Edep ve Nefis Terbiyesi ile Ruhun Yükselişi kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Behçetüzseniyye adap Risalesinde bir edebin tarifi var. Bunun Arapçasını çok merak ediyordum. Acaba edep nedir diye bunu şu şekilde, Adap Risalesi'nin Arapçasında gördüm, izni ilahi ile. Ve istilan indes saadeti sufiyeti, Büyüklerimizin görüşlerine göre edep şudur. Kendisinden üstün olan kimsenin makamına göz…
Edep ve Nefis Terbiyesi ile Ruhun Yükselişi ne anlatıyor?
Edep ve Nefis Terbiyesi ile Ruhun Yükselişi kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Behçetüzseniyye adap Risalesinde bir edebin tarifi var. Bunun Arapçasını çok merak ediyordum. Acaba edep nedir diye bunu şu şekilde, Adap Risalesi'nin Arapçasında gördüm, izni ilahi ile. Ve istilan indes saadeti sufiyeti, Büyüklerimizin görüşlerine göre edep şudur. Kendisinden üstün olan kimsenin makamına göz…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bismillahirrahmanirrahim. Behçetüzseniyye adap Risalesinde bir edebin tarifi var. Bunun Arapçasını çok merak ediyordum. Acaba edep nedir diye bunu şu şekilde, Adap Risalesi'nin Arapçasında gördüm, izni ilahi ile. Ve istilan indes saadeti sufiyeti, Büyüklerimizin görüşlerine göre edep şudur. Kendisinden üstün olan kimsenin makamına göz dikmemek, Onun için dualarda bulunmak, Ya Rabbi daha üstün kıl, daha faziletli eyle, diye Rabbimizden talepte bulunmak. Ve la tahkirannen mendunek kendisinden aşağı olan kimseyi de hakir görmemek. Bunu Kuran Azimüşşan'da iki yerde müşahede ederiz. Biri İsra suresinde esarlı velatüseir hadtekalinnes insanlara böyle azgın bir çehre ile, olumsuz bir tavırla bakılmaması gerektiği haber veriliyor. Ve la tüssai hatta kalinnas. İnsanlara karşı bakışında kişinin şefkatli ve merhametli olması ifade buyruluyor. Çünkü bu bir haktır, insanlara nazar haktır. Hz.
Ömer radıyallahu anh buyuruyor ki davalılar geldiği zaman huzuruna onlara bakarken bakarken birine nasıl bakıyorsan bir diğerine de o şekilde bak buyuruyor. Es'aübillah vela temşifil ardu meraha Yeryüzünde kibirlenerek yürüme. Innekelen takrikal art. Sen bu yürüyüşünle yeri yaramazsın. Velen tebbüal cibe la tula. Boyunca da dağlara asla gelişemezsin. Cenabı Hak öyle bir ilahi teşbihte bulunuyor ki yürüdüğün zaman kibirle yeri böyle bir santim bile yerin altına geçmek mümkün değildir. Bu kibrin seni yerin böyle kazıp da altına gidecek şekilde değildir. Kibrit etme bak, yerde bile yürürken sen bir iz bile açmakta zorlanıyorsun. Başını yukarı kaldırmakla da, başını yukarı kaldırmakla da dağların yücesine erişemezsin. Erciyes Dağı üç bin üç yüz altı veya daha fazla. İşte bu olaylarda mümkün mü eteğindeki tepeciklere bile ulaşamaz.
Bununla da Cenabı Hak bize öyle bir ders veriyor ki kendinden yüksekte olan kimselere karşı sakın ha, onların ayağına bağı olma, onlara hasetli gitme. Kendinden aşağı olan kimseleri de küçük görmek suretiyle Allah'ımızın yarattığına bahane bulma. Eğer kibirle yürürsen, bütün bu sayılanların kötü olanları Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir ve insanın ruhen olgunlaşması ifade edilir bu mübarek yolda. Nefis üzerinde durulmaz. Daha biz ne haldeyiz okuduğumuzda görüyoruz. Emmare'yi de levvameyi, mülhemeyi, mutmainne, radıyye ve merzıyeyi. Fakat Hakk'ın sevgili dostları bununla konuşmamış, çünkü nefis diye bir sıkıntıları yok, onu aşmışlar. Artık zulmetten perdeler bitmiş, nurdan perdeleri aralıyorlar. Öyle ki rabıtalarındaki o güçlü halleriyle, füyuzat-ı ilahiye ile dolmalarıyla o öyle bir yol açıyor ki onlara, kalbinin yolunu açıyor rabıta-i Şerife.
Meşşa-i Azam'dan Muhammed Masum Hazretleri, bunun yanında Es'adi Erbili Hazretleri birkaç Meşay-ı Kiram Hazaratı aman ha rabıtaya önem verin buyuruyorlar. Rabıtaya önem verin, rabıta dönemindeyseniz önem verin. Çünkü bununla siz kalbinizin yollarını açacaksınız. Çünkü kalbin yolu bin mertebe var. Bir letaif dendiği zaman işte bir ilk anda ocağa konan bir su gibi ısınıyor, parmağımızı batıramayacak şekilde sıcak oluyor, daha sonra da hafif hafif hatta o su ses de çıkarır, ısındıkça ses de çıkarır. Daha sonra akmaya başlar, bir müddet sonra da gümbür gümbür vur, atar. Bu halleriyle yetinilmez çünkü bin perde olduğuna göre her gelse letaifin kendi arasında demek ki esrar-ı ilahi bitecek gibi değil. Rabıta bu kapıyı açıyor, diğer letaiflerde de bu kapıyı açıyor. Daha sonra da sadık bir talip, bu yolun talibi rabıta yapamaz hale geliyor zorlanıyor.
Sonra gönlünde tarifi mümkün olmayan bir genişlik meydana geliyor. Dedemin dediği gibi Essadiyr-i Bilye Hazretlerine vasi olmuş kalbi anın vasfedemem ey yaren, yerleri gökleri koysan kalp iyyen doldu demem. Kalp bu, genişliği tarif edilemez. Cenabı Hak bir kalben nur girdirirse o kalbi Cenabı Hak genişletiyor, esamlet. Habibim, biz senin kalbini genişletmedik mi? Bir de, Cenab-ı Hakk'ın Sadrını İslam için genişlettiği bir başkasına benzer Elbette benzemez. Bir ayet celsede de bu şekilde geçer. Demek ki sadırın genişliği, kalbin genişliği tarifi mümkün değildir onun. Yalnız burada sadır bir ayrı, kalp bir ayrı, bir de feat vardır, bu da bir ayrı. Sadr şöyle düşünelim, bir arazi kalbi de o arazinin üzerinde bulunan konak. Fuad o gönül de o konağın içerisindeki en mutena, en seçkin bir bölümdür. Esselamü. O gönül gördüğünü yalanlamadı.
O sür'at denilen Cenabı hakk'ın cemalinin görüleceği yerdir. Ne kadar mühim, ne kadar önemli, gönlün temizlenmesi ne kadar mühimmiş. Çünkü ilahi esrar orada beliriyor. Bundan dolayı ruhun üzerinde duruyorlar. Ruhun bazı vasıfları var. Ebtezekkür, ruhta böyle bir düşünme var, ibret alma var. Ruhta var bu, tefekkür var, bir öğüt alma var, bir ders alma var. Böyle bir dinlediğimiz sözleri dinliyoruz, işitiyoruz orada kalıyor. Bu öyle değil işte. Ruhtaki özellik içinde kalıyor, unutması mümkün değil. O duymuş olduğu ilahi sözü, o ibretli sözü, o hikmetli sözü, o manalı sözü ölünceye kadar unutmuyor. Aynen İmam Şafii Hazretleri'nde olduğu gibi Rahmetullah Ali buyuruyor ki ben ehlullah'tan iki cümle dinledim, başka da kimselerden bu sözü duymadım diyor.
Evet, çok sözler duymuş olabilir ama ehlullah'ın o dilinden çıkan söz sadece bu et parçasından duyduklarımız değildir, o gönlünden gelen sözdür. Bir kere onu yaşıyor, onu yaşamış, Allah'ımız diline öyle bir tesir lütfetmiş ki mesela Hacacen Efendi, Kaddafi bahçede çalışan bir işçiye işleriniz olsun, kolay gelsin dediği zaman ağlıyor. Burada ayet okuduğu yok. Hadis-i Şerif'ten de okuduğu yok. Ayet-i Celil'i okumuyor. Hadis-i Şerif de söylemiyor, böyle ibretli sözler de söylemiyor, işin olsun nasılsın dediğine ağlıyor. Evde bir cemaat vardı, böyle salondan geçerken bakmadı yalnız kadın olduğu için. Halbuki Hızır Said olsun had'iyye bakmadı. Sadece hoş geldiniz dedi, hep birden ağlamaya başladılar. Neydi onları ağlatan o gönlünün ruhunun temizliği? Konya'da dişi baba Rahmetullahi aleyh, Sami Efendi hazretlerine diyor ki efendim biz dergah hayatını yaşadık, Siz de gördünüz.
Es'ad-ı Erbili Hazretleri bir cemaatin içerisine girdiği zaman o cemaat hüngür hüngür ağlardı. Sizin büyüklüğünüzden zerre kadar şüphemiz yok. Çünkü kurt bul aktabsınız. Şimdi neden bu hal zuhur etmiyor deyince Mehmet Efendi o günde ne kadar faiz yuvası vardı. Bir tane bile yok belki. Şimdi buyuruyor o tarih söylüyor bunu, ta altmışlı yetmişli yıllarda söylüyor. Elli iki tane payiç yuvası var. Saymışlar elli iki tane çıkmış. Haram yiyen midelerden gözyaşı zuhur eder mi, demiş. Haramlarla doldu midemiz, gözümüz şehevi bakışlarla, hasetliklerle doldu. Kulağımız kovalar, gıybetler, dedikodular, iftiralar, hayvani duyguları tahrik eden sözleri duymakla doldu. Ellerimiz uygunsuz yerlerde bulunmak suretiyle ayaklarımız, Cenabı Hak'ın razı olmadığı mekanlarda dolaşmak suretiyle doldu. Hiç böyle bir insandan gözyaşı beklenir mi, buyuruyor.
Kalpler Cenabı Hak'tan razı olacağı düşüncelerle memnu, dolma, dolması gerekirken uygunsuz hallerle doldu, nasıl ağlanır buydu. Demek ki verici ne kadar kuvvetli olsa bile alıcıda kabiliyet yoksa istifade yoktur, mümkün değildir. Bir gün Es'ad-i Elbili Hazretleri kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem meclisinde bulunan bir cemaat var, seçkin bir cemaat. Bu cemaate kalben yönelir, kalben yönelir, keşfi açık olanlardan bir tanesi Hacı Mehmed Aksıkıl. Bunun iç gözleri açılmış, oradaki bulunan cemaatin gönüllerine inen füyuzat-ı ilahiyeyi müşahede ediyor biiznillahi teala. Kimilerinin kalbine deryalar, okyanuslar akıyor. Öyle ki Muhammed Bahaeddin Hazretleri'nin üstazı dedi ki, evladım seni kandıracak bende hal kalmadı. Öyle bir kabiliyetin var ki başka üstadlar bul, dedi. Demek ki böyle Cenab-ı Hakk'ın istidat lütfettiği kullar da vardır. Kendisini çok ileri geçmiştir.
Ötelerin ötesine Necip Fazıl'ın dediği gibi Rahmetullah Ali ötelerin ötesinden haber var, diyor. O habere kulağını vermiş, artık kendini geçmiş. Ne demek, kendini geçmiş ne demek? Bu bayılmış mı? Hayır, fenafilihvan olmuş en azından. Kardeşlerini Allah için seviyor, sevgide ve Allah korkusundan iyilikte ve takvada yardımcı oluyor, kötülükte ve düşmanlıkta asla. Bu noktaya geçmiş, sonra fenafişeyh olmuş onların sözlerini baş tacı edinmiş. Acaba neden bu söz uygun mu dememiş. Çünkü Hadaikül Hakiki diye bir eser var. Bu eserin son bölümünde, son bölümünde Meşayı-i İzama olan saygıyı edebi anlatır. Der ki sadık bir talip lime tabirini kullanmaz. Bu deniyor ama niçin demez? Çünkü o kimse öyle bir yerden ona söz söyler ki Kuran-ı Azimüşşan'dan söyler, Hadis-i Muhammediyye'den söyler, hep hayırlı kelamlar eder, lime tabirini kullanmaz, Fenafir resul olmuş kendini geçmiş aşmış kendini.
Fenafillah olmuş aşmış bekabillah olmuş kendini aşmış o vardı. Bunu Esad Erbidi hazretleri şu beytinde söyler. Es'ad gibi sevdaya uyup çöllere düşmem. Allahu Kerimün Samedün ni'mebeveti. Kendisi değil mi Esad? Kendisi ama bakın kendisine nasıl hitap ediyorum. Es-ahıp gibi sevdaya uyup çöllere düşmem. Bu hutbiyet haline geldiğinde dağlarda dolaştığını ifade eder. Şahsa göre değişir, kendi kabına sığamaz. Öyle bir kaplarda olur ki fenafillah kabında olur, bekabillah kabında olur, kendini geçmiş artık. Buna misaller daha verilebilir. Konuyu kaybetmeden ruhun vasıflarından birisi et-tezekkür böyle bir anlayış, bir kavrayış. Mesela biz çok şeyler duyuyoruz ama o orada kalabiliyor. Ama gönlü olan, ruhu olan kimseler ruhen kemale erişen kimseler de bu tesirini meydana getirir. Yani bir su kadar usul olmalıyız. Su aktığı zaman taşın üzerinde bir iz meydana getirmiyor.
Hazreti Ömer'in radıyallahu anh buyuruyor ki mübarek yanağında iki tane iz vardı, siyah bir hat vardı, çizgi vardı. O gözyaşlarından dolayı orada bir iz siyah bir çizgi meydana getirmişti. Neden ağlıyorsun deyince gündüz ashabın işi gecede Rabbime olan vazifem görevi. Gündüzlü yaptığında kulluk değil mi? Kulluğun zirvesini yapıyor hem de. Bunun yanında gece de diyor iç alemine dönerek belki gündüzleri buna insanların işlerinden dolayı fırsat bulamıyor ama gece vakti iki sene hilafet dönemi var, iki döneminde de yatak serdirmemiştir, ağlıyor. Tesirini ruhunun güzelliği onda bunu meydana getirir. Yüzünde iki tane hat çizgi. Bazen görüyoruz Meşayı-i Zam-ı Hazeratı diyor. Diyorlar ki yerine göre bir lokma, bir kelam yetişmesine yeter. Biz yillarca duruyoruz, biz de neden olmuyor? Efendim su akıyor, çeşmeden su akıyor.
Desti yanında, hiç uzak değil, Belki beş santim kadar uzak ama o çeşmenin altına o desti konmuyor. O nedir? O teslimiyettir, o bağlılıktır. Bana emrolundu yapacağım. Bu başta es-sal-le festakim kema umirte, emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et. Tam bir teslimiyet, Allah'ımızın emrine, Risale-i Nurullah, Allah'a teslimiyet ve Ata-i Nur resul, resulüne ve ulliemrinkum sizden olan ulliemir. Yani bu otorite olan herkes adil bir devlet reisi de olur, adil bir devlet reisi de olur, bir meşayıyı zam da olur, vesaire emirlerine tam teslim olmak. Akşemsettin Veli var. Akşemsettin Veli Hacı Bayram Veli Hazretlerini buldu ama çok kısa bir zamanda yetişti. Dediler ki benim burada kırk senelik elli senelik dirilişler var. Bunlarda pek bir hal olmadı anca yetiştiler. Dedem gibi kırk beş günde icazet alıyor. Ne demek bu, Ne kabiliyet var? Ruhunda nasıl bir güç var? Teslimiyet var?
Diyor ki Hacı Bayram Veli Hazretleri ben size bir söz söylüyorum siz bunu mütalaa ediyorsunuz. Bu olur mu? Olmaz mı? Şartlar buna uygun değil. Zaman o eskisi gibi değil. Şimdi bak olumsuz birçok hadiseler de var diyorsunuz ama bu zat diyor, sakalları yokmuş bu köse diyor. Ne dersem onu farz gibi kabul ediyor. Develden bir okumuş kimseye. Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ki Hasan Efendi size bir şey dese o size farz gibi gelir değil mi? Evet efendim diyor. Bize bir tavsiyede bulunursa onu farz gibi tutarız. Sizi bir şeyden men etse o size haram gibi gelir değil mi? Evet efendim diyor. İşte biz de sizi bunun için seviyoruz. Diyoruz ki bir berbere teslim olduğumuz kader olsun teslim olalım. Şimdi pek kullanılmıyorum, bilmeyiz ama Ustura bıçağı vardı, böyle tıraş ederken tabi boğazının altından da o tıraşı temizliği temin edecek.
Aman ha gırtlağı ama bir şey olmasın diye hiç hareket etmiyoruz, teslimiz. Cüneyn-i Bağdadi, hadde Sallallahü'l sırra bir yoldan geçerken bir hile görür, kedi. Şöyle kediye bakar, kedi bir deliğe gözünü dikmiş, ayağını da oraya atmış, tüy bile hareket etmiyor, pür dikkat. Demek ki bakışları ibret oluyor Ehlullah'ın. O böyle bakarken Cenabı Hak tarafından kalbine ilham oluyor. Ey himmetini, gayretini, çabasını aşağı tutan Cüneyt, bir kedi kadar benim Füyuzat-ı İlahiyemi, varidatı manevi doğuşları, tecelliyatı beklemekte, rabıta halinde murakabe halinde namaz kılarken, mesai taahhütlerimi yaparken bu kadar hassas davranmadın buyuruyor. Ondan sonra diyor ben halime dikkat ettim. Demek ki bundan bile baktıkları eşyadan ibret alıyor. İbret alınacak çok hususlar var düşünecek olursa. Daha geçen de dinlemiş olduğumuz ilmi bir çalışma. Böyle mikrobiyoloji. Allahu alem olsun.
Bir mikrop için ömrümü verdim diyor, ömrümü verdim. Siz diyor, semavat ve ardındaki Cenabı Hakk'ın hikmetini bir düşünün diyor. O yüce kudreti bir düşünün, bir mikrop benim diyor ömrümü aldı, bir ömür verdim. Bir mikrobun hayatında hidrojenin, oksijenin, kargonun ve azotun hayat verdim. Bütün hayatta bu dört maddenin özelliği anlatmakla bitiren, orada tevekkül dendiği zaman bu elbette bunları da içine alır. Öyle bir hal ki Necm suresinde Cenabı Hak esalne ellezine I tütenîbune keb'l ismi vel fevahiş diye devam eder ayet-i celleye. Siz buyuruyor ananızın karnında hiçbir şey değildiniz. Neden kirediyorsunuz? Hiçbir şey değildiniz. Allah size hayat verdi ve dirildiniz. Es-Saizübillah. Ellezine yecitenibunekebahiral izmi vel fevahişe illa llemem. Öyle bir Rabbimiz ki, öyle bir Rabbimiz ki onlar ufak tefek kusurları dışında büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir.
Şüphesiz ki Rabbin bağışlanmaz bağışlaması çok geniş olandır. Sizi topraktan yarattığında ve annelerınızın karnında ceninler iken de en iyi bilendir, bunun için kendinizi temize çıkarmayın. O Allah'a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir. Öyle ki sizi buyuruyor Cenabı Hak, topraktan yarattığında da annelerınızın karnında da ceninlerken hiçbir şey değilken size hayat verin. Bu kibir nedir? Kulluğumuzu en güzel şekilde yapmamız için Cenabı Hak misaller veriyor. Tefekkür etmek, yoktan yaratan Cenabı Hak diye bizim eski hocalarımız kürsüde vaiz başlangıçları böyle olurdu. Alemi yoktan var eden Allah diye, yani oluşum demekten Darminizm düşüncesinden kurtarıyor. Onlar diyorlar ki kendi kendine olmuştur. Yoktan var eden derken Kün emri ilahiyesini söylüyor is hamle. Hiçbir şey değilken, Cenabı Hak bir şeyi murat ettiği zaman, kul peykum, ol dediği zaman olun.
Sizi yoktan var eden Allah'tır. Öyle bir oluşum değil. O kün emriyle ol emriyle bütün alemi yaratmıştır. Öyle ki o ol demesi nedir? Cenabı hakk'ın ol demesi Halıkellem yezelin. Öyle sır var ki onda şimdi dışarıya baktığımız zaman biz ne görüyoruz? Eşyayı görüyoruz, ağaçları görüyoruz. Bir ağacın yaprağının, yaprağının hareketini de görüyoruz. O yaprağın sadece bir ağaçtaki sayılamayacak yaprakları var. O bir ağacın yaprağını hareket ne ile temin ediliyor? Cenabı hakk'ın kül ol emriyle. Daha demeye gerek var mı? Semavattaki yıldızlar ve sahitler yedi kat sema ta kıyamete kadar gelecek insanların tavırları, hareketleri, her şeyleri Allah'ımızın kul-o emriyle tespit edilmiştir. Böyle bir Rabbimiz evsaf-ı ruh ruhun vasıflarındandır. Ne güzel bu Yasin-i Şerif'teki son ayet-i celile bizim konuştuklarımızı fulasa eder adeta insanı.
Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye ancak ol demektir, o da hemen oluverir. Bir de bundaki esrar bitmez. Bizim mürşid-i kamillerimizden biri şunu anlatıyor, buyuruyor ki ben diyor murakabe halindeyim, Murakabe halindeyim. Yalnız bu murakabe halinin açılması için bazen kapanabilir. Nef-i ispata döner. Nefesini göbeği altına alır, alır nefessiz olarak la, la'nın iki ucu omuzlarından çıkar. Lanın yuvarlağı kalbi içine alır, içine almasının sebebi kalbe başka bir duygu, fikir, düşünce olumsuz bir hal girmesin diye. Kuşatıyor, bahçeye hayvanat girmesin diye nasıl ki bir duvar örülüyorsa buna benzer. O duvarla da belki yetinemiyoruz üzerine tel örgüler bazen bununla da yetinemiyoruz, ceryan da veriliyor. İ harfi, alından şene'ye kadar iniyor. Levhu kelimesi hafi'de, illallah hafi'den kalbe iniyor ve burada Allah lafza için celalinin he kısmı, harfi yine kalbi içine alıyor.
Aman ha içine başka bir düşünce girer mi diye. Ne düşünce girecek diyelim de ondan sonra. Bunu nefessiz olarak üç, yedi, dokuz, on bir, on beş, on yedi, yirmi bir defa diyor. Nefes alacağı zaman, her zaman değil mi? Nefes alacağı zaman kalbinden ruhuna doğru Muhammedur Resulullah, Allah lafza-i celalinin he harfi de ruhu içine alıyor. Nefes alacağı zaman ilahi en tematsudi ve iki nefes arasını boşa vermiyor. Biz burada şuna geçelim mi? İmam Şafii Hazretleri ben kimseden duymadığımı Ehlullah'tan duydum, işte tevekkül bu. Zaman bir kılıçtır, sen onu kullanırsan o seni keser. İkincisi kendini hak ile meşgul etmezsen batıl istila eder, işte nefü ispat dersi bize bunu ifade etti. La derken la derken la'nın yuvarlağı kalbi içine aldı ki batıl işgal etmesin. İllallah derken de içine aldı Muhammedur Resulullah derken de ruhu içine aldı. Burada neyi engellemiş oldu? Şunu engelledi.
Bir, dünyanın bütün engellerini kaldırdı, bir. İkincisi ahirette yeme içme huri ve liman bunları da tamamen bitirdi sadece Mevla'nın. Yapıyoruz ama bu duygular bir türlü geçmiyor yapamıyoruz. İşte anlatacağımız layık olmayalım, izni layıka ile bu sultanımız diyor ki ben bin defa nefiy ispat yapardım. Akşam okuduk biz, İbrahim Mekteptani hazretleri bir namazda yedi defa buna itiraz eden bilmiyorum, nasıl olur? Kuran'ı hadmederdi diyor, aynen böyle geçiyor. Eğer itiraz edilirse Feridüddin-i Attar Hazretlerinin terikiratü'l evliyasına bakılsın. Biz aynen şu bu noktada bir aracıyız. Söz. Böyle vakitlerini korunmuş ve muhafaza etmiştir. Demek ki dünyanın arzusu bittiği gibi ahiretteki nimetlerin arzusu da bitiyor. Efendim bu öldükten sonra mı olacak? Yok, bu dünyada oluyor bu. Şu dünyadaki yaşamaları Allah'ımızın cemali için.
Yaşarken bunu Rabietü'l Adeviyye Annemiz Rahmetü'l Aleyhahu ve lahmi tayirin mimma yeştehu, ayet-i celilesinde ilahi cezbeye kapılıp Ya Rabbi beni kuş etleriyle oyalama diyor. Dünyada da onlar bu halin içerisinde, illa öldükten sonra değil. Çünkü iradi bir bölüm ölmeden evvel ölme bahtiyarlığına erdiği için öldüklerinde asli bir hayata eriyor, asıl hayata koşuyor. Tabii olan ölüm böyle biyolojik bir ölüm, o ise öldü de gitti diyoruz. Bu sultanımız bizim bana diyor Huruf-u Mukatta'nın elif lam Mim Mim, nun, Ayn, Sin, God. Bunların diyor esrarı açıldı, esrarı açıldı. Bir kelimenin diyor altında, bir harfin altında deryalar yatıyor, anlatamıyor. Neden oluyor bu? Biz de okuyoruz defalarca, bizde olmuyor. Olmayışı o esrarı görecek alet yok. Biz geceleri yıldızları görüyoruz, ayı da görüyoruz. Bu isim hoşumuza gitmiyor bizim o tabirleri yıldızlar hakkında.
Çünkü onların hepsinin ilahi bir görevi yeryüzündeki kamil insanlarla münasebeti var. Ehlullah ile irtibatı var o yıldızların. Şimdi bazı gök cisimlerini göremiyoruz. Fakat teleskop, bu bize gösteriyor. Onlar gönül teleskopu ile gönül gözleri ile Hac Suresi kırk altı. Ayet-i celilede bu gözler kör olur ama bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur. La tamel ebsa ve lakin tamel ulubu leti fi sudur. Bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur. Kalp gözleri açıldığı için bir harfin altında diyor o huruf-u mukattaada, devryalar yatıyor, haber veremem diyor. Haber versem başım kesilir benim diyor. Biz diyoruz ki geceleri bunlar nasıl ediyor, uyumuyorlar, bu esrara eren kimse mümkün mü uyumasın? Zaten az bir uyku esrarını. Hepsini hallediyor. Daha da layık olmayarak söylerim ama itiraza götürür diye çekinmiyor.
Nasıl uyuduklarını, uyumadan uyuduklarını, ebtedekkür, böyle bir ilahi tefekkürün içerisindedir, ruh. Velmahabbe, ilahi muhabbet artı ütopyanın ve tesvih, işte bu çeşmelerde bardağın doldurmadan kor isen, bin yanında durursa kendi olası değil. Teslimiyet nedir? Gönlünü mürşid-i kamilin sözlerinin altına koyacağı. Böyle diyor ama bu münakaşalı demeyecek. Zaten itiraza gönlünde yol açan kimsenin tedavisi yoktur. Çünkü nüvesini teslimiyet tohumunu bozmuştur. Bu. Aşırı gitmeyelim de hayır gelmesin. Muhabbettir, teslimiyettir, ingiyat bağlılıktır ve sabırdır. Aslu ervah, ruhun aslı nedir? Huve ruhu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ruhudur. Ve hüve evvelü'l abayı ruhan ruhların babası aleyhisselatu vesselam Efendimizdir. Ruh nedir? Hiyel latifetü'l-retitemilü ile makam il-hihsan Rabbimizi görür gibi ibadet etmenin güzelliği ruhtadır. Misal vermezse anlaşılmıyor.
İpek hocamız dedi ki efendim, layık olmadığımız halde güzel konuşuyorsun da arada hiç mi salata yok, hiç mi cacık yok, hiç mi turşu yok, hiç mi böyle yediğimiz güveçlerdir, et yemekleridir, onu hazmettirecek hiçbir şey yok mu, dedi. Yani bir veliden anlat, bir güzel misaller ver, sanayi camiinde üstadımız namaz kılarken bunu Kuran-ı Kerim okurken de görülürdü ve vücudu alilerinde bayağı bir hareket var, sağa sola meyil var. Ali Efendimize diyorlar ki burayı unutmayın. Ya Ali çok mahzun görünüyorsun, nedir sebebi dostlarımı göremiyorum. Nasıldı? Bir de vücutları zayıftı, renkleri de sararmış gibiydi. Vücutları da rüzgarlı bir havada bir ağacın sağa sola meylettiği gibi meylederdi. Bu gayri ihtiyari olur, Öyle namazda, sağ, sonra böyle zorla değil, kendi içindeki hal onu durdurmaz. Kendi içindeki o manevi yaşantı, sağa sola meylettirir.
Üstadımız'da da, Casani Efendi Hazretleri'nde de bu vardı, tereddüt şeklinde değil de imrenme manasına da gelir taaccüb, böyle bir hallolunca buraya hane-i saadetlerine geldiklerinde buyurdu ki insan Rabbimizi görür gibi ibadet ederken vücudu elinden çıkıyor dedi. İşte ruhtaki kemalat budur. Hiyel latifetü'l-retilleti temilü ile makamil ihsan, İhsan makamına Rabbimizi görür gibi taat yapma makamına görür. Meczubinden bir zat, inşallah meczubinden olur. Yanında namaz kılınıyor, o uyuyor ama onu uyuyor zannediyorlar. O uyurken bunlar namazlarını eda ediyorlar. Diyorlar ki ismini vermiyorum. Yakın bir ilimizde, Niğde tarafında. Hacı amca biz yatsı namazını kıldık, kılmadınız. Kılsaydınız nuru görülürdü, nur göremedim, diyor. Sadece fidanı diktiniz, meyvesi yok demek istiyor. Allah korusun, inşallah meyveli oluruz. Erruh, ye mahallül müşahede. Bu müşahede eşyanın hakikatine eğilmede olunur.
Erruh ibaretun an mahalli tecelliyat-ı ilahiyeti ilahi tecellilerin doğduğu yerdir ve meleku, melekutiyet nurlarının zuhurudur. Erruh, vehye mahallül fikir tefekkür mahallidir. Ruh, nuru zat, zatı bir nurdur, mevlamızın. Erruh, ye mahallül-ul muhabbe, muhabbetin mekanıdır. Efendim, biz böyle çok yüksek makamla gider gibi oldu. Fakat imreniyoruz, yapamasak dahi bir Arabi gelip Efendimize dedi sallallahu teala aleyhi ve sellem, ya Resulallah bir kimse var ki bir kavme imreniyor. Onların yaptığı gibi amel yapmak istiyor ama yapamıyor deyince, yani seviyor fakat o ameli yapamıyor. Yani buradaki sayılanlar gerçekten yüksek hallerdir. Bir nefyi ispat daha anlatılmış değil. Nefyi ispat aslında, fenabillah, beka billah de bu gerçek olanlar içindir. Biz bu ruhi güzelliğin sağlanması için gecemizi teheccüdle geçireceğiz. Teheccüd, geceyi ölü bir gece olmaktan kurtarır.
Her şeyin bir ruhu vardır, gecenin ruhu ibarettir. Karanlık bir akşamı aydınlık kılacak evvabin mamasıdır, akşamdan sonra kıldığımız. Sabahı güneşli kılacak da kuşluk namazımızdır. Efendimizin de çok güzel ibretler hakkında sözü var. Altınoluk babı Kabe arası var ise basiretin görürsün arşı buyuruyor. Elhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.
Kaynak: Genel
Edep ve Nefis Terbiyesi ile Ruhun Yükselişi | Mihmandar