Dünya Hayatının Geçiciliği ve Ahiret Hazırlığı kaydında Üstatımızın mübarek hayatlarında Attil metin, Balkan'ın oğlu ziyaretine geldiler. Allahu alem, Hayşer'de tıp fakültesindeki öğrenciler onu davet etmişler. O davet üzerine onlarla görüşmesini müteakip öğrencilerle sabah kahvaltısını biz de yaptılar. Üstadımız Hazretleri istirahat mahallinde bulunuyordu. Hizmet ederken devamlı konuştuğunu…
Dünya Hayatının Geçiciliği ve Ahiret Hazırlığı ne anlatıyor?
Dünya Hayatının Geçiciliği ve Ahiret Hazırlığı kaydında Üstatımızın mübarek hayatlarında Attil metin, Balkan'ın oğlu ziyaretine geldiler. Allahu alem, Hayşer'de tıp fakültesindeki öğrenciler onu davet etmişler. O davet üzerine onlarla görüşmesini müteakip öğrencilerle sabah kahvaltısını biz de yaptılar. Üstadımız Hazretleri istirahat mahallinde bulunuyordu. Hizmet ederken devamlı konuştuğunu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Üstatımızın mübarek hayatlarında Attil metin, Balkan'ın oğlu ziyaretine geldiler. Allahu alem, Hayşer'de tıp fakültesindeki öğrenciler onu davet etmişler. O davet üzerine onlarla görüşmesini müteakip öğrencilerle sabah kahvaltısını biz de yaptılar. Üstadımız Hazretleri istirahat mahallinde bulunuyordu. Hizmet ederken devamlı konuştuğunu gördüm Daha da yeni tanıyorum Yemek yemenin adabından anlatıyor Hatırımda kalan mesela yemekte böyle baş parmakla şehadet parmağı arası değil üç parmakla tutulmasını tavsiye etti dedik eğer iki parmakla tutulursa bu kibre işareti der Üst parmakla tutulur diye Buna benzer güzel tavsiyelerde bulunuyor Hatta orada bir levha vardı O levhanın değiştirilmesini söyledi Dedi ki bu levha yanlış yazılmış. Oradaki vav yazılması icap ettiğini FED diye geçmiş. Habibim onlara vaazı nasihat et. O nasihat onlara fayda verir ayeti celilesinin baş kısmını.
Böyle gördüğüm kadarıyla her tarafı düzelterek giriyor. Şer'i dinimizdeki eksiklikleri haber giriyor. Sonra üstadımızın huzuruna geldi. Efendimiz Hazretleri istirahat yerinde oğlum bir Kuran-ı Kerim oku buyurdu. O da Esselamü Öyle bir okudu ki böyle ne fazla sesini yükseltiyor. Ne alçaltıyor. Belli ki anladığımız kadarıyla manasını düşünerek okudu. Fakat çok tesirli oldu. Bir de mübarek bir zatın büyük bir veli onun huzurunda okuyor. Onların da inmeti olsa gerek ki çok tesirli oldu. Oradan bu Ayet-i Celililerin tefsiriyle biraz meşgul olayım dedim. Himmetleriyle büyüklerimizin uğraştım. İçi bütün mana dolu. Esrar dolu ayeti cellenin. Sonra üstadımız keramet anlattı. İşte mucize nedir, keramet nedir bunu bayağı bir anlattı. Hatırımda kalan mucize bunun açıktan yapılması icap ettiğini. Çünkü bir kitaptan diğer bir kitaba geçiliyor.
Bir peygamberden diğer bir peygamberin Cenabı hakk'ın bildirmiş olduğu esasları beyan ediyor. İşte ayın yarılma hadisesi, bu büyük mucizelerden. Sonra mübarek parmaklarından suların akmasını buna benzer anlattılar ama kerametin ketmi vaciptir buyurdu. Gizlenmesi. Çünkü burada bir kitapların bir değişmesi ahkamın işte o devirde şu şekildeydi. Bu devirde bu tarzda gibi hususları ifade etmedi. Yalnız bütün peygamberlerde ortak olan bir esas var. O da Nuh suresinde geçer. O bütün peygamberlerde ortaktır ve itikadi konular. Asıl önemli olan o. Onlarda bir değişme yok. Değişmeler bu feri meselelerde. Mesela Musa aleyhisselam zamanında mesela bir evlilik yapıldı. Evlendiği kızın diyelim o diğer bir bacısını dalabiliyor. Mesela bunun gibi. Bu hüküm kalkmıştır. Buna benzer var mesela diğer araştırıldığı zaman buluruz bunları.
Fakat bütün peygamberlerde esas olan bir kere Cenabı Hakk'a tam bir iman. Nasıl inanmamızı emretmişse o şekilde iman etmektir. İmanın en güzel tarifi budur. Bize peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nasıl iman etmemizi emretmişse o şekilde inanmaktır. Nasıl ifade edilecek ki? La ilahe illallah Muhammedur resulullah hayrının. Burada yıkandır. Asıl Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın telkini inanmamızda dilin ifadesi değildir sadece. İkrarum billisen ve tasdikun bil kalp. Kalbin tasdiki. Bütün zorluğumuz burada işte. Bunu çözebilirsek bütün yollar açılır. İlimde de açılır. Nefsin mertebesinde de açılır. Kalpte de açılır. Ruhta da açılır. Sırda da açılır. Kalbin tasdik etmesi. Dil söylüyor ama İmam-ı Ali Radıyallahu Anh buyurduğu gibi kalbin buyurdu demiyor. Dilin istiğfar okuyor ama kalbinde nedamet yok. Buyurduğu gibi kalbin bunu tasdikıdır.
Eğer varlık da bir Mürşid-i Kamil bize evlat tarif etti. İstiğfarımızı da verdi. Tevhidimizi de salatü selamı da ölüm tefekkürünü rabıtayı zikrini letaifleri, murakabeleri anlattı. Tek hedef en mühim sebeplerden birisi kalbin tasdiktir. Mesela bunları geçebiliriz de, mesela çok kıymetli bir insan diyoruz. Bizim de yaşadığımız devrelere bakınca çok kimseler gördüm. Sene elliden beri. Gördüm. Çok büyük insanları gördüm. Mesela anlatılırdı. Evimiz zaten hep bu hususların, manevi konuların işlendiği bir hane. Kemale geldiğini, ondan sonra çok yükseldiğini fakat en sonunda işi harap ettiğini duyardım. Sayarlardı. Mesela Sami Efendi Hazretlerinin yanında çok kıymetli kabul edilmiş. Hatta Yunus Emre'nin ikincisi demiş. Sami Efendi Hazretleri hepdidmiş. Hatta üstadımız, bu bir edeptir. Eğer huzurunda bir kimse yerilecek olursa derhal efendim af buyurun, bağışlayın denir.
Üsteazımız, Casan Efendi, haddesallahu sırra, efendim bağışlayın deyince hayır, bağışlanacak yeri kalmadı buyurmuş. Mesela böyle büyük el öpülüyor, büyük kabul ediliyor. Fakat en sonunda iş bozuluyor. Mezali bil akdem diye tasavvufta bir tabir var. Ayakların kayma makamı. Bu şudur. Mesela binayı çok yükseltiriz. Şimdi yatay mimari, bu uygulanıyor. Binaların çok yüksek oluşu diyelim on kat, on beş kat giriyor da giriyor. Mesela Katar'da vesair yerlerde. Hatta bunun Çin'de yerin altına çok aşağıya gitmeyi düşünüyor der. Neler neler ama biz yüksek oluşunu söyleyelim. Ne kadar bina yükselse bile eğer binanın temelinde tahrip kalıbı varsa bir ateş isabet ettiğinde bina gürül gürül yıkılıyor ve gözümüzün önünde gördük. Evrad yükselebilir. Mesela murakebelerde yüksek bir aşamaya da gelir. Gelir. Allah'ım bana benden daha yakındır ayeti celilesini de düşünebilir Kaf suresinde.
Ama bu kabuktan üze geçmeyecek olursa, bununla beraber ahlak yükselmezse o zaman şeytanın bir ateşiyle bina uçabiliyor. Mesela üstadımız hazretlerine niye üstadımızda hiçbir bozulma olmamış, ilk adım attığı zamandan itibaren devamlı makam kaydetmiş gitmiş. Neden öyle olmuş? Bunun tek sebebi var. Çok sebepler de en mühim sebeplerinden birisi şu. Sami Efendi Hazretleri, görev vermiş. Tekrar huzurunda varmış. Efendim siz bu görevi bize tercih buyurdunuz ama isimler saymış. Şu şu şu isimler daha layıktır deyince Hasan Efendi hüsnü zan yani o güzel düşünceler, fikirler, inançlar, sizin üzerinizde devrediyor. Siz devam edersiniz. Bakın hiç bundan dolayı değişme yok. Mesela diyelim bir görev verdi. Önemli bu. Görev verdi. O görevi verirken sadece bir yönüyle vermez o.
Onun her yönüyle ilim, irfan, hikmet, marifet, dünyevi işleri, aile hayatı, insanlarla münasebeti, ticari husus her şeyiyle verirler. Görev verildiği zaman sadece biz postun üzerine oturacak da evrad ve ezkarın Bu değil. Bu evrad ve ezkarla hayatını tanzim ediyor. Allah'ımızın emrettiği şekilde Cenabı Hakk'a karşı olan görevlerinde. Nefsine karşı görevlerinde. Nefsinin dışında insanlarla olan vazifelerinde, dünya ile olan alakası uhrevi hallerinde ne de, hep bu görevlerin en güzel şekilde icrasının da anahtarı verilmiş oluyor. Fakat nefsimizin mertebeleri geçilmeyince evrad ezkar murakabede olabilir. Ama ahlak emmarede. Nefsin emrinde olursa iş yürümez. Bunun için Esad Elbili Hazretleri ruhunuzu ve aklınızı buyuruyor. Ruhunuzu ve aklınızı Cenabı hak esaretten kurtarsın. Nefsin tesirinden. Ondan dolayı ya bu olacak bir işimi? İşte yillarca hizmet vermişiz.
Kırk yıl diyelim hizmet vermişiz veya elli yıl hizmet vermişiz. Ama bu hizmete layık görülmemiş. Bu olacak bir işimi bilmez. Neden? Çünkü ahlakımız kemale inmemiş. Büyüklerimizden duyduğum bir misal var. Böyle meyvelerin olgunlaşmasında kulpunu böyle kıvırdıkları zaman mesela karpuzdur, kavundur. O olmuş bir hal arz ediyor. Fakat kestiğimiz zaman ham oluyor. Daha yetişmemiş. Bu yetişmeme hali geçecek. Mesela Mevlana Halid hazretleri bir İsmail yetiştirdim buyuruyor. O da yarım diyor. Mevlana Halid Gaddesallahu sırrı. Görürdüm hiçbir şey olmasak dahi üstadımızın huzurunda bulunduğum için o temelden gelir. Yani Hacasın Efendi, Gaddesallahu sırra dindiği zaman ta Esad-i Erbili hazretlerinden geliyor. Hatta onun emanetleri var kendisinde. Esad-i Erbili Hazretlerinin böyle manevi emanetlerinden verilmiş kendisine. Ta oradan geliyor.
Böyle zahiren bakılacak olursa zaten zahiren bakmak doğru değil. Batinen bakmak lazım. Allah'ımızın nuruyla bakmak lazım celle celalüh. Böyle değildim. Ya alim biri. Ben demezdim. Onu diyeyim. Benlikten Allah korusun. Çünkü inanmışım. Nefis de inandı, şeytan da. Da. Bazen derim ey nefis, fırsat bulaman inandı, iman ettim ben hakikate. Şeytan derim hiç hiç kendine yok. Büyüklerimize olan saygımda sevgimde muhabbetimde bana bir şey yapamazsın Allah'ın izniyle. Çünkü Hacı Hasan efendimizin büyüklüğünü biiznillahi Teala gördük. Sami Efendi Hazretlerinin gördük. Nesini gördün? Bir namaz kılarken sağ ayağını böyle doksan derece nasıl diktiğini. O içmece gibi yerde, mesela sıkça dışarı çıkılıyor o suyun içilmesinden dolayı. Her dışarı çıktığında abdest alışın. Bugünkü gibi imkanlar yoktu. Silinti bezlerinin. Tertemiz, tertemiz onu bir kullanınca ikinci defa kullanmıyor.
Tekrar yenisini kullanıyor. Sonra aile hayatındaki o düzgünlüğünü, mesela bazı ailesinden evinden şikayet edenler oluyor. Kendileri dua buyuruyorlar. Annemizin rahatsızlığında hata olmaz inşallah. Dört tane mi ne doktor ona müracaat etmişler ve üzerinde o kadar titriyormuş ki mesela bir yere açılacak olsa hemen örtüyor. Görenler demişler ki demek ki biz geçim yolunu bilemiyoruz. Mesela bir yere geldi. Bir yere geldiğinde eğer o ev sahibi göndermiyorsa telefon açıyor veya açtırıyor. Mazur görün. Sizinle beraber yemek yemem icap ederdi. Fakat ev sahibi bırakmıyor. Mazır görün diyor. Şu aile hayatındaki intizam. Bunu gördüm. Zannedecek ki şimdi insanlar ben onların hakikatini gördüm deyince bir metre yukarıdan sanki yürüyordu. Su üzerinde geziyordu. Bu değil. O Abdülmetin Balkanlıoğlu'na anlattığı bu keramet değildi efendimiz hazretlerinin istikametti.
Ondan dolayı ruhu şad olsun hayatının sonuna kadar unutamadı. Halbuki önünde yirmi sene rahle tedrisi görmüş bir kimse değil. Çokça yillarını geçirmiş bir kimse değil. Ama bir defa gördü. O bir görüşü, o bir görüşü demek ki kendisinde büyük bir istidat var. Kabiliyet var. Herkeste olmaz. Hepimizde olmaz. Bunun için büyüklerimiz demişler ki elimizdeki asa gibi olsanız fakat gönlünüz bizimle olmazsa yemen kadar uzaksınız. Yemen kadar uzak da olsanız, kalbiniz bizimle beraber olursa elimizdeki asa gibi. Abdülmetin, Balkanlıoğlu'na onu anlattı. Onun üzerine bir naçizane çalışmamızı sunmak isterim Ama ortak bütün peygamberlerdeki hal şudur. Esriu billahi. Ne buyruluyor Ayet-i celilede bu Nuh suresinde üçüncü Ayet-i celle mutlak ama mutlak Allah'a ibadet edin. Allah'a kulluk yapın mutlak ama. Ve onun emirlerine sımsıkı yapışın. Bu takvanın üç ciheti var. Birisi Rabbımızdan korkma.
Bir de vetebullah. İkincisi mestatatum gücünüz yettikçe. Yaptım da oldu deyin. Samimi bir şekilde. Üçüncüsü Hakk'a tugati. Tam manasıyla bu aynı zamanda ilmel yakini, aynel yakini, hakkdel yakini. Şeriatı, tarikatı, marifeti, hakikati hepsinin içerisinedır ve bana da itaat edin. Peygamber itaat edin. Bu kıymetli insanın çok görüştüm. Gerçekten gönlünde bambaşka bir güzelliğin olduğunu ve ahlakının böyle temizliğini müşahede ettim. Aciz bir kul olarak. Bu kimse diyelim kalbini, ruhunu, sırrını, hafisini, ahvasını zikrettirse. Rabbimizin izniyle. Çünkü kişi kendisi zikrettiremez. Neden derseniz, Ayet-i Celile'yi incelerken bu noktaya vurgu yapmak icap eder. Böyle bakıyoruz, dinliyoruz, çok kıymetli insanlar var. Güzel konuşuyorlar, çok güzel konuşuyorlar.
Bir gece vakti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Miraç hadisesini Kabe-i Muazzama'dan kutsi Şerife giderek bir gece oradan sema katlarını geçerek Cenabıhakk'a kavuştu. Bu diyeyim. Böyle diyeyim. Esra yürüttü. Allah'ımız ona öyle bir ihsanda bulundu ki Allah'ımız onu lütfuyla ikramıyla ihsanıyla efendimizin artık onun kemalatını, onun risaletini, onun makamı Mahmut oluşunu biz anlatamayız. Cenabı hak onu uyuyor. Vasfeden Cenabı hak. Onun bu güzelliği sebebiyle Allah'ımız yardımda bulunuyor. Mesela fetihler gerçekleşiyor. Kolayına değil. O fetih zannediyoruz ki işte ne oldu? Malazgirt zaferi. Ne oldu? Çanakkale. Hayrun. Anlatılıyor ama buraya vurgu yapılıyor mu bilmem. Eserine. Allah'ın Celle Celalü yardımı gelmedikçe mümkün değildir. Mesela geliyoruz biz mürşidi kamirlerimizin huzuruna. Bir evrad ve ezkarı adet kabilinden alışımız var.
İşte anam da benim intisaplıymış babam da bizim ceddimiz öyle. Hep böyle tarikat-ı aliyenin içerisinde ben de boşta kalmayayım. Bir bu şekli var. Bir de aldığım ders vasıtasıyla Allah'ımıza nasıl vasıl olurum? İşte bu. Bunu gördün mü hiç kimseyi yadırgamak bize düşmez. Sorgulamak Cenabı Hakk'a ait. Bize ait değil. Bize düşen tebliğdir. Sorgulama Cenabı Hakk'a ait. Çünkü bilemeyiz bunun iç alemini. O anda sen sorgularsın ama bir dakika sonra belki Cenabıhakk'a öyle bir dönüş yapar ki biz geride kalırız. Yanlış yapmışız. Bir kaç kişi de gördüm. Ben dedi ders almak için almıyorum. Ben Allah'ımızın gösterdiği Kuran-ı Kerim'deki Celle Celalühü hedeflere, Resulullah'ın işaret buyurduğu, sadat-ı kiramın beyan ettiği istikameti, hikmeti, basireti, vuslatı elde etmek istiyorum. Gaye de bu zaten. Böyle olduğu zaman işin hakikatine geliştiğimiz zaman hissederiz.
Mesela bunu Sami Efendi Hazretleri tam manasıyla biiznillahi teala yapmış. İşte bu güzelliklerini gördük biz. Onun için nefis ve şeytan fırsat bulamaz dediğimiz o. İşte kalbimden şunlar geçmişti de onu ifade etti. O bunu dili zaten. Bir kadının haize halindeyken bizi kadar bile büyüklerimiz ona önem vermez keramet ehli. Ama evliyada keramet olur. Bizim itikadımız bu. Fakat bir veli kerametle ölçülemez. Biz buna çok şahidiz. Geldim, çok şeyler de kalbimden tutmuştum ama söylemedi deyip geçip giriyor. Bu ölçü değildir işte. Ölçüyü, Esad Elbili Hazretleri dinimiz şeriat ve tarikat tasdik edecek diyor. Mektubat'ta Esadi Erbili Hazretleri, Samet Efendi Hazretleri için şu tabiri kullanıyor.
Eyyam-ı şebabını, zahirini şeriat, batınını da tarikat-ı aliye ile tezyin eden, bütün letaiflerini geçen nefiy ispat ve murakabatını müşahede ettiğim ve bu hususta ve bu hususta da ciddiyetine şahidim diyor. Demek ki işi ciddi tutmuş. Bazen ilahilerde de görüyorum. Bağlandı bendim gidemem gayrı'ye. Öyle mevsimlik teslimiyet olmaz. Tam. Çünkü hakikat. Bunun neticesi çok ağır olur. Son nefesi imansızdır. Allah korusun. Hiç bunu afaki konuşmuyorum. Buna yakın bir beldemiz var. Efendimiz hazretleri belli bir noktaya getirmiş ama. Ummurakebeler neler. İşte bunun için ahlakımızın güzelleşmesi icap ediyor. Nefsin mertebeleri geçilmezse mesela bir şerare diyelim, bir ateşin kıvılcımı koskoca ormanı yakabiliyor. Nefsimize esir olmak, esir olmak Allah korusun bir noktada esaretimizi göstersek, nefse uysak yani kırk elli yıllık emeği götürüyor Allah korusun. Üstadımızın bir sohbetini dinledim.
Kendisi de anlattı. Dedi ki bir söz söyledim maneviyatım çıkıyordu dedi. Ona verilen maneviyat ifade ettim ve çok müstesna. Çünkü varisi Nebi, peygamberimize varis. Öyle istiğfar okudum buyurdu. Okuya okuya okuya içime zor giydirdim dedi. Bir de insan bir hususu yaşadığı zaman o onda tecrübe oluyor. Yaşadığını insan canı gönülden anlatıyor. Üstadımız bunu yaşamış. Sonra banklarda da izlemeye başladım dinlediğimde. Ben diyor bir söz söyledim ama bilmeyerek nasıl olmuşsa maneviyatım çıkıyordu dedi. Okuya okuya tövbeler ideyle zor giydirdim. Yani böyle bir büyüğümüze karşı saygısızlıkta biz gördüğümüz bu adap kitaplarında ayakkabılıkta diyor eli göğsünde durur. Afolunmayı bekler. Böyle birden çırpıp çıkılmaz. Neticesi ağır. Bak çok emek vermiş efendimiz Hazreti, ismini vermiyorum. İnşallah bağışlanır, yazık yani. Hepimiz için yazık. Demiş Hasan Efendi o tarafa baksın.
Ben de bu tarafa bakacağım. Bu tarafın görevlisiyim. Üzülmüşüz lazım biz. İyi üzülmüş ama. Son nefesinde mel'un beni bu kadar sıkıştırma. İmanımı verdim diyor. Allah korusun. Netice bu. Bize Konya'dan kıymetli bir insan gelirdi. Hep onun duasını alırlardı. O dedi ki evliyayı sevemedim ama düşman da olmadım dedi. Ümmi bir adamın sözü ama gerçek de bu. Dedi ki bir veliyi dedi bir mürşidi kamili gerçek olarak sevemedim o belli dedi ama muhalif de olmadım dedi. İyi dostum, kötü dostum, elimden geldiği kadar itaatim. Zaten dinimizdeki kural belli. Bunlar dinimizin emirlerini en hassas yaşayan kimseler. Sami Efendi hazretleri bir evin alımında orada kırk demiş sonra elliye çıkmış. İkna etmişler kırka tekrar dönmüş. Bu ev hakkında yalan söylendi. Ben ihvanıma burada sohbet edemem, haz ve lezzeti kalmaz buyurmuş. Onlar bu. Allah'a isyanda mahluka itaat yoktur. Yani pabuç pahalı.
Allah'ımızın nimeti çok pahalıdır. Öyle ucuz değil. Cebrail Aleyhisselam melun için seksen yıl gözyaşı döktüm diyor. Seksen yıl diyor. O da diyor bize diyor hocalık yapan birisi. Melun. Bak bir kibir. Diyelim ki biz görevliyiz. Bize diyelim bir yardımcı verilmiş. Ne yaparız? Baş tac ederiz. Onu bir muhalif görmez insan. Diyor ki aman hizmet edelim. Dinimize hizmet edelim. Okullardan geçtik çoğumuz. Bir müdür oldu. Dört tane yardımcısı. Kırk elli tane öğretme. Bu icap eder. Yerine göre iletişimini o söylediği kimseyle sağlar. Diğerine de saygı içerisinde olurlar. Yani ondan hiçbiri sıkıntı olmaz. Biz çok gördük bunu. Hem Esad Erbili Hazretleri hem Sami Efendi Hazretleri'nin halifesi. Hem de seçkin. Fakat onun yanına hizmetçiler verilmiş. Emin olun en önde görünürlerdi. Onlar bilinirdi. Fakat hizmetini yaparlardı. Esadi Erbili hazretlerine Sami Efendi hazretleri hizmette bulunuyor.
Efendimiz soruyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Muhammed Sami hakkında ne dersiniz? Esadi Erbili Hazretlerinin öyle bir hizmetinde bulunuyor ki, diyorlar ki ya Resulallah hakkında biz hayırlı bir şahidiz. Mesela Sami Efendi Hazretlerine bir kimsenin hizmeti vardı. Bizzat huzurunda duydum. Hasan efendi ne diyorsun dedi. Efendime hayli hizmet ediyor, gövdemi basarım efendim. Yani şu ahlakın güzelliğine. Demek ki bizim evlat ve Ezkar çekmemizden gaye ne olacak? Ahlakımızın güzelleşmesi. O güzelleşmezse böyle kırklar gibi yediler gibi görülen kimselerimiz bile Allah korusun. Van'da on iki yaşında bir genci kırkların içerisine alırlar. Üstadımızdan duydum. Bak ne güzel. Sonra o bizim arkadaşlarımıza anlatmış demiş ki öyle haller yaşardım ki.
Gözümü yumduğumda Veysel Harani Hazretleri, gözümü yumduğumda şu yerlerde Ahlak güzelleşmezse ahlakımız şeytanın bir ateşiyle Allah korusun, kurulan kırklar binası yediler binası bile açıyor. Allah korusun. Allah muhafaza korusun. Şehevi bir hal. Bu kadar diyeyim. İşi bitiriyor. Mezarikil aktan ayağın kayma noktası bu. Ondan dolayı bunu kalbimizden de kafamızdan da yorumlamayı terk verin. Biz Allah'ım bizi bu akıbete düşürme diyelim. Onların da hidayetini isteyelim. Bizim de bu vartaya bu tehlikeye düşmememiz için azami gayret gösterir ve Allah'ımız yardımını zaten gönderiyor. İvece el-Nasulullah. İlk anda yardım geliyor, isteriz bu yardımı. Mesela Ramazan-ı Şerif bitiyor, yardımını bekliyoruz. Biz de ilk on günündeki tesiri, ortasındaki, bir de son gününde tecelliyatın tesiri olması icap ederdi. Yardım bekliyoruz Cenabı Hak'tan. Yoksa işte bayram geldi, rahat yeriz içeriz bu değil.
Ahlakımızın güzelleşmesinin bayramı. Daha ötesi Allah'tan tecelliyat-ı ilahiyenin gönle tokmaz. Bunlardır. Bu metin Balkanlıoğlu hocamızın okumuş olduğu Ayet-i celilede geçen şu var. Büyüklerimiz böyle hikmet ehli insanlar dünyayı irişeye benzetiyorlar. Bil meyil meyya. Tuzlu bir su. Tuzlu suyu mesela biz suya ihtiyacımız var. İçtiğimiz zaman ne kandırır ne de ne diyelim fayda sağlar. Mümkün değil. Yani bizi doyurmaz da hiçbir faydası hasıl olmaz. Velhasıl anca dert ve sıkıntı olur. İkincisi, Böyle bir bulutun gölgesi gibi sıcak havada. İşte bulut geldi, istirahat ederiz güneşin harareti kalmaz diyoruz. O bulut ne kadar devam ederse dünya hayatı da o kadardır. Buna benzetmişler. Ve şebbebeh, Böyle süratle geçen bir şimşek gibidir. Şimşek çakıyor bir anda. Aynen o kadar bir müddet şu dünya hayatı. Bisiha bir saif yaz günündeki böyle bir gölge gibi. Bir bulut gibi.
Ve yesherur rabbiya, böyle bahardaki gülün, çiçeğin, çayırın, çimenin, tabiatın yeşermesi gibidir. Böyle de bir mana vermişler. Ondan sonra da sararıp gidecek. Altıncı olarak, sanki bir rüyadır. Rüyada çok tatlı yemekler, çok tatlı mekanlar, çok tatlı bir hayat ama uyandığımızda biçir. Dünya vurur. Yedinci olarak, içine zehir, içine zehir verilmiş bir bal gibidir diyor. Bu da insanı öldürür. Eğer dünyanın muhabbetiyle yetinecek olursak onu gözümüzde büyütür, ahirete unutursak o zaman bizi zehirleyip bilir. Ne yapacağız? Dünyayı ve ukrayı ashabına atine fit dünya hasene, vukufle azabenler. Dünyayı da şer'i örtüler içerisinde, ukrayı da bu tarzda götürmektir. Velhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.
Kaynak: Genel
Dünya Hayatının Geçiciliği ve Ahiret Hazırlığı | Mihmandar