Hikmet ve İman Yolunda Gayret ve Sabır kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Artık günümüzde hepimiz için farzı ayin durumunda. Yalnız bunun şartları vardır. Şartları da, Hz. Rümmer efendimizin bazı sahabe-i kiram için, duyuyorum tebliğ yaptığınızı işitiyorum, kendi başınıza tebliğ yapmayın, onun şartları var, usulü vardır diye buyuruyor. Bu söylediği kimseler Efendimizin…
Hikmet ve İman Yolunda Gayret ve Sabır ne anlatıyor?
Hikmet ve İman Yolunda Gayret ve Sabır kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Artık günümüzde hepimiz için farzı ayin durumunda. Yalnız bunun şartları vardır. Şartları da, Hz. Rümmer efendimizin bazı sahabe-i kiram için, duyuyorum tebliğ yaptığınızı işitiyorum, kendi başınıza tebliğ yapmayın, onun şartları var, usulü vardır diye buyuruyor. Bu söylediği kimseler Efendimizin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Artık günümüzde hepimiz için farzı ayin durumunda. Yalnız bunun şartları vardır. Şartları da, Hz. Rümmer efendimizin bazı sahabe-i kiram için, duyuyorum tebliğ yaptığınızı işitiyorum, kendi başınıza tebliğ yapmayın, onun şartları var, usulü vardır diye buyuruyor. Bu söylediği kimseler Efendimizin tezgahından, eğitiminden geçen kimseler. Ona göre düşüneceğiz Hazreti Ömer radiyallahu anh sahabe için bunu kullanırken biz insanlara nasıl yaklaşırız, nasıl temnide davette Allah'ın yoluna onları çağırırız bunu çok iyi düşünmemiz gerekir. En azından Nahl suresinin en son ayetlerinden biri Allah'ın yoluna insanları hikmetle davet edin. Belki burada size anlatacağız Rabbimizin lütfuyla. Bütün peygamberlere verilen, peygamberlere verilen nimetlerden birisi hikmettir. Hikmet ne? Hikmet, hayrı şerden ayırabilmek.
Hikmet faydalı olanı alıp zararlı olanı atmak. Bu hikmet aslında gönle verilir. O dille şu acizane dilimiz ile ifade ettiğimiz gibi değil o. Hikmet gönülde olur. Bir eşyanın hakikatine ermek demektir. Biz mesela şu duvara baktığımızda bunun hikmetini, bunun esrarını anlayabiliyor muyuz? Mesela anlıyorsak o hikmettir. Ne kadar mühimmiş. İlim ehli olabilir insan ama hikmet ehli olmak gönülle alakalı, ruhla alakalı, sırla alakalı, Rabbimizle çok iyi bir münasebet kurmakla alakalı. Yine de bu kıtlık döneminde ne yapalım elimizden geldiği kadar insanlara yol göstermeye çalışırken onların hürmetine bizler de istikamet üzere yürüyebilir miyiz diye çok mütevazi bir şekilde gayret göstererek çalışırız. Ehil olarak değil, Allah'ımızın aciz bir kulları olarak hizmet etmek suretiyle biz de ilahi nimete mazhar olur muyuz düşüncesiyle gayret büstileceğiz. Arz ediyorum bizim hiçbir halifemiz yok.
Ne demek? Halife derler vekil derler. Nasıl halifen vekilin yokmuş? Bu hilafet estabillah innicailün fil ardı halife. Cenabı Hak bütün insanların hükümlerinin yerine gelmesi için kendi namına halife tayin ediyor. Bu umumidir. Hususi olanı bizzat peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemden gelir. İki cihan güneşinden gelir. O zaman nedir ya? Bizim görevimiz ne? Biz üç kişi yola çıktığı zaman işte biri diyor ki yahu biz şu yoldan gidelim. Mesela dağ yolundan gidelim. Bir diğeri diyor ki mesela dağ yolundan gidersek manzaralı olur, şelaleler var çok güzel manzara, Tabiatta artık uyanıyor onları görür. Bir diğeri de asfalttan gidelim. Bir kısmı da diyor ki ne biz dağ yolundan gidelim ne normal asfalttan gidelim, tekneden aşalım diyor. Şimdi bak iş karışıyor ama bir kişi olacak olursa o ne diyor ama sağlıklı olmak şartıyla.
Onun da itikadının düzgün, ibadetinin düzgün, ahlakının düzgün olması suretiyle diyor ki sağlıklı olan şu yoldan gitmektir. O zaman karışıklık geçiyor. İşte şurayı da burayı demiyor. Ha böyle mi? O yoldan gidelim, demiyor. Aynen durum bu. Bizim bir kıymetli insanlarla seferimiz bulmuştu. Onlardan bir tanesi şunu söyledi. O zat Es'adi El-Bidî hazretlerinin hulefasından Muhyiddin Efendi'nin evladı, ahirete güçlü. O bize şunu söyledi. Bir araya geldiğimizde pek de kimseyle konuşmuyordu herkesle. Böyle belli kimselerle bazen halleşiyordu, böyle kıymetli bir insan. Dedi ki ben bu görevi yaparken ehil olarak yapmıyorum. Üst lazım bana emretti, emrettiği için yürütüyor. Bu şekilde görmemiz icab eder. Çünkü halife dediğimiz zaman halife peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin vekili bir de en önde koşan demek. Demek. Nasıl? Mesela bir şeyi emrediyor aleyhissalatü vesselam efendimiz.
Namazı emrediyor en çok kılan o. Cihadı emrediyor Hazreti Abbas diyor amcaları radiyallahu anh ya Muhammed ne yapıyorsun? Düşman saflarına girdin oldun. Neredeyse düşmanların saflarına gireceksin. En önde cihatta da en önde. Tebliğ ve davette de önde. Bir ashabın işimi var? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem oturmuyor. İşte ben bir peygamberim otururum, ashabım çalışır böyle yapmıyor. Hadis kitaplarına baktığımız zaman buyuruyor ki kendileri sahabe-i kiramdan bir kısmı ocağa hazırlıyor, yiyeceklere hazırlıyor. Kendileri de odun topluyor. Oturun ya resulullah, oturun ya resulullah biz yaparız. Buyuruyorlar ki arkadaşları çalışırken kişinin oturması caiz değildir. Ben de odun toplayayım buyuruyor. Bu Rasulullah. Biz kimiz? İşte biz oturacağız, diğerleri koşacak. Sen yap, sen şunu yerine getir. Sen şöyle oku. Yok, en önde, en önde her işe. Çok istisnai haller olur. İstisnai haller olur.
Efendimiz aleyhissalatu vesselam yok gösteriyor. Onlar vakarını korumakla birlikte hizmette üncüdürler. Onlar hepimiz neyiz? Mürşidimiz bir kere Resulullah'tan tasdik almış bir kimse. Allah'ın müstesna bir kulu o genç yaşında işi ele almış, on dört yaşında onun gönül gözleri açılmış, hakikati görmüş, onu Allah'ın bütün veli kulları tasdik etmiş, hem dünyada olanlar hem de ukradı olanlar hem gözle görülen bilinen evliyaullah bir de herkesin tanıyamayacağı ricalü'l-hayib tarafından o tasdik edilmiş. Ne yapıyor Bunlar hizmetlerini öyle yerine getiriyor ki anlatmakla bitiremeyiz biz bunu. Af buyurun o günde işte vasıtalar uçakla, motorlu vasıtalarla değil, mürekkeple gidiyor. Durmuyor, dinlenmiyor. Evladının bir ihtiyacı için bizzat kendisi kullarını sıvıyor. Bir gün sonra anlatayım size. Onun için çekilip oturma yok. Böyle bir komut verme yok.
Bir had seferleri var, biraz da akraba düşen dolaylı yollardan düşer. Bu zat koltuk değnekleriyle yürüyor. Hacda da çok sıcak olduğu için hava koltukları yara oluyor artık sıcaktan da dolayı, bir de koltuk değneklerinden. Kendi mübarek elleriyle merhemi sürüyorlar, koltuğuna sürüyorlar. O zat haya ediyor, efendim nasıl olur diyor, sizin gibi bir insan bize bunu yapar. Yok diyor. Onun için hoca asası, çiftçi meselesi. Yediden yetmişe hepimiz görevliyiz. Bunları biz açtık. Şu mevzuyu açtık. Bunu nereden öğreneceğiz? Bir kere yine bilen kardeşlerimiz size emri bil maruf nehyi anil münker nasıl yapılır bunu üretirler. Mesela onlar söylemedi. Onlar demese bile kitaplarda dolu zaten. Nasıl insanlara hak yolu gösterilir, o ifade ediliyor zaten, bildiriliyor. Bir mümin olarak görevlerimiz nelerdir, bunlar hep açık beyan, kitaplarda belli.
Bir kere aidiyet diyoruz, Üstad-ı Alimizin Sami Ramazanoğlu Kaddafi ve devamında bulunan üstadlarımızın eserlerini bir okuruz. En az yirmi tane eseri var. On yedi diye geçer de. Bunları bir okuruz. Öyle sorun ne değil? Vukadde de var arka kısmında, lügatçe. Kelimelerin anlamları da var, bir okuruz bunları. Çok büyük sıkıntılarına yazdı ve gayet güzel. Biz Süleyman aleyhisselamı okusak öyle güzel ele almış ki üstazı halimiz Süleyman Aleyhisselam anlatırken oradan çıkarılacak dersleri de vermiş. Mesela Süleyman Aleyhisselam yolda girerken karıncanın işte beyi diyor ki yuvalarınıza çekilin, Süleyman'ın askeri sizi tepelemesin. Süleyman aleyhisselam o anda gülüyor. Buyuruluyor ki bir karınca dahi ebnai cinsini arkadaşlarını koruyor. Buradan ders olarak çıkarıyor.
Diyor ki bir karınca bunu yapar da siz çocuğunuzu Kuran kıraatiyle, ehli beyit sevgisiyle, Resulullah muhabbetiyle, günümüzdeki teknolojiyi, hayır yolda kullanmanın öğüdünü ve nasihatini vermez misiniz? Mesela büyük bir nimettir zevce insan için büyük bir nimettir. Onların diğer hanımları da irşad ve ıslahı için yetiştirmez misiniz? Etrafınızdaki kimselere bağırınızı açmaz mısınız? Yüz binlerce isyan mahallinde ki kimseleri düşünüp de bir el uzatmaz mısınız? Hep bunları veriyorum. Bizim bu tebliğimizde ve davetimizde kendilerini hedef alacağımız, örnek alacağımız kimdir? Peygamberlerimizdir. Bakın çok çarpık hareketlerimiz oluyor. Bunu biz biliyoruz. Kendi şahsımıza diyoruz ki bu yaptığımız iş doğru dürüst bir iş değil. Zaten bunu demek Esad-i El birliği hazretlerinin buyurduğu gibi bir terakkidir, yani bir gelişmedir.
Nasıl insanın suçunu itiraf etmesi, ben suçluyum, hatalıyım demesi bir terakkidir, bir gelişmedir. Ama yok canım ben böyle bir şey yapmadım sözleri pek doğru değildir. İnsan-ı kamile uyan bir söz değildir. Bunu biliriz. Hatalarımızı bilirsek bu bile terakkidir. Şimdi biz çıtayı bir müridan olarak almıyoruz. Bir derviş olarak da almıyoruz. Bir tarik erbabı olarak da almıyoruz. O zaman nedir ya kime konuşuyorsun? Biz bir kere tıraşımız gözümüzün önüne insin diyoruz. Büyüklerimizden duydu mürid demek üstazı alimizin sözleri yirmi yıl amel defterine günah düşürmeyen kimse demek. Şimdi nasıl soracak? Kitap nasıl soracak bizim? Yirmi sene amel defterine hata düşürmeyen demek. Şimdi biraz kendimizi beğensek, evrak ve ezkarımızda ilerleyince, şöyle ilerleyince kendimizi tartmaya başlasak günah olarak bu yeter dardan bile. Allah'ımıza çok ağır geldi o hareket. İşte ben murakebelerdeyim.
Ben şu haldeyim. Bu helakimize sebep bunları. O zaman derviş niye onlara hitap yok? Derviş dedemin tarif ettiği. Kapının altı şeyi buyurmuş. Basınca ses çıkarmıyor. Yani birimizin dolaylı yollardan söz nefsimize dokunsa feryadı basıyoruz bunu kabul edeceğiz. Bir hatamız söylenecek olsa had'iyen mümkün değil. Üzerimize iş getirmiyoruz. Bu dervişliğin kolay olmadığını Sami Ramazanoğlu, Hz. SVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSVSS kimse kalmadı. Kalben imtihan idi. O zaman ne olacak kendileri had'iyen demezlermiş. Çünkü nefisle tahammül edemediği için işte sığara kullanma, ondan sonra ayağımız düzgün yerlerde bulunsun, bazen isyan mahallerine girip çıkıyoruz. Ayaklarımız iki kimsenin arasını bozmak değil düzeltmek için olsun. Efendim ayaktan başladı. Bunun gibi söz söylemezler ancak kitap okuruz buyurmuş.
Kitap okuruz ortalarında delil getirir söylemez deyip yine söylüyor, söylüyor ama direkt şöyle yapma demiyor. O dedikleri üç şekildeyiz ya biz bir candan olanlar onlar red ve kabul onun yanında birdir. Onu insanların içerisinde kaldırsan, münasip bir kimse değilsin desen hiç değişmez Çok tebessümle kalkar. Kabul edip bağrına bassan herhalde bana bir hilafet gibi bu da kolay değil de, hilafet gibi bir görev mi verilecek demez. Bağlandı bendim gidemem kaideyedir. Sözü bu. Bağlandı bendim gidemem. O zaman ne yapacağız birbirimizi ilerleteceğiz. Kamil bir mümin olmanın yolunu ve ölçeceğiz, biçeceğiz. Ben neyim diye kitabı Kerim'e bakacağız. E hadisi Muhammediye'ye bakacağız.
Yusuf ey Medani hazretlerinin buyurduğu gibi mürşid-i kamil diyor her zaman sohbet mümkün olmadığı için en az diyor on altı sahife mürşid-i kamillerin, velilerin hayatından okuyun, ıslah olursunuz diye bize tavsiyelerde bulun diyor. O zaman ne yapacağız? Tavsiyelerde bulun diyor. O zaman ne yapacağız? Islah olmak için, irşad olmak için kardeşlerimize yol gösterirken hedefimiz peygamberler olacak. Onlar nasıl yapmış, nasıl çalışmış, gayret göstermiş, nelere dikkat etmiş çok önemli. İşte bu sebeple diyoruz ki İslam tarihini yerine göre ezberleyelim. Peygamberlerin hayatını okuyalım. Sadatı kiram okuyup okuyup şu başımızı iki elimizin arasına alıp ne kadar uyuyoruz bunu bir gözden geçirelim diyoruz. İtikada mütealli, eserleri mutlak okuyalım, ibadete ait, vesair hususlarda. İnsan yaratılmış bir varlıktır. Sahip olduğu her şeyi yaratanla borçludur. Essahible.
Hiç yaratan yarattığını bilmez mi? O zaman yaratan bizim her şeyimizi tespit buyurmuştur ticari hususumuzda, ailevi meselelerimizle, bir ortaklığımızı da her türlü konuyu ele almıştır. Bir semaya bakışımızı bile, bir arzda yürüyüşümüzü, sesimizin tonu, kulağımızın dinleyeceği sözleri, elle tutacağımızı, adım atacağımız her işi nasıl yazıyor bunu? Siz bilirsiniz bunu çok okuyacağız. Biz çok maluma sahibi olacağız. Essahu billah. Vaksid fi meşih baazul minsat. Yürüyüşünde Furkan suresini açın, Lokman suresini açın. Ne olur? İsra Suresinde var. O adımı nasıl atacağımız. Bu sadece adımla bitmez. Hayatımızın her anı ifade ediliyor. İnsanları da incitme, rencide etme, bağırıp çağırma. Her şey bizim arayacağımız, tarayacağımız hiçbir şey yok. Zaten bir Bakara suresini okusar güzel Sami Bendi hazretleri yazmışlar. Ne kadar güzel. Yunus ve Hud suresi hiç doyulmaz.
Daha hala bizim içimizde böyle bir keşif keramet arzusu olanlar çıkabiliyor olur. Bu bir ilk devrelerde zuhur edebilir. Hep bunları yazar. Mesela der ki siz su üzerinde yürüyenlere mi imreniyorsunuz? Yunus Veud Suresi'nde Samiend Hazretleri'nin tefsirinden alıyor, yaptığı tefsirden söylüyor. Bir kurbağada yürüyor. İşte an-ı vahidde bir doğudan batıya geçen emi bir şeytandır bunu yapıyor. Çok güzel ifade etmiş. Okuyalım çok malumatımız olur, bilgimiz olur. Hata etmeyiz Allah'ın izniyle. Çünkü bizim üstadlarımız çok okumuşlar. Bak bir gün mektebim yok demiş ama bilenlerin mutlak vardır içimizde kardeşlerimizden çok seçkin olanlar var. Bir hazin tefsiri ilim ehlinin eseridir o. Hazin tefsiri okursunuz Türkçesi herhalde yok bunun. Mevhih-i Mahmud teblasire bakın. Bunu okumuş talim etmiş, bunu okuyan bir gün mehdebim yok demek herhalde bizim gibi insanlar yola gelsin diye ifade etmiş.
Yoksa söylediği sözler Fahreddin Razi hazretlerinin tefsirinde bulunuyor. Hep kaynak eserlerde mevcut. O zaman biz de bir program dahilinde girersek çok istifademiz var bakış gününü getirdik biz. Şimdi bahara giriyoruz bahara girerken diyeceğiz ki benim gözümde de bir bahar midane gelsin. Artık hasetle bakan bir göz değil ibretle bakan bir göz olsun diyeceğiz. Kalbimizde artık bizim bahara erişsin. Allah'ımızın zikri ile artık uyanan, dirilen bir kalp olsun diyeceğiz. İnsan yaratılmış bir varlıktır. Sahip olduğu her şeyi yaratanına borçludur. Ne demek bu? Sahip olduğu her şeyi yaratanına borçlu demek murakibe bu. Biz evrad eskere alıyoruz da kalpri, sır, hafi, ahfa diye geçiyoruz ya, bu murakabe mi? Murat mi? Tasavvuf üzerine çalışma yapan profesörler bununla görüşülür, bu mevzu. Biliyorum içinizde bununla meşgul olan da var. Biraz araştırmamız lazım.
Biraz kafamızı yormamız, beynimizi çalıştırmamız lazım. Samet sıfatı Samet. Murakebede ilk vazife bu. İhlas. Samet ne demek? Herkes ona muhtaç ama o bir şeye muhtaç değil. Bu acziyetimizi gösterir, onun azametini, bu diliyle ifade ile hiç olmaz. Şu konuşmamız bizim şurada dağ var demek gibi bir şey. İşte Beytullah var demek ki ama bir gidip görmesi var, Etrafında dönüp tuhaf gidilmesi var. Bizim ona muhtaç olduğumuzu bilebilmek bu bizi enaniyetten kurtarır. Firavunni bir durumdan kurtarır. Nemrut olmaktan kurtarır. Var mı öyle olan? Kibil ve benlik nereye gider? Allah'ımız muhafaza etsin korusun. Biz her zaman da okuyoruz Enbiya suresinde ve mahalat nes sema evvel arda ve mabeyne ve mahalat nes on altı Gençsin. Elhamdülillah çok gençsiniz. Bu Enbiya suresinde bu ayet-i celile-i cemile-yi kendimize hedef kabul ederiz. Bakın ne kadar güzel.
Allah'ım semaya da, arzı da ikisinin arasında olan her şeyi oyuncak olarak halk etmedi. Bir amacı var demek, bir gayesi var. İşte kulaklarımız biraz açıksa güneş bize neler konuşur, ay neler konuşur, yıldızlar neler konuşur, mahlukat neler konuşur bize, nelerden bahsediyor. Benim gayem budur der. Bir karınca dahi anlatır. Ben insanların gafletten kurtulması için varım çalışmak suretiyle der en azından. Ben etrafımı bile kurtarmak için çalışıyorum. Siz de küfürden nifaktan şirkten, yanlış düşüncelerden aman ha insanları kurtarın. Şu itikadi yanlışlık dediğimiz var ya, o kadar önemli bir konu ki bunun üzerinde bir araya gelin, gönül gönüle, kafa kafaya vermek suretiyle bil mütalaa edelim. Nasıl bunu ortaya çıkaralım? İtikat kitapları var. Kesteliyi diyeceğim ama bunu ancak ilim ehli insanlarımız bilir. Okusak orada çok güzel ifade eder ve bunun da Türkçe olanlar da vardır.
Hep bunlarla yorulacağız, bunlarla yorulacağız. Kendimizi boşa yormayacağız, işimizi çok fazla bize. Böyle kıymetli hocalarımız konuşurlardı, konuşurlardı, derlerdi ki ilmin sonu yok, ömür yetmiyor derlerdi. İnşallah gayret ederiz ve malumatımız olur. Bak çocuğu okuduğumuz ayet-i celiliyle hiçbir şey amaçsız ve gayesiz değil. Bir taşın da çok büyük bir gayesi var. İnsanları ve cinleri zatımı kulluk etsin diye yarattım. Kulluk sadece burada namazı kılmamızda bitmez. İşte vücudun da üç yüz altmış eklem var. Bunların hepsinin bir sadakası var, buyrulur ya, yoldan bir engeli kaldırmak. Biz öyle düşünmeyiz. O engeli kaldırmak derken çünkü Çünkü rabıtalı insanlarsınız. Hep rabıta yapan kimseler yerine göre murakibe. Rabıta yapan insan der ki bu Hadis-i Şerif bize yoldan taşı kaldırmayı değil sadece, insanların ve bizim Rabbimize vasıl olmamızda, bize engel olanları da kaldırmaktır.
Bu da ifade ediliyor asıl amaç bu demeye başlar. Rabıta bühey yapılır. Bildiği alamet edene Cenabı Hak bilmediklerini malum eder. Demek ki hiçbir şey sebepsiz değildir. Gayemiz kulluktur. Kulluk hayatı her alanın içerisine alır. Her şey kul zaten. Meryem suresindeki sahifelerde geçen bütün mahlukat Rabbimize kul olarak gelecektir, buyruluyor. İnsan kulluktan da neş'e duyacak şekildedir. Nasıl neşe duyar? Adam cami gördüğü zaman kaçıyor. İbadet ve taat ehlini zikir ehlini gördüğü zaman hiç sevmem diyor. Nasıl insan ibadet ve taate zevk duyacak tipte yaratılmış? Hiç safra hastalığına tutulan insanın bala tatlı dediği duyulmuş mu? Hasta. Ancak o hastalık tedavi edilince bal ne kadar tatlıymış. Nefsimizin çok oyunları var. Nefsin nefasını ilah edineni görmedin mi, buyuruluyor. Bu ilah edinme nefsani arzuların on beş, on altı madde haline geçer. Kibir dediğim için onu da söyleyeyim.
Mesela içinde birisi kibirdir. Bir tamadır. Bu arzuların halk olmadıkça ibadet ve taatin zevki anlaşılmaz. Ama bizim yaratılışımızda mevcut, bu zevk mevcut. Ama bu zevki engelleyen etkenleri, evradımıza, ezkarımıza çok riayet ederek gerçekleştireceğiz imelerimiz, içmelerimiz, mesai durumlarımızdı. Bakın zevk olduğunu Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de Rum Suresi otuz. Ayet-i celîlede bildiriyor. Zevk olarak anlatılıyor. Zevk, hanif olarak, tevhit esasını uyaran. Hayatın her anını tevhit ederek, Allah'ımıza camdan teslim olarak, Onun hükmünü geçerli kılarak yüzünü Rabbimize dön. İnsanı Cenabı Hak fıtratımız olan din üzere yaratmıştır. Bizim fıtratımız yaratılışımızda din duygusu vardır. Dini emirlere saygı diyoruz ya dinimizi Allah'a tazim mahluka şefkat diye.
İşte bu şer'i şerifi tarif ederken itikat, ibadet, ahlak, muamelat hep bunlar diyoruz ya bunlardan zevk almanın yoludur, bunlardan neş'e duymanın yoludur. Demek ki tabiatımızda bu neş'e duyma var. Bu menfi kitaplarında da görürsünüz. Allah diyor celle celalühü kıyamete kadar ömür verse de başımı secdeden kaldırmasam diyen Allah'ın Musları var. Bu nefsani engelleri tamamen kaldırmış bunlar. Bunlar nefsani arzu ve istekleri ortadan kaldırmışlar. Kaldırınca ilahi bir zevk, taate doymama, Geceler gündüz olmuş ona. Mesela Muhammed Baki billah buyuruyor ya çokça anlatıyoruz bunu Muhammed Baki billah hazretleri Kuran'ı günde iki defa hatmediyor gece, işte uzundur hayatı ve sonra elini kaldırıp Rabbimize geceler ne tez geçiyor diyor. Artık bu zevkine ermiş. O nefsani hastalıkları kaldırmış bundan dolayı. Mesela üşeniyoruz gece kalkmak zor geliyor. Geliyor. Cemaatte namaz zor geliyor.
Bu nefsani arzuları atmadığımız için oluyor. Her insanda da bu zevkleri duyacak şekilde yaratılmasına rağmen ne vardır? Bir unutma var, unutuyor. Buyuruluyor ya Bakara Suresi'nde hata eden ve unutkandır insan. İşte bu unutmayı bize bize terk ettirip Allah'ımıza vermiş olduğumuz sözü, heves bezmindeki sözü sıcak tutmak için devamlı uyaran neler vardır? Es-ahilü'l-binne? Allah'ımız her ümmete bir peygamber gönderdik buyuruyor. Her kavme bir peygamber gönderiyor Cenab-ı Hak. Neden? Çünkü ilahi duyguları olmakla birlikte nefsani arzuları da var. Artılar ve eksilerle insan kuşatılmıştır. Bazen eksilerin tesiri altında kalmak suretiyle Rabbimizi ve emrini unutmasın diye peygamberler gelmiştir. Onlar ne diyorlar? En ya'rullah Allah'a canı gönülden ibadet ve taat yapın.
Şeytanın yoluna gitmekten, nefsin arzularına yenilmekten, dünyanın geçici süslerine aldanmaktan, kötü niyetli insanlardan tamamen kurtulun, Rabbi Zülcelal'imize teslim olun diyor. Ve cenabı hak tarafından bu peygamberlerde aynı zamanda seçilmiştir ve bize yol gösteren kimselerdir. Bu bütün peygamberlerde ortak özelliktir Allah'ını seçmiştir, evliyayı da seçmiştir, ulema-yı kiramı da seçmiştir ama tahkik ehli. Meşşaik-ı izamı seçmiştir. İmam-ı an'ı seçmiştir. Gavsil-i azam ve Gavsil-ü ula seçilmiştir. Bir gavuz seçilmiştir. Bir kutbu cihan seçilmiştir. Hep ortak özellikleri peygamberlerimizin. Bir tanesini söyleyeyim Taha Suresi'nde on üçüncü ay içinde Ya Musa biz seni seçtik. Ne olarak seçti? Resul olarak seçti. Ne olarak seçti? Kelam kılmak suretiyle seçti. Sana vahyettiğimiz dua eden insanlara haber ve insanların kurtuluşunu sağla.
Çok uzun Nahl suresinden vesairelerden ebanmışız Resulu. Allah'ın nimetlerine şükreden bir kul olarak İbrahim Aleyhisselam bildiriliyor. Allah'ımız İbrahim Aleyhisselam'ı seçmiş ve ona dosdoğru yolu göstermiştir. Bunların hepsinin ayrı bir konu olduğunu bilenin ama azim için gayret için çaba için tabi notlar alıyorsunuz Bunları yerine getirmeye azami gayret gösteren uzundur. Allahu Teala'nın yolunda davet, bu kimseler bizi uyarmak için davet ediyorlar. Elhamdulillah Rab'bından sana gelen ilahi emirleri ilahi emirleri tebliğ et, bildir diye Halıku Lemyezen bildiriyor ve peygamberler bu davetleri yaparken insanlar Rabbimizi unutmuş, cahibi adetler içerisinde ömürleri böyle geçmiş. Ömürleri cahibi hayatın içerisinde geçmiş ve bunların ek serisi kabul etmiyor. Bütün peygamberleri, bütün peygamberler davetinde yaşlılar kolay kolay gelmiyorlar.
Hatta müstesnaları olmakla birlikte yaşlılar kolay kolay peygamberlerimize kulak vermiyorlar. Baktığımız zaman Adem 'dan taa iki cihan güneşine kadar bütün gençlerin koştuğunu sadece bir misal gireceğim size. Ey Muhammed'im sana o Ashab-ı Kehf'in kıssasını hak olarak haber veriyoruz. Bildiriyoruz. Onlar gençlerdir. Amenu bir rabbim ve zitnahum huda. Allah'a iman etmiş ve hidayetlerin de imanları sebebiyle arttırmışız. O imanları sadece dilin ifadesi değildir bunların. Eğer dilin ifadesi olsaydı asılıyor, kesiliyor, hayatlarına mal oluyor, yine katiyen terk etmiyorlar. Öyleyse bunlar neden bunlara kulak vermiyorlar? Çünkü adamlar iktidar sahibi. Rahatlılıklarının hiç bozulmasını istemiyorlar. Firavun hiç ister mi? Herkese hükmetmeye kalkmış. Nemrotiç istemez ve devamında olan kimseler hiç rahatlarının, kurulu düzenlerinin bozulmasını hiç istemiyorlar.
Rahatımız bozulmasın diyorlar bunlara. Hatta Musa aleyhisselam ile Harun aleyhisselam ilahi davete vardığı zaman söyledikleri söze bakın. Diyorlar ki bunlar, siz diyorlar iktidar sahibi olmak için bunu yapıyorsunuz, dedikleri söz bu. Siz diyor, öyle insanları irşad etmiş, ıslah etmiş, Rabbımıza davet için değil, siz iktidara sahip olmak için bunu yapıyorsunuz, siz kendi saltanatınızı kurmak için diye Taha suresinde ifade buyuruluyor. Hiç kabul etmiyorlar. Düzenimiz bozulmasın diyorlar. Yine de Rabbimiz peygamberlerini bu azgınlara gönderiyor. Mesela efendimiz krallara yazmış olduğu mektuplar yaptığı davetler mesela Firavun'a bakın nasıl gönderiyor kesmeymiş onun için hiçbir şey değil. Buna rağmen Ya Musa İre ila firavna innehu ta'a o azmıştır. Sen Firavun'a git ve hakkı duyur diye buyuruluyor. Hiç yılmamışlar, hakkı haber vermişlerdir. Hiç şüphesiz.
Zaten bunlardaki asıl özellik yılmamak. Yine Taha suresine baktığımız zaman şimdi diyor ki siz diyor Musa'ya nasıl iman ettiniz, onun risaletini kabul edip de Allah'ın birliğini ikrar ettiniz. Çarpazlama olarak bir eliniz, bir de ayağınız keseceğim diyor. Onlar öyle bir sözler söylüyorlar ki, ne yaparsanız yapın biz iman ettik Bu ne demek? Sen istediğini yap demek. İşte sizi kestireceğim nasıl oldu da siz Musa'ya inandınız deyince Nasıl hüküm verirsen ver bir firavun diyorlar. En azgın kimse öldüreceğim diyor, bunlarda istediğini yap. Biz Rabbimiz Allah'a iman ettik. Biz bağışlanmamızı istiyoruz ey Firavun diyor. Hem müminlerdeki özellik bu. Hiç yılmıyorlar ve hakkı haykırıyorlar. Çünkü hak her zaman güçlü ve kuvvetlidir. O zaman yılma yok. Katiyen kulluğumuzun gereğini yaparız, Kardeşlerimize de azami gayret gösteririz. Tembellik diye bir şey yok.
Okuduğumuz surede şöyle söyleyeyim size şimdi bir çivi çakıyoruz ya biz çiviyi çakıyoruz. Niye devamlı vuruyoruz biz çiviye? Vuruyoruz. İyice iyice o çivi yellesin diye. Allah'ımız bizim kafamıza, gönlümüze Abimus Salah diye sekseni seçkin ayet-i celilede bildiriyor ki Namazınızı kılın da irşad ve ıslahta bulunun. Göğçü yüz defa kafamıza çiviyi çakıyor Cenab-ı Hak, cihat ayeti ile. Neden? Kendinizi de İrşad ve Islaha, evinizi de etrafınıza yığmayın ve insanların kurtuluşu için ve başta nefsimizin, dergimizin en fazla, eğer çok düşkün bir durumumuz yoksa almamız icap ederim. Yeni dünya dergimiz mutlaka alınacak. O işte bin sayısında kalma, bilmem filan. Mümkün değil. Her bir ferde ulaştıracak şekilde kardeşlerimiz çalışacaklar. Allahutaala'nın emrini bu vesile ile bildireceğiz. Mesela derneğimiz, veren el derneği, yapmış olduğu hizmetler belli. Buna hep birden canı gönülden koşacağız.
Koşuyorsunuz biliyorum ama Allah'ımız mesela infak hususunda ayet-i celile bir iki değil ki. Doğru ayat-ı ilahiye var. Kulak vererek elhamdülillah Cenabı Hak bize böyle bir yol açmış. Biz de çaba göstereceğiz. Hele birden koşacağız. Kardeşlerimize can güç kuvvet gelsin. Bizim ruhumuza güç gelsin, kuvvet gelsin, kalbimize gelsin. Verilmek suretiyle Tevbe suresinde buyurulduğu üzere bir kere ruhen arınalım, temizlenelim. Bu Vahşi suresinde de geçelim. Verecek ki buyuruyor Sıddhi-i Azam için nazil olmuştur, temizlenecek diye. Mütima lehu yete zekal. Risale, birbirlerimize hakkı tavsiye etmekte candan koşacağız. Sabrı tavsiye etmekte candan koşacağız. Teslimiyetimizde, babımızın güçlü olmasında azami bir gayretle yola devam edecek. Çünkü kıtlık zamanındayız. Ile yola devam edecek. Çünkü kıtlık zamanındayız. Şüktan icap edelim.
Bir Esad-i El birliği hazretlerinin devrinde yirmi beş isteği vardır. Bunu Sami Efendi Hazretleri buyuruyor. Efendim siz çok dediğim husus biliyorsunuz ama o çivi çakma dedi ki onun için söylüyorum. Diyorlar ki efendim Esadi El-Bihli Hazretleri bir meclise geldi mi biz ağlardı, şimdi olmuyor dendiğinde diyordu ki o zaman ne kadar bir faiz yuvası vardı şimdi ne kadar. O zaman ne kadar insanları saptıracak yerler vardı şimdi ne kadar? Buna göre hesap edelim azmimizi çoğaltalım, gayretimizi. Eğer hastalıklarımızda bile tıp ilmi ile din ilmi arasında hayli münasebet vardır. İlacı bir değil günde üç defa kullanalım. Mozacını çoğaltalım, aşkımızın, muhabbetimizin, gayretimizin, ibadetimizin, taatimizin, rabıtamızın, murakabemizin. El-Hizlere riayet edelim, Rabbımızın men ettiklerinden kurtuluşumuz için. İnşallah çok büyük gayret gösteririz. Ali Ramazan Dinç Hoca efendi.
Kaynak: Genel
Hikmet ve İman Yolunda Gayret ve Sabır | Mihmandar