Güzel Ahlak ve İbadet Dengesi kaydında Medine'de mübarek bir zat idi. Sami Efendi Hazretlerinin önem verdiği, çokça görüştüğü, bir başkaları tarafından evrad ve ezkarınız olmadığı halde nasıl görüşüyorsunuz deniyor. Halbuki rical taifesinin hali bir salik gibi değildir. Onlardan bir tanesiydi, bunlar Ladikli Ahmet Baba ile o tarih yedilerden vuran zatle münasebetleri vardı.…
Medine'de mübarek bir zat idi. Sami Efendi Hazretlerinin önem verdiği, çokça görüştüğü, bir başkaları tarafından evrad ve ezkarınız olmadığı halde nasıl görüşüyorsunuz deniyor. Halbuki rical taifesinin hali bir salik gibi değildir. Onlardan bir tanesiydi, bunlar Ladikli Ahmet Baba ile o tarih yedilerden vuran zatle münasebetleri vardı. Bir tanesi dedi ki hacı baba dersiniz var mı? Şöyle bir cevap verdi, Dedi ki evladım, ben deryayı bulmuşum, damlayla işim yok dedi. Onların o hallerine karışılmaz. Herkesin kendine mahsus bir hali vardır. Çünkü bir ricalü'l-vaib tarafı var, buna meczubin de dine biliyor. Bir kısmı da İrşad yönü olanlar, şer-i şerifin dinimizin itikat, ibadet, ahlak, muamelat yönlerini anlatırlar. Ama bir diğerleri o rical taifesi ise bunlar yerine göre imtihan memurlarıdır.
Mevlana Halid, Gaddesallahu Sırri Hazretleri hacca geldiğinde burada abdest alışlarına bakar, insanların pek muvafık görmez. Bir de bazı kimseler gözetilir. İleride kemal sahibi olacak hakikaten istikbal vadiden, irşad makamında olacak kimseleri Allah'ın izniyle her taraftan beslemeye çalışırlar. Çünkü ümmetin yerine göre önderi sayılır. Burada abdest alanların muvafık bir şekilde olmadığını görünce bazı tenkitlerde bulunur. Bu arada bir tanesi hemen zail olur der ki siz buraya insanları teftiş için mi geldiniz? Estağfurullah der. Sonra yine bakar, zatın bir Kabe'ye arkasını dönmüş, insanları da yüzünü, der ki bu doğru bir hareket değil Beytullah'a sırt dönülmez, kalbinden böyle geçer geçmez o kimse Mevlana Halid'e doğru, kalpte Sallallahü Esrarahumul Aliye yürür. Der ki buraya teftiş için mi geldin? Çünkü hep gözetiliyor, belli bir noktaya gelecek Allah'ın izniyle.
Der ki ben hata ediyorum, ne olur beni irşad edin. İşte bu noktayı demek için buraya kadar geldik. Biz irşad memuru değiliz, imtihan memurlarıyız ama irşad edecek yeri gösteririm, bas ayaklarımın üzerinedir. Bastığı zaman bir şehir görünür, der ki bura neredir? Cihan Abad Dehle. Orada Abdullahi Dehlevi Hazretleri var, onda seyri sülukünüzü tamamlayacaksınız, irşadınızı oraya ait. Yunus Emre'nin Rahmetullahi aleyh, Haddesallahu sırra şeye gelmişti, bu değişik bir yere gelmişti. Orada irşad ve ıslah olmak isteyince Hacı Bektaşi Veli Hazretleri dedi kimsenin gönlün anahtarı tapduk emrederdir dedi. Demek ki ilahi alemde parselleniyor. Şunu söylemek istiyorum, layık olmayarak, mürşid-i kamillerin ama gerçek mürşid-i kamilin bu rical taifesinde eksiklik olmaz da mürşid-i kamil bulunmaz. Çünkü onlar aleyhissalatu vesselam Efendimizin tebliğ vazifesini yapıyorlar. Bunu temin biraz zor.
Bundan dolayı kibriti amel tabirini kullanmışlardır. Kibrit-i amel bizim bildiğimiz kibrit demek değil o, ender bulunan kimseler. Bir gün bir tanesi günü güpegündüz elinde mum ışığı ile sokakta dolaşıyor. Gerçekten taaccübü mucip bir hal. Güneş her tarafı aydınlatmış. Güpegündüz elinde mum onunla dolaşıyor. Ne yapıyorsun deyince adam arıyorum der. İşte kibrit-i ahmer bu demek. Mumla adam aranır mı deyince bulunur mu diyor mumla. Biz de zaten bulunmayan arıyoruz diyor. Efendim, onlar zahirde belli olmaz. İşin ehli olursa zahirde de bilir, batında da bilir. Sesinin tonundan anlar. Eğil olduğunu biiznillahi teala sesinin tonundan. Es-Sairübilne yes adul kelimu tayyib vel amelus salih yerfau, Onların amelleri kabul katına doğru gidiyor. Dinleriz biz bazı kimseleri çok natıkalı böyle edebi ifadelerle konuşur. Bakarsınız bir derviş kılığında öyle bir yeteneği de olmayabilir konuşmada neden.
Güzel Ahlak ve İbadet Dengesi kaydında Medine'de mübarek bir zat idi. Sami Efendi Hazretlerinin önem verdiği, çokça görüştüğü, bir başkaları tarafından evrad ve ezkarınız olmadığı halde nasıl görüşüyorsunuz deniyor. Halbuki rical taifesinin hali bir salik gibi değildir. Onlardan bir tanesiydi, bunlar Ladikli Ahmet Baba ile o tarih yedilerden vuran zatle münasebetleri vardı.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Fakat insanlar o aşıkların peşinde dolaşır. Neden? Gönlündeki nurdan dolayı dolaşır. Bir tanesine Hızır Aleyhisselam gelir, der ki ben boşuna gelmedim, sizin alnınızda Muhammedi bir nur gördüm, onun için geldi. Demek ki böyle boş mekanları değil de define olan yerleri arıyorlar. Arıda da bunu görürüz biz. Arı boş kovanlarda bulunmaz. Nerede? Bal peteği varsa oralarda bulunur. Diyelim ki bizim bir evimiz var. Evimizde bal petekleri var. Dıştan bakarsınız arı burnunu oraya vurur. Neden? Bal var. Gönlünde imanın kemal balı, ibadetin kabul balı, bu çok önemli. Allah muttakilerden kabul ediyor takva ehillerinden. Bakıyorsunuz Rabbimizi görür gibi ibadet etme balı var. Allah'a aşk balı var. Cenabı Hak'ta ünsiyet muhabbet balı var.
Bunları görünce onlar aynen, Mevlana annemizin dediği gibi bazı kimselerimiz olur der iyi rüya bir görebilsek güzel rüyalar, biz de işte kanatlansak, ilahi alemde unutsak, şöyle olsak, böyle olsak, biz de büyükleri müşahede etsek hakkın dostlarını, bunu demeye hiç gerek yok. Buyuruyor ki sen Mevlana ol, Şems gelir. Yeter ki biz ehil olalım. Onların bulmaları öyle zor değil. Çünkü Abdülkadir Geylani, Hadis Sallallahü Hazretleri dünyayı iki adımda alırım diyor. Bütün dünya gözlerinin önünde. Bu şimdi çok kolay izah edilir teknoloji ile. Uydudan şehrini buluyor, hangi şehirde oturuyor? Oranın mahallesini buluyor, sokağını buluyor, evini buluyor, evinin bahçesini görüyor, bahçede havuz varsa onu da görüyor. Bunu ne görüyor? Bunu bildiğimiz kablolarla, bilmem falanlarla, bunu biz belki ifade edemiyoruz ama maddi olan maddi olan eşya ile seyrediyor.
Yani bu eşyada öyle bir akıldır, tefekkürdür, teşekkürdür, tefakkuhtur, anlayıştır, blok, bununla görebiliyor da Allah'ımızın hilafet sırrını verdiği emanetin yüklendiği tecelliyatı ilahiye mazhar Rabbimizin varidata mazhar manevi doğuşlar. Sonra öyle ki sağ tarafında sağ tarafında Allah'ımızın sıfatlarının bir kısmı sol tarafında da diğer sıfatları bulunan, Rabbimizin ahlakıyla ahlaklanan kimselerin bunu görmemeleri mümkün değildir. İmam Şarani Hazretleri, haddi sallallahuü sırre, ben Mısır'da otururum, elimi fakrı kainatın sallallahu teala aleyhi ve sellem kabrine kor konuşurum diyor. Zor değil mi bunlar için? Yani bunu teknoloji ile de haber vermeyen de gerek var ama anlaşılsın diye oturduğu yerden dünyayı seyredebiliyor şimdi.
Bu muharebeleri düşünecek olursak eski göçlerle, bilmem planlarla, o Çanakkale zaferinde olsun, ondan sonra diğer İstiklal Harbi'nde olan silahlar kullanılmıyor şimdi. Böyle Allah Allah Allah deyip de yürümüyor. Bir odanın içerisinde muharebeyi takip ediyor. Şimdi o şifrelerle nelerle bunu çok kolay şekilde yapıyorlar. İşte silahı vermiyor bir ülke diyelim, adını demek istemiyorum hep otuz beşler vesaireler, verse ne olacak? Verse bile kalıbını veriyor, şifresini vermiyor. İşte teknoloji onlarda kuvvet olarak var, bizde fayda olarak var. Dördüncü Murad'a diyorlar ki biz bir bomba bulduk, bir tahrip kalıbı, diyor ki bunu attığınız zaman bir yere bu faydalı ile zararlıyı, yani sıkıntı verenlerle vermeyenlere haklı ile haksızı ayırabilir mi diyor. Ne ayıracağı efendim? Hiroşima gibi sayılamayacak insanları olduğu gibi helak ediyor. O fosfor silahları neler?
Öyle ki zürriyetine kadar devam ediyor, felç bırakıyor, aksak bırakıyor, onu sakat bırakıyor. O zaman kabul etmeyiz diyor. Çünkü bizde fen insanlığın faydasına olan fendir. Çünkü bu fennin kaynağı nedir? Kaynağı elbette ki ilimdir. İlim ise Allah'ımızın Alim sıfatından damlar. Eğer El Alim sıfatından damlamazsa o güç olarak kullanılır, kırk binin üzerinde Gazzeli haksız yere şehit olur. Burada Mevlana Halid Hazretleri demek ki ehlullah'ın elinde bir liste, Buna divan derler, orada evlatlarını görür ama bakıyorsunuz her gelen kapıdan içeri giriyor. O kapıdan içeri giriyoruz ama kalp kapısından içeri girebiliyor muyuz? Yunus Emre hepsinden yekreyi bir gönüle girmektir, buyruluyor. Acaba o gönüle girebiliyor muyuz? O zaman neden bunu demiyorlar dese daha da kötü olacak. Zaten hayat belli, bozuk bir hayat, isyanda bir hayat, biz sizi kabul etmiyoruz dese o zaman daha da isyana gidecek.
Onun için okşuyor. Aman evladım diyor ama manen değil. Zarar açmasın diye idare ediyorlar. Bir kısmını da bir kısmını da helak olmasın diye. Zarar açacaklar var, onun Aleyhisselatu vesselam Efendimiz zalime de yardım edin, mazluma da. Ya Resulallah mazluma yardım ederiz ama zalime nasıl yardım edeceğiz? Zulmünü gidermek için. Mürşid-i kamilin yaptığı budur. Zulmünü giderebilmek için yoksa tahammül edemez. Zaten gönülden istemediği zaman o yaklaşamaz. Eğer kalben kabul etmeyecek olursa o yarı semtinden de geçemez. Çeşitli bahaneler, hastamız vardı, işte bugünlerde de hasılat zamanı, ürünler işte toplanacak vesaire, domatesler salça olacak, işte üzümler de artık oluyor, tekneye dolacak, pekmez olacak, işte mevsimi geldiğinde elmalar inecek, vaktim zamanım yok, ben kafamı kaşıyacak bile zamanım yok demeye başlar. Çünkü gönlü kabul etmiyor.
Eğer gönlü kabul ederse burada taşan diye bir yer var. Ekseriya gelenleri Erzurum'dandır. Orada Rıza Baba Rahmetullah Ali çift sürerken insan terk etmez onu. Bu eski kara sabam var ya, onlarla nelerle? Hacı Hasan efendimizin sohbeti vardır diye, var diye terk edip sohbete koşuyor, yaya geliyor. Şahı Nakşibend Hazretleri üstağzının kapısına aşkla geliyor, bir kış gününde. Üsteazı kabul etmiyor. Hatta üstüne kar yağıyor. Kalp belki on santimi geçmiştir. Bunu bölmez mi? Öyle bir kontrol altına alıyor ki adeta o bir sarayın içerisinde gibi koruyor. Çünkü yetiştiriyor onu. Bunu herkese de yapmaz. İltifatında bir eksiklik görse bile değişir. Bizim gibi insanlar ama onlar yok, hakkı görmüş. Adanalı Hasan Efendi Rahmetullah Ali'yi iki kimsenin icazeti, bunu çok duyuyoruz belki, duyuyorsunuz.
Bizzat farklı kainattan sallallahu teala aleyhi ve sellem bu Van'ın gevaştan, çok soğuk bir zamanda memleketine gider, şöyle murakabeyi alır evinde misafir olacağı kimseyi bulamaz Çünkü ibadet taat noktasına nazar ederim. Bir taşın üstüne oturur, buz gibi hava. Efendim hiçbir emrinizi kırmadım, ne olur Muhafaza olmam için himmet buyurun deyince sıcak bir odada gibi kalır. Sabah mescide gelir, akrabaları var, birbirlerinden sorarlar sizde mi kaldı? Sizde mi kaldı? Yok. Korursa Cenabı Hak himmet-i adileriyle böyle koruyor. Bunlar gerçek olan kimseler. Mevlana Halid Hazretlerinin efendim yerinize kimi koyacaksınız, bir İsmail var ama o da yarımdır. Ondan dolayı biz düşünelim, tefekkür edelim, acaba ne haldeyiz, ne durumdayız? Çok iyiyiz, Bu demek kolay. Kişi kendini başkasının gözü ile görecek ama bunu eğer ona ehlin olursak söylerler.
Derler ki halini pek hoş görmüyorum, Ne olur dikkat edelim, riayet edelim. Bak eski aşkın şevkin görünmüyor. Onu zaten müşahede eder biiznillahi ta'ade bir ol. Öyle olur ki Sami Efendi Hazretlerini Eshade erbili Hazretleri çokça istiyor. Babası buna razı olmuyor. Bir defasında mektup gelir Sami evladım bekliyoruz diye, babası her zaman neden istiyor diye elini böyle kaldırınca, orada gaz lambası ona çarpar ve eli yaralanır. Yapmış olduğu hatayı bilerek evladım git, der. Diyor ki Essadi El-Bili Hazretleri, hayatın hazan olmadan hüznüzgünü. Şu genc iken gel evrad ve ezkarını, bu seyri sülukünü tamamlayalım çünkü onda bir iş görüyor. Bak öğretmensiniz bilirsiniz, biz de biraz yaptık. Şöyle bir sınıfı gözetledim bir iznine. Baktım üç kişiye parmak bastım. Üç kişi. Bunlarda iş var dedim. Tabii o zamanki idarenin görüşü pek muvaffak olmadı hakkımızda, onu da bildim bir yüzünü.
Bizden sonrakine dedim ki bak şu üç kişiye dikkat et. Bunlar istikbal vadediyor. Diğerleri de güzel ama bunlar ileride büyük vazife yapabilirler Allah'ın izniyle. Hani bir mürşid-i kamil, karşısına gelenin biiznillahi teala ne olacağını bilmeden vazife vermez, bilir. Onun ne olduğunu çok ala bilir. Diyelim ki o uygunsuz, sonu düzelir. Bize bir şey kabul etmeyin, bir şey anlatayım. Bir tanesi namaz kılmıyor. Varıyorum, efendim namaz kılmıyor fakat temiz. Her varmamda kılar o diyorum. Efendim, yaşı başı geçti secdeye alanı varmıyor, varır onun alanı. Gerçekten şimdi bunu diyenlerin ötesinde hali var Rabbimizin izniyle. Hani onların bizi bir şey kabul etmeyin, biz mecbur kaldık dedi. Onlar kimin ne olacağını çok ala biliyorlar. Hangi derecede hangi makamda olacağını çözüyorum biiznillahi Teala.
Gönlündeki o feraset nuruyla görüyor kerametle değil feraset Allah'ın bir nurudur Celle Celaluhu, onunla görüyor. Mesela velilerden bir tanesi oturuyor, karşıdan bir müşrik geçiyor, bir gayrimüslim. Diyor ki bunda tevhid nuru var, çok geçmeden o kimse imana geliyor. Esari erbili Hazretleri Galata Köprüsü'nde yürürken Sami Efendi Hazretleri daha asker. O zaman ihtiyaç subayı diyorlar, şimdi yedek subayı. Değişti mi şu anda bilemiyorum. Bizim dönemimizde yedek subay. Esselamu aleyküm evladım Sami diyor, daha ilk karşılaşıyor. Yürüyor, yanındakilere diyor ki o genç geliyor mu? Efendim geliyor diyorlar. Çünkü o bizim yerimizi itiraz edecek, makamımıza geçecek diyor. Es'ad Erbili Hazretleri yirmi üç yaşında intisap ediyor. Bakın Tahal Hariri Hazretleri nasıl çözüyor işini. Ağır gelmesin de yerine göre biiznillahi teala Levh-i Mahfuz'a da bakar.
Beş sene sonra diyor hazıratımın makamına geçtim diyor. Yirmi üç yaşında intisat ediyor, beş sene sonra hazıratımın makamına geçtin. Demek ki seçilmişlik var. Bazı antrenörler var. Böyle sporcuları çok iyi biliyor. Onun ayak oyunlarını vesaireleri burada diyor gerçekten, gerçekten diyor bir gerçekten diyor bu sporcumuz bizi başarıya götürür diyor. Bizi diyor başarıya götürür diyor. Yani bu bilir de bir mürşid-i kamil bilmez mi? Hiç şüphesi biliyor ve Mevlana Halid hazretleri takip ediliyor. Diyor biz irşad memuru değiliz diyor ona yol gösteren. Biz imtihan memurlarıyız. Onun için bir rical taifesi var, bir de irşad memurları var. Bizim dikkat edeceğimiz nedir? Biz başta itikadımızı tashih edeceğiz, inancımız ehli sünnet verici cemaat Kuran-ı Kerim ve sünneti Muhammediye'ye uygun düşecek. Burada tasavvuf anlatılırken tasavvuf güzel ahlaktır.
Eğer yarım yarım koyduysak Allah'ımız bir araya getirsin, toplamış olalım mevzu değişik şekilde gitti. Güzel ahlak bu Medine'deki mübarek zattan hareketle söyledik. O dedi ki bize Allah'ımız peygamberimizi güzel ahlakla vasiyet ediyor Esselamü ve inneke ve şüphesiz sen la ala hulukin azim en yüce ahlak üzeresin. Biz Rabbimizin huzuruna ne ile varacağız? Güzel ahlakla. Aslında cenneti de narı da burada. Burada değil, burada. Neden? Yaptığınız güzel amellere mukabil cennetlere varis oldunuz. Burada ne isek orada uyuz. Çünkü aleyhisselatu vesselam Efendimiz nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz Allah'ın huzuruna öyle varırsınız. Bazı kader mevzu üzerinde duruyorlar, İşte efendim bizim Ezhel'de yazılmış. Şakhi cehennem ehli ise cehennem, Said cennet ehli ise cennet. Ne yapalım? Ashab-ı Kiram da soruyor bunu. Ne yapalım diyor.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin vermiş olduğu cevap müstesna ki müstesna. Siz orada said yazdı, orada şaki yazdı bunu bırakın. Salih amele devam edin. Riyasız, kibirsiz, ucupsüz, benliksiz taate riayet edin buyuruyor. Efendim ezelde nasıl tespit ediliyor bu? Şimdi daha da teknoloji ileri gitmiş olabilir. Bak genelde şu, bir kimseyi on gününü böyle kameraya alıyorlar gizli. Hiç göstermiyor. Hiç haberi yok. Ruhu bile duymuyor. Sabah nereye çıktı gitti? Öğleyin nerede bulundu? Akşam nerelerde? Kimlerle konuştu? Kimlerle gülüştü? Neler yaptı? On gün onun haberi yok tespit ediyor. On günden sonra açıyor bu sistemi, buna on günlük hayatını olduğu gibi gösteriyor. O adam der mi ki sen beni bu kameraya aldığın için ben böyle yaptım der mi?
Allah'ımız ilahi iradesiyle, kudretiyle, el basir oluşuyla, es Semi oluşuyla, esamu ve makuma inimakküntüm, siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir celle celalühü. Bize bizden yakın oluşuyla es Bununla Cenabı Hak biliyor, kulunun ne yapacağını. O zaman bizim derdimiz ne olacak? Derdimiz Külli Mü yeserin lima holikale. İnsan ne için yaratılmışsa o iş ona kolay gelir. Diyelim ki ah bir gece olsa da secdeye kapanıp Rabbimizin orada noksan sıfatlar ile ondan tenzih oluşunu, kemal sıfatları ile muttasıf olduğunu, sübhane Rabbiyel Ala derken şöyle bir dakikalarca seydiye yatsam diyorsa cennete, ah bir Kuran-ı Kerim'i atsam da okusam, nasıl ki arı çiçeklere konup hepsinden bir öz alıp peteğe bal olarak döktüğü gibi Kuran Azimüşşan'ın her bir ayetinden nur alarak kalp peteğime döksem de şu kalbimi nurlandırsam diyorsa yemin ederim. Ne yapacağız? Biz salih amele devam edeceğiz.
Demek ki demek ki insanın ahiretteki güzelliği burada elde edeceğimiz güzel ahlaka bağlıdır. Güzel ahlak hususunda Allah yanında ibadın, kulların ziyade sevgilisi ahlaka hamideye malik olandır, güzel ahlak. Tahkika, mümin ahlaka hamide ve evsafı bergüzidesiyle güzel ahlakıyla gündüz oruç, gecede namaz kılan kimselerin makam-ı alisine nail olur. Sebebi eğer ahlakı güzel olursa ameline zayi etmesin. Şimdi orman yangınlarını çok duyuyoruz, deniyor ya memleketin ciğerleri yanıyor, gerçekten öyle. Bu çok büyük bir zulüm, Allah'ımız korusun, çok büyük bir zulüm. Nasıl yanıyor? Çünkü yirmi otuz senede yetişen o çamlar vesaireler, o fidanlar yok olup gidiyor. Neden? Orada bir piknik mi yapmış? Ne yaptıysa bir küçük ateşin parçası isabet etmiş veya bir cam parçası avanın çok sıcak olması hasebiyle güneşin de tesis etmesiyle koru olan bir yaprak yerine göre alev olabiliyor.
Bak küçücük bir ateş, bir kibrit diyelim. Ne söyleyelim? Bununla koskoca servet elden giriyor. O kadar yapılan ibadet ve taat bir hasetlikle, bir gıybetle bir kötü huyla mahvolup geliyor ama ahlakı güzel. Ahlakı güzel olursa diyelim ki bir ambarsilo da diyemiyoruz, sine mahsur dolduruyoruz. Fakat o mahsulün içerisinde haşerat bulunacak olursa onu faydasız bir hale getirir. Kuran-ı Kerim'de geçer ya bir ekin tarlası gibi iki inmiş. Allah korusun kötü ahlak bizim ibadet ve taatimizin hayrını koy. Ondan dolayı güzel ahlakıyla kişi geceyi kaim gündüzü Saim olan yani gündüz oruç kimsenin derecesine erişir. Sirken balı ifsad ettiği gibi bozduğu gibi sui hulüp kötü ahlak dahi amel ve ibadetini ifade eder. Burada bir kimse, hafızlardan, hocalardan, Hacı Hasan Efendi Hazretleri buyuruyor ki çok çalışıyor. Gece Kuran-ı Kerim ibadet ve taatle ama bir kibritle amelini mahvediyor, buyurmuş.
O kimsenin halini bilen kişi diyor ki, gerçekten diyor geceyi ihya ederdi. Kuran-ı Kerim okurdu ama geçimsizdi. Hanımına izah ederdi, haksız yere. O zulmünden dolayı amelini diyor bir kibritle yakar gider. Cenab-ı Hak cümlemize muhafaza buyursun. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El Fatiha.