hemhalip olmayın buyuruyor. Ahlak da deniyye denir zaten. Kötü ahlak üzere kaçın. Sanki haramdan nasıl kaçıyorsunuz, Ondan da kaçın. Genelde büyük bir zarar açıyor ki bunun için söylüyorum. Şurayı da bir bakayım. Evet. Her derviş, yekullü hem bir rızk. Olmadı mı? Onlar için bir rızık var. Kalbi gönlünde. Şimdi amel ediyorsunuz da diyor size gereken ameliniz Allah'ımıza yakınlığı meydana getirsin diyor. O gönüllüle olur. Ateşten olmaz onu. Kalbin bu hallere girmesi ve sübhani illallah, Allah ile buzul bulacak diyor. Mesela zikrederken Allah diyoruz ya, Arifani ilahi büyüklerimiz, Allah zikriyle beraber o zikrettiği meblağ ile oluyor. Allah diyor dirililere ama Allah derken taatlerini yaparken emreden Rabbımızla oluyor. Bunu söylüyor. Böyle ifade etmemişlar. Hadisini bulmuş burada.
Böyle küçüklüğe düşmeden tevazu halinde olana ne mutlu buydu? Tuva. Ne mutlu? Böyle tevazu gösteriyorum da bir şeyim diyor, gösteriş için. Öyle olmayacak diyor Allahu alem. Oturduğunuzda ilim ehli ve hikmet ehli de oturur. Onların içine kardeşim demek istiyor. Ve Rahime, şiire merhamet edin fakire ve yoksuna inşallah özetim. Ne mutlu nefsini şımartmayan nefsini ne bileyim üstün görmeyen, yenilkılan efendimizin sözü sallallahu aleyhi ve sellem bir kan dahi göz açık bir oyuncuya kadar. Ondan da daha az bir zaman da olsa beni nefsime terk etme. Bu çok önemli. Mesela adam çok büyük bir dersinde olur, o anası müşandı olur, İbadetine lezzet alır. Çok diyor. Haz alır. Bunda da nefsinizin oyununa düşmeyin. Sizi aldatmasın. Çünkü her oyunla var. Dikkatli olalım. Evet. Kazancı temiz olana ne mutlu olur. Temiz bir kazancı var ve salat, Taha ve kes ruhu olması lazım.
Bir yukarıya bakayım da oradan gelirim. İnşallah hata olması zaman da içini içini nurlandıran demek. Onlar onlara ne mutlu? Evet, bu şekilde geçmiş hadisi şerif. Siz yeter deyince bırakayım inşallah. Demeseniz bir de içinizden girdiğinizi inşallah Allah'ımız. Bilesiniz. Bu belli oluyor. Allah için bir kimseyi sevdiğiniz zaman, evet dünya ile karışmayı dünya ehliyle olmayı azalt diyor. Çünkü bozuyor dünya ehli bozuyor fikrimizi. Şimdi Recep I Şerif'te oruçtur. Öyle mi? Oruç üç türlüdür. Ruhun orucu. Ha bu şöyle olurmuş. Şunu yapacağım. Şunu edeceğim. Bu uzun endişelerini terk etmektir. Diyor. Yani kalbimizi elimiz meşgul olacak da beynimizde o işi ayarlayacak ama gönlümüzü vermeyeceğiz. Ruhu borcu buymuş. Emmelimiz Allah olacak. Yaptığımız her işte Allah'ımızın bu işte rızası var mı diye düşüneceğiz. Ve saunül akıl. Hiç duymamıştım. Aklın orucu nefsin arzusuna düşmeyeceğiz.
Şimdi her zaman tetikte o. Nefsin orucu haramlardan ve yemekten uzak olmaktır. Şuraya mühim demişim acaba nedir? Ve veya zarf kelimesinin çoğulu bu. Zarf. Kalbin hapları da var zarfı da var diyor. Dış kabı demek ki. Evet, kalbin dış kısmı da var. Onun kabı da var. Ve her kap her kabın ve zarfın zarfın onların ıslahı varmış. Velilerin, kalpleri bir haptır. Ama nasıl bir kalp? Rabbimizi tanıma kabıymış. Evliyaullah'ın gönlü demek kalplerini o hale getirmiş demektir. Velilerin kalpleri Allah'ımızı tanıma. Marifetullah'la duymuşuz. Rabbimizi tanımakla. Ve ariflerin kalpleri Rabbimize muhabbetle muhabbetle doluymuş onların kalplerinden. Beni sevenler demek. Muhabbet ehli. Onların kalpleri ise şevkle aşkla muhabbetle dolu. Aşıkların kalbi. Allah'ımıza dostluk kabıymış onların kalpleri. Rabbımıza dostu. Bunların her birisinin kendine hasedepleri vardır.
Eğer bunlara dikkat edilmezse diyor siz kendinizi zayi dersiniz.