Dünya Muhabbeti ve Allah Muhabbeti Arasındaki Denge
Dünya Muhabbeti ve Allah Muhabbeti Arasındaki Denge kaydında Kaç tane misal çıkıyor karşıma? Hacı Suf Efendi Hoca iyi verdin konuşurken anca yazdığımı konuşurdum. Tarikata girince ha beni söyle ha beni söyle diyorlar. Söz böyle girilir dolar, rica eder, ondan sonra beni söyle ne olursun diyor. İnan hocanın dediği gibi oluyor, beni söyle diyor, cemaat dinlesin, iyi olur diyor. Ben anayı kaybediyorum…
Dünya Muhabbeti ve Allah Muhabbeti Arasındaki Denge ne anlatıyor?
Dünya Muhabbeti ve Allah Muhabbeti Arasındaki Denge kaydında Kaç tane misal çıkıyor karşıma? Hacı Suf Efendi Hoca iyi verdin konuşurken anca yazdığımı konuşurdum. Tarikata girince ha beni söyle ha beni söyle diyorlar. Söz böyle girilir dolar, rica eder, ondan sonra beni söyle ne olursun diyor. İnan hocanın dediği gibi oluyor, beni söyle diyor, cemaat dinlesin, iyi olur diyor. Ben anayı kaybediyorum…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 19 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kaç tane misal çıkıyor karşıma? Hacı Suf Efendi Hoca iyi verdin konuşurken anca yazdığımı konuşurdum. Tarikata girince ha beni söyle ha beni söyle diyorlar. Söz böyle girilir dolar, rica eder, ondan sonra beni söyle ne olursun diyor. İnan hocanın dediği gibi oluyor, beni söyle diyor, cemaat dinlesin, iyi olur diyor. Ben anayı kaybediyorum geçersem. Sen. Yine de din eden olmayacak, söyleyeceğim inşallah. Üstadımızı bitireyim, birisi hilaf-i şeriat, birisi dünyanın zibi ziynetine israf kabilinden olan şeye meyli muhabbet. Buraya tahıl olduğu müddetçe kalpte u var. Füyuzat gelmez haram o kalbe füyuzatin girmesi. E haram diyor olmaz. Yani iki zıt birer kadar durmaz. Onun için Kurdula kuzuyu bir araya koyamam. Hem dünya muhabbeti dursun burada, hem Allah muhabbeti dursun. Tahmin mi bu? Olunca diyor Efendimiz, şu dünyayı size reçetenizi verdik, ölüm tefekkürünü çok yapsın.
Padişah konmaz seraya, hana mamur olmadan. Yunus, o yalan devayı gel ortaya kosivai temiz et gönül evini tos gelecek kondurmaya. Rabıtadan lezzet alamıyorum, sik veriyorum ama lezzet gelmiyor. Gelir oğlum diyor dünya muhabbeti oğlu olursa. Futlaşmış diyor Efendimiz dünya muhabbeti orada. Fut olan yere melek girer mi? Çünkü onun kalbi hasta. Bizim bir çeviricimizi, bir geçimizi duvara koyarım da uyuz değerliyken koyarsak, bir evden uyuz usulüne katışırsa, o gün dev lüksün bütün sürü uyuz alır. Onun gibi ürker insana diyor gafleti kalp sahibinin hastalığı. Efendimiz burda çok sohbet etti. Hadınıza gelecek. Ayasofya da diyor namaz kılan ihbarlarımız diyor. Birisi orada kalmış diyor. Mevlüdü dinlemiş diyor. Gelmiş kalbinin iksiri durmuş diyor. Böyle beyyiydi diyor o da diyor. Haşa efendim diyor. Geldi üstadımıza efendim, Mevlam, kalbimi zikrederdi.
Lakin şimdi durdu, neden olduğunu da bilemedim. Üstat murakabe Eyva. Ayasofya'da Mevdudi Şerif okurlana, okunullana karşınızda kalbi, kassi münkir kalbi varmış, ona denk gelmiş, hastalandırmış. Gel diyor, oturduğunuz yerde rabıtasız oturman onun sivilli manevisi altına çekilirseniz, hiçbir münkerin zararı tokanmaz. Rabıta'yı unutarak hem oturursan hastalanır diyor. Kıyas edelim diyordu Efendimiz. Kıyasidelim. İmansız ümmeyi üç şey, üç şey yüzünden olur. On üç de var bizim şukalarımızda nedir ya? Üç şey esas altı imzalanmış. Birisi, ni'meti İslamiyeye şükrü terk edenlere. İslam nimetinde olduğu anda şükretmiyor da, haramdan babamdan böyle İslam'da olduğumu zannediyor. Muhammed Mustafa'nın, Sallallahu aleyhi ve sellem, Amiyyesi Ebu Leheb nasip olmayan sana oldu. Bin dört yüz küsur sene oldu. Yani yanında beraber yaşayanlar, birer bile iman etmedi. Bildi, mucizeyi gördü. Ayşak oldu geldi.
Ayşak oldu geldi lakin külliyen insan çıktı. Lakin bir gazlanmadılar. Sıhra hamlettiler. Yalanmazdı, uyduramadılar. Bir yerde müşevvir hasatirîn-i evvelden diyelim, buna kendi mecnun diyelim çünkü söyleyip duruyor bir şeyler. Duruyor bir şeyler. Hasatül evvelden yazılmış Kuran delil diyelim. Sıhhır diyelim. En yakışıklısı bu derler, neler zahmet ettiler. Kardeşımız, Rasulullah Resulullahımız ne zahmetler yendi. Kainatınız olsun Taif'te ayakkabıların içini kanına doldurdular. Vura vura da böyle hayalar, kesecekler, ki nesillerinden bir imvaniden gelir. Hakkım helak olsun. Bu Rasulullah'ın methi bir zattır. Ruhu Dağı'nda mubahih yüzleri yarıldı böyle şuraya iki tane halka battı, sinni saadet şehit oldu. Kanı yere düşerse yerde Nebahat ettirmem dedi Allah. Yetişilebilir o zaman kanalım süpürmeye geldi yetiştim aldım. Onu ne ettin o kanı diyorlar, tasavvuf, erbabı soruyorlar.
Ne ettin ya Cibril? Kafulla yoğurdum, Rasulullah'ı anılınca ağlasınlar diye müminlerin gözüne koydum diyor. Şu ağıtlar neler, ondan oluyor kardeşim diyor. Sana Allah her imkanı verdi kılıcını an. Kılıcını an şöyle bir tefik geldi hepsini öldüreceğim. Hazreti Hamza için ağlayıp durma. O Seyyi Şuha'da oldu. Seyyi Şuha'da oldu, yetmiş parçaya ayırdılar. Amcası bu bel gemiyi, Rasulullah'ın Rasulullaha'ın bir gemiyi. Dedi karıcığım olursa şöyle sallaver dedi. Ya rabbi ben bunları helak için geldim. Bunları doğru getireyim diye de geldim diyor. Yani ben bunlara gazat mı gideyim diyor. Bunlar beni bilemiyor, bunları hidayette kıl Ya Rabbi diye dua ediyor. Yani bu benim kavimimi diyor ona da, benim de bunları hidayette kıl Ya Rabbi diyor. Bu Muhammed'in evladı herkes sevinmedik. Sıddı ağzıma itmedik, eza koymadılar. Aç kaldılar, bir kısarın içine girdirdiler.
Pazara çıkarttırmadılar, kız verdirmediler kız. Hep tarihi bilirsiniz siz okuyunuz ben sizden anlıyorum bunları. Yani nasıl nereye efendim şöyle oldu böyle oldu. Hazreti onlar geldi duş yedi sene sonra oldu. Yedi sene. Hazreti Ömer'in imanı yedi sene sonra. Yedi sene de hani Veli kafirlerden acıyıp da o yüze ekmek atanlar oldu. Sıddık'a Azamın ayağının altını ejderhalar soktu. Cebeli Sevil dağına bir saat da çıktılar ta ordan ciltte görünüyor, deniz görünüyor. Rasulullah'ın cennet ettiriyorlar. İyi anlıyor musunuz? Evet, oraya çıkarttılar. Bütün yılanların, akrepların deliklerini, elbisesini yırttı, bastı, birine yer bulamadı mübarek ayaklarını koydular oraya. Yok diyor, Rasulullah'a tek bir şey olmasın. Hicretten yürüyünce hümey geçer, gerisine öldüğümü görmeyeyim diyorum. Böyle terslim olacaksın şeyhına da öyle olacak gelecek füyuzat-ı ilahiye.
Korkma biz ikiyiz, üçüncümüz, galipi zülcelal. Zülcelal. Kuran-ı Kerim bunlar. Biz ikiyiz korkma geliyorlar mağaraya. Allah her imkanı vermiş, güvercin yumurta yapıyor. Ankebut örümcek ölüyor, altına sokunca yine seslenmez de, Rasulullah da burada uyur dizinde de. Mübarek gözlerinden sıdtığı, hazamın onun üstüne gözyaşları dökülünce, gözünü aç, ne ağlıyorsun ya? Denizin mi geçmiş? Bir şey Anam babam dört canım, kurtulursun sana ne diyeyim böyle ediyorsun? Bir şey yok. Allah'ını seversen söyle ayağımın altına yılan soktu. Zehirledi Ya Rasulallah. Gayri ihtiyari vücudum uyuştu da gözümden yaş dökülüyor. Çek ayağımı Allah aşkına. Benim dostunun, yari garimin ayağını soktum? Ya Rasulallah, bir tek insan mı aşık size? İki yüz sene oldu ben seni duyalı buraya geleceğimi.
İki yüz senedir beklerim, saadet ayı doğdu, saadet güneşi doğdu kapıdan oh göreceğiz yüzünü Resulullah'ın dedik, sıddıkdın bizim delikleri muhkem bastırdı, bana da böyle ökçesine koydu. Gökçeye geldim, dakikabat ettim, aç kapıyı dedim, açmadı. Yemeği vurdum açmadı. Sokmaya yüzümü görmek için mecbur kaldım. Ben bu hatayı seni göreyim diye ettim. Ya Sıddık hakkını helal et dedi. Yine o yara parklığı onun için şehit olduk etti. Bunlar böyle eziyet çıktı. Ya Sıddık senden şikayet ediyorlar millet. Nedir Ya Rasulallah? Ciğer kaynağı diyor, pişiriyor, kavuruyor musun da yedirmiyor mu? Efendimiz edep risalelerine de geçmiş bunu. Nedir sen o komşu hakkını bilmen mi? On on on on kırk tane kişinin hakkı var. Böyle cayır cayır ciğer kaynakta ye, yani kavurda ye. Ya Rasulallah, yeminine hacet yok, istersen vereyim vallahi iki ay dan beri benim evde ateş yanmaz. Sırf hurmayı yiyoruz.
Ben nereden ciğer kaynatmışsın da yemişsin, bu komşular ne diye benden yok yerine şikayet ediyorlar. Hu O deyince ciğer kokusu böyle ya eli bir et. Cibril-i Emin diyor ki Allah korkusundan Sıddık'ın ciğerleri brüyar oldu. Hopa pur duyuyorsunuz yoksa dışarıdan bir et ciğer kopmuş değil diyor. Kafir, sabah namazına giderken hep karnını yar diyor. Karnı yarıyor, yıkılıp kalıyor oraya. Cerrahlar bağlıyorlar. Bir Yahudi'ymiş o Ebullülü. Orayı diktikten sonra doktorlara danışılıyor. Ben namaz kılacağım, öğle namazı. Ya Ömer, hiç tıklama yerinden dikişler sökülecek. Vaziyetim bozulacak. Bir namaza bin tane ömer kurban olsun. Ben Yahudi namazım niçin öleceğim misin hiçbir şey yok. Satıde Vadisi'nin gittiğinde duyurmuşlar kendini. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem de altmış üç, Sıddtehi Azam da altmış üç, Varu'l ver onlar.
Nuh aleyhisselamın gemisinde bile yaptılar, dört tahta eksik kaldı dediler. Dedin ya rabbi dört tahta eksik. Gayyari kuzinin ismini yazacaksın, bütün peygamberlerden sonra ona çakılacak, devam olacak. Bunlar böyleler kardeş, bunlar böyle eziyet çektiler. Hazreti Osman-ı Zihni Nureyni bizden iyi bilirsiniz, ciğerler tahammül etmeyecek vakayla karşılaştı. Hasan Hüseyin efendimize Hazreti Ali efendimiz bekçi gönderdi dedi. Silahlarınızı alın kapıya durun, kim gelirse geçsin! Osman I Zinnur'unu canına değdirmayın. Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem yavruları beklemeyin, beklemeyin gelsinler dedi. Ben Rasulullah'ı diyor. İftarı beraber açalım diyor. İftarı beraber açalım, ben bugün gideceğim dedi. Nereye zorla diyorsunuz. Geri pencereden atladılar. Ayetinin üstüne kanlarını döndüler. Öyle gitti. Hazreti Ali'yi yel Murtaza'yı deve boğazlar gibi boğazlar.
Köpede deve Hasan Hüseyni Kerbela'yı, Hazreti Hasan efendimizi zehirlediler. O defaki zehir ağır geldi kardeşim. Sana vasiyet ederim ırak tarafından korkuyorum, gitme dedim. Sana gitti. O zehirlendi, öldü. Hilafet hakkını Muaviye verdi gitti. İki ordunun arasını bitecik kelimeyle hasrettik etti. Menbere çıktı, ilan edeceksin. Ben dedi, hilafet hakkımı Muaviye'ye geliyorum. Bütün insan yine sevindiler. Peygamber torunu bunlar. Hasan-ı Hüseyin efendimiz dadı yallahı var. Şehit olup bana bak diyor susuz şehit oluyorum ben. Siz İslam da bize niye muhalif oluyorsunuz? Rasulullah'ı unuttunuz mu siz? Babamı unuttunuz mu? Yapmayın ya hadi. Yapacağız, öldüreceğiz. E bir içim su verin de hakkım helal olsun diyerek geleyim. Yarın maşallah da rüsvay olmayan bir içim su verin. Sana su vermeyeceğiz, böyle hakaretle öldüreceğiz seni. Öldüreceğiz. Mübarek gökçesini yere eza cefa çekmeyelim mi?
Üstadımız, aksi tarafına Medine'nin gitti. Kafirler tayin bilemezsin diye. Nev'i meraka gelirken tut dediği zaman hepsini tutuyordu diyor efendimiz. Neden tutturmalı da öyle gitti o dağın öyle? Ahir vakıf da gelen Allah dostlarına siyaseti evlenmeli olsun diyor efendimiz. Bak inceliğe bak. Neden sahil yolunu seçti? Yani o şeyden gitmedi, sahil yolunu neden seçti? Aklıma düşmesinler. E düşünce ne oluyordu? Dur, dur dedim mi, beraka gibi hepsini tutturuyordu. Bu kudret kendinde varken varken nereye böyle itti? Hakır vakitte ümmetim gelirse, peygamber cesaret etmiş, gitmiş ben de giydiririm dinler. Onlar helaka uğramasın, siyasetini bozmasın diye ben yapıyorum bunları diyor efendimiz. Yani bilmediğimiz sırlar bunlar. Onun için cephe vermeyelim Allah aşkına. Üst ağzımızı incitmeyelim Allah aşkına. Ne emrettiyse onu tutalım Allah aşkına.
Bunu rica ediyorum ve efendimizden duyduğum için rica ediyorum Adana'da sohbetine vardık. Sami Efendi korkak yahu. Toplayıp de bizi gitmez beş kişiden fazla görüşemez. Başka şıklar yapar, diyorlar diyorlar Onların başındaki cemaat çok az Bizim cemaatimiz pek çok pek çok olmasaydı bu kadar kalmazdık. Bizden Amerika düşmanımızdı, Rusya düşmanımızdı, iki tane parti düşmanımızdı, üç tane parti düşmanımızdı, vurcular düşmanımızdı, Süleymancılar bir bir yandan çekeceğiz. Biz ne kaldık da hiçbir şey yok olup yirmi dört çıkmışsın en büyük kuvvet diyorlar Muhammed. Yine araştırıyorlar da onun için efendim siyasete riayet edin diyor. Siyasete. O özetlerini alacağım işin. Özetlerini, üstadımız buyurdular ki, buyurdular ki ben tutulup hapis olmaya, idam olmaya her şeye razıyım. Bana diyor.
Yalnız ihvanların zayıf, onlar tutulur da hapis olursa keşke bu tarikat da girmesem dedi, der de yarın ahirette mahrum olurlar diye ben bu siyaseti yapıyorum dedi. Yani ben gelmem için değil diyor. İhvanım zayıf, zayıf yalnız yarın bu yüzden bir tehlikeye mal keşke o yaylanmıyor. Bir tehlikeye mal keşke o yaylalının yüzüne varmasaydım. Keşke bu tarikata girmeseydim bil diyor. Zayıf bunların kalbi diyor. Ben bunları böyle idare edeyim, tavuk böyle civcivini kanadının altına kanadının altına alır kimseye göstermez böyle. Ben buradan da misal vereyim size. Hacı Es'adi Elbili Utddessirrahul Aziz Efendimiz, Allah şefaatine nailizi. O bir altına almış, senin yüzünden çıktı. Onun için biz konuştuğumuzda neden hiç iftihar duymak bir solukta alıveriyorlar elimizden. İyi olur, konu mu canım? Yapma. Da murakaba kayıp haline dalmışlar böyle. Bunu unutturmam bir şey daha diyeceğiz size.
Dört yolda rical'dan bir mektupa vardı. O İstanbul'a vardığında, üstad demiş ki Yakup isminde bir kardeşim vardı, kayboldu seferberlikte efendim. Sağ ola, hayatını kaybetsek, kusak, bilemedik. Mehmet Efendi Allah rahmet etsin dedi diyor. Bir tek tek elinde kalktı çok fazla dur bana diyor. Bütün sahaları yokladım Yakup'a çağırdım duydum yok. Ahirete gidenlere çağırdım da Yakup Şeyhi dolmuş şu hata arasında. Ben bunları ırklarımdan açıp bunlarda büyük hal var. Yani tasarruf var. Bu iki Utku cihan böyle murakabe hayalince mahşer alemi korurmuş, bütün ihvanını o şık. Böyle götürüyormuş sırattan düşmeyin oğlum düşmeyin, şöyle onu de selamet geçir. Hacı Hasan efendimiz gerçeği vermişler. Bak demiş yalınız geliyor. Bir tane ümit götürmiyor. Bu nasıl şık demiş. Gözleri yumru, tasarruf altındalar. Zaten yakışları niye öyle olur onlar birbirine. İstanbul'da ne kadar şık varsa efendimiz tuttu.
Tasarrufla tuttu. Herkes geldi, eline kapandılar. Ziyaüddin meşayık bir milyon müridi var. Pakistan'dan beri Medine'nin, Mecidiye kapısının karşısında ziyaretine varıyor. Efendi bir bardak olma ikinci, üçüncü, ta dışarıda geldi ayaklarına kapanıyor. Ne olursun beni de bütün müridimi de Estağfurullah siz idaredesınız Kadir Tayyaran da idareye, tasarrufu aldın mı, üyeler? Onların bir güreşleri var. Çok aldığını da gördün, şu gözlerim neler görürdü ama sığmaz, Veysi sığmaz, bir şeye sığmaz. Varmış mı sıratın öteki köprüsünün öte yüzünde Hacı Esad efendimiz? Bak yalnız geldin dedi, ben bütün müridimi geçirdim çok şükür. Bak müridime dedi diyor. Civciv hatırlamayınca şu mübarek kara cüb balığı, aksakıklı, şamailin vasfedersen rabıta özel diyor babamın hep yatları var. Hekasını şöyle diyor, sirkeleri inceliyor, yarım milyon mürit böyle döküldü yere.
E ziyaret ettin orda böyle tuta tuta ne olacak senin diyor. Allah şefaatlerine nail et yavrum. Yollarından ayırma ya Rabbim Habibi Ekrem'in hürmetine, Leyli Kadir hürmetine, Nuru hürmetine, nur-i onun altından kemiklerinden nice sesi gibi gelen Muhammed Mustafa hürmetine, şurada onu duyuyor gibi o Allah şefaatine nail Ya Rabbi. Şimdi saat üç ay daha konuşmaya şey ettim, çok akşam ezilmişim ama bilmem üç saatte konuşsam konuşabilirim ya. Zaten sözün daha daha iyisi az daha da delil olanıdır. Durmuşunuzun da sesini çıktı resmen geldim. Bana da bir Kuran okutturayım, Allah izin verirse devam edelim inşallah. Ya Allah ya Maalesef yırha Hanedeceği zaman gözlerini de kapatmış böyle. Besi dünyasını da soruyor. Efendim gözümüzü niye kapatalım? Herkes açardı. Rabbim'ı börene kadar açmam, dedim ve şimdi muradıma nail oldum, demiş. Ondan sonra da şimdi gözümüzü bu dünyada açar da mı? Allah aşkına.
Gaflet perdesini bir Allah aşkına gaflet perdesini bir kaldıralım. Doktorunuz ne var burada ya? Kalp bir muzkayat parçası. Han'ın tahridine vesile olan vasfı görür ama benim dilim kalp o değil. Kalbin üzerinde gönül var. Gümünün içinde Sübeydai Derun noktası var. Gözbi B gibi, yüzbi B gibi. Muhip şerhleri işittiğin zaman manipüle kurduğun, gözüne yaş gelir. Burada kırık şeyler de tesirli süzme gördün mü gözüne yaş getiren bir süre iddia etti, bir Harun. Oraya buruldu mu? Gönül dediğimiz, alemi emirden olduğuna göre alem-i halktan değermiş bak. Alem-i halktan olsaydı et olacağız. O alem-i emirden göze görünmeyen bir hazdır. Onun için mutlaka der zikreden, lümul beraber olursa zikrin olacak. Size direktif olarak vereyim. Üstatımızdan aldığımı naklediğim akşamsız gibi yine. Şöyle On bin lisan bir şey yapmaz, tesir yapmaz.
Kaldığı bin, iki bin, üç bin neyse, kalbini dilini, kulağını bir edeceğiz. Yani, farkına baktın ki taklit geldi, böyle baş yerine Allah Allah diye vazife getiriyorsun. Olmaz bunun tersiyle. İlle bu gönül hatırında olacak, tutacaksın. Hatırında gönlü olur, sure-i daim yarının olursa Allah hatırında olur o zaman. O daima Allah'ı hatırlayacak bir madde var orada. Büyük onu yazdı birçok Necip Fazıl kısa göreve çekti. Kalbimin üzerinde bile Lihsah-i Celal yazdı. Hepimiz gördünüz. Geçen E ama bir kardeşimiz E ama. Gözü görmez. Kocasından soruyor. MHP'ye gönderdim ben, kalp levhası. Şöyle, elim inen diyor gösterme bana diyor. Eliyle diziyor, şurek Elif diyor. Şura göster, lem'ler bunlar diyor. Şura hediye diyor. Hocası geliyor. Hanım gelmiş ki Utlar gibi ağlıyor. Ne oldum? Diyor. O Lefzai Celal'ı varmak işaretle, ana diyor, göz önünde görüyoruz. Böyle diyor.
O tahrif'ı görüyor, yani resmini görüyoruz, kalbi çekiyorlar. Nahsa I Celal'ı kalbinin üzerinde Elif ile iki Lem ile hile hatırlayınca, kalp başlamıştı Allah Allah Allah Allah zikrederler ya, sen duyarsın. Duymak hissi var. Çünkü bir şeyden korkarsan, kopuşmuşsan nasıl kalbin çarpar, öyle küt eder, onun gibi doyurur sana. O nasıl olacak? Hafifleşir. Hafifleşince zararı mı olur? Daha oyunlaşır. Telvin halinden, şimdiki tabir ehli insanlar var. Telvin halinden tenpir haline döner ve tarifleri tiz tiz değiştirmenin manası yok derbüstazımız. İyi ki, bir kefeni yaktın mı kefeni veyahut da kömürü bir acı tütün gelir. Ondan sonra, Alaf olur. Kefen de herhangi bir yakacaklar, böyle Alaf olur. Bu ikisi de var ya göremez. Bu ikisi de tehlikeli hali. Ya, şöyle oldu kaldı kentinleştirerek kömür oldu mu, kahve ne pişireceğin zaman diyor efendimiz sende dur mu, elin yenmez ne etmez bir soluktay pişer.
Kalbi ilk zikrederken soymemesinin altı rabıtayı çok yaparsa bakar. Baktığı zaman letaif devşirmez. Ondan sonra acele de yetmez. Üstada da duymam bunu. O acıdan sonra, o Suvey-i Gaydiyarun sana buyuracak şekilde Allah bir surette Celle Celalühü. Öyle dıştan barınma, çevirme olmaz bizim talep. Kendi kulağın duyacak kadar. Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, buyuralım gelin kalbimize. Allah. Allah der. Kalbi de Allah derse, benim diyor Allah. Yardımcı sever mi okulunu? Halin meleklere bile doyurmam ben onu. Yarın huzur-i ilahiyeye gelince o legalitlerin çalıştığı, bütün sevaplar yazılmış, mizana kuruluyor, her vazife bitmiş, günahı ağır geliyor diyor. Allah'ımız benim cümlemde bunun bir ameli var. Meleklerin de duymadığı hatip zikir yaptı içi. Gümrük Allah'ı zikretti. Bir secini koydu ama dine kalktı diyorlar. Hepiniz Allah diyoruz. Elhamdülillah. Hazinemizde ne isterseniz var.
Çünkü Allah'ın hazinesi, kalp der. Korkmamışsın, yavaşım. Yani, isteyen, isteyen insan kumaşın iyilerini alır. Sermaye, istiadan, kabil minyat, ters minyat. Yolunda geldin mi sen her sohbet kendine kendine? Onları söküyorlar. Dil de Allah'ım, dudaklar da Allah'ım, gönül de Allah, hepimiz de Allah'ım. Yani vazifeyi gören de aklımız. Siz varsın başka bir şey yok. Onun için iftihar edenler böylesine konuşur. Celaluhu. Elif, tarif için o başta, yazdığı, ilim sahipleri bilir. Etrafımız, çinebli arif der. Rahmetü aleyhi ve sellem'dan evvel konuşur, hakikatımız konuş LEN var. Eshiyazıyı bilenler bilir. Bir Elif var, iki de LEN'ler var. LEN'ler tariften mübalağa için. Onlar da tarif ayet. Oradaki var? Nefesimiz de Allah diyor. Yeter ki gafil olmayalım. Hayvanların nefesi de Allah diyor. Hepsini ona göre halk etti. Koştur bir hayvanı. Senden iyi zikreder.
Mucit Dine'l Arabi Kuddise sirrahun Aziz Efendimiz buyurdular ki, en çok Mevla'sını zikreden taşlar, topraklar. Ondan azıcık daha az zikreden ağaçlar, ondan azıcık daha az zikreden hayvanlar, onlardan daha çok az zikreden insanlar, cinler. Biz en azına geliyoruz bu zikri. Onun için Efendimiz Efendimiz buyuruyor, diyorlar ki Rabbimiz canı. Az zikretmeyin, daimi Allah desin dersin ona. Bütün letaif dursun. Bir tekit kalp Allah'a ahdise, yani oradaki kabirde çürütmeyecek mi o kula diyor, diyor ki Allah. Kabirde çürümez, kabirde de çürümez. Ümmetimin en şerefisi hafız olanlar okuduğuyla amel edenler, bir de geceleri ihya edenler. Kalp geceleri ihya ediyor. Sen uyanma, o zikri ver. Biz Değiştirirken, kalbi ruha değiştirirken, kalbinin zikrini iki şey ile gösterir Efendimiz. Birisi, gafillerin içindedir Allah'ı zikreder ki Ömer. Ya düşündün mü? Necdet sağacaksınız içeriye. Kalp Yahya idi.
Zaten sizin vücudunuzunuzda bir Musa et parçası var diyor, Muhammed Mustafa. Muhammed Mustafa. Salyaları. O ayakta oruçlu sıhhat buldu mu bütün vücut sıhhat buldu. O fesada gittiyse bütün vücut fesada gitti. Lokman oğlum! Kürsülerde hocalar mısın daima eline almış gelmiş. Buyur oğlum baba. En nimetlı bu mu oğlum en nimet, biri en fenasını getir. İbret, en güz bize bunlar. Koşmuş bir de fenasını getirmiş, gine diliyle kalbini getirmiş. Buyur baba demiş. Oğlum iyi desen de bunu getiriyorsun, kötü desen de bunu getiriyorsun. Kalp ile dil iyi oldu mu bütün vücut iyi olur. Sahatlı Peygamberimizin hadisine misal veriyor mu? Kalp ile dil tesadüf ettiyse, bütün vücut tesadüf etti. Çünkü merkezi umumidir kalp. Orda iman var reisi cumhur, akıl var baş vekil. Bütün şubelerine iyiliği dağılan bir alem-i ekberdir insan, alem-i ekberdir.
Bu alemden büyük, Efendimiz diyor ki ne diyeyim o marifetname-i ney yazan arş-ı Azam-ı ney birer birer parsele ayırmış görün kitabını. Öyle değil mi kardeşim? Parsellenmiş bütün, ölçmüş, santimlarıyla ölçmüş, parçalamış. O, şu Suveyda-i diğer kalp noktası yaptı onu. Çünkü, üstadı duydum tarifini tarif ediyor. Şöyle bir camilerde topak bir ayna aslı ortasında, bakın ona on bin cemaat geçse hepsi içinde, bütün ağaçlar Utkualar da içinde, her şey içinde, o camiyi tüm içine alır o. Böğüründen de alır, üstünden de alır, altın da, kül topak. Efendimiz gösteren bir noktadır. Bizim keramete meyilimiz yok diyor musun üstadımız hiç emretmez ve duyurmaz bile. Gözünüzü açın bir zuhurat olursa, görmeyin dünyaya aldanınız burdan kalırsınız. Bu kadar alemi ekler olan kalp bizde var. Hepimizde var. Bizimki gibi gaflette olanı var. Açmış dört köşe yedi ikini seyredilen iki var.
Efendimiz de insan bir de insanlık. Nasıl farkımız? Yerilik yüklerinden daha fazla. O da insan bizde insanlık İnsan var insancağız var. Hoca var, hocacağız var, havuz var, havuzcağız var, doktor var doktorcağız var, adam var, amca, herkesin bir cihazı var. Onun için biz taklidik ta. Allah'ımız bizi taklit etsin inşallah. Yani umumumuza diyorum bak kendimi katıyorum. Hiç zor sunmuyor yok şöyle düzelsin. Gidelim şöyle müşküller düzelsin gitsin. Bir bir müddeiumullah hakime anlatıyordu. Glaus havuzla bizde vardık Allah rahmet etsin. Eshabubillah bismillah Efendim, nasıl izahat verdi? Allah Allah. Efendim işte şah damarımızı zannediyor. Hayır dedi. Kalbin yanından geçen bir damar o kalbe çok yakın dedi. Damarı, semaya doğru giden murakaba zamanında yani çift direğe gibi semaya giren bir arşı azama varan bir damar o. İbrahim Eken bir hoca var bilirsiniz, Kayseri'de kardeşimiz bilir.
İbrahim, vallahi diyor, Allah'a kisesiyle yemin ediyorum, İhvan'la konuştuğu bir türlü Efendimizin yani anlayabileceklere bir kelam konuşur. Herkesin seviyesine göre ineller de konuşurlar ama bana kırk beş dakika konuştu, vallahi Bağdat'ta İlahiyatten mezunum, Bağdat'ta tahsılım var, tasavvufun var. Her cihetten bütün okuduğun kitabı hülasa edin buyurun dedi bunları okudum. Yani böyle küçük efendimiz alim değil mi işte diyenlere, diyenlere böyle inkişaf eden ilmiyle gösteriyor kendini. Adana'da ayık, Adana'da ünlü böyle haber verince ayaktan yukarıya çıkmış. Kafadan da aşağı inmiş, orta yerde muallakta kart diyor. Yani ayak yukarıya çıkarmış, orada ayna gibi aslı. Yukarıdan da aşağı inmiş kafadan da ikisinin ortasında parlamış bir cevahirdir o, iman var içinde. İrfan var içinde, huzur var içinde, zikir var içinde.
Ledünniyet var içinde, Kenzullah var içinde, Beyfullah var içinde, Arş-ı Azam var içinde. Efendimizin vasfı derken sizin burada da var bir hepyatlarımız herhalde. Ömer Bey'le kardeşimiz dinliyor, Efendimize yazmışsın bir şey, bizim Hafız Ahmet vardır bilir görmüşümüzü. Allah rahmet etsin Ya Rabbi. Yani kabrin ne olursun inşallah. Anıldı şurada, ona dedi babanın bir yeni mahsulü yok mu okusana dedi. Okudu çocuğun muhrik sesi vardı. Başka ebeveltlerini bilmiyorum da siz de çok duydunuz ya. Allah'ın hindinde kadri, zannettim Semanın bedir, arşı azam olmuş sadrı, eşine kurban olduğun. Dinç berk, geldiler topbaşını özel de ortaya bakardı. Nasıl vasf etmişsin canım deme. Ben binde birini vasf edemedim daha dedim. Bilemiyorum da hayalden vasfediyorum daha. Dan vasfediyorum daha. Ah bile bilsen kırk beş senedir efendimizle görüşürüz biz, kırk beş senedir. Her görüşümde ayrı bir alemi var.
Nasıl tarif edeyim? Ayrı alemi var. Yani Allah gözlerimizi atsın, kudret sürmesi çeksin gözlerimize. Baktı ki ikna işi zor Efendimiz, yani gönlü anlattı anlattı da ikna işi zor olunca gözünü yumdu. Biz de gözümüzü yumduk tarifi edememiş dedi. Sırrımı ifşa edemem şimdi. O gönlün nasıl büyük olduğunu, alem-i ekber olduğunu anlatamam ben bu mecliste. Allah üstadımızın ömrümüz de hadis etsin. Bize böyle gösterdik, yine oraları kapattık biz. Su kaynayan yerleri çimento döktüm ben üstünü çıkmadım. Ne suyum kaldı, ne tuzum kaldı, ne dalım kaldı. İşte görüyor musun karşınızda böyle ası mücrim bir kul aldım. Hepinizden dua rica ederim. Bilmiyorum efendime anlatıyorum efendim ben çok acizleştim. Eski şuncağız, günahım oldu bir Erciyası daha karşımda. Utanıyorum anlattım. Yıllığın nereden olduğunu bilemiyorum. Tevazuumdan demiyorum, essah diyorum.
Sizin en bütçüğünüzün ayağında tuhaf olacak şekildeyim. Lakin ne yapayım arkadaşlar, anlatamıyorum, halimi anlatamıyorum iyisin diyorlar. Ben iyi değilim diyor. Dediğimin aslı var. İşte Yahya olan Hasan gelecek sohbet edecek diye, Allah aşkına havas etmeyin. Yani halimi bilseniz, nasıl Rıdvan hocamız şurada ya? Ailesi vefat etmiş de babam daima o misali söylerdi ama Efendimiz Elbilinin kıymetlı İhba Halifesiydi. Efendimiz herkesin ismiyle halife denildi, onun şirk Mustafa Efendi ismiyle verildi halifeliği. Allah ismi anıldı. Bütün geçmişlerinizin, hepinizin annesi babası hatıra geldi. Hepinizin annesi babası akrabayı, taallukatı nurlarda çarpansın. Kabirleri külnur olsun. Şimdi asla onlar faydalansın bu sohbetlerimizden inşallah. Hülasai kelam, ifadei meran, Mevla rızası için gösterişe aldanmayalım, gösterişe şahı anmayalım. Aldı efendimiz ta eski aldığınıza dönen yine diyor.
Yani baktınız ki, baktınız ki Kuran-ı Kerim çürümüş, evvelden letaiflerimiz de çalışıyordu, gönlümüzde bir açıklık vardı, nefis vakitte parmağını, yirmi biri okuyup okuyup şuraya koyuyordum. Murakaba da kalbini açtı mı derhal aşçı ağzıma kullanıyordun, oraya kapanıyor. Nasıl cereyan gibi böyle füyuzat-ı ilahiye dökülüyordu. Şimdi bir devşaklık geldi bize, ne oldu buna bilmiyorum. Özürleri rabıtayı mevti yapamıyorlar. Rabıtayı mürşidi iyi tutturamıyorlar. Acele ediyorlar, tez kakıyorlar, konuyu doyurmuyorlar, insan hamlaşıp geliyor. Bunun için, İznillahi tali eskiye dönün diyor efendimiz eski. Yeni istiğfar okuduğum görevi, günahlarınızı kayın gözünüzün önüne. Estağfurullahi Allah'ı görüyor gibi diyor Hacer Salli Efendimiz. Böyle yapmazsanız lezzetini alamamaz. Hani acele ederseniz benim gibi yatarsın lezzet yetmez.
Salavatı ı-ı Şerife okurken kutbu cihanı yanına alarak Fahri Kainat'la diz diz alır. Dayandırmaz dersimizin reçetesi bizi idarede hastalık koymaz. Yalnız kullanış tarzımız iyi olmadığından, o aç karnına iç demiş, Haciv kapıları açık. Bunları tazeleyelim yeniden inşallah. Tazeleyelim. Geçen Kayseri sohbet çoğulu, bu kadar da vardı. Konuştuk sabah ile cami kibirden çıkınca iki genç kelime geldi. Allah razı olsun hacı baba bugün bir ders okunur. Biz okumayı bilmiyormuşuz diyor. Sükunet olacak, yerin karanlık olacak. Göz açılırsa havatır, çoğalır. İşte onu Hicaz'dan getirdiler de, şüpheli de İstanbul'dan atılmış. Tutarılır gider. Yani göz ton kapalı olacak. Şükrunül açılacak. O murakaba da ne de efendimiz, sultanımız, sevgilimiz Allah ömrümüz daha diyoruz. Defterinden ayırmaz. Himmetinden ayırmaz. Davet ediyorlar Hacı Eshabü Erbili Efendimiz'i.
Buyurmuşlar ki, ben ihtiyarım seksen beş yaşındayım. Şimdi Efendimizin birinde kaldığı gibi o yaşa gelmiş. Öyleyse ser halifemiz Sami Bey'i gönderdi. Peki diyor Adana'ya geçerken de Kayseri'ye uğrasın. Şöyle misallarım bir şey olsun yani ispatlı olsun pek ey diyor. Üstadımız Kayseri'ye geldiği zaman ulema arasında Selman'ı Farisi'yi bilişemedikleri gibi bilişemiyorlar. Yani nasıl sultan, bundan elli sene evvele. İyi alın, not alın geçen Urfa'ya vardım, üstadımızı vasfetmişsin Konya'da nasıl doğdu, nasıl büyüdü, nasıl urban geldi umüne yaptı da kesti, annesine Hızır aleyhisselam ne dedi, birer birer anlatmışsın. Urfa'da o bantı gelişiyorlarmış, sesimden sesini anlarlar, sen misin Yahya'ya lan sen? Onyalı kardeşimizin birisi bu bantı verdi, akşam bütün durumla meşgul olduk, onu alıyorduk hep partları. Aldırmam ama ne bileyim zar bir dua ederim, kendimi beğenmem, evde siler atarım.
Yok yüce herif, yap konuşma Sarp Bey'e ya. Ya değiştir yok yahu, Türkçesi yok başta. Bir gün mektebim yok benim kanaatimsiz. Birinci ezmedem yok, ne yapayım kardeşim? Yani cahil büyümüş bir adamdan ne istifade edilir? Bakıyorum sözünün bağlantıları ne, hep kötü kötü geliyor, yakışıksız geliyor. Allah'ını seversen al Ramazan'ı şunu silgesin, duymayın şu kaba adamı, yobaz adamı, duymayın daha iyi. Ondan sonra kardeş, siz dikkat edin. Demek alırlar dua ediyorlar. Üstadımız. Üst ağzımıza da Kayseri'ye gelince, Hacı Hüseyin Efendi hocam bu aksakallı müftü ya. Hacı Hüseyin misafir ol diyor ya misafir oluyor. Sonra efendim, akşam Kayseri çok soğuk. Evleri de kötüydü o zaman. Fariferi yokmuş, kömür de yok. Dağlarının çubuğünü yakarlardı. Her şeyi duyuyor diyorum da yani şey kalmasın.
Efendimize bir soba yakacak ya, sabah aleykekenden varmış ki üstazımız, o kayserinin şiddetli salgında gusülletmiş, o gömleğini giymiş, ayağını giymiş, şey, Milton filan giyerkene, aman efendim bu niye böyle? Ne diye haber bilmediniz, daha deli hanım mı efendimiz? Yani öğlen niye gidiyor? Ben su ısıtsaydım, Kayseri çok şiddetli soğuk, ne diye böyle ettiniz? Hayır ben soğuk suya vücudumu alıştırdım. Her sabah dersimi kusluyla yaparım. Bir büyüğün büyüklük yeri var durmuş evden. Yani bir büyük büyük mü, onun senden fazla bir hak edilen yerleri var. Diyor dersinde, usli der, edep risalesinde de var. Ağzını gül suyuyla yıkar da ondan sonra Mevlam'ı zikrederdim. Şu ağızla Allah zikredilmez derdim. Kokan ağızla, yani o da edeplerinden. Neyse sobayı yaktım diyor, dışarıya çıktım kapıyı bir uğram var. Daha sabaha bir iki saat, üç saat var.
Bir ölen olmuş öyleyse diye vardır, ya kızım bir şey mi var bir kadın sesi. Hoca efendi, hoca efendi buyur yavrum, kimsin filan mı kadını yiyeyim. Hoca efendi evimizde kim misafir? Hiç gözüm uyku tutmadı beni. Penceremiz evimize karşı geldi, odanızın üstünden arşı ağızlama kadar bir dilek dikildi, böyle bir şey akıyor köyümüze. Üstadımız bu daha elli sene rütbeli. Şimdi ben nasıl tarif edeyim, kalkayım da, ehh, duyduğum Hacı sen efendi neler? Allah ümmetinden ayırma ya Rabbi. Bütün üst kazlarımız ahirete gitse de bizimle beraber, dünyada dursa da bizimle beraber. Bunda müşkilata kalacak bir şey yok. Şimdiki hayatında kılıç tınında. Ama hayatını değiştir mi kılıç tınından çıkmış daha süratli keser. Yeter ki san tutturabilir. Babama diyor nasıl rabıta edeyim Mustazm sana? Yanıma mı getireyim diyor? Yoksa yanımıza mı varayım? Şu ünümü mü getireyim?
Halk çanağımı açayım da Füyuz ahdi ilahiye nasıl dökülsün? Bırak Mustafa efendi onları. Her kutlu cihan şahtan doğan güneşe benzer. Şahtan doğan güneş, Yusuf bu pencerelerde bulanık ve yağmur olduğu halde
Kaynak: Genel
Dünya Muhabbeti ve Allah Muhabbeti Arasındaki… | Mihmandar