Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mikttibi programımızda. Bugün sizlere yine Mahmut Sami Ramazanoğlu Uhud Gazvesi isimli eserinden bir bölümle devam edeceğim inşallah. Hazreti Hamza Radıyallahu Anh ve Vahşi. Seyyidü'şuheda Hazreti Hamza Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerinin amcasıdır. Künyesi Ebu Umare Ebu Yala'dır. Validesi de Hale binti Vüheyb İbn-i Abdi Menaf'tır. Hale Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin valideyi muhteremeleri Cenabı Amine'nin amcazadesiydi. Resul-i Ekrem efendimizi emzirmiş olan Ebu Leheb'in azatlısı Süveybe Hazreti Hamza radiyallahu anh'ı da irda etmiş olmakla, emzirmiş olmakla Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin süt kardeşi bulunuyordu. Resul-i Ekrem'den iki yaş ve bir rivayete göre dört yaş büyüktü. Bîset-i Muhammediye'nin yani Peygamber Efendimizin gönderilişinin ikinci senesi Müslüman olmuştu.
Müşarun ileyh, yani adı geçen kişi Hazreti Hamza, Kureyş arasında hamaset ve şecaatle meşhur bulunduğundan Hazreti Hamza'nın Müslüman olması şüphesiz İslamiyet için büyük bir kuvvet ve mesnetti. Hazreti Hamza'nın Müslüman olması şöyle olmuştur. Fatih'ül Enbiya Efendimiz bir gün Safa Tepesi'nde otururken Ebu Cehil oradan geçip Resul-i Ekrem'e sövdü. Hazreti Peygamber efendimiz bir şey demeyip sükut buyurmuş ise de Abdullah bin Cüd'a'nın bir cariyesi onu işitti. Amir Resul Hazreti Hamza o gün avdan gelip giderken bermuta yani her zaman olduğu gibi tavaf için silahları üzerinde olduğu halde Harem-i Şerife gitti. O sırada Abdullah'ın carisi Ebu Cehil'in Resul-i Ekrem'i sebbeylediğini Hazreti Hamza'ya haber verdi. Hazreti Hamza henüz imana gelmemiş ise de biraderzadesi hakkında fena söz söylediğini işitince hamiyeti karabet damarları galeyana gelerek mecma-ı Kureyş'e vardı.
Yani Kureyş topluluğuna vardı. Benim biraderzademese beden ve hatırım inciten sen misin diyerek boynundaki ok yayı ile Ebu Cehil'in başını yardı. Orada bulunan adamları Hazreti Hamza'nın üzerine hücum edecek oldular. Az kaldı ki büyük bir arbede çıkacaktı. Fakat Ebu Cehil dokunmayınız Hamza'nın hakkı vardır. Zira ben onun biraderzadesi hakkında sahihan fena sözler söyledim diye mani oldu ve insaf ve hakkaniyet sureti gösterdi. Hazreti Hamza'yı başından savdığı ve kendi yararına aman ona ilişmeyiniz varıp hiddetle Müslüman olur ve onunla Muhammediler kuvvet bulur diye nasihat verdi. Ebu Cehil bu düşünceyle Hazreti Hamza'yı Muhammedilik gayretine düşürmemek için onun tarafından başı yarılmışken intikam almak sevdasına düşmedi. Hazreti Hamza ise şerefi İslam'a pek müsait olduğu halde huzur-u Muhammediye vardı ve Ebu Cehil'le olan macerayı hikaye ederek tesliyet verdi.
Resul-i Ekrem efendimiz de ancak kendisinin iman etmesiyle müteselli ve memnun olacağını beyan buyurunca Hazreti Hamza derhal Kelime-i şehadeti getirip şerefi İslam'la müşerref oldu. Hazreti Hamza şerefi İslam'la müşerref olunca İmam bat, yani daha sonra Resul-i Ekrem'i himaye edeceğini Kureyş'e ilan eyledi ve bu mealde bir güzel kaside söyledi ve onun iman etmesiyle dini İslam kuvvet buldu. Ehli İslam'da fevkalade memnun oldu. Bu ise Küffarı Kureyş'e pek ziyade güç geldi. Hazreti Hamza Medine-i Münevvere'ye hicret etmiş, Bedir Harbi'nde fevkalade yararlılıklar göstermiştir. Kureyş rüesasından Tuayme bin Adiy Hazreti Hamza tarafından öldürülmüştür. Uhud Harbi'nde ibraz ettiği kahramanlıklarla Kureyş'in en namdar bahadırlarından otuz kadarını tepelemiş ve kendisi de yirmiden fazla yara almıştır.
Nihayet Cübeyr Bin Mutim'in kölesi vahşi tarafından atılan bir zenci mısrağıyla şehit edilmiştir. Radıyallahu Anh. İslam tarihinde her ne zaman Uhud Gazası yad olunursa Uhud'daki Şuheda kafilesinin alemdarı olarak şehitlerin efendisi Hazreti Hamza Radıyallahu Anılır. Buhari sahihinde Uhud Harbi'ne dair olan babında Hazreti Hamza'nın facia-i şehadetini bizzat vahşi lisanından beyan etmekte olduğundan tarihin her vechiyle şayan ı ehemmiyet olan bu vakasını ulaseten naklediyoruz. Vahşi Humus'ta ikamet ettiği sırada ashabtan Ubeydullah bin Adiy, yine ashabtan Amr bin Ümeyye ile Hazreti Hamza'nın şehadetini sormak üzere Vahşi'nin yanına gelmişler. Ubeydullah diyor ki Vahşi'ye bize Hazreti Hamza'nın suret-i katlinden haber verir misin diye sordum. Vahşi evet veririm dedi ve şöyle anlattı. Hamza evvelce Bedir muharebesinde Tuayme ibn Adiy'yi katletmişti.
Tuayme'nin kardeşi oğlu Cübeyr ibn Mutim benim efendimdi. Bu adam bana eğer Hamza'yı öldürürsen seni azat ederim diye vaat etti. Uhud için Kureyş harbe hareket ettiğinde ben de beraber çıktım. Harp başlayıp kızıştığında ben bir taş arkasında siperlenerek Hamza'yı tarassud ediyordum, gözetliyordum. Kureyş tarafından namdar bahadır olan Siba çıkıp mübareze istediğinde Hamza çıkmış ve bir hamlede Siba'ı yok etmişti. Sonra Hamza yanıma yaklaşmıştı. Ben hemen mızrağımı attım. Mızrağımı Hamza'nın iki göğsü arasına koydum. Arkadan çıktı ve şehit oldu. Kureyş Mekke'ye döndüğünde onlarla beraber ben de Mekke'ye avdet ettim. Hudeybiye musalahasından sonra Mekke'de Müslümanlar intişar etmeye başlayınca korktum. Taif'e kaçtım. Sonra Resulullah Mekke'yi fethettiğinde Taifliler an cemaatin Müslüman olduklarını arz etmek üzere Mekke'ye bir Heyeti meb'uysa gönderdiler.
Beni de bu heyet meyanında intihap ettiler, seçtiler ve bana sakın korkma. Şerefi İslam'la müşerref olan elçilere Resulullah tarafından zarar gelmez demişlerdi. Bu heyetle beraber gittim. Resulullah'ın huzuruna çıktığımızda beni görünce sen vahşi misin buyurdu. Ben de evet vahşiyim dedim. Resulullah Hamza'yı sen mi katlettin diye sordu. Ben de Huzur-u Saadet'ten çıktım. Bir daha görünmedim. Resulullah irtihal buyurduğunda Müseylimetü'l Kezzab vakası çıkmıştı. Kendi kendime ben de Müseylim'ye karşı çıkayım. Belki öldürürüm de Hazreti Hamza hakkındaki irtikap ettiğim cinayetin mukabil mükafatı olur dedim ve sevk olunan orduya karıştım. Gittim. Müseylim'e vakası malum olduğu üzere cereyan etti. Nihayet günün birinde başının kül renginde deve tüyüne benzeyen saçtan darmadağınık birisinin bir duvar deliğinde bulunduğunu gördüm. Harbemi bunun üzerine attım ve iki göğsü arasına koydum.
Harbe bunun iki omuzu arasından çıktı. Müteakiben Ensar'dan birisi Abdullah bin Zeyd Müslim'in üzerine atılıp başını kılıçla vurdu. Evin içinde bir cariye, Eyvah Emir'ül Müminin Müseylime'yi siyah bir köle öldürdü diye feryat eyledi. Amr bin Ümeyye'nin oğlu Cafer der ki bir ara ben Abdullah bin Adiy bin Hıyar ile Humus'a vardığımda Abdullah bana Vahşi görmek ister misin dedi. Ben de evet dedim. O sırada Vahşi Humus'ta oturuyordu. Vahşinin nerede olduğunu sorduk. Şu köşkün gölgesindeki vahşidir diye gösterdiler. O ki büyük bir yağ tulumu gibi semiz, kızıl gözlü bir kişiydi. Yanına gittim. Biraz irkilip selam verdik. Selamımızı aldı. Abdullah o sırada sarığını yüzüne başına dolamıştı. Vahşi onun yalnız gözleriyle ayaklarını görüyordu. Abdullah ona ey vahşi beni tanıyor musun diye sordu. Vahşi Abdullah'ı şöyle gözüyle süzdükten sonra cevap verdi. Hayır vallahi tanımadım.
Yalnız bildiğim bir şey varsa o da şudur. Adiy b. Hıyar, Ebu'l-İys kızı Ümmü Kıtal denilen bir kadınla evlenmişti. Bu kadın Mekke'de Adiyye bir oğlan doğurmuştu. Ben de bir süt ana arayıp bulmuş ve bu çocuğu anasıyla beraber süt anaya götürmüştüm. Deve üstünde o çocuğun ayaklarını görmüştüm. Senin ayakların o çocuğun ayakları gibi olduğu için ayaklarına dikkatli baktım. Buhari tarihi bu iki görüş arasında yarım asırlık bir zaman fasılası bulunduğunu kaydediyor. İbn-i Abbas radiyallahu anhüma'dan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Vahşi'yi İslam'a davet etmek için birini gönderdi. O da Resulullah'a cevaben, ya Muhammed sen bir kimseyi öldüren yahut Allah'a şirk koşan yahut zina eden kıyamet günü iki kat azaba uğrar ve cehennemde hor ve hakir olarak ebeden kalır diye Allah'ın hükmünü beyan etmişken beni nasıl İslam'a davet ediyorsun? Ben ki bunların hepsini yaptım.
Benim için nerede bir kurtuluş yolu olacak ki diye mukabele etti. Allahutaala Ancak tevbe edip salih amel işleyenler müstesna ki Allah onların seyyiatını, kötülüklerini hasenata, iyiliklere tebdil eder, dönüştürür ayetini inzal etti. Resulullah bu ayeti vahşi ve arkadaşlarına gönderdi. Vahşi dedi ki bu çok ağır bir şarttır. Ben buna takat getiremem. Bundan başka bir kurtuluş yolu var mı? Cenab-ı Hak Allahutaala kendisine şirk koşulmasını katiyen mağfiret etmeyecektir. Bundan başka günahlardan dilediklerini mağfiret edebilir ayetini inzal buyurdu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem vahşiye bunu da gönderdi. Vahşi diyor ki ben iyice şüpheye düştüm. Mağfiret edilip edilmeyeceğimi bilmiyordum. Bundan başka ümit kapısı var mıdır dedim. Allahü Teala De ki ey nefislerine zulmetmekte ileri giden kullarım Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü Allah bütün günahları affeder.
Muhakkak O Gafur ve Rahim'dir ayetini inzal etti. Vahşi ferahladı. Rahmetin ne kadar büyük ey Rabbim diyerek gelip arkadaşlarıyla beraber Müslüman oldu. Resul-i Ekrem'in yanındaki Müslümanlar, Ya Resulallah bu sadece vahşiye mi mahsustur yoksa bütün Müslümanlara mı diye sual ettiklerinde Resulullah bütün Müslümanlar içindir buyurdular. Şimdi de Mus'ab bin Umeyr'e bakalım isterseniz. Fahr-i Alem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretleri Hicretten evvel müşarun ileyh yani Musab bin Umeyr'i akabe I Ula'da bey'at eden on iki zat ile talim I din yani dini öğretmek ve Kuran için Medinei Münevvere'ye irsal buyurmuştu, göndermişti. Es'ad Bin Zürare hazretlerinin evinde misafir idi. Üseyyid Bin Hudayr ve Sa'd Bin Muaz radiyallahu anhuma Hazeratı Müşarun İleyhin yedinde yani Mus'ab Bin Umeyr'in eliyle Müslüman olmuşlardır.
Hicret-i seniyyeden evvel Medine-i Münevvere'de ilk cuma namazını Mus'ab bin Umeyr kıldırmıştır. Bera bin Azip der ki bizimle Medine-i Münevvere'ye ibtida hicret eden Mus'ab bin Umeyr olup sonra Ammar bin Yasir, Sa'd bin Ebi Vakkas, Abdullah bin Mesud, Bilal-i Habeşi radıyallahu anhumdan sonra yirmi rakip ile Ömer İbnül Hattab Hazaratıdır. Yevmi Uhud da Uhud gününde yirmi bir yerinden yaralanmıştır Mus'ab. İbni Kamil etül leysi tarafından şehit edilmiştir. Kırk yaşında veya daha ziyadeydi. Müminler içinde öyle erler vardır ki Allah'a verdikleri ahde sadakat gösterirler ayet-i celilesinde medhüs sena buyrulan zevat-ı kiramdandır. Müşarun ile şehit olunca bayrağı Hazreti Ali almıştır. Habbab Bin Evet'den rivayet edilmiştir. Biz Rıza-yı Bariyi kastederek Nebi aleyhissalatü vesselam'la Medine'ye hicret ettik. Artık ecir ve mükafatımız Cenabı Hakk'a vacip oldu.
Dostlarımızdan kendilerine hicret müjdesi ulaşan ve bu meyveyi devşirenler olduğu gibi bu ecri nimetten hiçbir şey tatmadan ahirete gidenler de vardı. Musab bin Umeyr bunlardandır. Musab Uhud günü şehit olmuştu da biz onu saracak bir kefen bulamamıştık. Yalnız şehidin bir kaftanını bulmuştuk ve bu aziz şehidi ona sarmaya çalışmıştık. Başını bürürken ayaklar açılıyordu. Bu yoksulluk karşısında Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bize şehidin başını örtmemizi ve ayaklarının üstüne de bir sihir denilen kokulu ottan koymaklığımızı emretti. Şarih ayni Hadis-i Şerif'teki Bürde'yi Alaca yün Kaftan diyor. Hutbi de yaşlı kadınların giydikleri çizgili bir sevp elbise dediklerine göre Mus'ab bin Umeyr'in bir kocakarı libası giyecek kadar fakir ve ihtiyaç içinde geçen feragatkar hayatını daha belagatla ifade ediyor. Bu hadisi şerif üslubu beyan itibariyle en yüksek bir payeyi edebiyeyi haistir.
Hadisi şerifte hicret sırasında Ashab-ı Nebi sallallahu aleyhi ve sellem gönüllerinde hakim olan kutsi ve meleki haleti ruhiye ve ilk hicret senelerinde Hicretin toffei inamını tatmadan Cenabıhakk'a intikal eden feragatkar bir zümreyi ilahiyenin zühdi hayatları ve sonra İslamiyet'in devri ikbalini idrak eden bahtiyarların o saadet günlerinin semere-i mükafatlarından nasıl kana kana müstefid oldukları öyle veciz ve öyle belir bir surette tasvir edilmiştir. Habbab'ın bu beliğ lisanı herhangi cihetten bakılsa bize milli ve içtimayı pek büyük fazilet ve intibah dersi telkin etmekle Habbab hadisi milli ve içtimai kıymetlere göre daha ali mevzulara sermayei ilham edilmelidir.
Musab Bin Umeyr radiyallahu anh'ın ne derecede yüksek bir simayı fazilet olduğunu daha yakından anlayabilmek için bir de Aşere-i Mübeşşereden Abdurrahman bin Avf'ın yine Buhari'nin bu babında tahriş ettiği şu hadisi mütalaa edelim. Buhari'nin Abdurrahman bin Avf'ın oğlu İbrahim'den rivayetine göre İbrahim diyor ki babamın oruçlu bulunduğu bir gün önüne konulan iftar sofrasını şöyle bırakıp bana dedi ki Mus'ab Bin Umeyr Uhud günü şehit edildi. Halbuki Mus'ab benden çok hayırlıydı. Bu mübarek şehide kefen yerine bir kaftan sarılmış ki bununla başı örtülse ayakları açılıyordu. Ayakları örtülse başı açılıyordu. İbrahim diyor ki öyle zannediyorum ki babam sözüne şöyle devam etti. Yine Uhud'ta Hamza da şehit oldu. O da benden hayırlıydı. Onu da kefenleyecek bir hırkadan başka bir şey bulunmadı. Bunlar üzüht bir hayat içinde hak evine gittikten sonra dünyanın bunca nimetleri karşıma seriliyor.
Ahiret için kazandığımız hasenatımız tacir edilip yani erkenden dünyada verilmiş olmasın deyip o şehitlerin yüksek derecelerine vusul tahayyül ettiğine müteessir olarak ağlamaya başladı. Hatta iftar yemeğini de terk eyledi. Abdurrahman Bin Avf ki İslam'a sekizinci olarak ilk dahil olan Udema-i Ashap'dan ve Aşere-i Mübeşşereden bir zat idi. Yine böyleyken Musab Bin Umeyr benden hayırlıydı diyor. Mervidir ki, rivayet edilir ki Mus'ab şehit olunca sancağı melaikeden biri Mus'ab suretine girip almış. Hazreti Resulullah efendimiz müşarun ileyhin şehadetinden henüz haberdar olmadıklarından Alemdara hitaben takat dem ya Mus'ab, ileri git ya Musab buyurunca melek dönüp vech-i saadete nazar ettiğinde Alemdarın melek ve Hazreti Musab'ın şehit olduğunu anlamışlardır.
Ubeyd bin Umeyr'den mervîdir ki Resul-i Ekrem Efendimiz Hazretleri şehiden düşmüş olan Hazreti Mus'ab'ın yanına tavafkuf ederek gelip durarak ayeti celilesini kıraatten sonra buyurdular ki ve Resulullah dahi şehadet eder ki siz yevmi kıyamette nezdi hakta şühedai kiramsınız. Badehu daha sonra NASA İkbal ile insanlara dönerek buyurdular ki ey nas gelin bunları ziyaret edin ve kendilerine selam verin. Nefsim yedi kudretinde olan Cenabıhakk'a kasem ederim ki yevm-i kıyamete kadar kim bunlara selam verirse bunlar da reddi selam eyler. Yani o selam verenlerin selamlarını alır buyurdular. Rabbimiz şefaatlerinden mahrum etmesin. Son nefesimize kadar yollarından ayırmasın inşallah. Sevgili izleyicilerimiz İhsan Mektebi programımıza Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadısallahu Sirrahü'l-Aziz'in Uhud Gazvesi isimli eseriyle inşallah devam edeceğiz.
Uhud'dan Şiddetli Gün Akabe başlıklı bir sohbetle inşallah bir sonraki programımızda birlikte olmayı umut ediyoruz.