Estağfurullah Biz Duha suresinden bir Ayet-i Celile'yi aldık. Okuyayım ayet-i celleyi. Bu ayet-i celile ve devamı bizi çok düşündürür. Onun için özellikle bugün onu aldım. Madem şu. Senin için sonraki aşama daima öncekinden daha iyi olacaktır. Yalnız burada Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır hocamız şöyle bir izahta bulunmuş. Buyuruyor ki ahir zamanda gelecek ümmetin daha hayırlı olduğunu beyan etmiş. Böyle bir kayıt var. Şimdi ulema-i kiramımız bu hususta fikirler beyan ediyorlar. Diyorlar ki bu acaba Resulullah için mi? Sırf ona mı ait? Senin için sonraki aşama daima öncekinden daha iyi olacaktır. Mesela ahirette efendimizin bu anlatmakla bitmez. Cennetteki isminin Ahmet olacağı, güzelliğinin daha mı müstesna zuhur edeceği beyan edilir. Ahiret hayatında en büyük saadete nail olacaksın. Elbette ahiret senin için dünyadan hayırlıdır.
Buyuruyor ki bu sadece Resulullah için mi birkaç ayet gelir almışlar. Esanı. Bana tabi olan bendendir. Diyorlar ki Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a kişi tam tabi olursa sünnet-i seniyyeyi Muhammediyesine uyarsa ona verilen nimet ümmetine de vahşolunacaktır, verilecektir diyor ve Ayet-i celileleri sıralamışlar. Yalnız vedduha deyince burada Ehlullah'ın bazı izahları var. Bunu Molla Camii'nin bir şiirinden alarak şöyle diyorlar. Bunu Üstadımız Cami Kebir'de rufkun bir şekilde anlatır. Mahallemizden Mehmet amca diye hırdavatçı dermiş ki hacı baba o okuduğun şiir ne kadar güzeldi. Sonra büyüklerimizdeki edep bambaşka oluyor. Sırf onu memnun etmek için geneli düşünür. Bizim diyor mahallemizde bir amca var. Bunu okuduğum zaman çok memnun oluyor. Bir daha okuyayım diye. Bu artık cemaatiyle iç içe olmak demek. Bu nebevi bir ahlaktır. Çünkü Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de iki Ayet-i Kerime var.
Birisi Tüma suresinde geçer. İslam'ın emri. O peygamberler sizin içinizden buyuruyor. Şimdi sizin içinizden demek mesela biz bu kasabayı çok iyi biliriz. Çok iyi biliriz. Kavmin de biliriz, kabilesini de biliriz, mahallesini de biliriz, huyunu, adetini bunu biliriz biz. Çünkü buradayız biz. Her şeyini bilirsin burada Rabbimizin lütuf ve keremiyle. Buradaki insanların halini de bilirsin, tavrını da bilirsin. Bir başka yerden daha ziyade Çin memleketini tanır. Biz bazen deriz ki okulda hocanın bir tanesi öğrencisinden birine bir buçuk fazla verirmiş. Onda bir güzellik görürmüş. Dermiş ki bu huyuyla, edebiyle, ahlakıyla bir not fazla benden hak kazanıyor dermiş. Biz deriz ki şimdi başka yerleri de görüyoruz. Onlar da dinliyor ama herhalde bir şey demezler. Biz deriz ki buranın halkı şöyle normal cami cemaati. Bir başka yerdeki üstadımıza bağlı olanlarla aynı teklif ederiz biz.
Gördüğümüz için Allah'ın izniyle bu memleketin normal. Camiye geziyor, geliyor ve diyor ki biz gidip gelmeyiz ama Allah gölgelerini üzerimizden eksik etmesin diyor. Bir saygı var içinde, deriz ki aynı. Yani memleketimizin bizim İpek Hocamız bir söz söylemiş. Gerçekten doğru. Memleketimizin demiş taşı toprağı veli kokar. Gerçekten öyle. Yalnız üzüldüğümüz, biz her şeyiyle Müslüman olacağız. Yani bir cihetiyle değil. O düğünlerdeki durumlara çok üzülürdüm. Derdin başında Evliyaullah, ortasında Evliyaullah, sonunda evliyaullah, ta dağlarının başında evliyaullah. Şimdi tasavvufta profesör olan bir annesimiz odur. Bizim yani bir evladımız gibi şu anda ama olsun. İzmen çok kıymetli bir kimse. Yahyalı hakkında bir kitap söyledi bize. Biz hiç görmedik onu. Buradan ta Bora kadar belli yerlerde konaklar varmış. Oralarda hep nimetler verilirmiş.
Yani bu memleketimizden ta Bora kadar, Kutdusi Veli Hazretlerine kadar zaten dedemin de rahmetullahali intisabı ta Kutdusi Veli Hazretleri'nden devam ediyor. Sonra başlarında bir hukbu cihan bulunmadığı için Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'den icat etti, demiş ki bir başımız lezzet alırdı ta ki Es'adi El-Bibi Hazretleri'ni bulunca demiş ki halimizle ruhumuz da sırrımız da kemiğimiz de iliğimizle bütün hücrelerimiz Rabbimizle demiş zikirde oldu. Halıkımızın elhamdülillah lütfu, ihsanı ve ikramı olarak anlattı böyle. Her yeri de böyle. Akif'in rahmetullah aleyh dediği gibi toprağı sıksan şuheda fışkıracak diyor. Öyle mi? Yani bu din bize kolayına da gelmedi. Şimdi biz az bir şeyden sıkıntılarını veriyoruz. Kardeşimiz bir şey anlattı. Hayran kaldı. Dokuz altmış bir de bir askeri anlattı. Asker önü gelirken bu Tumarza'nın oralardan neden tabii Torosların eteğidir?
Demiş ki ben inşallah memleketime varacağım asker ha kızmış. Bir ezan okuyacağım. Okuduğum ezanla okuduğum ezanla halk bütün toplanacak demiş fakat tipeye tutulmuş şehit olmuş. Hani bizim ülkemizin gerçekten temelinde bu ruh var. Mühim olan bunu canlandırmak. Şunu çok düşünürüz biz. Çokça da söylüyorum olsun çünkü hepimizde bir şu anda bir üzüntü var, üzülüyoruz. Şu böyle yemeği tatlandıracak olan tuz herhalde bir kilo değildir. Şöyle bir kaşığın artık yemeğin durumuna göre ölçüsünce bile olmaz. Yarısı kadar. Daha yarısından aşağı dörtte biri gibi. Mesela bir çay diyelim. Çayı tatlandıracak olan şeker yarısına kadar konmaz. E adam şekersiz de içiyor ama tatlandıracaksa şöyle bir yarım bir şekerin yarısı yetiyor. Diyorum ki şu cemiyetin irşadı ve ıslahı için Allah'ımıza yönelmesi için hep Bedir hatırımıza gelir.
Bedirde nebiyyeten efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem azıcık bir Müslüman, onlar da helak olursa senin din mi kin koruyacak. Ondan dolayı Cenabı hak azlara iltifat buyuruyor, ashable. Allah'ın izniyle nice az topluluklar çok topluluğa galebe sönacaktır. Mesela Mehd aleyhisselam. Mehd aleyhisselam geldiğinde inkar edilecek diyor eserlerden. Yalnız onu tanıyan, onu tanıyan Bedir ashabının sayısınca olacak. Tabii bunu evvela zamanın mutlu bilecek. Lavsu alzan bilecek. Yanında bulunan iki imaman bilecek. Üçler bilecek. Yediler bilecek. Kırklar bilecek. Tanıyacak bunlar ama sayıs. Sonra diyor çuvalacak. Şimdi az sayıda da uzak, az sayıda da uzak Hazreti Ömer'in diyor ya ben bir er istiyorum. İşte bir ev dolusu altın mu? Hayır. Gümüş mü? Hayır. Bunlar değil, ben bir Ebu Ubeyde istiyorum buyuruyor. Yani Ashab-ı Güzi'nin ahlakında büyüklerimizin edebinde insanlar.
Bu mizan hadisleri var çok uzun. Bu ayrı ele alınır. Şimdi bu değeri elde edip çünkü Cenabı hak vermiş. İnsana lütfetmiş bu değerleri ikram etmiş. Bunu ne yapacağız? Biz ziyadeleştireceğiz. Mesela edep tarif edilirken edep hususunda deniyor ki edep insanda meknuz olan, insanda meknuz olan güç ve kudreti, güç ve kuvveti ortaya çıkarmaktır diyorlar. Hani insanda gizli olan bakıyoruz Sıddîk-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen Meşşai Kiramın yaptığı vazife bu. O gizli olan gücü ve kuvveti ortaya çıkarıyor. Siz madeni dağın hüzünden toplamıyoruz biz. Dağın altından biz madeni çıkarıyoruz. Su herhalde kaynak olarak hüzünden akıp gelmiyor. Ta derinlere iniliyor da öyle çıkıyor. Ondan sonra kalp bakın derindedir. Ruh derindedir. Sır, hafi, akfa bunlar hep derindedir. Buradaki düş ve kuvveti, nuru ortaya çıkartmaya çalışıyor. Buyurmuşlar Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Allah'ın Resulü.
Bir kalbin zikretmesi vücudun çürümesine mani olur ama gerçek bir zikir. Mesela bu tecelli ettiği zaman edebiyle erkanıyla tam riayet ederek ve nefsimizin ıslahıyla beraber girecek olursa ölçülemeyecek bir değer. Hadis kitaplarında geçer. Söyleyin size. Rabbimizin nutuyla, ihsanıyla Cenabı hak soruyor. İyi meleklerim, kullarımın işte yapmış olduğu ibadet saatler kaldı mı? Ya Rabbi bizim bildiğimiz gördüğümüz ne varsa onu olduğu gibi kaydettik ve ortaya koyduk. O zaman Cenabı hak benim katımda bir saati var. Bak, kendi katında olan saatine dikkat edeceğiz. Ayet kirdeler aldım. Vakit bulursam diyebilirim. Mesela dilin zikrine bire on veriyor Cenabı hak. Kalbin zikrine bire yedi yüz misliyle veriyor. Ruhun zikrine tartılamaz diyor zaten. Yani böyle bir nimet varken bundan niye mahrum olacağız biz? Öldükten sonra da bitiyor zaten hiçbir şey yapamayız.
Böyle bir değer, böyle bir kıymet bunları muhafaza edecek olursak insanlara