Hidayet ve Ruh Arınması kaydında Bu yaptığımız duada Ya Rabbi cümlemize hidayet lütfettirken hidayet değişik şekillerde izah edilir. Mesela Cenabı Hak hayvanata hidayetin nedir, o içgüdüsüyle hareket eder. Bir civciv dünyaya geldiği zaman bakarsınız utun, çöpün içerisinde taneleri seçmeye başladı. O öyle ayar vermiş ama burada bize çok büyük dersler var. Bir koyun…
Hidayet ve Ruh Arınması kaydında Bu yaptığımız duada Ya Rabbi cümlemize hidayet lütfettirken hidayet değişik şekillerde izah edilir. Mesela Cenabı Hak hayvanata hidayetin nedir, o içgüdüsüyle hareket eder. Bir civciv dünyaya geldiği zaman bakarsınız utun, çöpün içerisinde taneleri seçmeye başladı. O öyle ayar vermiş ama burada bize çok büyük dersler var. Bir koyun…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 22 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu yaptığımız duada Ya Rabbi cümlemize hidayet lütfettirken hidayet değişik şekillerde izah edilir. Mesela Cenabı Hak hayvanata hidayetin nedir, o içgüdüsüyle hareket eder. Bir civciv dünyaya geldiği zaman bakarsınız utun, çöpün içerisinde taneleri seçmeye başladı. O öyle ayar vermiş ama burada bize çok büyük dersler var. Bir koyun kuzuları, kuzuya bakarsınız ona kim talim etti, kim öğretti hemen anasının memesine yapışır. Allah'ımız ona öyle hidayet etmiş. Bir de hidayetin ne kadar önemli ki, Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz Fatiha'sız namaz olmaz buyuruyor. Fatiha okuduğumuzda Es'ay Güle ihtina, Bize hidayet eyle. Dosdoğru yolu. Aslında bu yeter.
Buradaki asıl diyeceğim şu hidayeti talep ederken, bu Meryem Suresi'nde son sahifelerinde ayet-i celîle ölü hatırlıyorum Meryem Suresi diye bu son kısmında Essanü ve zedehum imana Allah'ımız onların ve zedehum hüda hem iman var oraya gitti dilimiz, hem de hidayet noktasında. Evet, Risale-i Nur, ve yezidullahullezine tedevv-üde, O kadar güzel ki Allah Hakk'a erenlerin hidayetini artırır. Sami Bende Hazretleri'nin, Allah'ımız tatbik etmeyen muvaffak kılsın, çok dinledim sohbetlerini, iyi ki dinlemişim. Bir daha arada bu. Ruhaniyeti Elhamdülillah daha güçlü, daha kuvvetli o müstesna. Dinlediklerimde ve bir defasında Üstadımız Hazretleri'ne çok takip ettim. Hacı Hasan Efendimize evrad ve ezkarı tarih buyurdu. Sanki orada hususi bir eğitimi almış gibi. Gönlüme gelen Hasan Efendi bizden sonra bunu talim edersiniz diye sanki görevi tevdi buyurulmuş gibi var. Etti. Hissiyatım bu.
Orada Zikullah'ı anlattı, hayret ediyorum. Zikullah'ı anlatırken Kuran-ı Kerim'de hangi surede zikir geçiyor tek tek söylüyor. Hasan efendi Keyhf suresinde, Hasan efendi Cuma suresinde, Ahzab suresinde, Cenabı Hak Şunu çok düşünüyorum, siz de düşünürsünüz elbette ki Kuran-ı Kerim üzerinde yoğunlaşalım. Eğer bir şey çok zikrediliyorsa onu tatbik etmek mecburiyetindeyiz, önemine binaen. Kuran-ı Kerim'de yoğunlaşan kimse Hadis-i Şeriflerde yoğunlaşır. Kuran-ı Kerim'de yoğunlaşan kimse Sadat-ı Kiramın hayatında başta, peygamberlerimizin hayatında yoğunlaşır. Buyuruluyor ya Kuran bize yeter. Ne güzel, ne güzel Kuran bize Menmütte errasule fekat attaallah sarılamadı. Kim Resulullah'a itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur, Kuran-ı Kerim. Allah korusun. Kim Allah'a ve Resulüne inanmayacak olursa bak berabere zikrediliyor. Kim Allah'a ve Resulüne itaat etmezse onlar için Allah korusun.
Rabbimizin rahmeti ne kadar genişse azabı da öyledir. Korusun Cenabı Hak. Bunun konuşuluyordu işte azap hususunda böyle kabrin insanın sıktığını. Allah korusun kafir ve münafık asiler için şu kınayı biliriz. En diyor küçük parçası kına gibi olur, sıkıyorlar. Müminlere ise diyelim ki bunu çok söylerlerdi askerden geldiği zaman bir babanın evladı hemen boğazına sarılır. Bak görüyoruz annelerin yavrularına kavuştuğundaki heyecanını görüyorsunuz. Bir kucaklıyor, bir daha kucaklıyor, doyamıyor, cila kucaklıyor. Aynen diyor bunun gibi ashabına Selamun aleyküm, dırütün, felhuha Halidi. Buradaki Tabe fiili çok mühim, Türkçede anlamı varsa siz söyleyin, biz bulamadık. Siz bulabildiyseniz söyleyin. Hayaten tayyibe yapmış olduğunuz güzel amellere kabil. O güzel ameller salih ameller. Salih amel hemen söyleyelim Kuran-ı Kerim'e muhaffat Ameldir.
Ne buyuruyor Cenab-ı Hak, esanın ve la müşrik, Bi'aybadete rabbihi Ehad. Allah'ımıza katiyyen ortak koşmayın. Bunun bir şirk-i celiği var, inkar noktası. Şimdi bunu biraz önce de konuştuk, anlatmaya hiç gerek duymuyorum. Ne nihilizmini ne vesailesine hiç gerek yok. Bir şuna dikkat edelim. Şimdi inkar noktasına giremeyince Allah'ımızı inkarı, Resulü'nün inkarı sallallahu aleyhi ve sellem, hep onu inkarın yolları araştırın diyor. İnsan özgür olamaz. Asıl özgürlüğünü insan neden bulur? Bu Necip Fazıl'nı okursak Rahmetullahi çok güzel ifade eder. İnsan başıboş bırakıldığını mı zannederim? Bir kuraldır. Din demek kural demek. Bak Allah'ım da hamd olsun, bizim şu oturuşumuz bile bir kuraldır, ilahi kural. Şu oturuşumuz mescide gelişimiz, girerken dualarımız var, çıkarken dualarımız var, yirmi dört tane mescitte bulunmanın kuralı var. Eudul-u Besmele ile geliyoruz, Ani'ye selam veriyoruz.
Hal ve hatırını diyor, tatyi verir. Bak kelimeni bize, Bu Tabebi dedir derken hal ve hatırını, işte Arapça çok muazzam bir dil, ilmin dilidir ayrıca. Burada hal ve hatırını hoş gider kelimesi bunu doldurulur. Memnun eder. Bak evde bura, hatta Hristiyanlerden biri olacak. Dedi ki bu nasıl bir din, bu nasıl bir din. Af buyurun, def-i hacette ihtiyacını giderken insanın kurallar koymuş cenah. Bak Cenabı Hak diyoruz habibinin sözü, Bir inşallah tek tek gelip, Hakk'a suresinde Mevla-yı Zülcelal bize öyle işaretlerde bulunuyor ki Habibinin sallallahu teala aleyhi ve sellem mübarek sözlerinin eğer Kuran-ı Azimüşşan'a bulmayacak olursa Kitabı Kerim'imiz, biz onun can damarını keseriz buyuruyor Cenab-ı Hak. Habibi Kibriya'nı O temelleri iyi oturtturursak, Allah'ın izniyle girişimiz çok rahat olur.
Şimdi yol emniyeti deniyor ya, yol emniyeti, yol şimdi emniyette ise diyelim bir kazı yok, bir çalışma yok, ondan sonra ne diyeyim, yolda eksik bir şey yok, bazen yollarda sıkıntılar yok, o zaman kişi rahat gibi. Biz itikadi esaslarımız böyle güçlü olacak olursa İmam-ı Rabbani Hazretleri bunu ifade buyurur, başta itikadın tashihi, itikadın tashihi Allah'ın Resulü'ne, Ashab-ı Müziğine ve gerçek alimlere uygun bir şekilde. Bunu güçlendirecek. Bakın, Cenabı Hak, Es'amü, ve teala bize isnat ederek bazı sözler, mahaller değişir, Söylemiş olsaydı mutlaka onu kudretimizle yakalardı, sonra da onun şah damarını mutlaka keserdi. Bir kere Efendimiz'den bu mümkün Sallallahu Teala aleyhi ve sellem, Enem min nurillah Ben Allah'ın nurundan halk olundum buyuruyor. Bir Cafer-i Sadık Gaddiesallahu Sirra, Rahmetullahi Ali çıkaramayacağı konularda derhal kalbini Cenabı Hakk'a açıyor.
Tazarrubu, niyazbu, Allah'ımızdan o meselenin hallinin ilhamen gönlüne düşmesini geliyor ve Cenab-ı Hak buyuruyor, bu bir Cafer-i Sa'd'ı Rahmetullah Aleyhi ve Sellem Efendimiz. Aman hadi dikkatli olalım. Mesela İmam-ı Gazali'de var, Rahmetullah Ali, gerçekten müstesna bir ilim ehli, irfan ehli, hakikat ehli. Ben diyor bazı işte deniyor ya mevzu-u hadiste, mevzu hadisi bir tarif et, bu bizim başımıza da geldi. Böyle biraz daha yetişmiş kimseler demişler ki tasavvuf üzerine de onu davet edelim. Orada tabi çok kamil insanlar da var, sahasında uzman insanlar da var. Onları da layık olmadığımız halde bir dinleyelim demişler. Şimdi iş ağırlaştı, öğrencilere rahat konuşursun ama bir de onlara o sınıfa birisi demesin mi o tasavvuf hakkında hadisler mevzu, dedim mevzu olan hadisi tarif et bize, niçin mevzu? Zayıftir. Zayıf hadisi bir tarif et, zayıf böyle olmaz.
Öyle ki Ashab-ı Güzind efendilerimiz o kadar hassas okumuş ki, İslam'ın esaslarını, siz eğer Mevlana'mıza gitmişseniz orada Mevlana'mızda, şimdi çıkaramıyorum bir halıda az bir, bir saatlik yerden bile de öyle ilmekler var ki çok müstesna tarih verirler. Yani bilmek bilmek ayat-ı ilahiyeyi diniş sebeplerini, bunun yanında nasıp ve mensup, bunun yanında kelimat-ül Kuran, bununla birlikte fesahatı, belagatı, beyanı, bediayı öyle gelişigüzel bir tefsir ve hadiste uzman olmadılar. Son derece o kelimelerin kullanılışında ne de riayet ederek hangi manalara geliyor. İşte yine biraz önceydi, acaba dedik o kelime hangi harfi celle kullanılıyor? Değişiyor ona göre. Böyle elhamdülillah İslam bize hassas kimseler vasıtasıyla gelmiş, biz mevzuyu kaybetmeyelim. Allah'ımız buyuruyor ki Biz onların hidayetlerini artırdık. Bu bitmez.
Bitmeyiz sebebi de, hangi sure olsa gerek Burada hüsna kelimesinin sonu bu. Onlar kelime-i tevhidi tasdik ettiler derken kelime-i tevhid Allah'ımızın zatını ifade eder. Onun varlığını ve birliğini, na taderullah Hak da Kadiri Cenabı Hakk'ı kimse hakkıyla takdir edemez, yine bu on üç yüz yüze. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Ya Rabbi sen zatını nasıl vasfediyorsan öldesin, işte bizi hep buralara kılıyoruz diyorlar. Aman ha diyorlar üşenmeyin, yılmayın, gayret gösterin, yarın güldü mü bir daha yok. Ondan ahzamı bir gayretimiz olsun, çabamız olsun. Bu ve Saim Efendi Hazretleri mevzuyu kaybetmeyelim de, yine zikir ayetlerini Kuran-ı Kerim'deki surelerden hep söyledi. Onunla yakın münasebeti olan birisi şunu anlattı Sami Ben hafız değilim buyurmuş. Biz diyor bazı konularda sorardık. Efendim bir Ayet-i Celilne, o şu surede şu sahibede hemen değil diyor. Neden bunu biliyor?
Bunu bilmesi mevzuyu işleyebilirse orada geçecek. Kalp ayinesi öğlen kullanmış, Allah'ımız zatından vermiş. Neyse mevzuyu değiştirmeyelim, biz de son en çok dinlediğimizde Ayet-i Celile essairbillah. Ve Cellezine cehelu fine lehumsubüleneh Cenabı Hak yolunda gayret gösterenlere, bu yolunda gayreti ilk işte nefsimizin ıslahı yolunda, öyle olmuyor işte uğraştık uğraştık başaramıyoruz dinleyeceğiz. Allah'ımız bize bu yolu gösteriyor, mutlak bu gerçek ki gösteriliyor. Insan gayret gösterince bulaşar bilir ki ifade edilir. Böyle Evrad-ı Ezkarımızda bakıyorsunuz letaikler anlatılıyor, halk şekli, Bu beş tanesi Alem-i Emir'de, yani gözle görülüp elle tutulmaz. Kalp deyince o kanı pompalayan et parçası değil, orada imanın yazıldığı nokta. Bakıyoruz diğer işte alem-i emir dedikleri, beşi de vücudumuzla akan kaldı. Bundan sonra nefr-i ispat geliyor, ne kadar önemli.
Nefr-i ispatı nasıl tarifi, Falemennehu la ilahe illallah. Burada ilme'l yakini göreceksiniz, Aynel yakini göreceksiniz, Hakk'al yakini göreceksin. Bizzat yaşayacağım onun için. Neyse, girliliğimizi çokça dinleyelim diye üzerinde durmuyorum. Velhasıl derinleşeceğiz, kalbimizi rabamıza vereceğiz, başka çaremiz yok bizim. Cenabı Hak buyuruyor Ve la tebtebyüuh hutuvati şeytan Şeytanın adımlarını takip etmeyin, ne geldi? Bize öyle bir nimet bahşedilmiş ki insanoğluna, öyle bir nimet, Bunlar için gayret gösterelim, kim gayret gösterirse Allah'ımız O'nu o hususta muvaffak kılıyor, ilimde diyelim, ilimde muvaffak kılıyor. Resail güzel hallerde ve ihsan erbabıyla da Cenabı Hak beraberdir. İnşallah mevzuyu yarım koymadık. Burada başlangıcında hidayet kelimesi geçti. Ya Rabbi bize hidayet eyle deyince, bundan hareket etmiş olduk. Bir şeyi düşündüm böyle, sıhhat nedir, afiyet nedir?
Bize dualar gelirdi, üstadımızın üstadından dualar, orada afiyet kelimesi vardı Ya Rabbi dinimize afiyet ver diye. İşte insan o zaman düşünüyor, insanın sıhhati, afiyeti, böyle kullanırlar zaten. Dediler ki Cenabı Hak sıhhat ve afiyetler versin. Ama bu sıhhat nedir, afiyet nedir? Çok mühim, yani birbirine benziyor. Efendimiz dualarında sallallahu aleyhi ve sellem, Allah'ın Ya Rabbi Zat-ı Akdesinden sıhhat, afiyet ve bir de güzel alem. Efendimiz bu sözü söylemişse, şimdi insan düşünüyor. Neden Efendimiz sıhhat ve bunun yanında afiyetle ifade buyuruyor, ne demek bu afiyet? Mutlaka düşünürsünüz, mutlaka bilirsiniz. Koyduğum konulardan böyle bir tanesi de şu, böyle itikadımızın tashihi derken düzeltilmesi, işte şu, bu, bunlar boş, bizim, bahşeder.
Bakın Peygamberimizin hayatına sallallahu teala aleyhi ve sellem, Ebu Cehil bana neden böyle etti, Ebu Leheb bana neden böyle etti, o müşrik kafalılar bana niye böyle yaptı, demiş. Mabala gvam tede ve tede, şu kavme ne oluyor ki şöyle böyle yaptı, hiç gerek yok. Necip Fazıl dediğim buydu Rahmetullah Ali, borçlar çift, birinden nur akar, birinden kir kir akıyor şimdi. Sadece bir noktada akmıyor, her hususta akıyor, ev hayatında akıyor, yavrularımızın gidişatında akıyor, gözlerimizin kirlenmesinde akıyor, kulaklarımız da akıyor, beyinlerimiz de akıyor, akıyor da akıyor zaten. Biz neye bakacağız? Mor Aka, onur atacağız. İşte geçmişte söylettiler ha böyle hiç gerek yok. Allah'ımızın kitabını, Resulü'nün ehadi'si Muhammediyyesini vereceğiz. Yani şunu kafamızdan kaldıralım. Biz evet, güncelleştirelim ama temeller itikadımızı saçmayacak şekilde. İslami esasların üzerine bina kılabiliriz.
O din olguları neler biliyoruz Allah'ın izniyle. Dikkat edin zaten bunu konuşmayalım, bizim de dilimize giriyor, üzüntümüzden giriyor. Çünkü bu din, bu İslam bize milyonlarca mücahitlerin kanıyla geldi, öyle kolayına gelmedi. Ay ışığında yazdılar. Bir İmam Çağrıani Hazretleri üç yüz eser bırakıyor, bugünkü gibi bu aletlerle kolayca daktilo bile kalmadı, daktilo yok şimdi. O günde böyle mürekkep kalemlerle, divitlerde, sairlerde yazarak bu ilimler bize geldi. Nasıl bunlara biz kalkar da işte pek geçerli değil, hadisler daha çok zayıf geçiyor. Katiyen, o öyle oldu ki Ashab-ı Müze'in efendilerimizden, ravilerden ravisi stres çok mühim, onu görürsünüz. Biz burada hadis dersi görmüyoruz ama dememizde de fayda var inşallah. Onların güzellikleri var, güzellikleri var. Diyelim ki yavrusuna bağını açmış, yavrum sana şeker vereceğim diyor, kucaklamak istiyor.
Bu bile onun rivayetinin zayıflığını gösterir. Mesela İmam-ı Züfer Rahmetullahi İmam-ı Azam Efendimizin öğrencilerinden, İmam-ı Yusuf, İmam-ı Muhammed, hatta İmam-ı Züfer diyorlar. Hadisçiler, böyle fıkıhçılar çok ileri derecedeydi diyor. İmam-ı Züfer'in görüşleri çok ilerideydi ama ata yalan söyledi diyor. İki rivayette, Birisi atı böyle getirmek için bir harp tutmuş, içerisinde arpa yokmuş. Bundan dolayı, ne kadar bak dinimiz böyle hassas, bize bu İslami esasları bildiren kimselerin rivayeti ne kadar mühim? Bir de abdest alıyormuş İmam-ı Azam rahmetullah Ali Hazretleri gelmiş, ona ayağa kalkmadı diye. İmam-ı Azam, Rahmet-i Vale Hazretleri böyle bir rahatsızlık haline olur, doktor getirirler. Doktoru muayene edecek acaba bilmiyoruz, o günkü şartlar nasıldır. Ayağını uzatmasını söylemiş doktor. Doktorun dediği tarafa değil de aksi istikamete uzatmış. Demişler neden böyle yaptınız?
Ayağımı uzatmamı söylediğiniz tarafta Hocam Hammad Hazretlerinin hanesi vardı, diyor. Böyle dikkat etmişler. Yoğurdu üfleyerek demişler. Nasıl hassas davranmıştır. Biz Şura Suresi'nde görüyoruz, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz hakkında Şura Suresi olmakla birlikte Taha Suresi'nde de Habibim biz sana Kuran-ı Kerim'i zahmet çekesin diye indirmedik buyuruyor Cenab-ı Allah. Ne kadar hassas. O diyeceğim de, diyeceğim de sen insanlar yola gelmedi, inanmadı diye canından mı olacaksın buyuruyor Cenabı Hak. Habibim canından mı olacaksın? O kadar gayret gösteriyor, o kadar emek veriyor kurtuluşumuz için. Böyle bir peygamberimize karşı biz nasip riayet etmeyiz. Bugün bir gençtir, bak diyeceğim sözüm size. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah'ı radıyallahu anhına çok severdi. Buyurdu ki ey Abdullah, çok güzel bir gencin, bir de buyurdu gece kalkıp namaz kılsan.
Zaten kendilerinin mübarek ayakları şişinceye kadar. O namaza kurumasın muhabbetinden ve aşkından Allah'ımıza. Yani bizden Arifani ilahinin istediği bu Abdülkadir Geylan Efendimiz, kalpte Sallallahü's-Sallahu Aleyhi ve Sellem'e. Aman adet kabilinden yapmayın. İşte bizim anamız da babamız da geçmişimizde camiye girer gelirdi vesaire, böyle düşünmeyin. O mescide gidişin edebini, erkanını, ahlakını ruhani ve manevi yönüyle bir gün tesettür hakkında ile görüşmemiz, eğer ruhunda tesettür yoksa onun dışında da olmaz, ruhunda tesettür olacak. Üstadimizin analarının kapısı her zaman kapalı. Bir gün nasılsa açık kalmış, dört yaşında bir yavru, vera diye buna derler işte. İçeri girmiş, annemiz ağlıyor. Demişler niçin ağlıyorsun? Anne o dört yaşında bir çocuk daha, haydi o büyüdüğünde benim şahsımı unutmazsak, işte bunun için arşı azamı açıktan gören bir anne.
Bunun için hususi mektuplar ve haberler geliyor Bağdat meşayin denen. Resulullah'ın huzurunda böyle bir kadın görüyoruz Mustafa, ben kim bu buyurdu. Derler ya o tabiri kullanmayın, güzel tabir kullanalım esamehhelzehu yahzani illa ihsan. Biz yeter ki gayret edelim, çaba gösterelim, Allah'ımız görüyor, biliyor, duyuyor. Biz dikkatli olalım, aman ha şu esaslara dikkat edelim dedik, İmam-ı Rabbani Hazretleri, Kaddafi Sallallahu Aleyhi sırra, hakikaten arayacağımız, tarayacağımız bir şey yok. İşte diyorum ya sadat-ı kiram sarılalım, hepsi müstesna, ilimde müstesna kimseler. Hem ilim ehli olmakla ilimde rüsuh sahibi kişiler. Merrasihune fil'l-ilim ilimde derinleşmişler, hatta haber vermiyorlar, bizzat kulaklarımla şahit oldum. Böyle salona misafirinden gelirdi. Üstad-ı Mesut, Hacasın Efendi, Haddi sallallahü sırra, ilmimi gizliyorum dedi. Onun ilmi öyle bizim okuduğumuz nasara yansımu değil.
Fiil, fail meful değil, müpteda haber değil, şibi fiil değil, inne ve ennenin kardeşleri değil. O Allah'tan almıştır o ilmi Celle Celalühu. Buna göre dikkat edersek çok faydalanırız. Birisi itikadımızın düzgünlüğü, farz, vacip, sünnet, müstehap bunları öğreneceğiz. Bir müşrikler kardeşimizle görüştüm, O fıkıh kitaplarından çoğunu bilir Allah'ın izniyle, hidayetide bilir vesairlerini de bilir. Mültekal Ebur var, Nur-u Lizah vesaire. Bunları hep bilir, ben diyor Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızın kürsüde, böyle ders verdiği günler varmış. Ömer Nasuhü Bilmen Hocamızın İlmihal kitabı diyor, bu hayranlığını ifade etti. Dini bilgilerimiz mutlak olacak bu yol, haecekan yolu, iri meyillerin yolu. Okuyanın böyle, programımız olsun, çok güzel, çok mesafe hak ederiz. Bazen yüksek hallerden anlatanlar oluyor, çok güzel, varsın olsun. Ölçü nedir? Şer'i attı.
Bir hocamızı anlatayım size, Rabbimizin izniyle, böyle Medine'de konuşuyorum. Medine'de konuşurken, yalnız güzel, ilim meyli zaten, kırk yılımı verdim dedi. Cahil cesur olur dediler. Bir tanesi hocam dedi. Biz de bir soru sorduk acayip, o tatlı sohbetin içinde bir de hocam, bir şeyhin üç tane özelliği var. Ne dedi? Birisi kitaba ve sünnete uyacak, herhalde mezhep imamlarımıza uygun düşecek. Sıralı, şöyle bir baktı ezan duasını öğren dedi. O tarla anlamadım. Dedi ki sen bunlardan konuşana kadar daha bir ezan duasını öğren, tek şart şeriattır. Dinimizin itikat, ibadet, ahlak, muamelat bütün yönler oldu. Ne kadar yüksek hallerimiz olsa bile diyoruz ki aman şer'i emirlere dikkat edelim. En mühim olan tadı da bu, lezzeti de bu, gerçekten rahatımız. İnsan bir kardeşimiz anlatmıştı, yemeği yiyoruz diyor, muhakkak diyor üstüne bir tatlı yemeği olmuyor diyor.
Bundan diyor biz vazgeçemiyoruz diyor. Yani bu işin tatlısı şer'i-babtır. Buna dikkat edeceğiz. Biz ne anlatıyorduk? Efendimizin mübarek sözü, yani düşünelim diyor sıhhat bir de afiyet buyur, ne demek? Sıhhat sağlık demektir. Vücudumuzun el, ayak, göz, kulak, dış azamız ve iç organlarımızın sıhhatte olmasın. Allah korusun bir böbrekteki rahatsızlık, bir safra diyelim, bir bugünlerde hastalıklarda dikkat etmemiz gerekiyor, bağırsaklarda bilmem filan da riayet etmemiz gerekiyor yediğimize, içtiğimize ve şu güneş çarpmalarına, nedenlerine karşı. Zaten diyorlar bunu aman ha dikkat edin diye bilhassa yaşlılar ve bunun yanında kronik rahatsızlıkları olanlara, nelere tembih ediyor. Bu tembihatı Efendimiz yapıyoruz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Allahüümme inni eser tez sehha ve lafi ve hustin er kul Ya Rabbi, Senden sıhhat ve afiyet etmeyip de güzel ahlak isterim.
Evet efendim sıhhat sağlık demek, afiyet ne demektir? En önemlisi bu işte. Dinimizin bir kere bid'atlerden, amelimizin riyadan, kibirden, ucupten, benlikten, kalbimizin şeytanın dürtülerinden ve bunlardan uzak olması duaların eftali hangisi diye sorulduğunda Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhisselam Allah'tan afiyet ve yakın, sağlam iman isteyin. Çünkü imandan sonra afiyetten büyük nimet yoktur buyruldu. Afiyet hususunda şu birkaç ulema-i Kiram'mızın sözleri var afiyet Hakkında. Biraz bakalım buna afiyet. El-Afi, iyye nefsin bila belayı. Nefsimizin isyandan, kötülüklerden kurtulması, en büyük bela nefse emmaredir. Kötülüğü emirden nefis, bunlardan uzak olmak, levame. Yalnız bu levame sunsunda da İbrahim Hakkı Erzurumi Hazretleri'nin de ifadesi var, başka da söyleniyor. Bunda en güzel derli toplu ifade mükerrem insan diye çok da küçük geblerimizde bulundurabiliriz.
Arabanın torpidoğu işte gözünde olur ama öyle kirli paslı değil tertemiz olur. Sultanımız tertemizti bizim. Kitabında böyle saygıyla, sevgiyle, muhabbetle. Oradaki tarifleri göreceksiniz çok güzel. Onu okuruz dedem de yazmış Rahmetullahi. Emmareden ta nefsi Safiyeye kadar yazmış. Hatta radiyeten merdiyye de ora giren tuttur diyor, güzel bir beyanda bulunmuş şiirlerinde, bakarız. Nefsimizin belası ne olacak? Allah'ımızın emrinin dışına çıkan bir haldir, başka bir şey olmaz. Nefis, aslında çok güzel bir tarif var. Bizim hep yaşadığımız sıkıntı şu, diyoruz ki bir türlü biz salaha inemiyoruz, kurtulamıyoruz, bir huzursuzluk o çocuktan ileri geliyor. Bir Ruh-u Sultani var, bir de nefis tarafı var yani. Şimdi nefis tarafı güç kuvvet olunca bir ıstırap meydana geliyor, rahat değil. Bak görüyor musunuz? Anlatılıyor, yollarda bile az bir o ışıkta geri kalsın da bir bak.
Hakikaten çok değişik bir hayat görüyoruz. Az bir sıkıntı da kıtal meydana gelir, çok değişik. İşte biz bunu anlatmıyoruz, istemiyorum bunları anlatmayı. Mahkemelere girdin sorun. En çok hangi davaların? Hep sıkıntılar. Eğer nefsimizi aldığımız Evrad ve Ezkar'da iyi çekersek, iyi çekmesi şu, istiğfarımızda ne devam et, bir pişmanlık Allah'ım bunu sana karşı nasıl yaptın diyebilmek. Böyle ezlerimizi çırparak Allah'ım diye. Sonra tevhidi okurken şuhud makamında bunu araştırırsınız. Ondan sonra salatü selamda, salatü selam getirdiğimiz aleyhü selam Efendimize olan bağlılığın, bu ruhi itibar, kalbi bağlılığın. Şimdi Allah dediğimizde mezkur ile olabilmek, zikrettiğimiz meblağ ile. İşte elimizde tesbih okurken hemen başımız bir tarafa yıkılıp uykulu geçirmemiz bundan oluyor. Yoksa aşıklarda öyle bir hal olmaz.
Ciğerleri yanar böyle Sıddîk-ı Azam'ın mübarek ağızlarından ciğer kokusu geldiği gibi aşıkla duruyor. Yol bu, esas bu. Yoksa herkes ibadet ediyor, herkes taat yapıyor. Abdulkadir Geylani Efendimizin buyurduğu gibi adet kabinine yapmayın buyuruyor. Derslerimizi böyle, rabıtamızı çok güçlü bir şekilde. Rabıta yapılacak kimse fenafillah, bekabillah makamında bizzat Peygamberimizin emriyle geliyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bazen soran yoktur değil mi? Sormaya gerek yok. Bir hocamız, rahatsız olmuş bundan, oturuyoruz burada. Tabii sorulara soruyorlar, ben hiç yorulmadım. Ben sizde bilirsiniz ama bir kitap listesi çıkaracağım. Tasavvufa ait hangi eserleri okuyacaklar, okusun dedi, böyle sorulmaz, çalışma yok, etme yok. Biri bir gayret olacak, bir çaba olacak. Biz bir çalışacağız, bilemediğimiz, çok sıkıntıya düştüğümüz konuları ifade ederiz.
Bir açsak okusa, şimdi soru soracak değilim. Bir Ağzak Risalesinde tevbe konusu var. İnanın anlamakta çok zorluk çekilen yerler var. Ahmed-i Hani Hazretleri zimmetli bir zat. Ve onun inşallah Osmanlıcası Arapyasını okursunuz, çok güzel. Bayram kaldınız. Hatta biz burada oradan bir cümleyi çokça kaydettik. Şunu anlatıyor, diyor ki büyüklerimiz sebebi salihin diyor, arifler. İnsanda gizli olan fıtratında mektup, muhabbet-i ilahiyyenin zuhuruna çık çalışmıştır diyor. İnsan diyor muhabbet üzere yaratılmış. Allah'ımız Ahbettü Fiili var burada, sevdim buyuruyor. O sevgiyle sonra Cenabı Hak bunun izahası çok uzun süre geçiyorum, Adem'i kendi suretinden buyuruyor. O artık sıfatlarının tecellisi, Esma-i ilahiyenin tecellisi. Böyle bir varlık. Böyle dikkat ederse yenersin bila bela, bu. Mutmain diye erdiğimiz zaman hastalık geçiriyoruz. İki saat, serum daha geçmiyor ilaçlar veriliyor.
Tatbik ettikten sonra insan afiyete kavuşuyor. Bir kere dinimizde afiyete kavuşacağız, onu okuyoruz. Nefsimizin hastalıklarından kurtulacağız, mutmainne sıfatı o zaman ameller kabule geçer. Bak ülkeler olarak ithalat de olur, ihracat da olur. Yavru ihracatta, ithalatta bile Arapça olarak şey umnun oldu, ithalat. Ondan evvel gelecek malların özelliklerini ifadesidir. Ona o diller var da söylemiyorum, ona bence aman lan şu ölçülerde ben mallar istiyorum der. Yoksa gemilerde de çürüyen çok mallar oldu. O şartları haiz olacak. Bu bir insan. Allah'ımıza yapılan saatte aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyor, nafileler Cenabı Hak'ta sizin hediyenizdir, güzel yapın diyor. Allah bu bir kere. Şunu hatırımızdan çıkarmayalım. Mesela biz burada sünneti inşallah kılacağız. Kılarken Resulullah'ın sünneti diye kılacağız, Sallallahü teala.
İkincisi farzda duracağımız zaman bu Allah'ımızın bize emridir diyelim. Böyle duyguların da bakın şu iştirak etmemiz bu gibi yerlere üstadımızın himmetleriyle onun aman ha anlatın dediği konuları söylemiş oluyoruz. Yoksa herkes yapıyor, ibadette, taat yapılıyor ama bu şekilde yapmak, öykülere dikkat etmek. Cenabı Hak temiz olanları istiyor, salih amel bu kalpkemiz olacak. Hani fabrika güzel olursa madde güzel olur. Ye'nefum bilebeleim ve ruzgun billa anayim. Böyle haramdan. Neden? Uzak, sıkıntısızdır zaten de. Rızıktir ve ammelun bila riyayı. Ne kadar güzel söyledi. Söyleyen kim? Ahmed Er-Rufai Hazretleri. Haddesullahü Sırrı. Afiyet budur işte. Afiyet deyince dinimizde olan. Her hususta Rabbimize teslim olmak, ona güvenmek, ona dayanmak. İşte nimete giriştik. Allah'ım bu senin lütfun, ihsanın demek, her şeyden. Olmaz böyle.
Bütün halinde Allah'ımızdan razı olmak derken hem kul başta razı oluyor, ondan sonra Cenabı Hak kulundan razı oluyor. Ve bu uzaytı. Allah'ımızın vücudumuza verdiği rahatsızlık, eğer vücutta yoksa evladımıza verdiği onda olmazsa ürünlerde esaiz husus, husus, ki sıkıntılar bunlarda hoş karşılayacak olursa Cenab-ı Hak da razı oluyor. Ve ittikau şururinnes. Niye insanların şerrinden dedi? Esanü'l-Yüves visu fi'sudurinnesim minel cinneti vennas. Okuduğumuz, zaten en çok okuduğumuz ayetler bu oluyor. Yani bir Kuran-ı Kerim'de inşallah derinleşir. Okuyalım sadece bu sureler değil ki. Yüz on dört tane sure var. Allah'a hamdilerek söylüyorum, şükrediyorum. Bak namazımızı kılarken Kuran-ı Kerim'i hatimle başlayan bir kimsenin arkasında duruyor. Elhamdülillah. Allah'ımıza hamd olsun bu büyük bir nimettir. İnsan bir ölü koklamıyor, menekşe de kokluyor.
Siz daha iyi gelirsiniz leylak da koklar, Çiğdem de koklar. O çiçekler. Kuran-ı Kerim'in her bir suresinden gelen ilahi kokular farklıdır. İnsan istiyor, onu da koklamak istiyor. Evet efendim. Afiyet nedir? Afiyet, Ve huve ey yekunelisenhu rabbenbihi fillah. Dilimizin zikrullah ile sorması. Efendimizin Hadis-i Şerifleri gerçekten ucuz. Bazı bölgeler oluyor, bu Urfa gibi, oralarda yılda üç ürün alıyorlar. Bazı yerde iki ürün alıyorlar, bazı yerde bir ürün alıyorlar, bazı yerde hiç ürün alamıyorlar. Sebebine çoraptır. Bir kalbimiz çorap olursa, ondan bir hayır gelir. Fakat Allah'ımıza yapmış olduğumuz taatler, celle celaleler, buna dönüşlerimizle kalp ihya olacak olursa o zaman ürün veriyor. O ürünler bu ürünlere benzemez. Cennetteki nimetler anlatılırken, Vakıa Suresi'nde, dalbastı kirazdır. O kirazın bir dalında yetmiş iki çeşit bulur.
Bu cennetlerin üstünde bir nimettir kalbimizi ihya edecek bulursun. Bu güney taraflarında da işte Halep toprağı derler, Şam toprağı derler. Buraların böyle önünü fazla vermesi yılda üç defa diyelim, sebebi şu toprak nemleniyor. Mesela gündüz çok sıcak, gece ise Allah soğuyunca artık toprağa çiğ düşüyor. O çiğin düşmesi ile o toprak verimli olur. Bizim dilimizle Allah'ımızın zikri ile nemli olursa, tevhid ile nemli olursa, birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmek suretiyle nemli olursa, o zaman ürün veriyor, o ürünü tarif edemez. Bu özel afiyet nedir? Demek ki afiyetin bir genel anlamı var. Bir özel, bir de daha özel. İşte velayet anlatılır ya, suradır. Aslında sura küçük olmaz o. 0 suraya ayak bastığın zaman onu o Kübra'ya ve ulyaya götürecek. O artık ağzını öyle bir musluğa dayanmış ki Allah'ımızın rahmet musluğuna aktıkça akar ve gönlüne nurlar bulmaya başlarlar.
Bütün azalarında ziraideler. İşte Kıbrıs'sı, rüyası, büyük amellerde de anlatılır. İşte aynel yakin, hakkal yakin. Yanlış mı dedik? İlmel yakin, aynel yakın, hakkad yakın, böyle devam edelim. Şeriat, tarikat, marifet, hakikat, nurselirler. Böyle şeriat, tarikat, yoldur, varanı, hakikat, marifet ondan içeri yok. Buradan hemen söyleyeyim, Yunus Suresi'nde elli yedi ile elli sekiz. Ayet-i celileyi çok iyi okuyalım. Bu Hunebinin haşiyesinde bunu çok güzel edadır. Okuduğumuz zaman görürüz. Nasıl da alayım? Şuna gönlümüzü tamamen veriyor, inancımızı ziyadeleştiriyoruz. Sadat-ı kiram hazaratı gerçekten haklı konuşmuşlar, hakikati ifade etmiştir. İyi sarılalım, Allah'ın izniyle buradan bize ekmek çıkar. Ahiretin de yolu açılır, Mevla'yı bulmanın yolu da açılır. Çünkü onlar bizim okuduğumuz bu kitaplardan değil, biz kitap devirmişiz, onlar meclislerini devirmişiz.
Allah korusun okuduğumuz kitapla amel etmeyip, kitap hükmü merkeze döndürmesin Mevla. Ama bunlar hakikatine erişmiş. Söylediği sözlerini de hepimizi buraya kılavuz diyorlar. Bakın afiyetü'l-ha-SA. Demek ki afiyetin dahi, dindeki, sağlığın dahi bir umumi olanı var, bir hususi daha da üzer. Bu İbn Acîben Rahmetullah Ali Hazretlerinin Müsebbibil Esvab sebepleri yaratan Cenabı Hak diyor. Hiç böyle dünya ile halk geziyor, dolaşıyor, bölüyor ama o hoşuna giden ne varsa hepsinin Allah'tan kulluğunu gülüyor. Diyor ki Rabbim halk etmiştir, Rabbim yaratmıştır diyor. İşte bu afiyet ebedi bir afiyettir. Öyle ki nefsine ve bir başkasına hizmetten tamamen kurtulup Cenabı Hak'ın emrine ram olun. Allah'ım emretti diyor. Nasıl olur da ben faize girebilirim? Ticari ahlaksızlık yapabilirim? Allah'ımızın emrine uymaz da gözümü neden haramla gezdiririm, kulağımı niye uygunsuz sözler duymakla mahvederim.
Bakın bir rengi, bir varlıktır kimse, Böyle telefon açıyor, telefon açıyor, telefonu uzatmış. Babası gördü oğlum ben bu serveti kazanana kadar ne çektim diyor, mezsen uzun bir konuşuyorsun. Maddi olan değerlerde bile ne kadar hassas olunca, artık kulak, göz, Allah'ımız Cenab-ı Hak, Elemnechi lisanne, Elemnechiallehu ayneyn ve liseynenme şefaateyn ve hadeyleunnecidein ve hadeyleunnecidein ve bütün nimetleri insanları ifade verdirdu. Size böyle dil verdik, göz verdik, kulak verdik. Yani neden şükretmiyorsunuz? Buyuruyor. Demek ki bunları çok güzel İslam uleması, bunu biz okullarda görürdük Rabb'ımızın izniyle. Mahuli kale, ne için yaratılmışsa bunu bu şekilde kullanmakdık. Biz burada hidayeti anlatırken dedik ki hayvanatta olan hidayet içgüdüsüyle. Allah onu öyle kodlamış. Bizi nasıl, kod demeyin genağımız bizim. O genesil, o genetiği değiştirilebilir.
İşte İslam fıtratı üzere çocuk doğar, ana Yahudi Hristiyan Mecusi ise o hale göndermeye çalışır. Yani şeyiyle olur, fıtratıyla olur. Bizim fıtratımız dindir, esrarı. Rabbimize kulluktur, yine Abdül Kadir Geylani Efendimiz İslam hukukçusudur. Öyle sadece kerametlerini anlatmak değil, çok güzel bunun kerametten. Asıl kerameti İslam fıkhında bir dehadır. Biz bu yönlerini neden ölürüz ink hali? Yine ona dayanıyor. Adet üzere değil, kulluğunuzu İbni Abbas Radıyallahu Anhüm Hazretleri buyurduğu gibi, Liyarifun buyuruyor, Allah'ımızı tanımak için. İnşallah görürüz, böyle onu tanıyarak yapılan az bir kemm-i atayiye'de geçiyor mu? Bizim yapmış olduğumuz azıcık amel Rabb'ımızı tanıyarak dağalarca yapılan taatle istiyor. Bir şey diyeceğim, bu hikem-i atayiye deyince, biz işte sohbetlerde otururduk böyle, elhamdülillah ilk oturmuşuz. Bir şey anlamasak bile o havai teneffüs etmişiz.
Gerçekten o havai'ye girdiğin zaman değişiyor. Bize iki misafir geldi, Oturdukları anla kalktıkları an değişti, gözlerimle yürüdü. Rabbimizin izniyle öyle kendinden değil. İlk anlarında öyle değildi, halkarken yüzlerinden nur fışkırmaya başladı. Bu nedir? Bu Hak Yasin-i Ende Hazretleri'nin Rabbimizle olan münasebetidir. Gönlündeki ilahi nur öyle nurdu ki değişti. Biz Sami ve Nazırler'i ziyarete gittiğimizde çarşamba günüydü, onu bize bir müsaade aldı. Müsaade alacağım kimse dedi ki sana bir emir dökeyim dedi. Emin olun gördüğümde insan değişiyor. Tüyleri sevgi senden çıkar gibi olur. Bir mübarek elini koklayıp Huzuruna geldim. Buyurdu ki şu gözün, şu yüzün, şu halim, efendim'i gördüm diyor. Ashab-ı Kiram niye sahabe oldu? Resulullah'ı gördü. Biz de şükür onları ruhen ve manen açıktan da görülün de. Görmeye muhakkak kılsın Cenab-ı Hak.
Gördüğümüzü böyle kazanılan serveti çarçur ettirmesin Mevla. Üzerine katlansın. Ve zalehum imana ve hidayetlerini de arttırdık buyurun. Dikkat edelim önümüzde elhamdülillah büyük bir saha açılmış. Sadrımı İslam için açan bir kimse bir diğeri gibi olur mu? İslam'a açılan bir sadır verdi. Kendi zatına açıyor. Bütün kainatı insan için, insanı da zatın için buyuruyor. Daha ne oldu? Kainatı insan için. Şimdi bir kimseye siz ev bağışlasanız ömrünün sonuna kadar utanmayın bundan. Bu diyor bana bir kere vermiştir. Allah'ımız bize yedi kat sema, yedi kat arz, eğer dikkat edersek Melekut ve ceberut, lagut alemi gibi bir nimet vardır. Bayezid-i Bistami'nin, kalpte Salluh-u Sırrı'a buyurduğu gibi senden seni isterim Ya Rabbi diyor. Daha ne olacak? İnşallah dua buyurun. Sizin duanızda Allah bize de bu hakikatleri göstersin, mahrum gitmeyelim. Şu nimeti elde edelim. Bir gayr-ı Memnu zaten.
Bunu maddi olarak düşünmeyelim. Bitmeyen nimet, bitmeyen bir nimet. Saimullah Cuma gecesindeyiz. Aslında Rabbimize gönlümüz aşık olsa, işte ben gecelerden kısaydım bilmezsem. Bu bizim halimizle alakalı. Afiyet nedir? Yes sükuni lillahi verri daim. Allah'ımızla huzura ermek ve Onun rızasına erişmektedir. Adam, biz açmayın bunu, sevdiği bir kimseye kavuşunca, isterse dünyevi cazibesi olsun fiziki, kendinden geçmiyor. O cazibeyi veren kim ona, o güzelliği veren kim? Onun gözüne, kaşına, yüzüne yönelirken, o kaşı o yüzü veren kim? Allahu Zülcelle. Dedi ki Züleyha, hatta Züleyha annemizin aşkta bir sözü var, ona, esana kalp şavakehehehub'ta. Yusuf Peygamberimizi öyle seviyor ki, neredeyse diyor kalbinin zarı kopacak, oynayacaktır. Zarının, kalbinin zarı neredeyse yarılacaktır diyor. Züleyha diyor annemiz, Ya Yunus, ne güzel gözlerin var. Öldüğüm zaman işte müsebbibu'l esbap budur.
O gözle kalmıyor, bakın neyi düşünüyor o gözü halk eden Mevla'yı, Bir peygamber oldu. Zaten onda nübüvvet kokusunu duyduğu için, Hz. Yakup bağrına basıyordu. Çünkü nübüvvetin kokusu ondaydı. Okumuştum bir yerde, bu silsile olarak haber verilirken Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem mübarek neslinden gelenlerden diyor diyelim üç evladı var, dört evladı, beş evladı birinde tecelli eder diyor. Gördün mü, gördüm ve bundan devam edermiş. Bakın Hz. Fatıma radıyallahu anha'dan devam etti. Allah'ımız mahrum buyurmasın. Allah'ınızı bulan kimse ise her şeyi bulmuştur, onunla huzur. Daha geçen de geldi bir kardeşimiz, biz beraber bulundu. Çok yaşımız da aynı, okuduğumuz okullarda. Belki sınıf olarak ayrıdır ama aynı devredeyiz. Ben diyor Sami Bendi Hazretleri'nin çok sevdiği Abdülkadir gir gir diye bir zat vardı. Bu uşağadır.
O diyor, işte gruplara ayırdı, siz şurada kalın, siz burada kalın. Bana da diyor o da bizimle kalsın dedi. İnan efendim sabaha kadar elleri dizlerinin üzerinde bu zoraki yapıyorum. Allah'ımız da manevi iletişimi içerisinde olun. Rabbimizin kulum sadasını duyuyor. Uyku girer mi o gözüne? Gali lemna yahcau Az bir müddet diyor, hatta büyüklerden bizzat anlatılıyordu. Ben diyor yanımda bulunuyordum, ben diyor yanımdan ayıkmazdı, İnanın uykuyu koltuğun üzerinde aldatı diyor. Otururdu böyle diyor, bazen kendinden geçer gibi olurdu. Derler ya, aşığa uyku haramdır. Bu uyumaz değil, olur mu? Bir tanesi Rabbımızı göreyim diye çok uğraşıyor, uyumuyor. Tat uyku da Rabbımızın tecellisine mazhar Uyku da önemli. Biz burada Allahümme minni eselte sıhhate ve ravisten hoyuk derken buradaki afiyet, afiyet Mevla ile olmak, itikadın düzgün olmasıdır. Rabbimiz da olunca artık koyması mümkün değil.
Sami Hazretleri Diveli'yi teşrif etmiş. Hatta Diveli'deki sevenleri demiş ki rabıtayı bırakmayalım. Çünkü programında yok Sami Bendi Hazretleri Develi yavrum. Demişler rabıtayı bırakmayalım Efendimiz'i getireceğiz diyebildiler. Uyurdu kimseymiş. Öyle bir rabıtaya koyulmuşlar ki, Sami Bendi hazretleri oradaki Karamit Numan Efendi, onu ziyaret edeceğim diyormuş. O rabıta-i şerife çekiyor. Bakıyoruz bazı yerlerde yağışlar çok güzel. Yavru. Nerede yağıyor? Deniz olan yerlerde yağıyor, orman olan yerlerde yağıyor. Kalbi ilahi aşk ve muhabbetle, Resul-i Ekrem Efendimize, saygılı-ü Teala Aleyhisselam, fen tenafillah oluşuyla derya olmuş. O derya o gönül de bir zerre kadar yer işgal etmez. Gönlünü Zikrullah ile aleyhisselatu vesselam vermiş, Allah'ı zikreden de etmeyenleri korumuş ağaçlarını sarf ediyor. Zaten burada afiyete haber verirken dilin zikrullah ile ıslı olması buyruluyor.
Böyle olduğu zaman ilahi rahmet yağıyor. Allah'ımızın nefası her zaman yayılıyor ama gönlü bunu çekebilecek kimseler için. Yoksa gelmek değil, gelir yağıyor rahmeti ilahi. In. Ondan sonra güzel ahlaka geliyor. Bunu biz inşallah uygun bir zamanda görüşmeye çalışırız. Keful ediyye ve hamdül beliyye. Güzel ahlak anlatırken. Keful ediyye, insanlara eziyet etmemek ve Hamdul-ü beliyye, Allah'tan gelen musibete de sabit. Elhamdülillahi Rabbil alemin El-Fatiha.