Gafletten Korunma Yolları ve İbadetlerin Özü kaydında Birincisi nedir? İbadet ve taat yapmama. Gafletin birincisi bu. İkinci olarak ibadet ve saatte gaflet. Okuduğumuz istiğfarda bunun gaflet yönü nedir denirse gaflet yönü nedamet. Gönülde ben bu hatayı yüce Rabbime karşı nasıl yaptım diye sızlanmaktır. Rabbimizin kabulü de bu yöndedir. Gönülde bir nedamet, bir pişmanlık duygusu olacak.…
Gafletten Korunma Yolları ve İbadetlerin Özü ne anlatıyor?
Gafletten Korunma Yolları ve İbadetlerin Özü kaydında Birincisi nedir? İbadet ve taat yapmama. Gafletin birincisi bu. İkinci olarak ibadet ve saatte gaflet. Okuduğumuz istiğfarda bunun gaflet yönü nedir denirse gaflet yönü nedamet. Gönülde ben bu hatayı yüce Rabbime karşı nasıl yaptım diye sızlanmaktır. Rabbimizin kabulü de bu yöndedir. Gönülde bir nedamet, bir pişmanlık duygusu olacak.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Birincisi nedir? İbadet ve taat yapmama. Gafletin birincisi bu. İkinci olarak ibadet ve saatte gaflet. Okuduğumuz istiğfarda bunun gaflet yönü nedir denirse gaflet yönü nedamet. Gönülde ben bu hatayı yüce Rabbime karşı nasıl yaptım diye sızlanmaktır. Rabbimizin kabulü de bu yöndedir. Gönülde bir nedamet, bir pişmanlık duygusu olacak. Mesela adet kabilinden yüz on bir istiğfarımız bu görevi tamamlamaya çalışmak değil. Estağfurullah lağvim, estağfurullah lağvim, estağfurullah lağvim. Bunu derken akıl baliğ olduğumuzdan bu zamana kadar yapmış olduğumuz hatalarımızı gözümüzün önüne alarak Rabbimize karşı bir mahcubiyet içerisinde olmak. Üstatimiz buyuruyor ya yüz on bir istiğfare benim hatalarım sığmıyor diyor. Mesela Tevhid'de gaflet nedir?
Tevhidin bir nazeri okuyuş şeklimiz var La ilahe illallah bir de şuhudi oluşu var Tevhidin gönüllerimize sirayeti var sadece gönül değil bütün uzvumuza baktığımızda da tevhidi görebilmek duyduğumuzda da her şeyde bunun gibi mesela nedir cihatta cihad ediliyor Ama dinimizin yücelmesi için bu niyetle yapabilmek. Sonra ne diyelim biz? Oruç tatil. Oruç tatilinde takvadır. Allah'ımızın korkusu Ayet-i Celil'in son kısmı bu şekilde. La alekum tettagun buyuruluyor. Bütün ibadetlerimizde, taatlerimizde kabuktan öze geçebilmek. Mesela bir ceviz diyelim. Cevizin o yeşil kabuğunu da geçiyoruz. O sert olan kısmını da geçiyoruz. Daha meyve olan cevizin üstünde bir zar var. Çok ince. Onu da geçip meyveye erişebilmek. Saat de bu. Hani bedenen yapmış olduğumuz vazifeyi gönül olarak yapmak budur. Gafletten korunabilmemiz için bir de bidonu delmemek gerekiyor.
Diyelim ki bir su bidonu onun içerisinde ne var? Su var delik olursa ne olur? Su kaybolup gider gönlümüze doldurduğumuz yapmış olduğumuz taatlerimizi bu kalp bidonunun kalp kabının delikleri nedir? Gözdür harama baktığımız zaman kaybolur içinde ibadet ve taatin zevki ecri mükafatı. Kulağımız öyle. Uygunsuz sözleri dinlediğimizde burada hep aklımızı başımıza toplamamız gerekiyor. Bir söz söylerken bu söz beni yarın huzur-u ilahiyyede mahcup eder mi? Rabbımıza yarayışlı bir söz mü? Duyduğumuzda da öyle uyanık olmamız gerekiyor. Bir sıralama yapılıyor. Tövbe, daha sonra işte şükretme, ibadet etme vesaire. Bak burada asıl birinci maddeyi bir kaz olarak haber verirler. Uyanmak. Gafletten uyanmak. Birincisi budur aslında. Tövbe dendiği zaman tövbe Cenabıhakk'a yönelmek. Yönelmek için uyanmamız gerekir.
Uyanacağız, diyeceğiz ki Allah'ımız bize Kuran-ı Azimüşşan'ı boşuna indirmemiştir amel etmemiz için indirmiştir diyerek bir de şu hususu bilirsek ibadet ve saatte aşkımız muhabbetimiz artar Madem bu güzel yoldayız bu mübarek yoldaki bütün vazifeler Kuran-ı Azimüşşan ve Ahadîsi Muhammediye ile belirlenmiştir. Onun dışında hiçbir şey yok. Hangisini dersek diyelim mesela ölüm tefekkürü. Ölüm tefekküründe Rabbi Zülcelal'imiz Es'ahirbillah, külli nefsin ve ikatü'l mevt her nefis ölümü tadacaktır. Bunun özüne erişebilmek nedir denirse bu çok önemli bir husus. Şu vücudumuzun kabir olmasıdır. Bir işte şaşkınlığa düşerseniz kabir ehline müracaat edin hadisi şerifini Esad-ı Erbili, Kaddesallahu sırra üstazımız bu şekilde alıyor. Vücudu kendine kabir, nefsani arzular bitmiş, onu geçmiş. Zaten gerçek tarik ehli kimselerde nefisten bahis yoktur. Hiç nefisten konuşmazlar.
Onlar ruhun kemalinden konuşurlar. Asıl tat burada, lezzet burada. Artık maden çıkarılmış o madeni çıkarmak için yapılan bütün çalışmalar değil onlardaki. Işte madeni nasıl çıkaracağız, bunun için hangi usuller, hangi yöntemlere başvurulacak bunları geçmişler, madeni çıkarmışlar Madenini çıkarmışlar. Mesela kalbimizin zikri. Bunun için beş yüz dıştan, beş yüz içten Zikrullah veriliyor. Bu nedir? Kalp madenini, kalpteki o zikir madenini çıkarabilmek. Daha madenlerin kendi arasında sınıflandırılması var. Kömür de var. Bunun yanında kurşun da var. Demir de var. Kobalt vesaire. Gümüş de var, altın da var, yakut da var. Daha ne madenler var? Biz sadece kalbimizin bu madenli zikrullah olarak buna veledi kalp dediler. Çıktığı zaman bununla kalmayacağız. Mesela bizim kalbimiz zikrediyor diyelim. Zikrettiği zaman bu velayetin işaretidir, veliliğin işareti onda derinleşeceğiz biz.
Biz zannediyoruz ki ilk anda yanıyor, batıyor, vuruyor sonra zikrullah'a geçiyor, huzur halidir. Ondan sonra takip edeceğimiz gönülde bambaşka bir huzur meydana gelir. Bunun tarifi yok. Bu önümüzdeki kaptan yemeği yemek gibi, tatmak gibi. Ancak tadanlar bilir. Buna erişebilmek, ibadette gafletten kurtulmak bu. Rabbımızı görür gibi mesela yapabilmek. Bir zikrullah'tı böyle yapılıyor toplu olarak. O zikrullah'ın arasında birisi geldi bize. Heyecanlı bir şekilde geldi. Ben dedi, ne yapayım dedi. Rabbamızın halimi müşahede etmesi gönlüme belirdi dedi. Rabbamızın Esselamülah Alimu'l-laybi ve şehade görünen görünmeyen ne varsa asıl şudur Alimün bidati sudur. Burada daha çok İsmi Celal'den latif ismi celali ta kalbimizin derinliklerinde bu niyetimiz niyetimizde ne var? Her şey ona açık ve beyan. Gizli yok. O belirince heyecanlandı. Ben dedi şu anda ne yapayım?
Rabbimin beni gördüğü hali dedi gönlüme sirayet etti. Bu apaçık belli oldu. Her şeyi müşahede ediyor dedi. Demek ki bizim Rabbimiz bizi görüyor dememiz nazari oluyor şuhudi olması o kardeşimizin bunu müşahede edince duymuş olduğu o huzur, lezzet halidir. Şunu unutmam, geçenlerde de o mahalle gittim. Efendimiz Hazretlerinin gitmiş olduğu bir yer. Orayı seviyordu, hatta bir sene rabıtamdan gitmedi. Sonra öğrendim ki bir evliyaullah boşuna gitmiyor bir yere. Orada dağın tepesinde bir veli varmış. Hele insan etkileniyor. Kabristanlarında da böyle büyüklerden kimseler varmış. Biz oraya gittik. O zaman İmam Hatib'e yeni girmiştim. Altmış sekiz gibi girmiştim. O cami de yeni yapılıyordu. Yapılmış, pencereleri nelere takılmamış. Üstadımız konuştu orada. Biz de namaz kıldırma durumunda olmadığım için cuma günüydü böyle yastıklardan bir minber yaptılar. Hotbe okudum, alıştırmaya çalışıyorum.
Aman ha alışsın diye. Halbuki kıldıramıyorum ama hutbesun, okusun diyor. Orada bir yatsı namazı kıldım fakat böyle yatsı namazını kıldığımda abdest tazelemeden abdestim var da tazelemeden biraz daralma oldu huzuruna vardığımda oğlum iğnenin ucunu dahi Cenabı hak bana diyor. Bunu hiç unutmuyorum. Demek ki Allah'ımızın ahlakıyla ahlaklanmak, basir sıfatının Semiun basir tecellisinden, mazhariyetten başka bir şey olmaz o. Sonra öyle oluyor ki izni ilahi ile gönlünden geçen duyguları söylüyor. Artık bu Cenabı Hak. Bizim için hep uğraştıkları aman ha kabuğu kırın veya kabuğu geçin, işin içine nüfuz edin. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz açıkça buyuruyor. Bir mescide giriyorlar. Bir tanesi gözüyle, kaşıyla, sakalıyla meşgul. Eğer bunun kalbinde haşyet olsaydı, azasında da olurdu, buyurdu. Bu neyi gösteriyor? Özü gösteriyor.
Özü kalpte Rabbimize tazim ve sonra mübarek parmaklarını kalplerine işaret ederek et takva ha huna, et takva ha huna, takva kalptedir buyurdu. Kalpte olduğu zaman o kimse öyle dikkat eder ki şahit olduğum insanlar var. Takva hususunda nasıl dikkat ettiklerini, nasıl riayet ettiklerini. Bizim eve geldiler. Onlara böyle yemekler neler verildi? Evde zaten fisebilillah her şeyi. Oradan iki tane salatalık aldı. Günlerce bekletmiş de yememiş. Acaba aldığım onlar bu almamdan dolayı memnun oldular mı, olmadılar mı diye bunun için yemiyor. Halbuki hiçbir şey yok. Serbest ama o bu noktada. O marifetullah'a ermiş bir kimse. Mesela kadınlar olduğunuz için söyleyebilirim. Bir arabaya binecek. Esans kullanmıyor. Niye? Bendeki diyor esans, şoför yabancı, onun burnuna gelirse Allah korusun hata olur diye. Böyle dikkat ede ede oldu bu.
Riayet ettikleri için oldu unutmadığım çok hadiseler var Biiznnihathane Efendimiz abdest aldılar Halbuki bizim fıkhımızda o iğne ucu gibi böyle sıçrantılar onlar muaftır böyle fazlaca değil de bir sıçrantı şöyle bir iğne ucu dedi ki Rabb'ımızın huzuruna varacağız o kısmı halbuki dikkat dilerler yıkamış dedi Allah'ımdan korkuyorum dedi. Bu gönülde belirmeyince zahirde kalınca bilinmiyor Eğer iç alemine dönecek olursak çok müstesna oluyor. Her şey değişiyor. Nasıl bir misal verebiliriz ki Sami Efendi Hazretlerinin gördüğüm iki tane kurtpu cihan, öyle diyoruz. Yanımızdan iki tane ırmak geçti de bir tası doldurup içemedik diyor. Bir bıçağı kaybolmuş. Bıçağı da bulmuşlar. Kendi bıçağı. Bir sağına bakmış, bir soluna, bir başkasının da böyle bir bıçağı olabilir demiş.
Almıyor ama o noktada eğer Sıddık-ı Azam bütün malından çıkmışsa vücudun büyüsün de kimse yanmasın demişse o hali iktisap etmiş o halin içerisinde o ve Cenabıhakk'a karşı fakrini, acziyetini ifade ederken mitla ramlin la yuad diyor. Benim günahlarım kumlar gibi sayılamaz diyor. Nasıl huzura ermişler, Cenabıhakk'a kavuşmuşlar, Çekiniyor. Her hususta. Helalde bile dikkatli oluyorlar. Vera bu demek zaten. Üstadımızın anneleri, aleyhisselatu vesselam Efendimizin huzurunda hizmette bulunuyor. Onu gören biri diyor ki Ya Resulallah bu hale nasıl geldi? Size hizmet etme şerefine nasıl verdi? Buyuruyor ki kadınlığa ait bir bezi dahi erkeklerin göreceği yere bırakmadı. Son derece dikkatli. Kefeninin bile erkeklerin görmesini istemiyor. Esad Erbili Hazretlerinin bizzat elinden icazet alan Haciv Hatma annemiz. Rahmetullahi Aliya. Bu kocası Menemen hadisesinde yargılanmış. Sonra da evine gelmiş.
Demek ki bir tutuklanmış. Sonra da karar verilmiş hapisten çıkmış. Kocama yemek hazır diyeceğim diye kasaba gidiyor. Çok örtülü vaziyette. Kasaba et ver demiyor. Sesimi bir yabancı erkek duyar diye. Sadece etin parasını, o hesabın masası üzerine bırakıyor. Anlıyor. O paranın artık miktarına göre eti veriyor. Konuşmuyor. Yabancı benim sesimi duyar diye. Bu hale geldiği zaman insan, bu noktalara marifetullah diye bir konuyu işleyelim dedim. Baktım, siz değil kendi halime uymuyor. Dedim gaflet içerisindeyiz. Gafletten nasıl kurtulacağız, bunu görüşelim diye. Yani ibadette gaflet diyoruz ya işte bu. Gaflete düşme eylemi dünyevi kendini kaptırma ve yapılması gerekenleri ihmal etme. Mesela namaz vakti gelmiş. Şu işlerim var, bunları göreyim. İşte makineye çamaşırı attım. Bu bir bitsin. Ondan sonra bulaşık makinesinde yıkayacağım kaplar var.
Ondan sonra evin tanzimi, süpürülmesi vesaire hizmetler var. İşte hocamın gömleği ütülenecek, bilmem falan demiyor. Vakti geldiği zaman namazını eda ediyor. Mesela bizim anamız Rahmetullah Aliya hayret ederdik. Saat on bile olmadı. Yolculuk esnasında namaz dedi olduysa kılalım. Bunu mükerreren dedi ama defalarca namazı kılalım. Aleyhisselatu vesselam Efendimiz efdal taatleri haber verirken birisi de assalatu livakti ha vaktinde kılınan namaz hiç geçirmez. Bunun için Meryem anamız oldu. Çok ciddiydi anamız. Şer'i meselelerde de çok ciddiydi. Dini konularda, İslam'ın emirlerinde. Efendimiz hocalardan bir tanesine, annenizi bir çağırın demiş. O da geriden, parmağı ile omuzuna şeyle bir işarette bulunmuş, değmiş. Bir sene dedi, otel benim omzumdan geçmedi dedi. Bu riayetlerle olur.
Vay biz dersimizi geçemiyoruz, bir huzurumuzda yok ibadet ve taatten bir ara çekiyorduk, ondan sonra ne oldu bıraktık, hep bunlardan olur işte. Az bir yerlerden kaçırıyoruz. Onlar az bir yerleri, mesela mubahlar, bilmem planlar öyle sarılıyorlar ki onlar, edebi erkana farz gibi yapışıyorlar. Zorlanıyorlar mı? Yok mu? Öyle şeri esaslara dikkatlidirler. Bu hususta katiyen aşırılığa da yetmezler. Dinimizin müsaade ettiği yerlerde de onlar ona göre hareket ederler. Çok, misalleri pek çok. Gafletin en büyük kaynağı nedir? Düşünmemektir. Bir tasavvuf hocası. Kendisi tasavvufla meşgul. Bir görüşmemiz oldu biz de bir bir medih bize bir övgü isnat etmezseniz söyleyeyim dedim hoca ben dedi tasavvufi bir tarif etti gitti Bir de dedim, biz tarif edelim. Tasavvuf, her yaptığı işi aklı başında olarak yapabilmek, düşünmek. Allah'ımız Kuran-ı Azimüşşan'da çok yerde akletmezler mi buyuruyor.
Boşuna değil bu. Mesela bizim ecdadımız, büyük camiler yapmışlar, avlusu çok geniş. Neden? Avlu kapısından giriyoruz, mescide varıncaya kadar bayağı bir mesafe var. Bunu boşuna yapmamıştır. Onun sebeplerinden birisi aklını başına toplasın, nereye giriyor bir kere? Allah'ımızın huzuruna gireceğimizi bilerek adım atmamız gerektiğini ifade etmeye çalışıyorlar. Öyle kaba boydan konuşma değil şimdi çok değişik haller var Ravzai Pak-i Nebi'nin kapısına kadar, sığar içiliyor Allah korusun Gafletin en büyüğü tefekkürsüzlüktür. Vurdunduymazdın. Mesela dünyevi lezzetlere dalmak.
Turistik eşya satan birisiydi dedim ki size çok turistler geliyor yabancılar bunlar ne konuşur dedim böyle emelleri arzuları istekleri neyi bunların yabancı dili de biliyor onlara satış yaptığı için dedi ki yemeden başka hiçbir şey konuşmazlar dedi akşam nerede yemek yiyeceğiz nerede bir alem geçireceğiz Gafletin sebebi budur. Vurdum, duymazlık. Dünyevi lezzetlere dalmak, nefsimizin arzularına düşmektir. O zaman ne yapacağız? Biz bundan kurtulalım ki tövbemizle, diğer taatlerimizle arızalı olmasın. Hesap gününü unutmamaktır. Allah'ımızın huzurunda hesap vereceğimizi unutmamaktır. Hazreti Hasan Radıyallahu Anh Efendimiz irtihal anında, ahirete göçme anında çok ağlamış. Demişler ki ya Hasan, Resulullah'ın torunusun, niye ağlıyorsun? Demiş ki hatalarımdan dolayı ağlamıyorum Fakat büyük bir huzura varacağım. Acaba ora nasıldır demiş. O kabir hali nasıldır, kabirden kalkış nasıldır Vesaire.
İnanın çok düşündürecek haller var. Büyüklerden bir zattı. Onun dayısı, yedilerden, Hüseyin Efendi Hazretleri. Onun yeğeni ama kendisi de çok yaşlı, üç güne bir Kuran-ı Azimüşanı hatmi der. Çok düşündürdü bizi. Bu vefat etmiş. Yine kabir haline vakıf olan birisine diyorlar nasıl amcanın durumu hiç iyi değildir. Küçük dilini diyor yılan soruyor. Allah korusun, Allah muhafaza buyursun. O da bir borcu varmış, ödenmemiş. Ödüyorlar da öyle kurtuluyor. Geçen bir cenazede bulundu. Şimdi üstadımız bu uygulamayı yapmış, Vefat eden bir evladı için kabristandan çıkmamışlar. Bunun borcunu ödeyelim demişler. Ödemiş. Biri vefat etmiş, bir diğer kimseler tarafından görülmüş, beni yıkayın diyormuş. Halbuki yıkamışlar. Tezhis, tekvin, o işler yapılmış.
Ariflerden bizzat demiş ki beni yıkayın demek borcumu ödeyin demek varsa ödensin Allah'ımız bizi bağışla Yarabbim mağfiret et Yarabbim rahmetine muhtacız Cenabı hakk'ın bir leke koymasın Mevla Zülcelal üzerimizde kolay değil o an çok zor Hazreti Osman'ın Radıyallahu Anh çok ağladığı yer kabir. Çok ağlıyor. Demişler neden ağlıyorsun? Resulullah'tan duydum Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Kabir halini güzel geçirenin diğer geçit yerleri kolay olur gerçekten öyle bir pasaport işlemidir ilk müracaat ettiğimiz yer o computer'den neden bütün olduğu gibi görüyor görüyor orada bir eksiğimiz varsa ikinciye geçmek mümkün değil bu diyor eksiklikleri tamamlayın ondan sonra gelin diyor Ne kadar zor. Güç tabii. Allah'ımız kolaylaştırsın, ona olan kulluğumuzda dikkat edeceğiz elimizden geldiği kadar. Bir tanesi memuriyete geçecek. Ben diyor, memuriyeti almadılar.
Ta diyor, on beş sene önce benim bir kusurum diyor, tespit edilmiş iş hususunda. Almadılar diyor. Ne yapalım? İstiğfarımızı gözyaşları ile okuyalım. Dikkat ederseniz bize tasavvuf akademisi çok sorular geliyor. Efendim gözüme öyle nurlar görünüyor ki sadrıma tevhid yazılıyor. Ne diyorsun de? Abdestimizi düzgün alalım. Taharetimizi düzgün yapalım. Sonra edebi ilahiyeye dikkat edelim. Çünkü bunlar geçicidir. O makam olduğu zaman geçmez o. 0 makamda olmadığını ne biliyorsun? Mutmainne sıfatı yok ki. Az bir mesela sohbete sen, iştirak etmediysen şekil gidiyor. Mesela sohbete bugün gelmediysen kırılıyor. Halbuki bu mübarek yolda ilk adım medih ile zembir olacak. Övmeleriyle, yermeleri onda bir fark meydana getirmeyecek. Buna lefa ile illallah makamı dediler. Birisinin yolda giderken bu boyun tarafına bir tokat gelmiş.
Şöyle bir bakmış, niçin bakıyorsun deyince vurduranın kim olduğunu biliyorum da hangi aletle vuruldu diye ona bakıyorum demiş. Hani bu da ölçüler içerisinde. Yani bir yüzüne tokat vurulduğu zaman öteki yüzünü çevirmek değil bu. Burada bir incelik haber veriliyor. Her şeyin Allah'ımızdan olduğu duygusu veriliyor. Eshable. Ve ma rameyte irameyte velakinnallahha rama. Şimdi ölçüler bizimle aynı olmaz tutmuyor. Anlatacağım bir şey der olmaz. Niye olmaz? Bu nasıl oluyor diyeceğiz çünkü ama onlarda müstesna bir hal var. Onu anlatılamaz. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyor İki hadis-i şerifine denk geldim. Birisi insanlara akilları ölçüsü içerisinde konuşun. Bir hadis-i şerif de keşke kaydetseydim. Buyuruyor ki benim hadis-i şeriflerimi ulu orta her yerde ifade Yani izaha muhtaç olan yerler var. Anlamanın güçlüğü var. Bunu Muhyiddin Arabi Hazretleri de söylüyor.
Mesela geliyor, Nasıl diyor Muhyiddin Arabi Hazretleri bu sözü söylemiş? Mesela Mevlana'dan diyor niye böyle söz söylenmiş? İlkokul hocalar olsa gerek, geldiler. Mevlana'mızdan Muhyiddin Arabi Hazretleri'nden böyle sözler var. Siz ne diyorsunuz? Allah'ımız lütfetti de, demişim, siz göreviniz nedir? İlkokul öğretmeniyiz. Siz ilkokuldaki yavrulara bölme, çıkarma, çarpma bunu öğretiyorsunuz. Toplamayı, çıkarmayı, çarpmayı ama bunun yanında bir bilinmeyenli denklem, iki bilinmeyenli denklem, kök almalar vesaireler. Bak bunu işlemiyorsunuz. Bir fizikte güç, kuvvet. Bak bunu işlemiyorsunuz. Bir daha vardı. Enerji. Güç, kuvvet ve enerji. Niye? Bu yüksek sınıfların dersi. Şimdi bu dersi o ilkokul devresindeki olan yavrulara üretilmez. Onu anlayabilmek için bu seviyeye gelmek gerekir. O zaman şeriatın dışında mı olur? Katiyen.
Zaten marifet ve hakikate irdiği zaman bile hep sordukları şeriatimiz olur. Ondan zerre kadar bir sapma olsa hiçbirisi gerçekleşmez. Gaflet konusu üzerinde büyüklerimiz önemle durmuştur. En büyük musibet ve kasvet olarak tanımlamıştır ip, Ebül Havari, hazretleri gafleti en büyük musibet ve kasvet, kalpteki siyahlık diye haber vermiştir. Ona göre en derin uyku gaflet uykusudur. Gaflet olmasaydı insan nefsinin arzularına kul olmazdı. Büyüklerimizin sözlerine göre de değişiyor işler. Mesela o, onların sözlerinde bir tesir oluyor. Hani biz konuşuyoruz ediyoruz ama onlar konuştuğu zaman ta kalbin derinliklerine iniyor sözleri Kozan diye Adana'nın meşhur bir ilçesi var. Orada üstadımız vaaz ediyorlar. Bir de ahraz varmış. Bunun kulağı da duymaz. Ondan sonra dili de konuşamaz. Çok ağlarmış bu. İşaretlerle nelerle anlaşıyorlar.
Birisi demiş ki bak kulağın duymuyor, dilinde konuşamıyor neden ağlıyorsun? Kalbini göstermiş demiş Efendi Hazretleri konuşurken benim kalbime giriyor demiş o sözler kalbim yanıyor demiş Cüneydi Bağdadi kalpte Sallallahü's-Sirra Allah'tan gafil olmanın ateşe girmekten daha zor olduğunu söyler. Öyle Cenab-ı Hak'la alaka kurmuş ki. Mesela sevdiğimiz bir kimse telefonlaşılıyor çoğu zaman. Fakat öyle bir vakit oluyor ki görüşmenin vakti uzuyor. Endişe diyor. Acaba biz bir kusur mu ettik? Ne yaptık? Ne oldu? Araya birileri mi girdi? Diye deliye dönüyor yerine göre. Çok sevdiği birisinin telefonuna cevap vermemesi onda çok büyük bir ızdırap meydana getiriyor. Biz bir cenaze namazı kıldık. Vasiyet etmiş bizim kıldırmamız için. O esnada da bir başka zat kıldırmaya geçiyormuş, durdurmuşlar, hiç razı olmadı. Dedim, kıldırsaydı olur mu? Geçmiş çünkü. Bu çok yanlış.
Onun için diyoruz ki ibadetler yüzde yirmi beşse, muamelat yüzde yetmiş beştir. Hiç o hareketi tasvip mümkün değil bizim etmemiz. Mani olunmaz. Geçsin güzelce, kıldırsın. İşte bu gafletli oluşumuzun işareti. Başka ne olacak? Sonra bir tanesi dedi ki biz dedi Efendi'ye bağlıyız dedi bizim için. O da ilmine göre cevap verdi. Ben Allah'a bağlıyım dedi. Allah'a bağlı olan kimse mürşidine bağlılığı da bilir. Resulullah'a bağlılığını da bilir. Onun için cahilin edebi demiş büyüklerimiz sükuttur. Şükür edin. Nereye, niçin bağlandığın insan bilir. Onlar vasıta. Peygamberimize Sallallahu ve teala ve Cenabı Hakk'a ulaştırmaya gayret eder. Orada dedi ki iki yanlışın var dedi bize. Hoca olan sen. Dedim, sen iki yanlışı görmüşsünüz siz. Öyle yanlışlarımız var ki dedim. Dedi, bir elini öpeyim dedi. O yanlış dedi, telefonuna cevap vermemiş.
Bir telefonuna cevap vermemek onda nasıl sıkıntı meydana getirir. Bu Cenabı Hak. Allah'ımızın ilhamen gönüllerine indirdiği o irfan nuru, o ünsiyet, o marifet, o dostluk kesildiği zaman bu bize diyorlar cehennem ateşinde yanmaktan zor diyorlar. Allah'ımızla irtibatın kesilmesine. Ebu Cafer Sinan'a göre bir insanın işlediği günahtan tövbe etmesi gerektiğinden gafil olması, o günahı işlemesinden daha kötüdür. Kalbin gaflet içinde bulunmaması icap eder. Süleyman-ı Darani, Allahü alem, o hususa gerek, Gaddesi Allah Resulü, gafleti kalpten kavmanın tek yolu Allah korkusudur. İbni Mesruk ise gafletle cehalet arasında bir ilgi kurarak, cehaletin gaflete yol açtığını ifade eder. Ebu Bekir, eşşibli, haddesallahühu, gaflete düşmemek için zaman zaman vücudunu kırbaçladığı rivayet edilir. Ebu Hafs Hattadi, Gaddesallahu Sırra Allah'ın gaflet üzereyken Allah'ımızı zikretmediğini beyan eder.
Burada biz gafletten nasıl kurtulacağız, onun da birkaç şartını ifade ettikten sonra sizi fazla yormayalım. Gafletten kurtulmak için bir, Cenabı Hakk'ı çok zikretmemiz gerekir. Artık gaflet hastalığının ilaçlarını bize sıralıyorlar. Devam ediyoruz, Kuran-ı Azimüşşan'ı okumak ve ayet-i celileler üzerinde düşünmektir. Mesela sabah okuduğumuz, hüvallahü'llezî diye ayet-i celileler, onun üst kısmında eğer Kuran-ı Azimüşşan'ı bir dağ başına indirsek onun azametinden dolayı paramparça olurdu. İşte düşünmek. Bu bir dağ. Bizim kalbimize indirildiğinde ne olmamız gerektiğini tefekkür etmek. Cenab-ı Hakk'ın verdiği fırsatları değerlendirmek. Bak geçti Ramazan-ı Şerif. İçinde mübarek gece geçti. Üç ayları geçti. Mesela önümüzde cuma geceleri, pazartesi vesaire. Sabah vakti, ikindiden sonraki bir vakit, gece teheccüd anı, bunları değerlendirmek.
Allah'ın her şeyden celle celaluhu, haberdar olduğunu ve her şeyi çepeçevre kuşattığını bilmek. Onun ilminin her şeyi kuşattığını. Cenabı hakk'ın yarattıklarını detaylarıyla bilmek, bilgi gafletten kurtulmayı sağlayan en önemli etkenlerden biridir. Dünyanın kısa ve geçici olduğunu bilmek. Ne kısa olacak? Altmış sene, yetmiş sene var. Eski ümmetlerin ömürleri çok uzun. Dört yüz sene, beş yüz sene. O ümmetlerden birisine demişler ki, Muhammed ümmeti Sallallahu Aleyhi ve Sellem, altmış ile yetmiş arası. Ömrü dört yüz, beş yüz, altı yüz sene olan bir ümmet demiş ki eğer öyle olsa ben alınımı secdeye koyarım, kaldırmam demiş. Ölümü düşünmek gerçekten gafletten kurtarır. Bir de insan kendi gözüyle gördüğü zaman tesir ediyor da bu tesirini devam ettirmemiz lazım. Ölüm tefekkürünü boşuna vermiyorlar.
Şöyle düşünüyorum aman ha incinmesin aman ha hürmet, saygı içerisinde bulunduğumuz kimseleri alıp toprağı içerisinde bırakıyoruz. Asıl yurdun ahiret olduğunu bilmek. Gafletten kurtaracaklardan birisi bu. Ahiretten geri dönüşün olmadığını bilmek. Bu hayat hakkının bize bir defa verildiğini, ikinci defa yok. Cehennemin ne kadar azap verici bir mekan olduğunu ve orada sonsuz kalmak Allah'ımız muhafaza etsin, bunları tefekkür. Mühim hususlardan birisi de sonsuzluğu kavrayabilmektir. Cennetin güzelliğini bilmek, ateşin yakıcılığını bilmek. Aslında insana ateş yakmıyor. Asıl bizi yakan gaflettir. Yunus Emre'nin şiiri uzun gidecek ve burada notlar çok uzun. El Gafil diye. Yunus Emre'nin şiirinde değil de bir tanesinde diyeyim. Kaça gide can kuşu, kuru kala 10 dahi, Yunus Emre sen dahi tövbeye gel, tövbeye.
Bu gaflet hakkında gafil kim denirse, Allah'ımızın kendisini gördüğünü bilerek, taat yapmaktan gafil, bunu düşünemiyor, Allah'ım beni görüyor diye. Onun için acele kılıverelim. İşte dersimizi acele derken, bir kısmını mesela istiğfar okuruz, tevhidi, Sallallahü's-selam'ı. Onu da yetiştiremiyorsak başka bir zaman ama kamile. Gafil kimdir? Bir işte Allah'ımızın muradı nedir onu bilmemek. Yani bizim şu dünyaya gelmemizden gaye nedir? Kulluktur. Çok güzel söz söyledi ama. Bu tefsir sahibi Abdurrahman es-Sülemi Rahmetullah Ali Hazretleri. Gafil çok zikir de içse Allah'ımızdan gafil. Bu Allah'ımızdan gafil dediği onu tanımamak, Celle Celaluhu. Çok arzulular ama. Dua ederim. Çok arzulular. İmam-ı Hu Şeydi Rahmetullah Ali, şavalneum bir ma la yanihim boş işlerle meşgul olmak. Ladikli Ahmet babamız, Rahmetullah aleyh, bunun biliyorsunuz Hızır Aleyhisselam ile münasebeti var.
Hızır Aleyhisselam'ın gelmesi uzamış, uzamış. Bu da çok mahsul olmuş. Hızır Aleyhisselam'ın gelmesinin uzamasından dolayı. Neden onun görüşmesini istiyor? Büyüklerimizden duyduğumuza göre ondan öyle bir güzel kokular geliyor ki. O dünya kokusu değil. Gül esansının hakiki olanları var. Onlar değil, ilahi kokular geliyor. Ondan mahrum olmak, ona çok büyük bir mahzuniyet meydana gelmiş bundan dolayı. Tabii günlerce onun yolunu izliyor ama bir türlü buluşamıyor. İçinde büyük bir yangınlık var, bir ateş var. Neden ben Hızır Aleyhisselam gibi mübarek kimseyle buluşamıyorum diye? Mesela Ahmed Er Rufai Hazretleri, Efendimiz'i çokça müşahede ediyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem Görmediği zaman, tecdidi iman ve tecdidi nikah yaptırıyor. Ebu'l-Abbasü'l-Mürsi Gaddesallahu Sırra, her gün diyor Resulullah'ı görmezsen, onlar açıktan görüyor yalnız. Ben kendimi diyor müminlerden saymam diyor.
Nasıl bir ilahi zevk, nasıl bir ilahi neşe onlardaki? Yarabbim. Mahrum etme Allah'ım. Ladikli Ahmet babamız da çok üzülüyor. Sonra dağlara düşüyor. Yollarını bekliyor. Neden buluşamıyoruz diye. Sebebini şöyle açıklıyor, buluştuğu zaman Hızır Aleyhisselam. Ahmet diyor. Sen neden yolda bir kibrit kutusu bulmuş? Fakat bulmuş olduğu kibrit kutusunu sağa çevirmiş, sola çevirmiş. Altına bakmış. Üstüne bakmış. Bu mala yani değil mi Ahmet demiş. Onun için gelmedim. Bize bir tanesi bir devirlik tespih hediye etti. Onu da çekiyorum. İkişer de çekiliyor. Mürşidimiz buyurdu. Bu nedir? Birisi bir hediye göndermiş. Bu. Bu elin mala yanisidir. Ya Allah'tı, ya La ilahe illallah'tı. Bu nedir dedi. Çok şükür ki demiş, Elhamdülillah Allah'ımıza hamdediyorum. Öyle hatırlarım. Demek gözün de mala yanisi var, boşa bakmayacağız. Dilin mala yanisi olduğu gibi. Ne kadar hassas hareket etmiştir.
Aman yarabbim, aman yarabbim. Büyüklerimizin bu halleri konuşuldu mu? İnsan iflas ettiğini anlıyor. Hayatımızı boşuna geçirmişiz diyoruz. Bizim mezunlar olarak bir toplantımız oldu. Orada birisi şiir okudu. Onu unutmuyorum. Çok hoşuma gitti. Dedi ki, hayatımızın kaldığı azı dedi. Bundan sonraki ömrümüze çok dikkat etmemiz gerekiyor. Boşa geçirmememiz, size böyle konuşuyoruz. Biz de insanın içi dertlidir tabi. Herkes halini arz etmez ama ne olacağız Ya Rabbi diyoruz. Mesuliyetimiz biri değil ki. Herkes, eli altındakilerden mesuldür. Çoluğu çocuğu ama bunun yanında birçok insanların vebali ne olacak? Cenab-ı Hak bizleri bağışlasın. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El-Fatiha.
Kaynak: Genel
Gafletten Korunma Yolları ve İbadetlerin Özü | Mihmandar