Dünya Ve Ahiret Denge Ve Ruh Arınması kaydında Aleyhissalatü vesselam Efendimize soruldu. İbni Ebit dünya da Hak'kın şöyle dediğini rivayet etmiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e bir kimse gelip Ya Resulullah, dünyada insanların en zahidi kimdir diye sual ettiğinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem cevaben zahit dünyaya meyletmeyen demek, Böyle elinde dünya olmayan…
Aleyhissalatü vesselam Efendimize soruldu. İbni Ebit dünya da Hak'kın şöyle dediğini rivayet etmiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e bir kimse gelip Ya Resulullah, dünyada insanların en zahidi kimdir diye sual ettiğinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem cevaben zahit dünyaya meyletmeyen demek, Böyle elinde dünya olmayan değil. Belki de en zengin bir kimsedir memleketin fakat gönlünde dünyaya muhabbet yok. Bu çok önemli bir tabir. Kalbinde dünya muhabbetinin olmaması. Bunu Sami Efendi Hazretleri, Kadı şu şekilde izah buyurmuş. Buyurmuşlar ki tanıdığım çok fabrikatörler var. Zerre kadar kalplerinde dünyanın muhabbeti yok. Fakat fakir olmasına rağmen, yoksul olmasına rağmen gırtlağına kadar dünya muhabbetiyle dolu olan kimseler de var. Bunu Abdülkadir Geylani, kalpte Sallallahu Sırri Hazretleri buyuruyor ki mal elmalu yecizu filkis, mal kesede caiz, kasada caiz.
Yecuzü filbeyt, evde de caiz fakat kalpte la yecuz buyurmuş. Kalpte caiz değil. Şöyle bir menkıbe anlatılır. Bir tanesi o madeni paralar, şimdiki değil de o madeni paralar sayıyorum onu. Sayarken eli siyahlaşmış o paranın artık rengi eline vurmuş. Üstazı demiş ki evladım bak eline geçti, elini siyahlaştırdı. Kalbine geçse ne yapar demiş. Çok güzel bir tabir. Efendim dünyanın kıvamı dört şeyle, bir defasında müftülerin toplantısı oldu, biz de bulunduk. Tabi bir ilim ehlinin bulunduğu mekan güzel oluyor. Oturuyoruz, ikram edildi. O ikramı müteakip, ilin müftüsü derhal ayağa kalktı. Dünyanın kıvamı dört şeyledir. Bir rivayette de beş esastadır. Bunu biz kitaplardan görsek bile böyle bir hitap tarzı çok değişik oluyor. Bunu güzel bir tarzda ifade etti. Onu sıralarken işte fakirlerin sabrı, zenginlerin cömertliği şeklinde izah etti.
Demek ki dünyanın da intizamı, rahatı, huzuru zenginlerin cömertliği ile. Şimdi düşünelim memleketimizde Allah'ımızın lütfuyla bu hal olmasa etrafındaki fakir, yoksul ülkelere nasıl yardım edecek? İnsan elinde bulunacak ki muhtaç olan kimseleri gözetip onlara yardım edecek. Cenabı Hakk'ın belki de rızası bundadır. Bunu biz hesap edemeyiz. Bu halifımıza ait bir husustur. Zahid dendiği zaman zahid gönlünde dünyaya muhabbet olmayan kimsedir demişlerdir.
Diyor ki Ashab-ı Müzin Efendimiz ya Resulallah dünyada insanların en zahiri kimdir diye sual ettiğinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem cevaben kabri, kabri ve belayı unutmayan, dünya ziynetini terk eden kabri ve belayı unutmayan, dünya ziynetini terk eden, bekayı faniye tercih eden, yani beka dediği ebedi olan ahiret alemini dünyaya tercih eden, yarını günlerinden saymayan ve kendisini mevtadan ölü hükmünde kabul eden kimsedir diye buyurmuştur. Üç zümre, üç zümre dünya ve ahiret fitnesi bu kimselere dokunmaz. Şu üç zümreye dünya ve ahiret fitnesi dokunmaz. Kadere iman ve ikrar eden, nücuma itibar etmeyen, bunu bazı İnstagram gibi tweet'lere, nelere vesairlere almışlar, gördüm. Yalnız ifadeyi iyi kullanmak lazım. Orada yanlış beyanlarda bulunulmuş. Bu bir haktır ve bir hukuktur. Nasılsa aynen o şekilde verilecek. Üç zümreye dünya ve ahiret fitnesi konmaz.
Dünya Ve Ahiret Denge Ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
Dünya Ve Ahiret Denge Ve Ruh Arınması kaydında Aleyhissalatü vesselam Efendimize soruldu. İbni Ebit dünya da Hak'kın şöyle dediğini rivayet etmiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e bir kimse gelip Ya Resulullah, dünyada insanların en zahidi kimdir diye sual ettiğinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem cevaben zahit dünyaya meyletmeyen demek, Böyle elinde dünya olmayan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kadere iman ve ikrar eden, nücuma itibar etmeyen, nücum dediği malum, malum bu yıldıznameler, neler var? Sünnetime tam sarılan kimseye dünya ve ahiret fitnesi dokunmaz. Bu sebeple kader-i ilahiyi unutup müneccimleri tasdik etmemek ve imanı bulandırmamak gerekir. Burada Ayet-i Celiyyede iki noktaya işaret vardır. Birincisi mevhibe-i ilahiye olarak bazı makamatın tadını alan olur, Allah'ımızın lütfu olur, ihsanı olur, böyle huzur duyar. Bazı müşahedelere nail olan, sonra hatalarının son derece münasebetsizliği ve nimetlere karşı sui edebi sebebiyle kendisinden bu hal alınan kimse halini düzeltmeye gayret edip Cenabı Hak'ın rahmetinden ümidini kesmemeli. Yani artık ben kabul olacak bir durumum yoktur dergahı ilahiye'de gibi bir söz söylememeli. Halini düzeltmeye gayret edip Cenabı Hakk'ın rahmetinden ümidini kesmemeli.
Bir kimse tanımıyorum, bu çok edepliydi, erkanlığıydı, sonra başları örtülü, tanınır bir aile. Sonra gördüm ki tamamen değişmiş. Etrafında olanlar dediler ki bir olumsuzluk gördü bu, olumsuzluk gördü. Ondan sonra başını, saçını, her şeyini aştık. Biz Allah'ımıza karşı sorumluyuz, insanlara karşı değil. Rabbimize karşı görevlerimizi yerine getireceğiz. Bu tamamen yanlış bir düşüncedir. Cehaletin eseridir, acıma ve şefkat duygusuyla yaklaşılmalıdır. Cenabı Hakk'ın rahmetinden ümidini kesmemeli ve iblis gibi küfranı nimet etmemelidir. Üstelik her bakımdan perdelenmekle ve kapılar üzerine kapatılmakla müptela kılınan kimse ubudiyet olarak yine Rabbimize müracaat etmelidir. Ben hata ettim, sen beni bağışla Ya Rabbi demelidir. İkincisi affı ilahiye nail olmanın serinliğini ve ibadetin tadını alan bir kimseye gereken kendisini masum ve mutahhhar addetmemek.
Ben temizlendim, ben pak oldum, ben işte şu haldeyim dememek gerekir. Gözlerinden hicapların kalktığı zannına kapılmamak, asla ucube düşmemek yani kendisini beğenip başkalarına hakaret gözüyle bakmamaktır. Mühim bir nokta var burada. Bu Hud suresinin tefsirinden alınan konulardır, Hud suresi, Kuran-ı Azimüşşan'da. Bu sure-i celile-i cemile'nin ayetlerindeki hakikatler vurgulanıyor. Onlardan bir tanesi şu, kalbin makul-i kallehi, biz deriz, azalarımız ne için yaratılmışsa onu o şekilde kullanmamız icap eder. Burada kalbin ne için yaratıldığı hususunda bilgi veriliyor. Kalbin makul-i kale, ne için yaratılmışsa onu o şekilde istimal etmek. Onun yaratılış sebebi, kalbimizin yaratılış sebebi marifet, Cenabı Hakk'ı tanımak ve Tevhidle meşgul olmak, lisanın vazifesi de şehadet ve tilavetle meşgul olmak, istihza ve benzeri meznun fiilleri terk etmektir.
Demek ki dilimiz Kelime-i Şehadet, yani hayırlı kelamlar demek bu ve tilavetle Kuran-ı Azimüşşan ve Kuran-ı Azimüşşan'ın esaslarını bildiren hakikatlerle meşgul olmaktır. Tabakatü'l Kübra'da Habibi Acemi diye mübarek bir zat var. Bunun yarı yakınında bir medrese var. Diyorlar ki Efendi Hazretleri'ne, senin evine de bu medrese çok yakın. Neden gelmiyorsun? Gelseniz Hadis-i Şerifler dinleseniz, tefsirler, güzelce öğütler, nasihatler deyince şunu söylüyor. Ben bir Hadis-i Şerif duydum. Min hüsni İslamil meri terkuhu malayani. Kişinin dininin güzelliği boş sözleri terk etmektir. Ben diyor otuz yıldır bununla amel ediyorum. Bunlar ifade edilirken şunu unutmamamız gerekir, işte bu Hadis-i Şerif'i duymuş, bundan başkasıyla meşgul olmuyor anlamına değil. Bunlar bize neyi gösteriyor? Bir Hadis-i Şerif'le amel etmenin önemini ifade ediyor. Yoksa diğerlerini yapmıyor manasına gelmez.
Mesela okuyacağız bazı eserlerde, tasavvufi eserlerde şunu çok duyarız. Abdülkadir Geylani Hazretleri, mavasartü illallahui teala, işte bi'kıyamil leyl ve Bir sıyaminnehar, ne gece ibadetiyle, ne gündüz oruçla ve ne de ilim tahsil etmekle ben Allah'a vasıl olmadım. Üç şeyle, kerem, tevazu ve selameti sadır. Bunu derken işte ibadet etmiyor, taat etmiyor, gece namaz kılmıyor, gündüz oruç tutmuyor anlamına değil, asıl ibadet ve taatin bizden istenen yönünü anlatıyor. İbadetten maksat nedir bunu vurguluyor. Biz Receb-i Şerif'in içerisindeyiz. Receb Allah'ın ayıdır. Acaba bu aydan nasibimiz ne kadar? Bunu ifade ediyorlar. Onun için diyorlar ki adet kabilinden yapmayın vazifeleri, bir elimizi dahi abdestle yıkarken ya Rabbi ben bütün kötülüklerden elimi yıkadım düşüncesiyle ellerinizi yıkayın. Bu şekilde manalar veriyorlar.
Beni diyor Cenabıhakk'a ulaştıran kerem, iyilik, tevazu ve gönlümün sadrımın temizliği bu nur olmasıdır, hiç şüphesiz. Burada da kalbin buyruluyor. Kalbin yaratılış sebebi marifeti ilahi ve tevhitle meşgul olmak, lisanın görevi de şehadettir ve tilavetle meşgul olmak, istihza ve benzeri meznun fiilleri terk etmektir. Bu istihza hususunda Hucurat Suresi buna Müfessirine Izam Efendilerimiz, Edeb Suresi de derler. Esselamü. Ya yuhellevine amanu hitabı ilahisi çok geçer, çok geçer. Buranın tefsirini de yerinde gösterebilirim. Bahrul-Medip fi tesşiril-gruenil-mecid. Gördüğüm kadarıyla istihza hususunda alaya alma. Mesela bir Müslümanı alaya almak. Yetmiş iki yıllık tatilini kaybeder buyruluyor. Aynen gördüğümü naklediyorum.
Eğer bir Müslümanı alaya alırsa, gözüyle, kaşıyla, diliyle hatta yazılarıyla bile de olsa, onun şahsını rencide edecek bir ifadede bulunursa yetmiş iki yıllık taati mahvolur buyuruyor. Kim her bir azayı mahvulikal lehine, istimal etmek hususunda ahd-i ilahiye vefa göstermezse Cenabı Hakk'ın gazabına maruz kalır. Azalarımızı eğer Rabbimizin istediği şekilde kullanmayacak olursa kul Rabbimizin gazabına maruz kalır diye buyuruyor. İnsanın niyeti dört vasıftan hali olamaz. Biz burada kendimizi ölçüp biçeceğiz. Acaba biz bu sınıftan hangisindeyiz? İnsanın niyeti dört vasıftan hali değildir. Bu dört halden birisindeyiz, bir. Bir, dilinden ve gönlünden düşmeyen şey dünya ise bu kimse niyeti ve ameli kötü kimsedir. Unutmadığım bir hal var. Hacasın efendimizin, Haddesallahu sırra bir kelimeyi kullanmaktan onlar için, Hicabilerim, bir yaylaya çıkma durumu vardı, çıkma durumu vardı.
Bu arada tüp yok, o alınacak. O tüpü almaya gittiğimizde Efendimiz hazretlerini bulunduğu yerde göremedik. Sonra baktık sağa sola gördük ki bir dükkana davet edilmiş, orada oturuyorlar, etrafını almışlar, onlara kürsüde vaazü nasihat eder gibi bir sohbet meclisindeki konuşmaları, görüşmeleri gibi nasihatte bulunuyor. Onu böyle görünce şu hatırıma geldi ve emsalide hiç cübes söyle. İbrahim suresinde Cenabı Hak hurma ağacından misal verilir Bu ayet-i celleye iyi bakacak olursak itikadi konuları ele alır. Bir, iman konuları. Daha sonra ibadete ait konuları alır. Sonra ahlaki konuları işler. Buyuruyor ki, Allah'ın izniyle her zaman ürün verin. Demek ki dedim bunlar bağda da olsa, dağda da olsa, bir hangah dergahta da olsa, bir camide de olsa, bir çarşıda pazarda da olsa, nerede olursa olsun, bir hastanede de olsa ürün veriyor.
Mübarek dilleriyle insanları hakikate davet ediyor, Rabbimize davet ediyorlar. Böyle dilinden ve gönlünden düşmeyen şey dünya ise bu kimse niyeti ve ameli kıtı kimsedir. Bunu şunun için söylüyoruz, böyle bir hale düşmeyelim, bizim gönlümüzden ve dilimizden Allah'ımızın razı olacağı haller zuhur etsin. İkinci olarak dilinden düşmeyen şey ahiret, konuşuyor çok güzel. Ahirete ait sözler ediyor. Böyle bizi uyandırıcı, Kuran-ı Kerim'den ayetlerde okuyor. Hadis-i Şerifler de böyle hayırlı kelamlar söylüyor. Gönlünden çıkmayan şey dünya ise bu kimsenin niyeti ve ameli kötü kimsedir. Konuşuyor çok güzel ama niyeti düzgün değil. Burada bir hatıra görünüme düştü biiznillah. Hocalardan bir tanesi, bunu cennette görüyorlar. Onu tanıyan birisi diyor ki hoca ben seni bilirim. Sen çok güzel konuşurdun, çok güzel anlatırdın. Yalnız anlattığına halim muvafık değildi. Yaşandığını biliyorum diyor.
Sen nasıl oldu da cennetlere girdin? Diyor ki gerçekten dediğin doğru. Ben dediğin gibiydim, bir defasında Rabbimizin evsafını anlatıyordum. Sıfatı ilahiyeyi anlatıyordum. Ef'al-i ilahiyeyi anlatıyordum. Zati sıfatlarından konuşuyordum. Böyle konuşurken direğin arkasında bir veli varmış. O veli demiş ki, Allah'ımız iç gözlerini açmış olmalı ki ya Rabbi bu sana münasip bir kimse değil. Dili çok güzel, konuşuyor, görüşüyor ama hali konuştuklarına uygun değil. Ne olur seni vasfettiği için bunu bağışla diyor. Bu duanın berekatıyla diyor ben bu nimete mazhar oldum. Rabbimizin ihsanı lütuf ve kerem olarak. Dilinden düşmeyen şey ahiret, gönlünden çıkmayan şey dünya ise o kimse de niyeti ve ameli kötü kimsedir. Bir gün Ali Efendimiz Radıyallahu Anh oturuyorlar. Bir kimsenin istiğfar okuduğunu işitti. Buyurdu ki Ali Kerim aleyhi veche yalan söyleme. Dedi, yani ne yalanı ben istiğfar okuyorum.
Rabbimizden gafmımı, mağfiretimi talep ediyorum. Dilin okuyor da kalbinde nedamet yok buyurdu. Demek ki dilimizden düşmeyen şey ahiret, gönlümüzden çıkmayan dünya olmamalı. Üçüncü bir zümre var ki dilinden ve gönlünden eksik olmayan şey ahiret ise o kimse niyeti ve ameli güzel kimsedir dediğine hayatı uygun. Dördüncüsü dilinden ve gönlünden düşmeyen şey Allah Teala'nın rızası ise bu kimsede niyeti ve ameli en güzel olan kimsedir. Sonra Müellif hazretleri bunları sıralıyor, bu dört madde halinde ifade edilen kimselerin halini. Birincisi kafirlerin hali. Hem dili hem gönlü rabbımızın sevmediği hallerle dolu. İkincisi münafıkların halidir diyor. Dili çok güzel, ahiretten güzel Hadis-i Şeriflerden, güzel menkıbelerden, gerçek olan güzelliklerden haber veriyor ama gönlünde böyle bir hal yok. Bu da diyor münafıkların halidir. Hem dili hem de gönlü ahiret olan kimse ise ebrarın halidir.
Ebrar hayırlı kimseler demek. Dilinde ve gönlünde sırf Mevla olan kimse ise mukarrebin zümredendir. Cenabı hakk'ın kendisine yaklaştırdığı kullardır. Çünkü bu mukarrebin deyince müstesna bir sıfattır. Burada bir incelik var, o da şu, Kul gayret ve çaba gösterince Cenabı hak o gayret, gayret ve çabasını boşa çıkarmıyor. Çünkü her şey bir bedel karşılığı. O zaman Cenabı hak ihsanda bulunuyor. Kendisine yaklaştırıyor.