Haşyet ve Ruh Arınması ile Allah'a Duyulan Saygı kaydında İbnü'l Ata Rahmetullah Ali Hazretleri buyuruyor ki haşyet kalbin işidir, nurudur. Burada haşleti tanımlamamız gerekir. Haşyet korku anlamına değil. Korkunun ötesinde Allah'ımıza duyulan büyük bir saygı Celle Celaluhu. Ukal koçan'da kıymetli bir alim var İsmail Efendi diye. İyi bir alim. Onunla bir görüşmemiz oldu bu haşyet hususunda.…
Haşyet ve Ruh Arınması ile Allah'a Duyulan Saygı ne anlatıyor?
Haşyet ve Ruh Arınması ile Allah'a Duyulan Saygı kaydında İbnü'l Ata Rahmetullah Ali Hazretleri buyuruyor ki haşyet kalbin işidir, nurudur. Burada haşleti tanımlamamız gerekir. Haşyet korku anlamına değil. Korkunun ötesinde Allah'ımıza duyulan büyük bir saygı Celle Celaluhu. Ukal koçan'da kıymetli bir alim var İsmail Efendi diye. İyi bir alim. Onunla bir görüşmemiz oldu bu haşyet hususunda.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İbnü'l Ata Rahmetullah Ali Hazretleri buyuruyor ki haşyet kalbin işidir, nurudur. Burada haşleti tanımlamamız gerekir. Haşyet korku anlamına değil. Korkunun ötesinde Allah'ımıza duyulan büyük bir saygı Celle Celaluhu. Ukal koçan'da kıymetli bir alim var İsmail Efendi diye. İyi bir alim. Onunla bir görüşmemiz oldu bu haşyet hususunda. Dedim ki haşyetin bir ötesi daha var. O da haşleti kamile dedi. Onu deyince bizim gönlümüzde kafamızda canlına sıddık Azam. Hazreti Ömer Radiyallahu Anh'a ve emsali Allah sevgilileri. Mesela Sami Efendi Hazretleri. Haddesallahu sırrı. Üstatımız onun görevlilerinden birisine demiş ki ben size intisap edeceğim. Aman asıl, ben dedim olacak bir şey değil demiş. Siz ta otuzlu yıllarda intisab etmiş, icazetinizi almış bir kimsesiziniz. Biz elli altılarda intisab ettik.
Nedir bu deyince, iyi bir çalışayım dediğinde demiş ki yine Sami Efendi Hazretlerinin huzurundan geliyorum. Diyorlarmış ki bu Sami'nin hali ne olacak? Evlenmiyor mu? Bilmiyorum. Bu Saminin haline olacak? Bu haşyet işte. Cenabıhakk'a duyulan büyük bir saygıdır o. 0. Tabii gönül de olur. Şimdi size tenzih ederim. Bizim halimiz şuna benziyor. Adamın evinin önüne yiyecekler, içecekler, envai çeşit ikramlarda bulunuyorlar. Getiriyorlar kapısının önüne. Belki Gümüş de getiriyor, altın da getiriyor, Yakup da getiriyor, zümrüt de getiriyor, getiriyor da getiriyor. Kapısının önüne koyuyor ama o kişi kapıyı açıp da içeriye alıyor. Şimdi Allah'ımız bizim önümüze hilafet gibi bir nimeti İstanbul diyor. Bakıyoruz. Semavat ve arza yüklenip onların çekindikleri bu tekadif I ilahi, demirler Allah'ımızın muhatap kıldığı kişi biz olur.
Sonra her şeyin hülasası noktasında, Cenabı Hak Adem Aleyhisselam'a isimlerin hepsini öğretiyor. Biz zannediyoruz ki işte Hadid, demir. Şu toprak. Şems, güneş, bu da değil işte. Bu değil. Aynı zamanda onun görevlerini bildirir Cenabı Hak. İsimler de kalmıyor. Acaba güneşin faydalanılacak nereleri var? Neleri var? Ve güneşten gaye nedir? Maksat nedir? Çünkü Cenabı hak güneşe ve kuşluk vaktine yemin ediyor. Nedir bu? Mutlak bunun esrarı. Bunu bir yerde görmüştüm Allahu alem. Burada görüşüyoruz camimizde. İşte Cenabı hak Adem Aleyhisselam'a Esma'yı öğretti yalnız bunun yanında onun işlevlerini yani görevlerini vazifelerini bunlar nasıl istifade edilir? Mesela sırrı nedir? O demirin sırrı. Bunu gayrimüslimlerden biri görünce aklına nitilecek hale geldi. O elementler hususunda işte biz demiri indirdik. Yeryüzünde hasıl olması mümkün değil. Elementler var tabii sıradandır.
Fakat demirin yeryüzünde oluşmadığı, bunu duyunca bildiğiniz bir husus ama imanımızın güçlenmesi için tabii ki çok önemlidir. Nereden geçiyor diyor? Hadis suresi var zaten. Esad El-Bidri Hazretleri, Hadis suresi esrar doludur. Bakın kapının önüne konan anlatmak istediğimiz bu. Nimetleri ne yapmış? Bedende bırakmamış. Kalbinin kapısını açmış, ruhunun kapısını açmış, sırrının kapısını açmış, içeriye doldurmuş. Mesela biz burada Cenabı Hak kabul buyursun, namazımızı kıldık. Biz isterseniz başka bir misal verelim, Şaban-ı Şerif'e girdik. Ne diyoruz biz şimdi? Şaban-ı Şerif ayı bugün birinci ayı. Bunu biz dilimiz söylüyor. Ama kalbimizle bu ayın aleyhisselatu vesselam Efendimizin ayı olduğunun ruhuna ve sırrına ayırabiliyor. İş bu noktada işte. Onlar gelen en kıymetli eşyayı ne yapmışlar? Kapıyı açıp içeri almışlar. Hani kabuk da koymamışlar. Zahiri de koymamışlar.
Gönül alemine onu indirmişler. Bir ara üstadimizin huzuruna öğrenciler geldi. Üç veya beş kişi. Onlara bir kitap oku. Onlar ayrıldıktan sonra bize şunu anlattı. Demek ki gönül gözleri bir izni Laitahalen seyrediyor iç alemini. Konuştum, görüştüm. İçlerinden biri sadece bir tanesinin gönlüne girdi bu konuştuklarım bize. Bu görüştüklerim sadece bir kişinin gönlüne girdi diyor. Şeyde kaldı, satıhta kaldı. Buraya Aydınmış şek diye birisi gelmiş. Hızır Aleyhisselam'la da alakalı. Onlar rical taifesinden manevi yerler. Tabii görevleri var, vazifeleri var. Bizim bilemediğimiz birçok hizmetleri mevcut. O da Hızır Aleyhisselam'la görüşünce buyurmuş ki, sihirli sülükün de yapman lazım Mehmet Efendi demiş. Sihir sülükü yap. Efendim kim de yapayım? Kendisi Adana tarafından olduğu için işte burada Hasan Efendi var. Varlık derler. Soy ismi Akbaş hatırladığım.
Onun da seyri süluk bu vazifeni yerine getirirsin. Belli bir yere gelmiş. Bak mefhi ispatın tarifi uzun bir zaman alır. Anlatmış, anlayamamış. Bir devenin arkasında dolaşan, dağlardan dedi hayvan ısıtan yürü. Hasan Efendi gayrete gelmiş. O kadar söylüyorum, söylüyorum, anlamadın mı? Bunlar bencil edilmiş. Tehdit edecek yeri var ama. Hızır Aleyhisselam'a demiş ki efendim beni azar diyor demiş. Ben de anlayamıyorum demiş. Anlayamıyorum. Yanınız bir Hasan Efendi daha duyuyorum, çok yumuşakmış demiş. Böyle hadi hani onda Celal sıfatı var, üstadımızda da cemaat sıfatı var. Olur demiş, gelmiş. Çok konuşuyormuş, çok konuşuyor. Burada Hasan Hocamız evine misafir almış, demiş ki bak efendimizin huzurunda öyle konuşulmaz. İkinci gün gelmiş, hiç ses yok. Elini dizlerinin üstüne koymuş, çok konuşan Mehmet Efendi dur demiş, bü bü bü. Efendimiz demiş, Hasan Hoca ne yaptın demiş Mehmet Efendi'yi.
Sükut edip duruyor demiş. O sükutu da boş değil. O sükutunda Sami benlimizin bütün ihvanını gözetliyormuş böyle. Gözden geçiniyor. Hani biz zannediyoruz ki bir evladı aldık, asker aldık. İşte devam et, öyle değil. Bizzat gözetleniyor. Bir mürşid-i kamil evladını altı cihetten seyreder. Demiş ki, Efendi Hazretlerinin ihvanı içinde hayvan simasını pek göremiyorum. Bunu lanet yardım et baba söylemiş. Uzatma da ihbarını genişliğini görmüş. Kesvetini çok anlamış. Şahitmiş. Velhasıl burada görevlerini yerine getirmiş. Vazifesini yapmış. Hasan hocamız öğrencileri okutuyor, o da bulunmuş. Hasan hocamız bazı noktalarda çıkaramadığı mesai, mesa oluyor, meseleler oluyor. Mehmet Efendi bu mesele nasıl? Hiç okumamış. Kitap devirmemiş ama nefsini delirmiş. Avucunun içerisine bakıyor. Allahümme sal diyor. Hocam bu mesele şudur diyor. Abdüli Hazreti Tefba Hazretleri'ne çok büyük bir alim, hadis alimi.
Diyor ki efendim bu Hadis-i Şerif Hasem midir? Merfu mudur? Sahih midir? Nedir bu hadisi şerif? Bu hadisi şerif değil diyor. Bu hadisi kudsi. Ne bileyim efendim? Hadisi kutşileri mu diyor? Çok ziyalı oluyor. Bak bu kapısını açmış. Kapısını açmış. Allah'ımızın ilindeki nurunu, hikmetini, ondaki haşleti kalbine durduruyor. Af buyurunuz, kitap yüklü bir merkep olmamıştır. Ebu Hafsa Hattı Hadi Hazretleri yarı yakınında Rahmetullahi Hadi sokunan bir okul var. Demişler bir yerin çok yakın niye gelmiyorsun? Hadisinde pürebüm. Ben otuz sene önce bir Hadis-i Şerif dinledim. Daha onunla amel gitmeye çalışıyorum demiş. O da boş sözleri terk etmek kişinin dininin güzelliğindendir. Şimdi bir rivayette dört, bir rivayette beş Hadis-i Şerif var. Bunlar İslam fıkhının temellerini oluşturur. Mesela bunlardan bir tanesi müftüler ne kadar fetva verse de gönlüne danış. Bunu diyelim ki biz duyduk.
Canım ne kadar fetva verirse verirsin benim kalbime uymuyor. Olmaz işte. O gönül sahibi mutmainine sıfatına iğrenç kişidir. Ona belli olur zaten. Bir sürü söyler ama gönlümüze oturmadı dediler. O onlara malum diyor ki izni La İlahe. Okumasına gerek yok. Emir Buhari Hazretlerinin hulefasında Ali dede diye mübarek bir kimse var. Üç ay okula gitmiş, babası yok, anası vermiş. Hafızlık mektebine vereyim yavrum demiş. Üç ay daha hedefi öğrenememiş hedefi. Hocası gösteriyor, bilmiyor. Garip demiş ki anne demiş evladını boşa vaktini zayiiyi ittirmiyor yani. Ya sanayiye bin yere girsin. Oto tamircisinin yanında çalışsın bir yerden. Hayır demiş. Oğlu ilim yolunda isterse o hedefi bilemezsin gidip gelecek. Annesinin sadakatinden olmalı ki okula girerken melaike I kiramdan iki kişi koluna girmişler. Demişler ki ey veledi muhtar, bak dikkat edinirse seçilmiş. Onur belli olacak zaten.
Seçildiği için belki o anda görünmüyor ama belki on yaşında çocuk da diyebiliyorlar ama sonra onur zuhur iniyor. Ey veledi muhtar diyorlar. Ey seçilmiş evlat. Seni bir huzura götürüyoruz, o huzura girmenin edeplerini deyin terk ediyorlar. Aleyhissalatü Vesselam efendim huzuruna varıyor. Sadece bir heriftir. Tabii hadise çok uzun. Ondan sonra annesine diyormuş ki zaten altı gün kadar kaybolmuş. Çok esrarem tali olmuş. Mesela suların çıkışına biz diyoruz su kaynıyor. Su nereden kaynıyorsun? O suyun Mescid-i Aksa'da. Melaikeyi taraf tarafından melaikeyi taraf ben bir kova ile indiriliyorum bir mekana. Oradan daha kova şu gördüğümüz kova değil. Ona akillar etmez. Sonra geliyor nihayet. Gelin de taziye ediyorlar zaten. Altı gün kadar kaybolmuş. Aman İsa dede geldi diye. İsa'ymış ismi. Anne diyor Kuran-ı Kerim'i okuyun mu? Gitmiş gitmiş bir hedefi söyleyen.
İstersen anne diyor Fatiha'dan başlarım. Nasiri bilir. Anne diyor tefsirini de yapayım. O zaman diyor cemaat tahammül edemedi. Ağlaşmaya başladılar. Kendinden geçti cemaat diyor. Bir Resul-i Ekrem'i. Sen Allahü Teala Aleyhisselam elif dinlesin. Üstadımız buyuruyor ki bir gün mektebi yok. Mekteb ne olacak Mekteb? Bana buyuruyor harflerin talimini resulullah yaptırırken sana versin. Onun için başladığı sözün bittiğini biz görmedik. Ama cemaat bizim gibi değil de sizin gibi alan kimseler olsun. Bitmiyor. Bu haşyette, haşyette, haşyet I Kamil'deki Cenabı hakk'ın azamet-i gayesinden dolayı büyük bir saygı içerisinde oluyorlar. Sıddi Kalzem ve Hazreti Ömer radiyallahu anh'ın mademememizin sebebi işte Hazreti Ömer'in, Radiyallahu Anh, saman çöp olsaydı anam beni doğurmasaydın. Sıddık Azam'ın ağacın dalında Radiyallahu Anh bir kuş imrenmesi.
Sami Efendi Hazretlerinin bu Sami'nin hali ne olacak deyip sızlanması. Bir Es'adi El Bibi Hazretleri'nin zerre bile olmayan Es'addime şunu demek mecburiyetindeyim. Sami Efendimizden sonra indi. Tabii Allah'ımız ne ayak etsin biz kimseye kötü diyemeyiz. Bizim işimiz değil o. Biz saygı duymakla sevgiyle mükellefiz. O Allah'ıyla kendi arasında. Böyle oturuyorum, gelmeli. Yalnız Sami Efendimiz hazretlerine yerine kaim olduklarını ifade için geldiler. Çok şükür ki Sani Velimiz Hazretlerini gördüm. Yirmi beş senesine şahidim bu canlı. Üstatımızın düğünü. Belli huzuruna geldiğiniz Hacer sen efendimiz. Eğer benim hatalarımı bilseniz kapının önünden geçmezsiniz. Böyle bir mahviyetin içerisinde. Sami Bendi hazretleri bu Sami iki şeyi düşünüyor. Bir bin gün sudan yaratıldığını. Sana Bir de toprak olacağını. Esad Erbil Hazretleri zerre bile olmayan Esad Gül biz kim olduk?
Tabii insan bazı olumsuzluklarla da karşılaşabiliyor. Bir profesör kardeşimiz daha yükselir inşallah. Edeb çok önemli. Efendi icazet. İcazetin yanında iki icazet daha var. Nedir bu? Biri mahviyet, biri de mahviyet. Mahviyet Allah'ımızda yok olmuş. Mahviyet halini gizliyor. Muhyiddin Arabi Hazretleri'ne bir soru sormuştur. Efendim, büyüklerin alameti verir? Kemalat demiş. Bulmuş. Efendim az oldu biraz sayıyı çoğalsanız, kemalatını gizlemek demiş. Ne olur gizlediğinde Allah'ımız Salih kullarının gönüllerine verir. Bak burada şahidi var. Efendimiz hazretlerini okutbiyet durumunda canlılar yürüyor bu tarafa. Onun ruhani gözüyle tarihi o alemi şehrine. Kabirde yatanlar da yürüyor. Mahlukat da yürüyor. Hasan efendi Uhub bin yedete erdi. Ona gidiyor. Mevlana'mız çok güzel bir söz var. Sen Mevlana ol, Şems gelir. Biz adam olursak her şey gelir. Dağımızda güzel bir su var bizim.
O dağ Türkiye'nin bir tarafından geliyorlar. Hatta dış ülkelerden de geliyor. Niye? Su çok güzeldi onun için şifalı bir su. Yeter ki biz Allah'ımızın Şafi sıfatının tecellisine erebilelim. Gelirlerdi üstadımızın huzuruna. Efendim buradan bir şöyle bir ekmek olsa bir de bir iznini daha şifa buluyoruz. Ne diye? Neden onu hissetmiş? Artık bu tadı almış, o lezzetini almış. Şu demek istiyordu. O Mehmet Efendi geldiğinde buraya ricati taifesinden, hocam diyor, şu kimselerin işte gönlüne hiç ilim girdiği yok. Ama şuna giriyor diyor. Ve bilmediği bir hususta da hocamız, Ömer Efendi şuna deyince avucunun içerisine bakıp Allah'ım da zannediyor, haber veriyor. O ilmi nasıl almıştır? O ilmi nur olarak almıştır. Allah tarafından nur olarak inmiştir. O rahlenin önüne oturacak, ondan sonra birbirini okuyacak bu değil. Bir mettebe oldu ki müdavim Allah'ı de zatına muallim, gerek yok zaten.
Almış alacağını. Bir müderris yirmi yıl kadar öğrencilerini okutuyor. Belki daha bir zaman fazla okutabilir. Fakat yirmi yıl okuduğu halde kafası hiç çalışmayan bir öğrencisi varmış. Hoca efendi de çok müdahil, dermiş ki Refik onun hürmetine bereket yağıyor, gelsin gitsin. Bilmez ama, bilmiyor. Diğerleri ama çok güzel hıfz ediyorlar, biliyorlar, not alıyorlar. Daha başka kimselere faydalı oluyorlar. Bunun için bilmiyorum. Bir gün hocası rahlesini önüne koymuşlar, kitabı açmış. Okuyacak. Bir müddet ilerliyor. O kafası çalışmayan yirmi yıl kadar devam eden öğrenci hocam orayı meftul okusanız. Biraz daha ileri gidiyor hocam. Buyurun. Orayı meftuyusunuz. Bir cümlede birçok hatalar çıkmış. Evladım beni bu kadar sıkıştırma demiş. Sen medresende kalırken aç bir hayvanın aç bir köpeğin, yavruları dünyaya gelmiş buzların üzerinde onlara şefkat göstererek haneni aldım. Çok güzel bir un.
Ondan bulamaç yaptım suyun içerisine. Böyle kaynağımızın suyun içerisine. Onu böyle enerji gibi ellerimle karıştırdım ve ikramda bulundum. O köpek de ellerini Rabbimize kaldırıp yalvarıyordu. Ben de amin dedim evladım demiş. Geç rahlerimi başına. Eğer kapıyı açıp gönül kapımızı bu nimetleri ikramları alabilirsek o zaman amelimiz salih olur. Allah'ımıza olan tazim kalbin nurudur. İlahi korku, Nefsin edebidir. Allah'ım nimet verdiğin kimselerin yolunda kıl. İmanla, hidayetle ve tevfikle ve gayretle çapayla hal ve durumumuzu gözetlemekle ve Rabbimizin bizi görüp bilinip duyduğunu gönülden hissetmek suretiyle Allah'ımızın yakınlığı bu şekillerin ilmidir. Onun her halimize vakıf olması, duyması, görmesi şeklindedir. Şimdi nimet verdiğin kimselerin yolunda kıl. Bu din makamıdır. Bil marifet maarifetle Rabbımızı tanıma bereketiydi. Cenabı yüzünü.
Ya Rabbi bize nimet verdiğin enbiyanın, şühedanın, sıddıkların, sıddıkın onların, şehitlerin ve salihlerin yolunda kıl derken marifetle ki Rabbimizi tanıma nimetiyle onlar ariflerdir. Velilere olan nimet. O da sadakat, rıza ve yakın. Kesin inanç. Birbirinden tanım veririz. Allah'ın yoluna giren kötülüklerden tamamen uzaklaşan zümreye yapılan ikram. İlimle, refetle tabii bu güzel hal ile etrafını da. Taatin Müminler için zevkidir. Müminler için istikamet üzere yürümektir keşke. Cenabı Hak müstakim. Kullarından eylesin. Hep bu anlatılanlar gönül kapısını açıp içine ibadetin esrarını dolduran kimselerdir. Ancak sana ibadet ederiz. Samimiyetle. Ancak senden yardım bekleriz. Allah'ımızın bu ciddi sırları belirlen belirlenlenmesiyle lenmesi ile, örülmesiyle. Nedir hamd? İfade buyururlar şudur. Ve senayi yukarıdan nakledelim. Ve senavu ve senavu arifin ariflerin Rabbimizi güç etmesi.
Ona olan aşk, muhabbet. Onunla olan dostluktur. Tarifi zor. Bu bu ilahi nimetleri biz gümüş, altın, neredeyse gümüş altunu yakaladı. Gümüş, altın, yakut, zümrüt bu ilahi değerleri kalbinin kapağını açıp içine dolduran içim şeyler demektir. Ve bir elhamd. Allahu ve senaudilla. Allahü zülcelalin senadır. Zaten ilk başladığımızda bizim mesela Allah'ımız lütfettiği, ihsan ettiği cennete giren kimselerin de duası bu. Her nereye baksa büyük bir nimet görüyor. O nimeti müşahedeyle elhamdülillahi rabbil alemin diyor. Başka bir yeme zaten. Sonu. Müminlerin senası Fatiha'yı okurken onu kedebbürle okuyabilmek, manasını kavrayıp hayatımıza geçirecek şekilde nurundan istifade ederek müridlerde de zikirle böyle yalnız daha çok tercih ederler. Çünkü çok sevdiği ve halvet olan bir kimse yalnız kalan bir kimse üçüncü şahıs istemez. Allah'ıyla o kendi celaluhu. Ariflerinkiyse şevktir.
Allah'ımıza olan dostluktur. Dikkatte Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Ki bismillahirrahmanirrahim. Bismillah Allah'ımızın heybetuhu azametini bildirir. Ve firrahman Rahman haya ediyoruz kelimesi desek nasıl diyebiliriz bunu? İlahi bir kelime dedi Rahman ismi Celali. Onun kula yardımı. İsami. Ve fir rahim ve muhabbethu. Allah'ın sevgisini ve muhabbetidir. Bununla nebiler zuhur etti. Feniyet yok oldu. Bir tecelli, onun tecellisiyle kendinden geçtiler. Bu ihsan ne kadar büyük bir ikram ve bir istinariyi onun nuruyla aydınlanmak suretiyle gönül kapıları açılır. İçine haddesallahu Sevra diyebilecek, Allah sırrını takdis etsin denebilecek hale gelmektir. Bu Esmed'deki Allah'ımızın ihsan başka ne diyebiliriz? İyilikleri desek Türkçede anlam yok ki bunu doldurabilecek bunu bir kelimesini. Lutb ihsan diyoruz önce. Nebilerin ruhları için.
Nübüvvet ve risaletin onlara atfedilmesi, ihsanda, ikramda bulundurmasın. Ve sin sin ise onun butufa, ikramı, hazinesinin, ma ehli marifeti marifet ehli, bu ilham ile ona yakındık ve dostluğun ilahi neşesi içerisindedir. Diyorlar ki münafıklar içimizdeki aziz olanlar zelil olanları çıkarsınlar. O muhacirini, bunları zelil diyorlar. Kendilerini aziz göründü Cenabı Hak. Allah'ındır, Resulunundür. Yolundan giren müminlerindir. Allah'ın izzeti daha bu hiç çözülmüş değil. Allah'ımızın kudreti. Bunu Lokman suresinde de Keyif suresinde de bir deniz yedi deniz daha ilave edilse yine bitmez ve tükenmez. Nasıl anlarız bunu? Hapımızın birbirine konan o idrak var ya idrak, anlayış. O kapılar açıldığı zaman yoksa Allah korusun hadleri var, anlamaz, gözleri var, görünmez, kulakları var, duymaz şekline Cenabı hak giydirmesin. Resulün izzet sanılazan nübüvvet ve şifadır.
Müminlerin izzeti şerefli üstünlüğü kıymeti değeri derecesi alçak gönüllü ve cömertliğidir. Ruhun hayatı neyledir? Gönülledir ve hayatun nefs şu bizim canımızın hayatı bir ruh ruh ile ve hayatun ruh ruhun hayatı nedir? Bildik ve Rabbımızı anmakla kendi şunu ve hayatu zikir zikrin hayatı nedir? Bil Zekerir. O zikreden kimsenin istikameti, dürüstlüğü, Mevla'ya olan aşk ve şevki muhabbeti. Zikredeninin hayatı nedir? Rabbi zücelalimizi bulmaktır. Hatta zikirini unutmak, onurlu olmaktır.
Kaynak: Genel
Haşyet ve Ruh Arınması ile Allah'a Duyulan… | Mihmandar