Hicretin Manevi Yönü ve Kalp Arınması kaydında Önümüzdeki ay Muharrem ayı, hicret ayı, önemi müstesna. Biz buradan okuyalım, takip edelim. Hicret ne demektir? Bu hicreti tarif eden Esseyit, Eşref el-Cürcani, Rahmetullahi aleyh bir kelam alimi. Bakınız şöyle tarif buyuruyor. El Hicira, i'ye terkulü vatanil levhi beynel küffare vel intikgari ila da aleyhi ve sellem. Küfür diyarında,…
Önümüzdeki ay Muharrem ayı, hicret ayı, önemi müstesna. Biz buradan okuyalım, takip edelim. Hicret ne demektir? Bu hicreti tarif eden Esseyit, Eşref el-Cürcani, Rahmetullahi aleyh bir kelam alimi. Bakınız şöyle tarif buyuruyor. El Hicira, i'ye terkulü vatanil levhi beynel küffare vel intikgari ila da aleyhi ve sellem. Küfür diyarında, İslam diyarına göç etmektir. El Hicra, İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri Rahmetullahi buyuruyor ki El Hicra hicret ala küsmain iki şekildedir hicret. Bir sureten, o sureten olan Mekke'den Medine'ye olan göç. Bu sureten bedenle ne yaptılar? Mekke'den Medine'ye göç ettiler. Mekke fethedildikten sonra hicret yoktur. Hicret kıyamete kadar var, o müstesna. Ama Mekke'den Medine'ye hicret, Mekke'nin fethinden sonra yoktur. Manevi olan hicret nedir? İşte Beyt-ü Muazzama'dan Medine'ye hicret ediliyor ya, bu da nefsimizin arzu ve isteklerinden kalbin Kabe'sine göçtür.
Nefsimizin malum aşamaları var. Kuran-ı Azimüşşan'da yedi sınıf halinde beyan buyrulur. Ne zaman kurtuluruz, denirse ancak mutmainne. Mutmain neye? Huzur dinmiştir. Huzura eren nefis. Daha bir izah edilecek olursa Allah'ımızın hitabına mazhar olan nefis. Bunu tefsirlerde kekelemu Musa aleyhisselamdır. Musa aleyhisselama hitap edildiği gibi Allah'ımız hitap buyuruyor. Ey huzura eren nefis! Artık nefsin hiçbir kötülüğü kalmamış. İmamı Gazali, Rahmetullahi El-Bari Hazretleri nefis hakkında şunu beyan buyurur Nefsin izzeti vardır. Mesela biz halk arasında deriz ki nefsin izzeti olmaz. Fakat İmam-ı Gazali, Rahmetullah Ali, nefsin izzeti var, buyurdu. Çünkü Allah'ımız hitap ediyor. O hitap edecek şekle gelinceye kadar gayret ve çaba hicretin manevi yönüdür. Ashab-ı bizim efendilerimiz dikkat edilirse malını terk ediyor. Mülkünü terk ediyor. Ana, baba, kardeş, akraba hepsini terk ediyor.
Bu öyle kolay iş değil. Yurdunu terk edecek doğmuş, büyümüş. Orada diğerleriyle münasebeti var, hatıraları var. Bu kolay değil. Efendimiz bile sallallahu teala aleyhi ve sellem, Ey Mekke ben senin içinden çıkmazdım buyurdu. Çünkü burada doğdun, burada büyüdüm. Sonra kutsi emanetler Beytullah orada, Hacerülesved orada, Zemzem kuyusu orada. Allah'ımızın azamet-i ilahiyesine işaret eden birçok deliller orada. Ama düşmanlar beni çıkarıyor buyurdu. Şu dünyada da öyle. Yani bir kimsenin kendi memleketinden ayrılması ona zor gelir, özler orayı. Dağın da özler, taşın da özler, memleketini, yerini, yurdunu, eşini, dostunu, akrabasını. Biz bir hac yolculuğunda Artvin'den bir hac efendi yanımda oturuyordu. Şunu anlattı, dedi ki ben dedi Artvin'den çıktım, İstanbul'a yerleştim. Yalnız dedi, memleketimi canım istiyor dedim. Gittim dedi, dev yıkılmış, Oturdum başında bir ağladım, dedi.
Hicretin Manevi Yönü ve Kalp Arınması ne anlatıyor?
Hicretin Manevi Yönü ve Kalp Arınması kaydında Önümüzdeki ay Muharrem ayı, hicret ayı, önemi müstesna. Biz buradan okuyalım, takip edelim. Hicret ne demektir? Bu hicreti tarif eden Esseyit, Eşref el-Cürcani, Rahmetullahi aleyh bir kelam alimi. Bakınız şöyle tarif buyuruyor. El Hicira, i'ye terkulü vatanil levhi beynel küffare vel intikgari ila da aleyhi ve sellem. Küfür diyarında,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çünkü benim anam buradan geçti, babam buradan geçti. Birçok hatıralarımız var. Bir ev yaptırdım, dedi. Oradaki, bilebildiğim akrabayı topladım, onlara yemek verdim. Demek ki, insanda bir vatan arzu ve isteği olur. Biz buraya bakalım. Kıyamet gününe kadar hicret devam eder. Yalnız, hicret Öyle güzel mana verdi ki şirkten kurtulmaktır. Şirk dendiği zaman inkar değildir şirk. İkileme güçleme. Anlatmaya gerek duymuyorum. Bu deizmi anlatmaya hiç gerek yok. Bu deizm şimdi değil, çok eskiden çıkmıştır. Şimdinin işi değil, isim değişti, o kadar. E, sonra Ela lehul halku ve'l-Emr. Allah'ımızı yaratıcı olarak kabul edip, hükmünü kabul etmemek. Dolu, düğünler yapılıyor. Her şey İslam'a göre olmaz mı, olur? O zaman düğünde İslam'a mügayir olan hareketler nedir? Bu emri ilahiye uygun mu? Mesela miras hususunda diğer konularda insanın hoşuna giden hallerde ilahi hüküm ikinci planda kaldı.
Bundan kurtulmak. El-Hicirah Hicret nedir? Ne güzel tarif etti, ne güzel anlattı. Aslında burada bir cümle yeterdi ama bu izahı mahiyetinde devam ediyor. İsyan yurdundan taat yurduna göçmektir. Bir memleketin tamamen bozulma hali var. Bir de bedenimizde mesela ayağımız isyan gerilerini arıyor. Bir yer diyeceğim, memleket olarak güvenşide etmek istemeyiz ama hadise bu. Bir tane, bir tane sinema vardı. Oradan kaçardı insanlar. Şimdi sinema adım başına. Artık onu bırakalım. Sinema evin köşesi. Sinema elimizdeki dedikoonlar. İyiye kullandığımızda bir bıçak gibi ekmeği de kesiyor, insanı da ameliyat edebiliyor ama kötüye kullandığında katledebiliyor, öldürebiliyor, yaralayabiliyor, zarar veriyor. Bu masiyetten ibadet ve taate dönmek hiç uzak değil. Kendi içimizde zaten, nefis. Gaflet mahalinden, gaflet mahalinden nedir? Uyanıklık mekanına geçmek. Bunu nasıl bileceğiz?
Sabahla yatsı namazından belli oluyor zaten. Ölçü ulema-i kiram'mızın vermiş olduğu ölçüdür. Bu. Tenzih edelim cemaatimizi. Çünkü sadatı-ı kirama müntesib olan cemaatte olmaz bu. Diyelim ki sabah namazı, cemaatle kılabilmek. Nedir? Gafletten kurtulmak demektir bu. Daha çok, mesela Allah'ımızı anmak zor geliyor mu? Geliyor. Öyleyse bir hastalık var. Bunun tedavisini de çalışacağız. Zaten verilen evrat ve ezker hep bu tedavidir. Yalnız büyüklerimizde böyle münevver yol diye tarif edilen tarikata aliyede nefis konusu yoktur. Hiç nefisten konuşmazlar. Hep ruhun kemalinden, ilahi aleme sihirden konuşurlar. Nedir mesela, hangi alemden konuşurlar? Melekut alemi. Nedir o? Melekut alemi duymadık. Biz şu dünyada biliriz, Asya ile biliriz, Avrupa ile biliriz vesaire. Ülkelerde biliriz. Sonra birinci kat sema, yedinci kat semaya kadar biliriz ama bu melekut alemi nedir?
Bu melekut alemi, Allah'ımızın isimlerinin tecelli ettiği alemdir. Var mı bu? Mevlana'mıza demişler, aşk nedir? Benim gibi olursanız bilirsiniz. Biz de ehlullahın yolunda olursak, dikkat edersek bu meydana gelir. Bazen büyüklerimizi görürdüm, coştukları zaman olurdu. Böyle kendini alamadıkları zaman olurdu. Güzel bir rayi hayayıdır. Böyle müstesna anlar olurdu. Onun mübarek dilinden duyardım. Hızır Aleyhisselam'ın geldiğini söylerdi. Ricailu vahib'in oturduğunu söylerdi. İsterseniz Sami Efendi Hazretlerini yeminledi. İşte bu vatana hicrettir asıl. Bu haralı olacak. Mahmut Can Hazretleri yüz yedi yaşlarında irtihal etti Allahu alem. Bu Taif'te oturuyor. Hami Efendi Hazretleri selam gönderir. Onun selamını ben bulunduğum yerde alamam, der. Onun huzuruna varacağım, der. Huzuruna gelir, huzurunda çocuk gibi ağlar. Hep başını okşar büyüklerden bir zat.
İşte bu aleme hicret, onların yaşadığı alem bu. Ondan sonra gelenleri nasıl tarif edeyim? Şöyle desem olur mu? Sami Efendi Hazretleri İnegöl'e gelir. İnegöl'de bir evliyaullah'ın ziyaretinde Geyikli Baba, Rahmetullah Ali, ne kadar hayvanat var, o teşrif buyurduğu zaman arabanın etrafını hep o hayvanlar alır. Bu bizzat müşahededir. O görülmeyenler müstesna ayrılırken de ki anlatamıyorum. Ancak bu kadar yaklaşıyorum ve burayı da anlatmazlar zaten. Ebu Hüreyre Hazretleri radiyallahu anh, Resulullah'tan iki kalp dolusu ilim aldım sallallahu teala aleyhi ve sellem. Birisini neşrediyorum, diğerini söylesem şu başım gider der. O zaman bizim rabıtamızın kuvvetli olmasıyla murakabemizle, evrad ve ezkarımızda riayet olur. Diyeceksiniz ki biz silsile-i şerife'yi okuruz, istiğfar edin. Birilerinin evrak ve ezkarı bununla olmuyor. Ya nasıl olacak? Nasıl çekilecek? Biz bir yemek yiyoruz.
Soframız da zengin oluyor. Yediğimizde bu çorba diyoruz, gözü gülmese bile adam çorba diyoruz. Ondan sonra bu tüylü diyor. Bu ayran aşı diyor, bunun gibi. Bu armut diyor, bu erik diyor, tadını alıyor. Bir kere okudukları evrad ve ezkarın nuruna nail oluyorlar. Tat deyince üne taam tadı gibi değil o, kalbe gelen bir huzurdu. Geçelim efendim, çünkü burada hicreti tarif ederken bunun misal olarak verilmesi gerek. Ceberut alemi sıfatlarının tecelli ettiği, Lahbaki alem zatının sıfatları. Demek ki bu cismin değil. Artık ruhlarda bir sihir var, ruhlarda bir gelişme var. Onun için büyüklerimiz hakkında kullanılır. Bir önce almış oldukları nefes, ikinci nefes bir öncekine benzemez. Bazı görüyoruz madenlerden anlatılıyor, altından anlatılıyor, gümüş madeninden, platinden anlatılıyor, onun grupları var tabii. Paladyumdan anlatılıyor.
Rodyum, irrityum, utenyum ve osmiyum gibi madenlerden anlatılıyor. Bunlar bizim duymadığımız madenler. Ama bu madenlerden öylesi var ki, Osmiyum gramı yüz trilyon dolar seviyesindedir gramı. Bu bir madde. Bunu öldüğümüz zaman kabre de koymazlar. Koyunca o kabirde kalmaz zaten. Ama öyle gramı yüz trilyon dolar onun yanında hiç mesafesinde olan öyle bir değer var ki insanda ona hicret etmemiz gerekir. O da cezbetüm min cezebatir Rahman tuvazi amele sagali. Efendim cezbeli çok. Allah deyip bağırıyor. Hayır, o vecittir, teveccühtür. O bir coşkunluktur. Bu cezbe, Allah'ımızın Celle Celalühu kulunu zatına çekmesidir. En azından en azından öyle kalbi Mevla Zülcelal'e öyle aşık ki biz bile yanımıza herkese almıyoruz. Hep insanlar da böyle. Kimi severse onu alınıyor. O sevdiği ile beraber oluyor. Bunu biz idari noktalarında da görüyoruz. İdari noktalarda yardımcı alıyor kendisini.
Herhalde kendisini çok iyi tanıyan, çok iyi bilen sır küpü kimseleri alıyor yanına. Allah'ımız, Gaddesallahu Sırra diye, Allah'ımız onun sırrını takdis etsin diye buyurulan kimseleri, essamna vehu ve yetevelle salihin salihleri kendisine dost ediniyor. O dost edindiği kimselerin bir nefes, bir nefes taati insanların ve cinlerin ameline denk geliyor. İşte bu madenlere hicrettir. Manevi olan hicret budur. Hicret. Min vatanil mülki ile vatanil melekut Bu alemden melekut alemine hicrettir. Evmin vatanil hıssi ile vatanil mana, evmin vatanil ilmil yakin, ilmel yakinden aynel yakine, aynel yakinden hakkel yakine ulaşmadır, manevi bir hicret bu. Yoksa bizim tarih kitaplarında okuduğumuz tarzda değil bu. Evet öyle ama biz Ashab-ı Güzin efendilerimiz, hicreti yapmışsa bu nimete erişerek yapmış. Zaten Allah'ın Resulünü görmesi sallallahu teala aleyhi ve sellem işi bitiriyor. Biz keşke yapabilsek.
Anlatıyor büyüklerimiz, detayiflerden anlatıyorlar. Beşi sadırda diyorlar. Dördü yaratılışımızla alakalı, beşincisi nefistir. Murakabeler anlatıyorlar. Onları Allah'ın Resulü'nü bir defa gördüğünde sallallahu teala aleyhi ve sellem ona erişiyor. Allah'ın Resulünü bir defa görüşte o bir müridin geçeceği aşamaları aşıyor, geçiyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Öyle olmasa vatanını mülkünü terk edip de gitmez olur. Cihada da çıkmaz. Hicret devam ediyor. İlmel yakinden aynel yakin, aynel yakinden hakkal yakin. Ne ilmel yakin. Biz Muharrem ayı, hicret ayı, bunu biliyoruz. O ilmel yakindir, biliyoruz bunu. Fakat o aya erişebilmek, o aya girmek, birinden ona kadar Okuyoruz bunu on gün. İlk günde üç defa okuyacağımız duamız var, vesair vazifeler var. Gecesi ve gündüzün nur olan gül. Biz bugüne geliyoruz, o gün de bunları yapıyoruz. Bu aynel yakindir.
Ama gecesi ve gündüzün nur ise o gecenin esrarına erişebilmek nedir? O da hakkal yakindir, ona hicrettir. Hicret nedir? Kıyamet gününe kadar hicret farzdır. Sehl bin Abdullah et-tüsteri hazretleri, rahmetullah aleyh buyuruyor. Bir cilt tefsiri var. Çok güzel o, bir cilttir. Bütün sure-i celile-i cemile'yi ele almaz, o surelerden bazı ayetler alır. Cehaletten ilme dönmektir. İlim dediğimiz zaman okumak değildir o, Esselamna. Rabbimiz bu ayet-i celile-i celilede hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu, buyuruyor. Bunu San Tava, Rahmetullah aleyh şu şekilde izah eder. Der ki Allah'ı bilenle bilmeyenler derken bu diyor Allah'ı ve Resulünü inkar edenle. İlla okumak olarak ifade etmiyor. Bunu Yunus Emre de deliye, Rahmetullahi okudun bildim deme diyor. Okuyup bilmek Rabbimizi tanımaktır. Cehanetten ilme unutmaktan zikre neyi unutur insan? Çünkü zikir dediğin zaman zikir hatırlama demektir.
O zaman unuttuğumuz bir şey var ki onu hatırlamaya çalışıyoruz. Ruhlar aleminde vermiş olduğumuz söz, bir de hiç unutmamamız gereken eserini Rabbi Zülcelalimizdir. Şu güneş şöyle bir çekilecek olsa dünyada hayat biter. Suyu çekse hayat biter. Güneş hararetini biraz artırsa ne olur? Alem kavrulur. Uzaklaşsa, biraz uzaklaşsa alem döner. Bak, Allah'ımız bizi unutmuyor. Alıp verdiğimiz nefesi de unutmuyor. Biz de Esnamü velekur rabbeka irneniside. Unuttuğun zaman Rabbini hatırla. Bu ne demek? Unutma demek. Lokman Aleyhisselam ben dört bin nebiyi tetkik ettim. Ondan sekiz tane öğüt seçtim. Bu uzundur. Orada iki şeyi unut, iki şeyi hatırladır. Hatırla dediği nedir? Allah'ımız ve ölü. Hayatımızı tanzim eder. Bu Mülk suresinde Cenab-ı Hak es-selamü, Kuran-ı Kerim'de sure-i celire-i Cemileler ve bu suredeki ayetler. Bakarsınız, hayatı özetleyen ayet-i celileler var. Hayatı özetler.
Bu ayet-i celile onlardan birisi. Ölümü ve hayatı yaratan Cenabı hak hanginiz daha güzel amel işleyecek diye sizi imtihan ediyor? Neden burada Cenab-ı Hak, ölümü ele alıyor. Ondan sonra hayatı. Neden? Çok sebeplerinden birisi şu ölümü bilmeyen bu hayatı tanzim edemez. Bir tanesine diyorlar ki benim param yok, sen bana para ver, memleket memleket dolaşacaksın, bu kimsenin, bu üstadımız için oluyor ama, ben bunun diyor şerefi ile oynayacağım. O kimse de diyor ki bak şu iki elimi yanlarıma koyup öleceğim. Allah'ın huzuruna varacağım. Sen o zata bu iftirayı yapacaksın ama alakası yoktur. Bak, ölüm burada nasıl devreye giriyor. Diyor ki öleceğim, Rabbimizin huzuruna vereceğim, böyle bir şey yok diyor. Demek ki ölüm, tefekkürü bu hayatımızı tanzim ediyor. Aile hayatını tanzim ediyor. Sizin hayırlınız ehline hayırlı olandır. Ölüm bizim çocuklarımız da münasebetimizi düzene koyuyor.
Çünkü kişinin en karlı malı evladıdır. Sonra komşularla münasebetimizi tanzim ediyor, bütün dünya ile alakamızı tanzim ediyor. Ölümü düşünmek öyle boş bir hadise değil. O zaman unuttuğumuz nedir? Bir alem-i ervahta vermiş olduğumuz söz, bir de hiçbir zaman unutmamamız gereken Rabbimiz. Unutmanın zıttı nedir? Hatırlamaktır. Hatırlamanın Arapçada karşılığı zikirdir. O zaman biz elimize almış olduğumuz tespihi böyle çekerken tefekkürle çekebilmek. Kimi zikrettiğimizi bilmek. Daha bir ötesi var hicret hadisesinde, ona gelelim biz. Hicret bir suret, yani bir maddi olarak manevi olarak hicrette nedir? Mademki biz bu konuları ele alıyoruz, maneviyatta hicretin birisi de zikrettiğimiz Mevla'da zikri unutmaktır. Zikir unutulur mu? Çekeceğiz bize, vermişler bin Lafza-yı Celal, iki bin, üç bin okuyacağız biz bunu. Hayır, mezkur ile olmaktır. Zikrettiğimiz Mevla ile olmaktır. Suyun içerisine dalmış.
Bu kimsenin sudan haberi olur mu? Onu bakmış zaten. Mesela, Kabe diyoruz. Kabe'ye kavuşan bir kimse Kabe demez, artık kavuşmuştur. Mevla ile olmaktır. Hicret bir kere gönül olarak hicrettir, kalp olarak. Ve sonra Hicretin Et-talîna alaullahi teala Bir kere Efendimiz aleyhissalatu vesselam ve varis-i enbiya olanların nedir? Et-talina alaullahi teala Allah'ımıza, Onun muhabbetine götürmeye delil oluyor, sebep oluyor. Bütün gaye o zaten. Allah'ımızın kullarını Cenab-ı Hak'la sevgili bir hale getirmek ve et-daine ilamari fetih Rabbi Zülcelal'imizi tanımaya götürüyor. Necmettin-i Kübra Hazretleri, Rahmetullah Ali, bil ebdani amma ne hallahu anhu bişeria Nedir hicret? Hicret, bil ebdani ammana hallahi hib-i şerîa. Allah'ımızın koymuş olduğu ne var? Kurallar var, esaslar var. Olmazsa olmaz zaten, kuralsız hiçbir şey yok. Bir yolda yürümenin kuralı var. Bak yürümenin kuralı var.
Sesin tonun da bile kural var. Her şeyde bir kural var, kuralsız olmaz. İlahi bir kural var. Bu ilahi kurala uymak Allah'ımızın nehyettiğinden kaçmaktır. Tarikat-ı aliye sayesinde ahiret zevkinden de kurtulmaktır, manevi hicret. Ne demek ahirette biz huri de isteriz. Orada yiyeceklerde, meyvelerde her türlü ikramı isteriz biz. İşte bu hazdan da geçecek. O zaman Yunus Emre olacak. Cennet cennet dedikleri bir köşk ile birkaç huri, isteyene ver anları, bana seni gerek mevlam seni. Hicret bu manevi. Kerametten geçecek. Allah'ımıza kurbiyet. Bu zaten arzu edilen bir husustur. Kim Cenabı Hakk'a yakın olmayı istemez, bunlardan da geçecek diyor. Öyle olacak ki tamamen Cenabı Hak'ta yok olacak. Fenafillah olacak demek. Bekabillah olacak demek. Biz duyardık büyüklerimizden Cemalullahı da beka billah, likaullah duyardık. Hep bunların zevkinden de geçiyor. Cenabı Hakk'a vasıl oluyor.
Bu, ne kadar anlatacak bile anlatmakla olmuyor ki. Yaşamadıkça mümkün değil. Tekrar okuyayım size. Ama nefis diye bir durum yok. Ruhunun cemali var burada. Ondan sonra gurbet ve çok büyük ihsanlar, ikramlar bunları görmüyor. Allah'ımızdan başka hiçbir şey görmüyorum. Ben hüvvel, Bu, şu bizim şu vücudumuz var ya, bundan tamamen geçip, Hakikat denizinde yok olmak diyelim. Biz bunları şimdi ifade ediyor muyuz? Yaklaşıyoruz sadece. İfadesi, Mevlana'mızdan bir misal verirdik ki aşk nedir deyince benim gibi olursanız bilirsiniz demiş. Biz bu hale bürüneceğiz ki anlayabiliriz. Allahü zülcelal'in dışında hiçbir şey kalbinde yok. Devam etmiş. Artık esfedi safilinden, nefsinin bataklıklarından kurtulmuş. Hicret. Muhammedi, artık kelime olarak söyleyeyim, mal olarak. Muhammedi nura, Ahmediyet zevkine ve şevkine erişmektir. İki Hicret ne demektir? Şimdi Mekke-i Mükerreme'de zulüm görüyorlar.
Ashab-ı Güzin efendilerimiz. O zulümden kurtulmak için Habeşistan'a hicret ediyorlar. Bir hicret bu. Bir de Mekke'den Medine'ye hicret ediyorlar. Bunun manevi şeklini izah ediyor. Bundan diyor kinaye min Mekke'ye ile bileddül habeşe. Gayrimunsarrı vurduğu için. Mekke'den, ile biled-il Habeşe, Habeşistan'a hicret etmektir. Bir de Mekke'den Medine-i Münevvere'ye hicrettir. O hicreti ele alırken Nefsinin tamamen durulduğu, kötülüğün tamamen bittiği, huzur alemine mutmainne haline geliyor. Daha sonra bu Muhammedi Nur ile mutmainne sıfatına huzura eridikten sonra Hz. Ahmediyye. Ahmedî nura, o memlekete hicreti. El-Hicretü'l-batîniyye. Bu manevi olan hicrette. Zahirde bütün insanlarla beraber ama batında Cenabı Hak ile olmaktır. Biz daha yeni mevzuya girerken ne yapalım? Muhyiddin Arabi Hazretlerinin bir hicret tarifleri var. Devamlı zikir. Demek ki bunun hiç işi gücü olmayacak.
Hep oturacak, eline tesbih zikredecek. Bunu İmam-ı Rabbani Hazretleri şu şekilde izah buyuruyor devamlı zikir, dünyevi işlerini görüyor, geçimini vesairini ise çalışıyor. O çalışmalarında buyuruyor çalışmalarında rızkının helal olmasını isteyerek helal rızık talebiyle çalışmak zikri daimdir, buyuruyor. Mesela ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gidermek için koşuyor. Zikirdir. Hem de muamelat hususu Zikrullah'ta biz zikrediyoruz bu yüzde yirmi beş nispetinde. Ama bir diğer insanların da kurtuluşu için gayret ediyorsak isyanda diyelim. Bu yüzde yetmiş beştir. Akşam bir haber aldım onu anlatacağım size. Kendisine dedim zaten bunu cemaate anlatacağım. Ben diyor, herkesin umumun eğlendiği bir yere geleceğim. Oturdum ikisi kırkın üzerinde, ikisi de iki bin iki doğumlu. Çok ilginç. Ellerinde şişelerde geldiler. Bunlar içiyor. Düşündüm, Allah'ım bunlar senin kulların.
Bunları sen boşuna yaratmazsın. Varayım masalarına oturayım dedim. O gelecek inşallah. Göreceksiniz, görüşürsünüz ve görüşüyorsunuz. Onun için bu gençlikle uğraşan kardeşlerimiz var, birkaç tane gördün, çok çalışmamız lazım. Bak arkada destek buyurun. Sıddık-ı Azam'dan üstadımıza kadar jeneratörler çoktur. Ne jeneratör? Manevi irfanlılar, kebanlar çoktur. Ona göre arkamızdaki güç çok kuvvetli ama biz çalışırsak. Hani tuttuğumuzu koparmamak mümkün değil. Dedim öyle bir güç var. Masalarına oturdum biz içki içen kimseleriz derler. O da der ki siz sadece içki içiyorsunuz. Biz ise nefsimizin öyle arzularına düştük ki bizimki daha beter dedim diyor. Öyle deyince şişeyi indirmişler. Biraz da kılığına kıyafetine bakınca çekinmişler. Ondan sonra tatlı tatlı öyle bir anlatmış. Birisi demiş ki ben Kuran kursuna giderdim, İnşirah suresini çok severdim.
Bir diğeri benim hayatım çok güzeldi ama çevrem beni bu hale getirdi. Düşünmeye başladılar diyor. Dasını anlatmayayım, ağlamaya başladılar. İşte hicret budur. Efendimiz aleyhissalatu vesselam ben bu sancağı en hayırlı kimselere vereceğim. Yani bir kere, bir tarla diyelim, verim alamıyoruz. Niye uğraşıyoruz? Ya nadasa bırakıyorsun ki, ne verim yok. Bunun dışına çıkalım. Göreceksiniz çok verim alacağımız yerler var. Alışmışız, benim gibi insan uğraş, uğraş, uğraş işte ben ürün vermiyorum. İşte benim dişim açık. Allah'ın izniyle. Böyle gözümüzü üç kişi, beş kişiye takmışız. Allah'ın Resulü üç kişiye, beş kişiye gözünü takmadı. Gitti de panayırları dolaştı. Ebu Cehil'in iman etmeyeceğini çok iyi biliyordu. Otuz dokuz defa kapısını çaldı. Hicret bu işte ve o kimselerin irşadını, ıslahına vesile oluyor. Bak burada çoğu kere anlatıyorum. Bir yabancı girdi mi şöyle bir süzülüyor.
Diyorum ki gelin, bakmayın. Burayı kendisine kurtuluş yeri kabul etmiş. Ne kadar kötü olsam da diyor, şöyle bir o güzel mescide gireyim diyor. Ondan sonra da diyor Vardığım zaman çok acayip bakamıyorum giremiyorum. Hep bunu yapmayalım. Üstadımıza anlatacağım. Hayran kalırsın. Nasıl iltifat buyurdukları? Bir muayeneye girdi. İşte gerçek mürşid-i kamiller bunlar. Orada açık, saçı, acayip kimseler. Oturdu, o kadınlar neler? Uygunsuz bir biçimde giyim ve kuşam olarak hiç onlara bir şey demedi. Esselam. Bu ayeti le yaptı. Orada ortak noktayı tespit buyurdu. Allah'a kulluğu celle celaluhu, anne ve babaya itaati el aldı. Hepsi dedi. İşte hicret. Hiç uygunsuz bir kimse buradan bir otobüs kalkardı. Vilayete bir otobüs. Tabi ki bir saygınlığı var. Ön koltuğu gösterdiler. Fakat yanına düşen Allah'ımızı inkar noktasında birisi düştü. Tanıyorum. Acaba dedim, ne yapacak? Çok uygunsuz birisi.
O büyüğümüzü görünce önlülükle. O oturmayınca oturmayın. Demek ki onunla nasıl bir iz bırakmış. Oturmayın. Oturduğunda da kalkıp murakabelerini anlatmadı. Melekut, Cebarut, Lahut alemini anlatmadı. Neyi anlattı? Bir İngiliz'in imanını anlattı. İşte hicret, insanlara. Haline ve durumuna göre. Hicret. Kula gereken nedir? Rabbi zülcelalinizi anmaktır. Yalnız bu zikir kelimesi sadece Lafza-i celali terk anlamına değil. Zikir, Cenabı Hakk'ı hatırlatan her şey zikirdir. Mesela bir kimse nasihat istiyor, ona nasihat etmek zikirdir. Karşılaştığımız bir kimseye selam vermek zikirdir. Bir hastayı ziyaret etmek zikirdir. Bir cenazeyi takip etmek zikirdir. Eğer aksırmışsa yarakamkallah demek bir zikirdir. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.