Halvetin Maneviyatı ve Kalp İyileştirme Yolu kaydında Bu rahatsızlıklar insanın daha çok köşelere çekilmesine, evlerde kalmasına, topluluğa karışmamasına vesile oldu. Bunun dinimizde İslam'da yeni nedir? Bilhassa Meşşai-i Zamın bu husustaki görüşleri ondan nakletmek istiyorum. Uzlet dendiği zaman insanlardan ayrı bir yere çekilmek demek. İhtiyaçtan fazla toplumda kalmamak. Boş sözlerle zaman…
Halvetin Maneviyatı ve Kalp İyileştirme Yolu ne anlatıyor?
Halvetin Maneviyatı ve Kalp İyileştirme Yolu kaydında Bu rahatsızlıklar insanın daha çok köşelere çekilmesine, evlerde kalmasına, topluluğa karışmamasına vesile oldu. Bunun dinimizde İslam'da yeni nedir? Bilhassa Meşşai-i Zamın bu husustaki görüşleri ondan nakletmek istiyorum. Uzlet dendiği zaman insanlardan ayrı bir yere çekilmek demek. İhtiyaçtan fazla toplumda kalmamak. Boş sözlerle zaman…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu rahatsızlıklar insanın daha çok köşelere çekilmesine, evlerde kalmasına, topluluğa karışmamasına vesile oldu. Bunun dinimizde İslam'da yeni nedir? Bilhassa Meşşai-i Zamın bu husustaki görüşleri ondan nakletmek istiyorum. Uzlet dendiği zaman insanlardan ayrı bir yere çekilmek demek. İhtiyaçtan fazla toplumda kalmamak. Boş sözlerle zaman geçirmeyerek boş zamanlarda bir kenara çekilerek ibadet ve tefekkürle zamanı değerlendirmektir. Yoksa hep böyle televizyonun karşısında hayatı geçirmek değildir. İhtiyaç şemi bir ihtiyaç müstesna. Fakat bazı kimseler ömür ve ömür boyu toplumun dışında kalmışlar, çindehane ve mağaralarda yaşamışlardır. Bunu da dinimiz uzun boylu kalmayı doğru dönmez. Belli bir müddet. Şunun gibi düşünelim. Gerçi arabalarda da şarjlı arabalar çıktı.
En azından bilebildiğim kadarıyla bir kullandığımız süpürgeden tutun buna benzer bir tıraş makinesinden elimizdeki telefona kadar çünkü elektron her şey bu şekle dönüştü. Bir mutfağımıza girecek olsa hep elektronik. Isıtıcılardı vesairlerdi fırınlardı sayakta bitmez. Bunların ne var? Yerine göre şarjlı olanları var. Bak devamlı şarjda kalmıyor. Kendisinden istenileni yerine getirmek için bir müddet şarjda kalıyor. Ondan sonra ne yapıyoruz? Biz bunu şarjını doldurduktan sonra şarj dolmaz zaten. Şarj olduktan sonra kullanıma geçiyoruz. Bunun gibi insan da devamlı köşelerde kalmaz. Çünkü ailesi var, çocuğu çoluğu var, işi var, gücü var, etrafı var, dinimize hizmeti var. Kuran-ı Kerim'de bu halvete delil olarak şu Ayet-i Kerime gösterilir. Sakınlar. Rabbinin adını an. Bütün varlığınla ona yönel. Bunun da Batı'nın da Rabbi O'dur. Ondan başka Allah yoktur. Öyleyse yalnız O'na güvenip senin.
Onların söylediklerine katlan ve uygun bir şekilde onlardan uzaklaş. Yani çılgınca bir muamele etmek oluyor. Hani bu diyelim azmış. O azdı diye o biz söz söyleyince biz o söz söylemeyelim. Rabbimiz bak bize ne yol gösterin. Onların söylediklerine katlan ve uygun bir şekilde onlardan uzaklaş. Yani Rabbinin adını an onu gece gündüz hatırla. Kendini her şeyden çekerek Rabbine yönel, iflas ile onun emirlerine Resulü'nün sünnetine uy Sallallahu Aleyhi ve Sellem içinde bulunduğun dünya gönlünü asla meşgul etmesin demektir. Hanefi çilenin kırk bin olmasının Kuran Azimüşşan'da ve sünnette birtakım dayandığı yerler vardır. Kırk günlük sürenin Musa Aleyhisselam ile ilgili olan şu Ayet-i Kerime'ye dayandığını beyan ederler. Essayimile. İnsan bazen böyle içinden çıkamadığı haller oluyor bir beşer olarak. Diyorsun ne yaparız acaba? Neleri şöyle bir hal var. Kuran Azimüşşan bize her yönde deva.
Buyur gün. Musa Aleyhisselam, Musa ile Aleyhisselam otuz gece için sözleştik Ve buna on gece daha ekledik. Böylece Rabbimin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu. Musa kardeşi Harun'a dedi ki havmimin içinde benim yerime geç, onlara ıslah. Oyuncuların yolunu izleme. Bu ayetten başka şu hadis-i şerifi de böyle çilehaneler denir ya şimdi artık unutuluyor herhalde bunlar bilemiyoruz nasıl olduğunu. Bizim anladığımız nefsimizin ıslahı için küçük bir mekanda insanlardan ayrı taatle meşgul oldukları yer. Kırk gün Allah için iflasla amel edenin kalbinden diline hikmet pınarları akar Hadis-i Şerif'ini delil olarak ifade etmişler.
Hz dindiği zaman kendini günahtan, isyandan yersiz kaygılardan uzak kılarak en şerefli mahluk olmanın Allah'ımızın Kitabı Kerim'inde muhatap almasının emanetleri yüklemesinin ve hilafet sırrına erdirmesinin bu noktada ayrı bir mekana çekilmek kendimizi hesaba çekin, çekmek önemli bir adımdır insan. Kendini anlayın doğru ve hayırlı davranışları yeterince gerçekleştiremez. İnsanın başkalarını ve hayatını anlayabilmesi için önce kendini anlaması gerekir. Acaba benim görevim nedir? Vazifem nedir? Şu dünyaya ben ne için geldim? Demirindir. Burada biz halvet hususunda nefsimizin kendi şahsımızın halvette olması. İbadet ve taatleri gösteriş için yapmaktan uzaklaşmaktır buyurmuştur. İbadet ve taatle gösterişten uzaklaşmaktır. Manevi olan halveti yani bizim ruhumuzla alakalı ilahi değerlerle alakalı. Çünkü insan bir beden bir de ruhtan ibarettir.
Beden şunu malum biliyorsunuz elimiz ayağımız gözümüz kulağımız. Bunun bir de ruhani ciheti vardır. Mesela ayağımız nedir? Yürümmemizi temin eder. Ama bunun ruhani yönü manevi yönü nedir? Hayırlı yerlere atlatmaktır. İbadet ve taat için ayağımızı mesela bir fakirin yoksunun görülmesi gözetilmesi bu hususta kullanmaktır. Şimdi biz bu dünyadayız zaten. Bu dünyada süfli demesi terk edeceğiniz bir dünya. Şu dünyanın nimetlerini mesela yapılan bir yemek, onu mevsim size koysa da iki gün güneşin karşısında bıraksa bu müzik giyecek bir hal meydana gelir. Yiyemezsin. İri etmek de öyle küflenir. Dünya bu. O süfli olan alemde kalbimizi yersiz duygulara bağlanmaktan kurtarıp Mevgah-ı Zülcelal'in emrine rahmet etmektir. Kalbin halveti nedir? Halvet biliyorsunuz yalnız kalmak. Kalbin halveti. İnsan sever yani.
Çocuğunu da sever, evini de sever, etrafını da sever, darı taşı, yeşilliği sever, suları sever. Sever yani insanda bu durumu mevcuttur Allah'ımız vermiş. Ama bu sevgileri atmaktır diyor. Nasıl olacak o zaman senin arkadaşın da var, hayat yoldaşın da var, kendi canından gelen etinden kanından kemiğinden oluşan yavrum da var. Şu tabiat var. Bunlara hep Allah'ımızın nasıl bakmamızı, nasıl bölmemizi, nasıl muamele etmemizi istemişse o şekilde davranmaktır. Mesela hanımının namusunu korur. Ve yarısı mesafesinde dinimize hizmet noktasında. Çocukları yetiştiği zaman İslam'a hizmet edecek İslam edep ve erkanıyla göre yetişecekler ve insanlığa faydalı olacaklar. Kainat ibret olmak için. Çalışıp çabalamamız hem helal hızı, hem helal yoldan kazanıp hem de helal yollara hacc etmektir. Daha başka şekli dururuz üzerinde. Bir de daha bir iç alemindeki hacvet nedir?
Böyle insanda havatir olur, düşünceler olur. Bu düşüncelerimizi düşüncelerimizi beynimizi bir araya getirip toplayıp neyi düşündüğümüzü neyi hatırladığımızı nasıl ki filomuz kaçtır diye tartı aletinde ölçüm yaptırdığımız gibi yaptırdığımız gibi kalbimizle hangi duygu ve düşüncelerdedir diye bunun hesabını yapmaktır. Böyle yersiz düşüncelerden kurtulmak diyelim biz. Yani kafamızı toplamak. Ya ben ne yapıyorum? Şu düşündüğüme bak. Halbuki bu beyin boşuna verilmedi. Allah-u Zümcelal. Semavat ve arzın yaratılışı hususunda düşünüp ibret almamız için verilmiş mesela bir dağı düşündüğümüzde sabit, yerinden ne yel ne de sil götürebiliyor. Ben de öyle müstakim olmalıyım ki beni nefsin ve şeytanın yeri yok etmemeli.
Suyun her zaman akışı hayat verici bizim ibadet ve taatte daim olup gönlümüzün ilahi sunar ile sulanması gözümüzün Allah korkusuyla yaş akıtması ve buna benzer birçok düşünceler halimize göre değişir. Ruhun halveti Bir kere şu alemin bir gün biteceğini bizim de kainatın da içindekilerin de yok olacağını düşünmekdir. Bunu anlayabilmek ve yaratınız sırrını da çok iyi fark etmektir. Bir de insan Şimdi biz bir kere Siem dedi oruçtur. Ve gıyem namazdır. Fitam yememize ve iştigalün bilikrillahil melikil allem. Her şeyi bilen, her şeyin sahibi, hükümran olan, her şeye sahip ve onu idare eden, Allah'ımızın zikirle meşgul olmak, ve ruzületün anil halkı isıdt fil iltica ilelhak Allah'ımıza Celle Celalühu çok samimi bir şekilde yalvarıp yakarmak ve insanlardan bu düşüncelerin hasıl olması için uzaklaşmaktır, demişler. Ebu Bekir-ül Berrak Gatta Sallallahu Aleyhi Sri Hazretleri buyuruyor.
Ben buyuruyor dünya ve ahiretin hayrını yalnız kalmakta buldum. Artık yalnız kalmanın ölçüleri ifade edilmiş oldu. Ve dünyanın yetecek kadarıyla iktifa edip fazlasına gitmemek. Eğer biraz sesimiz fazla gibi çıktıysa, üzgünlüğümüzü beyan ettiysek Allah'ımızın nimetinin yerli gelince kullanması için, kullanılması için. Nefsi olan varsa Allah'ımız bizi bağışlasın. Beni diyor Allah korusun nefsani hallere götüren de bu şerri olan da mesela giyeceğimiz var yetecek kadar. Ondan sonra ihtiyacımız için gerekli neyse bunlar mevcut. Bunun dışına çıkmamak. Ama Allah'ımız çok vermiş dünyaları vermiş ve bunu da sarf etmek. Biz böyle hayatımızı geçiriyoruz ama görüyorsunuz küfür beldelerinde kendisine sığınmış o mülteciyi diyoruz ya, onları böyle motlara bilmem planlara sayısı, ölçüsü yok. İnsani olan hiçbir vazife yok, olduğu gibi doldurup ölüme terk edilmesi.
Yani bunları gören bir insan şu rahatlığın içerisinde daha da bir rahatlık daha da bir rahatlık dinmez. Mesela Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz fakir olarak ifade edilir, katliye. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz çok varlık sahibiydi, çok zengindi Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz. Ama fakirler üzülmesin diye fakra düşüyordu. Sırf fakirler rencide olmasın diye. Nasıl bir peygambersin Yusuf Telace'a? Mesela bakıyorsunuz, fedekte arazileri var. Oradan mahsunler geliyor, Hazreti Bidale radıyallahu anh gözüm bölünmesin, sabaha kadar beklemesin, bunu umduğu gibi dağıtın buyuruyor. Böyle bir peygamber Saniyallahu Tealeyhissalatu vesselam. Bir gün cemaatin arasından beni mübarek ellerini omuzlarına koyarak hayırlı verdi. Dediler ya Resulallah bir şey mi oldu? Bir altın vardı. Onun benimle sabahlamasını istemediğim fakire infak ettim geldim buyurdu.
Böyle bir peygamberimiz bizim sallallahu aleyhi ve teala Yusuf. E heyecanımız bundan dolayı böyle bir peygamberimiz var iken onun yolundan gidelim istiyoruz. Talep ne? Şaki ki Belhi Hazretleri buyuruyor ki biz diyor arşı azamın altında gölgelenelim mi istedik? Nedir o varşi ağıza? Güneşler yaklaşıyor, güneş insanın öyle tepesine yaklaşıyor beyinler neydeyse kaynayacak. Bu sıcaklığı neyi düşünmeyelim bu sıcaklık Allah'ın diyor insanlar kimileri topuğuna kimisi diz kapağına kimisi göbeğine kimisi omzuna kadar per devyasına gömülmüş bizi buradan kurtar da cehennemine at dedikleri zaman. Arşivazamın bölgesinde gölgelenmiyorlar. Kimdir bunlar? Ben diyor bunu istedim, bari gevliyaullah, onu diyor halvette buldum. Nefsini hizaba çekeyim. Ey nefis, bak sen şu dünyaya sırf yemek ve içmek için gelmedin. İstediğin gibi bir hayat sürmeye gelmedin.
Rabbımızın emrine ne kadar uyuyorum, ne kadar uymuyorum, onun tefekkürünü yap diye geldi. Bu düşünceler diyor beni Arş-ı Azam'ın gölgesinde gölgelenme berektin erdirdi. Bu nurlu insanların kirilerden tutulmuş günahı, insanın böyle hayırlı bir cümle baktığında da ibretli, duyduğunda da haksız üzerine duyar. Her tarafından hayırlar akar, onların ilahi bir güzelliğidir. İnsanların böyle içlerinde uygunsuz sözleri dinlemek için arasına katılmaktan uzaklaşmak, vasıl olmanın işaretleridir Cenabı Hak'ka. Bir müridin ilk anlarda kendisine yoğunlaşması için ıslahımız için buzet çok önemlidir. Sonra nihayetinde insanların kötülüklerinden kaçmak suretiyle Cenabı Hak'la ilk dostluğu temin etmek. Gönül Ademindeki Şeytani ve nefsani hiçbir düşünceyi önüne giydirmemektir. Şeytan durmaz ki her şeyi hatırını getirsin.
Şöyle hayırlı mecliste olsan bile kafana, beynine, kalbine mutlak kötü düşünceleri getirir. Neden getirir o? Biz çünkü mutmainme sıfatında değiliz. Nefsimizin mertebelerini geçmeye adım atmadığımız için bizimki bir anlık böyle bir an olup keşke bu bir anı götürebilsek biz. Bir an nedamet olur, pişmanlık duyarız, yerine göre ağlarız, bir başka hayırlı insana derdimizi dökeriz ya, kurtulamıyoruz, hepsi hallerinden fakat bir bakarız Ondan sonra yine aynı hane, izin oğlan bina okur, döner döner yine okura döner gelir. Allah korusun. Yani ileriye adım atacağız. O düşünceyi daha da bir ileriye Allah'ımıza kullukla Celle Celalühu götürmekle olur. Yoksa bir anlık tefekkürle yürümez zaten. Bu gönlün haleti kalbimize şeytani ve nefsani bir füzeleri getirmemek. Mesela muhabbetin merkulat yeme ve içmenin muhabbeti Vel meşrubet içmenin vel melbuset giymenin ve ve şöhre.
Mesela diyor ki dediğimiz şeyi tekrar etmeyelim sözleri çoluğuna çocuğuna ve evine, parkına, arabasına bir düşkünlük ne bileyim eşyasına bunlardan kurtulmak, bunların geçici olduğunu bilmektir demiş. Halkın isyanında kötülüklerinden Cenabı Hakk'a kaçmaktır. Yoksa insanların terk anlamında değil o zaman nasıl inşaat olacağız, nasıl ıslah olacağız? Keynet Halvetü Eyyüb Aleyhisselam bir bene. Peygamberlerin hayatlarında da Halvet böyle yalnızlık halini görüyoruz. Mesela Eyyüb Aleyhisselam bela ve musibete müptela oldu. Bu halvetinde, bu rahatsızlığında şunu diyordu mesela Allah'ım dilimi ve gönlümü muhafaza edin. Et. Çünkü gönlüm seni zikretsin, sana, sana muhabbetle dolsun, dilim de seni ansın. Ve kenet halvetü İbrahim Aleyhisselam ateşe atılıyor zerre kadar tereddüt yok. Kendisine yardım için gelen Cebrail Aleyhisselam'a bile Allah'ım bana yeter ben halimi görüyor, biliyorum diyor. Diyor.
Başta diyor Musa Aleyhisselam biliyorsunuz o anadaki Allah'ımızın emrine bağlılığa bakalım. Ne demek yeni doğmuş bir yavru onu tabutun içerisine küçük bir sandık bırakacak, Nil nehrine bırakacak, bunu hangi anne yapabilir? Sırf Rabbimizin emrine uymak suretiyle böylece bir müddet Sonra da malum kendisinin kavminin ezasından iman edenlerle beraber bir yola çıkması gibi hadise Kuran-ı Kerim'de geçer. Lut Aleyhisselam'ın balığın karnında bakınız öyle bir halvetteki orada bile bize ders veriyor aslında bunlar öğüt alın diye vuruyor. Diyor Ne demek düşünelim şimdi balığın sıkıcı midesinin içinde kalıyor. Yine de Rabbımızı unutmuyor. Halvetin bazı dereceleri var. Başta isyanlar, isyan ve tuğyandan kaçmak nehyine Allah'ımızın nehyettiklerinden Rıza-yı İlahi'yi takip ederek uzaklaşmak ve cezasını düşünerek. İkincisi Nefsani arzulardan kurtulmaktır.
Ve Allah'ımızın razı olmadığı yerine göre diyor Yani insanın uyumasında bir günah yok. Yemesinde ama hep ölçülü. Hep uykuyla bir ömrümü getireyim diyor. Taatle, tatile meşgul ihtiyacını giderdikten sonra. Tabii bu alışmaya bağlı. On saat alıştıysa on saat eder. Sekiz saate sekiz yoksa bunun ölçüsü biraz da insanın şahsına göre değişir. Bu hususta yetişkin ve araştırmacılar üç saat görür. Bu akşam çokça yeni tanımış olmayacak. Üçüncü olarak kalbimizin yersiz düşünceler, düşüncelerden kurtulmasıdır diye talip edilmiştir. Bu ganimetin birçok faydaları vardır. Onlardan birisi Gördüklerimizden ibret alarak ibadetle ve tefekkürle vaktimizi geçinerek onun bizde tamamen oturmasıdır. İkinci olarak nefsimizi şerlerden muhafaza etmek bir anda olsa ona yönelmemektir. Üçüncü olarak kalbimizin ve bedenimizin rahatıdır. Çünkü kalp Mevlamının dışındaki hallerle huzursuz olacaktır.
Beden de aynen o şekilde ruhi bir ızdırap duyulacaktır. Bundan uzaklaşmaya duyulacaktır. Bundan uzaklaşmaya vesile olur. Çünkü insanlarla devamlı haşır haşır ve neşir olmak insana bir zorluktur. Kalbin yersiz düşüncelerle meşguliyeti bir müşriktür. Dördüncü olarak ibadet ve taatle huzura ermektir. Münacat Allah'ımıza yalvarıp yakarmanın bizde tamamen huy haline gelmesidir. Beşinci olarak ibadet ve zikir için müstesna bir yer artık insanlardan uzak tamamen iç alemimize dönmek için meşgul olmaktır. O gibi mekanlarda. Takva ve iyiliğe azimdir. Daha sonra şerlilerle oturup kalkmaktan kurtulmaktır. Dünyaya karşı meyletmemek ve kanaatkar olmaktır. Daha sonra kalbimizin muhafaza edilmesi riyadan bir başkasına gösteriş. Bu kelimeyi söylemekten her zaman çekemediniz yani dalga okutluk diye ifade etmiş ve diğerlerinden kurtulmaktır yani bu kelime bizim dilimize uymaz.
Yani edebeye uymaz ama mecbur başka bir anlam bulamıyoruz. Özümüzü korumak bakıştaki afetlerden yani şerbetle, hızla, tama ile bakmaktan kurtulmaktır. Dilimizin muhafaza olmasıdır. Halvet insanların şerli hallerinden kaçmaktır. Asıl kalbin korunmasıdır. Halvet Uzun uzun ilk ifade buyrulmuş. Allahu Zülcelal'e yönelmektir İbrahim Aleyhisselam'ın ben Rabbime gidiyorum, o bana doğru yolu gösterir, bana hidayette bulunur, beni şeytan ve nefsin ve kötü niyetli insanların arzu ve isteklerinden muhafaza eder korur. Zekeriya Aleyhisselam her ne zaman, her ne zaman Meryem validemizin ibadet ve taatte bulunduğu yere girdiklerinde diyor ki Ya Meryem bu yiyecekler neler, nereden geliyor? O da diyor ki bu Rabbimin katından geliyor. Bu şekilde izah etmişler.
Yani burada Allahu Alem Meryem validemizin batılların yaşadığı gibi bir hayat yaşamamak için kendisini mescide ibadet ve taat için kapanması tarzında ifade de edilir. Ve sonra Şimdi Musa Aleyhisselam'ın Cenabı Hak'ta iltica, yalvarıp yakarması ve bunda da sözleşmesi sözleşmesi kendisinin otuz gün bir de on gün ilavesiyle insanlardan uzak kalmasıdır Rabbimizle mülakat. Bir başkasını görmeden Cenabı Hak ile adeta dilileşmektir. Bu kelam olarak söz olarak değil kalp olarak ruh olarak ehilince malum olan süpunti bir halin içerisinde Rabbimizle adeta sohbettir. Bu halvet Allah'ımıza kulluk için, Allah'ımıza kulluk için böyle belli bir mekanda nefsimizin ıslahını hedefleyerek bir müddet kalmaktır. Tek başımıza böyle nefsin muhasebesini yapacağımız bir yerde bulunmaktır. Ona mahsus değildir. İnsanların uygunsuz hallerinden Mevla yüzüncü Celal'e dönmektir.
Nefsin gönül alemine dönerek kalbini irşad ve ıslah ilahi muhabbetle doldurması kalpten ruha ve minel kalbiyle ruh kalpten ruha ve minel ruhu ile sır ruhtan sırra ve minesırrı ila halipül kül, sonra da sır halinden tamamen Rabbımıza odaklanmaktır. Anlayacağımız şu. Mevlamıza kulluğumuzu bilme, her şeyimizle ona teslim olmaktır. Velhamdülillahi rabbil alemin Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine, ehline ashabına, Peygamberanizan ve piranizan bütün geçmişlerimizin ruhları için
Kaynak: Genel
Halvetin Maneviyatı ve Kalp İyileştirme Yolu | Mihmandar