Dünya Muhabbeti ve Kalp Selametinin Sırları kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ruhu Tayyibelerine, Ehline Ashabına, Peygamberan-ı Zam ve Piran-ı İzamın, bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Bir eve hırsız gelecek olsa, başta evin giriş kapısını bir yoklar. Kapıya bakar, eğer açamazsa arka tarafa geçer.…
Dünya Muhabbeti ve Kalp Selametinin Sırları ne anlatıyor?
Dünya Muhabbeti ve Kalp Selametinin Sırları kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ruhu Tayyibelerine, Ehline Ashabına, Peygamberan-ı Zam ve Piran-ı İzamın, bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Bir eve hırsız gelecek olsa, başta evin giriş kapısını bir yoklar. Kapıya bakar, eğer açamazsa arka tarafa geçer.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ruhu Tayyibelerine, Ehline Ashabına, Peygamberan-ı Zam ve Piran-ı İzamın, bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Bir eve hırsız gelecek olsa, başta evin giriş kapısını bir yoklar. Kapıya bakar, eğer açamazsa arka tarafa geçer. Orayı da yoklar, bakar ki orada kim gelmiş. Çıkar balkon topusunu. Orayı da açamazsın ya pencere ya bir yerde nereyi bulabilirse açıp ordan geliyorum. Bir düşman kalayı fethedebilmek için ne yapar? En zayıf yerleri arar. Nereyi zayıf bulursa topla orayı döver. Döven, döver. Eğer bir taş, daha ziyade bir taş diyelim, eğer uçurabilirse ordan içeri girer. Aynen bunun gibi şeytan aleyhillane, bizim gönül evimize girmek için bakın nereleri takip eder.
Başta en zayıf yeri dövülür ya, bir kalanın etinde düşman, insanın en zayıf olduğu noktalardan birisi de dünyaya muhabbettir. Efendimiz de sallallahu aleyhi ve sellem, diye buyurur. Dünya muhabbeti, hubbıt dünya, Bütün hataların başıdır görülür. Şimdi çok şirin gösterir. Efendimizin ifadesi ile sallallahu aleyhi ve sellem, hudut, yeşil ve hudrü şu tatlı gösterir. Gösterir, bu sebeple aldatmaya çalışın. Bu yönden. O kimse eline öyle bir kilit almış ki, kanaat ve zühüt kilidi ile o dünyaya muhabbet kapısını kilitlemiş. Öyle bir kilit ki Abdulkadir Geylani Efendimizin buyurduğu gibi Gadde Sallallahü sırrı, kesenizde caizdir. Kesenizde caizdir. Boyabilirsiniz kesenize. Kasanızı da vursunuz, evinizi de vursunuz ama onun muhabbetini gönlünüze boyamazsınız. Kalbinize boyamazsınızdır. Mevlana'mızın Mesnevi'sinde aynen bir denize benzetilir dünya. İşte insan da gemiye.
Eğer gemi yaralanacak olursa su alır ve batar. Eğer diyor, dünya sizin elinizden gönlünüze geçecek olursa muhabbeti, o zaman Allah korusun sizi batırır diyor. O dünya sevgisi ile yapılmadığı işler yok. Cenabı hak korusun her türlü belayı yaptırır ona. Eğer eline bir zühürt anahtarı almışsa, dünyaya muhabbet diye gönlünden zerre kadar bir ilgi yok. Ama bir Yusuf aleyhisselam gibi belki hazinelerin anahtarı elinde. Bir Süleyman aleyhisselam gibi de zengin. Çünkü hiç kimsede bulunmayacak mülk bende bulunsun demiştir. Bunu demenin sırları var. Öyle dünyaya muhabbet için değil o. İktidar olarak da devamlıdır tefsirlere baktığınız zaman insi cinli rüzgarı onun hizmetinde ama bir peygamber zerre kadar muhabbet yok. Eğer bu kilitle kapısını kilitleyecek olursa, vel kanaat, kanaat kilidiyle de kilitlerse o kapıdan içeri giremez. İşte az çok ne lütfetmişse bana bu kadar lütfetmiş.
İşte hakirse daha çok mesul olmayayım, acaba sabredebilecek miyim, gidemeyecek miyim diye bana böyle vermiştir. Daha bir bulamayanları var, daha bir yoksul olanları var deyip de kendimizden aşağı olanlara bakacak olursa bu melhum içeri giremez. E zengin ise o da der ki Rabbim bana böyle nimette bulundu. Aynı Süleyman Aleyhisselam'ın buyurduğu gibi Neml suresinde acaba şükredecek miyim yoksa etmeyecek miyim, Rabbim beni imtihan ediyor dersek kurtuluruz. Şimdi, ordan bir giriş temin edemeyince Şehvet kapısından gelir. Çünkü insanın arz ettiğimiz gibi bir kalanın en zayıf yeri neyse orayı dövülür, toplardı. En zayıf yer Al-i İman Suresi on üçüncü Ayet-i Celile'de bildirildiği üzere Risale-i Nur, Burada yedi tane Cenabı Hak kavram bize bildiriyor. Yedi tane kavram var, maddi olan kavram. Birisi de ilk başta geçen, insanın tabiatında kadına olan ilgi.
Bu insana sevdirilmiş insanın tabiatında mevcuttur. Çünkü Rabbimiz ilk evvela, kadına olan ilgiyi ifade buyuruyor. Oradan hücum eder. Fakat bu şehvet kelimesinin birkaç anlamı var. Ehli tahkike göre. Birisi dünya muhabbetidir, başka olma arzusudur. Bir üçüncüsü de kadına olan bilgidir. Bu kapıyı yoklar. Fakat bu kimse İsra suresinde otuz ikinci ayet-i celile'ye kulak verirdi. Bu bir çılgınlıktır, ona yakın bile olmayın. O bir çılgınlıktır, ne kötü bir yoldur. Bu lehine müfessirine Huzam buyurur ki vela tekrabu zina zinaya yakın bile olmayın denmesi, zinaya götürecek yollara had'liyem sapmayın demektir buyrulur. Haddim, zinaya götürecek olan yollara gitmeyin. Nedir o yollar? Yine Efendimizin mübarek dilinden sallallahu aleyhi ve sellem zinevul lisen elkela. Lisanın zinası caiz olmayan kelamı söylemektir. Yabancı olan bir kadınla dilleşmektir.
Caiz değil ama onunla konuştukça, Cenabı Hak her şeyiyle onu çekici olarak halk koymuş. Konuştukça kalbinde bir arzu, gönlünde bir bu duygunun canlanması, heyecanlanması meydana gelir. Nedir bu? Sineaya götüren yoldur. Konuştukça, konuştukça hayvani arzusu artmaya başlıyor ve ileriye doğru götürüyor. Bunun için Cenabı hak ve la tekrabuz zina zinaya götürecek yollara gitmeyin. İşte yolun birisi o. Lisanın zinası caiz olmayan kelamı söylemektir. Hem caiz olmayan kelam söyleniyor, caiz olmayan deyince bilirsiniz. Günahların başı olarak büyük günahlarının sayılı yalandır. Buna göre siz ifade edersiniz. Bu değbetini, iftirasını, dedikodusunun işte şahidi olunmayan bir sözün oradan buraya nakledilmesi gibi ifade Mesela, Gözlerin zinası harama nazartır. E caiz değil bakmasın. Ama bakıyor. Baktıkça da bu hayvani duygu daha da çoğalıyor, daha da çoğalıyor. Bunlara sapmayın diye bunu.
Daha da devam eder, devam eder. Bunlardan bile sakın. En'am Suresi'nde Cenabı Hak böyle bir biz şeytanın bu yoldan girip bizi yok etmemesi için anahtarla öyle kilitleyeceğiz ki bizim imanımıza zarar vermesin. Medine'de anlatmışlardı. Tevfik Baba diye Es'adi El birliği Hazretleri'nin tevgahında otuz yıl aşçılık yapan bir mübarek zevk. Hem de şahit olanlardan birisi anlattı bunu. Bu sene anlattı. Daireğinden de duyuyordum. Böyle hayırlı bir kimse. Bu rahatsızlaşmış, günlerce devam etmiş. İki katlı biri alt katta alıyor, ev sahibi de üstte, altta bir ses duymuş. Nedir Tevhid Baba deyince, elindeki asayı böyle can bir bölme var ona atmış canlar olduğu gibi yere düşmüş. Demiş ki karşıma Memnu geldi ve bir de su. İşte Allah iki dersen bu suyu sana ikram edeceğim diye. Buna benzer. Bak, su nefesinde çok ibadetli, taatli bir kimse. Böyle bir belaya uğramamak için ne yapacağız?
En'am suresinde yüz elli birinci ayet Cennet esali. Hem açık hem de gizlenip bütün günahlardan sakınma. Hani azıcık bir fırsat verilecek olursa daha büyüğünü elde etmek için çok çaba göster. Zaten görevi oldu. Efendimiz buyurdular sallallahu aleyhi ve sellem, sizin için en çok korktuğum şey zinadır. Efendimiz buyuruyor, Sallallahü Aleyhi ve Sellem, sizin için buyurduğu en çok korktuğum bu. Demek ki bu fiilin çok işlenileceği gösterir diyor. Yani cemiyetleri, milletlerin helakine vesile olacak bir fiil. Bir yerde zina ve riba çoğalırsa, o yerin halkı belaya maruz kalır. Şu hadis-i şerifde pek çok. Eğer bu kapıyı kilitlersek, bu şehvet kapısını, hüzün anahtarıyla kilitlemiş. Hüzün tasavvufta da çok önemli bir terimdir o. Hüzün, böyle gaybı keder de ahiret kaygısı. Düşünüyorum. İşte ben ne için yaratıldım? Benden ne istemiyorum? Bak böyle güzel bir yola dahil oldum. Sıdddi fi Azam'ın.
Ali Kenanallahu veche radiyallahu anhüma Hazretlerinin yolunu tuttum Ama ben ne kadar mesafe katlayabildim? Kalbimde Rabbimizin muhabbeti ne kadar? O muhabbetle ben Kuran-ı Azimüşşan'a ne kadar yöneliyorum? Hangi ayete muvafık bir yaşantım var benim? Altı bin altı yüz altmış altı ayet? Hiç şüphesiz bizim için inmiştir. Ona göre hayatımızı insif ediyor, ayarlıyor. Acaba ne kadarına buyuruyor diye bir hüzün duruyor. İşte Efendimizin diyor yüz binlerce ahadisi Muhammediyesi, hangi sünnetine uyabiliyor, hangi sünnetini yaptınız? Bazı temiz kardeşlerimiz oluyor. Diyorlar ki bu hafta şu sünneti yerine getireceğiz. Diğer bütün sünnetlerine uymakla birlikte, işte sünneti Muhammediyyesinde şunu yerine getireceğiz. Mesela karşılaştığımız insanı ister tanıyalım, ister tanıyalım selam etmeyelim. Bunu yapalım diyor.
İkinci bir hafta yine diğer sünnetlerine bilebildiğimiz kadarıyla riayetle birlikte diyor ki, fakiri, yoksulu yedirelim içirelim. Üçüncü bir hafta, onda da diyor ki, insanlar uykuya daldığı zaman, gece kalkıp, biz de namaza duralım. Bir de kendimizi eğer irşad ve ıslah edecek esaslara yapışırsak, memnun bizim gönül hanemize girmek için fırsat bulamayacaktır tabii. Şehvet kapısından gelir. Bakar ki o kapıyı bir deva ile özür, ahiret endişesiyle nasıl böleceğim, nasıl huzura varacağım, ne olacak bu ahlar bilmiyoruz derse içeri girmesi mümkün değil. Çünkü bu anahtarda kilitlemiş. Sıddık Azam anlatılırken radıyallahu anh mahzundü denir. Bu büyüklerimizde müşahede denir. Böyle bir ahırlık görülür. Buna vakar denir. İtminan durur. O. Fecir suresindeki sun üç ayettir. O Allah'ımızdan razı olmuş, Allah da ondan Celle Celalühu razı olmuş.
Hani Allah'ımız onun yapmış olduğu, razı olduğu amelleri işlemek suretiyle, o kulundan memnun. O kul da Rabbımızdan gelenlere, emrine uymakta çok dikkatli riayet ediyor, böyle olan kimselerde zuhur eder. Bir ağır başlılık meydana gelir. Hani siz bunun yanında bir başkalarıyla rahatça konuştuğunuz gibi konuşamazsınız. O size imkan kansa bile konuşamazsınız. Bir ürperme gelir insana. Zaten bir dirilişle öyle olması gerekir, öyle olmamızı icap eder. Çok da ölçülür. Kuran Azimüşşan'da bildirilir ya adalet sıfatı işte budur. Geniş ele alınabilir o. Her hususta ölçülü. Sevgisinde de ölçülü, bozunda da ölçülü, Rabbamız, Bakara suresinde düşman size nasıl hücum ediyorsa, siz de misliyle mücadele edin. Yani aşırı girip de işte malını mülkünü telef etmeyin. Çoluğuna çocuğuna yaşlı kimselere hücum etmeyin. Bunun gibi. Hep ölçülür hareket etmek.
Bunu diğerlerine kıyas eder, hareketimizi ona gelir tanzim eder. Çok önemli bir husus bu. Gülmesinde bile öyle, ağlamasında bile öyle. Herbir halinde. Gürümesinde de öyle, bakışından öyle, Bakışla adalet nedir? İbretle bakmaktır. Bir hasetle bakacak olsa bu adaletle bakışın dışına çıkmış oluyor. Bu sıfatın dışına girer. Mesela kulağımızın hayırlı sözler dinlemesi, şerli sözler dinlemek, bu ise bu güzel sıfatı kaybetmek demektir. Öyle kilitlemiş ki o kapıyı, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Ağzını menhiyatta, şu ifade de çok güzel. Ağzını Allah'ımızın razı olmadığı sözlerden. Şimdi derviş deyince, bu dervişin tarifinde der ki, onlar boş söz konuşmazlar. Bak böyle yalanlar, gıybetler, iftiralar, fuhuşa götüren o çirkin sözler bunları söylemedikleri gibi lüzumlu olan sözü bile uzatmazlar. İşte nerden geldin? Ben diyelim Medine'den geldim veya Mehdi'den geldim.
Bunu der ama bunun yanında lüzumsuz söz söylemez. Lüzümlü olan sözde bile israfa dikkat eder. İsraf etmemeye çalışır. Bu da bir ayrı konudur. İsraf da ayrı bir konudur. Sadece yemede içmede de değil bu. Biraz önce dediğimiz gibi adımları atışımızda da israf olmaz. Neden? Sebebi, şımararak yürümeyiniz, kibirle yürümeyiniz. Bu toprak bir gün beni içine alacak diye yürüyoruz. Yürümüyoruz. Ağzını menhiyattan ve fercini, iki bacağı arasını fuhşiyattan hıfz eder korursa cennete gafil olur. Yani bazı kimseler herhal ve harekatını şer'i şerife muvafık bitmiş iken, yalnız lisanını muhafaza edemediği veyahut veyahut esir-i şehvet olduğu görülüyor. Esadi Elbili Hazretleri buyuruyor bunu. Çok ibadet taat ediyor ama diyor, dilimi korumuyor. Böyle çok boş sözler çünkü. Ehlullahtan birisi önüne kağıt kur, ne söylerse onu yazarmış. Demek ki çok az konuşuyor ki, yazabiliyor diyorsa söyler mi?
Biz bir kayıp cihazına bile almaya başlasak, gitmez. O kadar çok konuşanımız olur. Bu kimse demek çok dikkat ediyor Rabbi Zülcelal'mizin emrine ki, Kehf Suresi'nde. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. İmam-ı Şarani hazretleri de bunu zikreder. Hadis-i şerif olarak, dil Cenabı hakk'ın kalemidir. Tükrük onun mürekkebidir. Aman ha boş konuşmayın diye. Çünkü yazar, akşam olduğu zaman, o yazdıklarını şöyle bir gözden geçirir, okumaz. Niye derseniz tekrar günah olarak yazılmasın diye onu okumaz. Fakat, lüzumsuz sözler görünce, ne devam eder? Belki neden böyle yaptım? Neden boş konuştun? Hani insan parasını boşa harcar mı? E, hisse biliyor, tek tek hisse biliyor, altın maaş belli diyor. Benim giderlerim de belli. Elektriğime şu kadar giriyor, suyuma şu kadar giriyor, çöp gergisine kadar giriyor.
Eğer bir apartmandaysa kapıcısına giriyor, temizlikçisine gidiyor, ne bileyim doğal gazına gidiyor, vesait hep iza biliyor, tek tek tek de bizi. Ondan parasını çarkür edilebiliyor mu? Yo. Mu? Anca diyor ben kimden isteyeceğim diyor. Geçimim bu kadar fazla diyor, harcayamam. Bak buna nasıl dikkat ediyoruz? Bu dünya kesesine riayet gittiğimiz gibi, ahiret kesesine de riayet verse, Şeytan gönlümüze girmek için fırsat bulamaz. Bu gibilerin iş bu hadis-i şerifin hükmü ile amil oldukları halde, davet-i cennet bulacakları şüphesizdir. Yani ibadet ve taat yapıyor. Bunun yanında iki husus ha Efendimiz dikkat çekiyor diyor Sallallahu aleyhi ve sellem. Okuduğumuz zaman hadis-i şerifleri biraz düşünmemiz icap ediyor. Çünkü bizim tefekkürümüze mani olan yediklerimizdir. Yediğimiz, içtiğimiz, gördüklerimiz, o boş konuşmalarımız, nelerimiz çok etkiliyor. Tesir de bitmiyor zaten.
Bu okunan Kuran-ı Azimüşşan, Sahabe-i Kiram'ın arasında okunduğu zaman Hazreti Ömer'i ellerinden, ayaklarından tutarak baygın bir vaziyette, bayılmış bir vaziyette evine götürüyorlardı. Geçmiş olsun ya Ömer, geçmiş olsun ya Ömer diyorlardı ve diğer Ashab-ı kiram büyük. Sıddık-ı Azam'ı humanlığa getiremediler. Aişe annemiz mani oldu, radiyallahu anh. Dedi ki, Sıddif'ın kalbi tahammül etmez. Bir Allahu ekber derken azamet-i ilahi, kalbinde öyle bir yer yetiyor ki, tahammül edemez dedi gözyaşından, kıldıramaz onu. Efendimizin birkaç saf geriden mübarek gönlünün kalbinin kaynadığı duyuluyordu. Aşkı ilahi ile hadis kitaplarında geçer mi? Aynen bir tencerede yemeğin kaynadığı gibi, Rasulullah'ın mübarek kalbi harekete geçiyor ve birkaç saf gerilerden işitiliyordur. Hani bu hassasiyet var bunlarda. Bir kimse zina ederse imanından çıkar.
Şu kadar var ki, kemal-i nedanetle halisan tövbe ederse, akıl olur. İmanın nuru diye bir nur kalmaz zaten. Öyle bir bela ki bu, hem dünyevi hem uhrevi bereket koymaz bunu. Şimdi hac mevsiminde, biliyorsunuz teşkilatları, sağlık kuruluşları var, hasta olanlar geliyor. Verdikleri ilaç verdi. Hemen hacıların çoğunluğu hastalıkları gri bak rahatsızlığı. İlk seryete Hep onların ilaç verdiler. Mekke, Medine boşaldı diyorlar, ilaç kalmadı. Şimdi nasıl ki bu çok ilerideyse bu rahatsızlık, manevi rahatsızlık olarak gönlümüzde, kalbimizde, hayatımızda sıkıntı da zinadır. Bu küçük. Zinadan sakınız. Bunda dört tane bir hususiyet var ki. Yüzünde böyle bir tatlılık, ibadet ve taatin zevki, aşkı, muhabbeti hiç görülmez. Yüzünden Allah onun imanının nurunu alır, ibadetin nurunu alır. Yüzünden bekliyor zaten. Yüzünde bereket diye bir şey kalmaz. Nur-u ilahi yüzünden gider.
Veyahut da o rızk, rızkında da bereket olmaz. Çok zengin olur, çok varlıklı olur ama rızkında bereket yok. Bir çorbayı dahi ağız tadıyla içemez. Şimdi bu fiilden dolayı ilk tatsız. Hanımı güzel hazırlar, sofrayı koy, Her şeyiyle donatır fakat öyle bir huzursuz ki, öyle bir huzursuz, sofrada çoluğu çocuğuyla, etrafı da tatlı bir yemek de yiyemez. Muhakkak bir huzursuzluk çıkarır. Bu fiilden dolayı. Tatsızdır. En basit bir meseleden dolayı sofrayı birbirine katar. Oğuz tadıyla bu rızık yiyemez. Bereket olmaz. Rızgında olan hayır ve bereketliler. Ve yuspitürrahma, Sonra Cenabı Allah'ın gazabını intac eder, yani gazab-ı ilahi. Onu üzerine çeker, ve hulu de binler. Eğer tövbe etmezse, zina fiilini de helal kabul edecek olursa ebedi ateşe de girerdim diyor aleyhissalatü vesselam Efendimiz. Şimdi bu kapıyı hüzünle kapatıyor. Ahiret derdiyle kapat kapatıyor.
Çok genç olan Sufyan-ı Sivri, Rahmetullah Ali, böyle arkadaşları içerisinde çok yaşlı gibi buluyor. Mülkenli arkadaşlar var, Onların sakalları simsiyah, onun donmuş belli. Ya gün görüyorduk, gençti. Aynen bir yaşlı pire dönmüş. Sufyani Sevri hazretlerine öyle dediler. Ya ne olur? Halbuki onun arkadaşlarını biz tanıyoruz. Tipi gibi, dik gibi. Yürürken, gezerken, dolaşırken ama bu Sufyani Sevri'ye ne olmuş ki biri bükülmüş. Çok yaşlı bir hal arz ediyor. Sordukları zaman diyorlar ki benim bir hocam vardı. Hocam son nefesinde kelime-i tevhidi okuyamadı. Nasıl olur da diyor bunu görenin biri bükülmesin? Ah diye diye dişleri bükülmesin? Nasıl olur da diyor yaşlarımız. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem devrine göre çok gençtir. Altmış üç yaşı çok gençtir Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ama diğerlerine nispeten yaşlıdır. Onu tarif edemeyiz zaten, bu anlatılamaz.
Buyuruluyor ya Hud suresi ve diğerleri beni yaşlandırdı. Neden ya Resulallah, çünkü Hud suresine baktığımız zaman, Enbiya-i nizamı başından geçen hadiseler anlatılır Hud Suresi'nde. Çok yüceler. Mesela Nuh aleyhisselamı başından geçen hadiseler anlatılır, Lut kavmi anlatılır vesaire. Kavimlerden anlatılır. Peygamberlerin kıssaları ifade edilir. Hayır hayır buyurdu Nebiyyeküm efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Beni Hud suresinde bir ayet yaşlandırdı. O da kemal emir'de. Emrolunduğun gibi dosdoğru hareket etti. Bu emir onun için değil, hepimiz için. Ona olduğu gibi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e hepimiz için. Hani Allah'ın kitabı Celle Celaluhu sırf ona inmedi ki. Hepimize indi. Kıyamete kadar gelecek bütün insanımıza indi. Onların ev hayatımız acaba, Rasulullah'ın ev hayatı gibi mi? İşimiz Rasulullah'ın işi gibi mi?
Cemiyetteki tavrımız, hareketimiz, onun ve ashabının ve ulema-i kiramın yaşantısı gibi mi? Bunları düşüne düşüne bu hal başlarına geliyor. Descebut Seniyyeyle de geçer, öyle ki diyor, emri ilahiye bir ayette dikkatsizlikleri sebebiyle acaba dikkatsiz davranıyor muyuz Nedir o dikkatsizlikler onların? Bir kere haram olandan kaçarlar. Mesela zina ilmi nedir haramdır. Hem de büyük günahlardandır. Bundan uzaklaşır. Sonra, mesela şüpheli, acaba zina fiiline bu beni götürür mü, götürmez mi diye endişe duruyor. Bu fiille hareket edecek olursam, bu fiili yaparsam şüpheli bir hareket. Bu beni bu yola sevk eder mi çirkin yola diye çekinirse, bu da hayırlı insanların tavrıdır. Bir üçüncüsü, üçüncüsü helalde bile dikkatli olur. Büyüklerimizden bir zat, üstadü adimiz, torunlarını zarflarken bir endişe duydu. Dedi ki sen bana haram değilsin dedi, yüzünü öptü. Öp. Çekiniyor, o anda çekiniyor.
Torunun nihayet, öpebilir. Dedim sen bana haram değilsin. İşte bu endişeyi taş, taşıma. Yani bir dikkat istiyor. İbadet ve taatte incelik istiyor. Biz Sıddıki Azam ve Ali Efendimiz dedik ya radiyallahu anhuma, bunları demek bunların yolunda olma, ibadet ve taatlerdeki inceliğe riayettir. Aynen İmam-ı Azam Efendimiz gibi, haram olmayan, hatta bir necasetin bulaşmasında abdestini bozmayacak kadar küçük olmasına rağmen, efendim fetvanız da böyle değil deyince, o pedvamdır, bu takvamdır demez işte. Bunun gibi. Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimizin mübarek yataklarının altında bir hurma bulunur. Sabaha kadar uyuyamaz. Acaba bu ganimete mi aittir, yoksa bana mı aittir endişesi de uyuyamıyor. İşte böyle dikkat etmek riayet etmek. Bunun daha ilerisi inceliklere riayet etmek. Cenabı Hakk'ın muhabbetinin dışında hiçbir muhabbeti gönlüne girdirmemek.
Her şeyi o sevgiyle, o muhabbetle, o saygıyla devam ettirmek. Şimdi yol bulamıyor, bir hüzün var, bir keder var. Sufyan-ı Sevri hazretleri dedik ya, vesaire. Siz misalleri çoğaltırsınız. Bu ahiret mahzuniyetinden dolayı öyle bir endişe duyar ki, mevhunun geleceği kapıyı şehvet kapısını bu hüzün kilidiyle çok güzel bir şekilde kapatır. Bir kere şehevi yoldan yol bulamıyor, dünyaya muhabbetten de yol bulamadı. Gazap ve hiddet. Hiçbir şey yok. Mesela bir durakta ışık yanacak, daha yanmadan bir tekine hücum etmeye başlıyor. Avzından çıkan sözler, siz görüyorsunuz bunu. Hem yansın bir ışık ışık yan. Daha o yanmadan ağzından çıkan sözler. Bu merhunun dürtmesiyle oluyor. Şeytandan size bir fit gelecek olursa, böyle bir gazap gibi, hiddet gibi bir hal gelecek olursa, Allah'a sığın. Sığının da kurtulun. Hiçbir şey yok. Diyor ki hanımına, çantamı hazırına gireceğim. Az bir giş kalmış.
Şeytanın dürtüsüyle, sen böyle mi yaptın deyip boş yere. Bu kapıdan geliyor. Hiddet ve gaza kapısındayım. Hiçbir şey yokken bakıyorsunuz, köyde kavgalar meydana geliyor. Böyle sıkıntılar meydana geliyor. Adam diyor, pişmanım diyor. Çok sevdiği bir kimseyi, o kimsenin hayatını canına kastı. Neden yaptın? Bir hiddete geldim, bir gazaba geldim, pişmanım sen. Şimdi bu yolla da hücum eder. Bu hiç şüphesiz, Mevhu'nun bize Allah'ın Celle Celalü yolundan sapıtmak için kullandığı tuzaklardan birisidir. Gazap ve hiddet. Mevlana'mız gazabını yenen, şehevi arzusunu yenen peygamberlik damarı üzeredir. Öne bakarla, ağır başlılıkla, gönlündeki imanın ibadet ve taat zevkini duymakla, güzel ahlakla, alçak gönüllülükle eğer bu kapıyı da kilitleyecek olursa, şeytan bağırmaya başlar. Bu öyle bir kul ki, bu tamamen kapıları kapattı, benim bunun gönlüne girecek hiçbir yer kalmadı deyip ümidini keserim.
Şeytan, Ademoğlunun kalbine girmek için hücum eder. Efendimiz aleyhissalatü vesselam aynen vücutta damarda kanın devrettiği gibi devreler, açlıkla onun yolunu tıkayınız diye buyuruyor. Şimdi burada bu görüşmeler bizi bir üniversite mezunu gitmez. Bir alim de gitmez. Bir ışıktır. Bir anahtardır, yol gösterir. Bir Kuran azimüşşan'ı baştan ele alıp okuyacağız, manasına bakacağız. Tefsirlere bakacağız. Hadis-i şeriflere bakacağız. Ehlullah'ın eserlerini takip edeceğiz. Kitapların üç binin üzerinde listeleri sunuldu. Onlara bakacağız, yol bulmaya gayret edeceğiz. Nebi Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cenabı Hak bir kimseye hayır murat ederse, kendisini kendisine vaaz vermeye bulunuyor. Ünlü Kuran-ı Kerim'den okuyacağız. Muhatap kılar. Efendimizin hadis-i şeriflerinden de okuyacağız. Hayırlı eserler de takip edeceğiz.
Aynen İmamı Gazali gibi, Rahmetullah Ali, ben diyor günümü şu şekilde geçirdim. Bir, Kuran hatmiyle meşgul olurum. İkinci olarak Ehlullah ile buluşurum. Ebu Ali Parmedi Hazretleri ile Gabbdesallahu Sülir'a münasebeti var. Hep hayırlı insanlarla oturur, konuşur, görüşür. Çünkü kişi Yunus Emre'nin dediği gibi kendi gözü ile kendisini göremez. Bir başkasının gözü ile görür. Fakat ki onların yaşantısına bir de kendi tavrımıza bakarız. Aman ha dikkat edelim bunlar gibi biz de yaşamak suretiyle hayra eyelim deriz. Bir üçüncüsü ilim tedrisiyle meşgul. Dördüncü olarak insanları hayra kılavuz istiyor. Böyle hep hayırlı amellerde, hayırlı taatlerde bu bizim amel defterimizi de kapatmaz zaten. İnsan çalışıyordu harcı gitmiyor mu? Yillarca çalıştım ama diyor bir sigorta yaptırmamışım, bir batıl para yatırmamışım. Emekli olamıyoruz diyor. Yirmi senede çalıştım diyor. Bir otuz sene kadar vardı.
Hep böyle bir kayıt yaptırmadığım için diyor, yaşlandım da artık ihtiyacım da o diyor. Zaruri olan ihtiyaçlarım da var. Bunları yerine getiremeyeceğim diye mahzun oldum. Eğer çalışmışsa, meşru olarak bu işlemleri de yaptırmışsa bir yandan, meşru olarak bu işlemler de yaptırılmış ise, ne diyor? Aydan ayağa, belki üç aydan üç aya da maaşım gelir diyor. Aynen bunun gibi işte. Misal olarak arz ediyorum sizi. Öldükten sonra, ameli kesilir, her şey biter. Ama bir başka kimseyi de İmamı Gazali Rahmetullahi İl-Barî Hazretlerinin buyurduğu gibi, başkalarını da diyor talim etmekle meşgul olurum. Mesela çoluğun çocuğunu Ahmet bin Hanbel Hazretlerinin Rahmetullahi yaptığı gibi, hayırlı meclislere gönderirse, ne gelir, ondan bir ecir gelir, mükafat gelir. Yapılan, hayırlı amellerini.
Es'abi Elbili Hazretleri buyuruyorlar ki, vaktimizi geçirme hususunda bunu arz ettim size İmamı Gazali, Rahmetullahi Bariy hazretlerinden. Çünkü bu vakit çok mühimdir. Tasavvufi bir terim, İbnü'l-Vakit, kişi vaktine riayet eder. Dikkatine büyük bir sermayedir bize. Öldükten sonra da amel defterimizi kapatmayacak taatlerdendir. Bir başkasına dil şartları, ıslahına vesile olmak. En çok sevindiklerine bu olur Ehlullah. Siz olduğu gibi varlığınızı ona feda etseniz buna üzülürler. Acaba içinde haram mı var, ne var, bir şüphe mi var diye ağlarlar. Adana'da, dokuz yüz elli beşte, vaazlarında, üstadımıza kadınlar bir ikramda bulunmak ister ve bunu duyar ve ilan eder. O parada kocalarının hakları var, çocuklarının hakları var, nereden kazanıldığını bilmiyorum, almıyorum diye bu fedakarlığı, bu güzel ahlakı, bu erdemliği gösterir. Niye sevinirler?
Eğer bir başkasını da Allah'ımızın yoluna girdirir emri ilahiyeye uygun bir hale getirirsek en çok buna sevinirler. Onların mesrur olduğu budur. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Dünya Muhabbeti ve Kalp Selametinin Sırları | Mihmandar