Dilin Hesabı ve Sükutun Edebı kaydında Şükür, bedeli muhafaza etme hakkındadır. Kim susarsa kurtulur. O zaman tebliğimizi, davetimizi, bir misafir geldiğinde hoş geldin, safa geldin, bir derdin, bir sıkıntın var mı, ihtiyacını gidermek için nasıl size yardımcı olabiliriz, halleşmek, dertleşmek, sıkıntısını gidermek için kelam etmek bunlar ne olacak? Onu da hadisi şerifte izah…
Şükür, bedeli muhafaza etme hakkındadır. Kim susarsa kurtulur. O zaman tebliğimizi, davetimizi, bir misafir geldiğinde hoş geldin, safa geldin, bir derdin, bir sıkıntın var mı, ihtiyacını gidermek için nasıl size yardımcı olabiliriz, halleşmek, dertleşmek, sıkıntısını gidermek için kelam etmek bunlar ne olacak? Onu da hadisi şerifte izah edecek. Buradaki sükut Allah'ımızın razı olmadığı hallerden sükut etmektir. Mesela hak karşısında sükut eden dilsiz şeytandır buyuruyor. Hak karşısında. Mesela orada da konuşacaksın. Nerede? Mesela bir mazlumun hakkı çiğneniyor, Namuslu bir kadın, hadisi şeriften alarak söylüyorum. Diye geçer. Yedi tane bela. Onlardan birisi namuslu bir kadına iftira etmek. İşte bu işlerin bütün müsebbibi bu, bilmem falan gibi yanlış ifadelerde bulunmak, haksız sözler söylemek, onda onu muhafaza için konuşmak, görüşmek ve müdafaa etmek nedir? Haktır.
Eğer bu hakkın karşısında sükut edecek olursa, o zaman dilsiz şeytandır. Muhakkak hakkı haykıracak. Niye olursa olsun. Hazreti Ömer radiyallahu anh mescitte bir kadın muhalefette bulunur. Der ki ya Ömer bu söylediğin söz yanlıştır, demiştir. Buna benzer işte. Bunun gibi. Kim sükut ederse o kurtuluşa iner. Bir kere küfür kelimelerinde isyana götüren yersiz dedikodulardan, sükutden kurtulur. Çünkü bu dilinde hesabı var ya, tek tek söylediğimiz her sözden mesulüz. Ondan dolayı, nefesimizden bilen. Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ederse, kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, Allah'ın varlığına, birliğine, onun yüce kudretine, isimlerine, sıfatlarına, fiillerine, onun kemaline, azametine, yüce kudretine, sonsuz nimetine inanıyorsa, felyekun hayran evlyasmut, hayır söylesin yoksa eğer hayır söyleyecek tek bir kelamı yoksa sükut etsin.
Varsa bizim irşadımız için, ıslahımız için, bize hakkı göstermek için, sabrı tavsiye için, kelamları varsa söylesin. Yoksa sükut etsin. Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, o da komşusunu ikram etsin, pişirmiş olduğu yemekten ikram etsin. Pazardan almış olduğu meyveden ikram etsin. Güler yüzüyle ikram etsin. Tatlı sözüyle ikram etsin, evlatlarına güzel tavsiyelerle ikram etsin, onları kötülüklerden korumak suretiyle ikram etsin. İsyanı götürmemek için ifade ettiği kelamlarla, bu yöndeki çabası ile gayretiyle ikram etsin. Sadece ikram insanın cebinden olmaz. Sofrasından da olmaz. Bununla olmakla birlikte güler yüzü, tatlı dili, onlara hayrı, hakkı tavsiye etmesi büyük ikramlardandır. Kimin Allah'a ve ahiret on vermek suretiyle, En az bire on vermek suretiyle ona sonsuz kerem sahibi Mevlamız ikramda bulunur. Acaba ne verebiliriz, ne yiyebiliriz, ne yedirebiliriz demeden ne varsa.
Hiç unutmadığımız bir hadise hanımı ithal etmiş, yaşlanmış bir zat kendisini ziyaret ettiğimizde bir soğuk suyumuzu için demesini hiç unutamıyoruz. Mesela çok zengin bir kimsenin ballar, börekler, tatlılar, yiyecekler, içecekler dökmesinden daha iyi diyor. Hiçbir şey yok. Sadece bir soğuk suyumuzu olsun için demesi ne güzel bir ikram. Bunu derken de o yüzündeki letafet, sözündeki güzellik hiç unutulur mu? Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa misafirine ikram etsin. Eve misafirin girmesi berekettir. Güzel geçim hasıl olur. Şu lokantada görüşelim, şu restoranda görüşelim, şu otelin lobisinde görüşelim, şurada burada demeden, bunun için de gevdekilerin durumu da çok önemli. Onları da alıştırmamız gerekir. Misafire ikramı onlara göstermemiz icap eder.
Dilin Hesabı ve Sükutun Edebı kaydında Şükür, bedeli muhafaza etme hakkındadır. Kim susarsa kurtulur. O zaman tebliğimizi, davetimizi, bir misafir geldiğinde hoş geldin, safa geldin, bir derdin, bir sıkıntın var mı, ihtiyacını gidermek için nasıl size yardımcı olabiliriz, halleşmek, dertleşmek, sıkıntısını gidermek için kelam etmek bunlar ne olacak? Onu da hadisi şerifte izah…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Onun faziletini, onun güzelliğini, onun eve bereket getireceğini ifade ederek tatlı tatlı tavsiyelerle misafiri eve alıştırmamız gerekir. İşte ben senin otel paranı vereyim, git otelde yat. Zaten otelde yatacak olsa sana gelmez o. Girer otelde yatar, sabah seninle buluşur, görüşür. Ne yaparız? Varımızı yok ederiz. Mesela bizim sevgili üstadımızla annemiz, Kayseri'den gelen misafirleri için odalarını terk ederler. Hayvanların barınağında yatacakları kadar bir yeri temizleyip orada istirahat buyururlar. Semi fiil ise dilinin toplamış olduğu hatalardır. Ekseri, yanlışlık dilden zuhur eder. Anebi Musa radiyallahu anh, Efendimizden soruldu. Ya Rasulallah Müslümanların en üstüne en kıymetlisi kimdir? Müslümanların elinden ve dilinden selamette olduğu kimsedir. Eliyle ikram, diliyle irşad ve ıslahla meşgul olan kimsedir. Allah'ımız üç şeyden razı olur, üç şeyden de razı olmaz.
Allah'ımızın razı olduğu nedir? Ona ibadet etmektir. Ona kulluk yapmaktır. Ona hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Düğününü, düğününü Rabbimizin istediği şekilde yapıp batılların yaşantısını ortak etmemektir. Cenazesini şer'i ölçüler içerisinde yapıp bir kadın cenazesi ise erkeğin ona haram olduğunu bilerek eline ve ayağına dokunmadan anamızdır deyip yanlışlık yapmadan, evet onlar bizim annemizdir, yalnız şeri edebe riayet ederek ne yaparız ilahi hükme razı olur, ilahi hükmü katiyen incitmeden bizim cenazedeki tavrımızda nasıl ki düğünümüzde batılların yaşantısını karıştırmıyorsa cenazemizde, önümüzde de ne yaparız, batılların yaşantısını bu son yolculuğumuza da karıştırıp onların fikirlerini, onların tavırlarını ortak etmeyiz. Mesela yemekte ortak etmeyiz. Sol elimizde yiyerek şeytanın adeti olan bir tavrı yemekte ortak etmeyiz.
Haksız kazançla, haksız kazançla yiyeceğimizi elde ederek Allah'ımızın razı olduğu bir amele razı olmadığı bir tavrı ortak etmeyiz. Mesela yatarken de öyle, çocuklarımızı yetiştirirken de öyle, onları Kuran kıraatiyle, Resulullah'ın muhabbetiyle ehli beytin sevgisiyle yetiştirip bu yaşantıya onları edeplendirmemize gözünü harama bakmalarını temin ederek ellerinin Allah korusun razı olmayan olmadığı Cenabı hakk'ın fiillerle meşgul olarak gençsin, daha çocuksun diyerek uygunsuz hareketlere cevaz vererek batılca bir yaşantıyı ortak etmemektir Rabbimizin sevdiği tavır. Canım ne olacak, çok yakınız birbirimize deyip de oturup kalkmamızda batılların yaşantısını ortak etmemek, Allah'ımızın emrini, resulünün sünnetini muhafaza ederek onların dışındaki bir hayatı, hayat kabul etmemektir. Efendimiz buyurdular sallallahu aleyhi ve sellem ona hiçbir şeyi ortak koşmamaktır.
Mesela giyimimizde ortak koşmamaktır. Bir kadının giyimi nedir? Bir başkasının dikkatini çekmeyecek şekilde olması icap eder. Vücut haklarının belli olmaması gerekir. Eğer fitneye meydan verecek olursa yüzünün de korunması gerekir. Mesela diliyle bir yabancı erkeğe konuşurken, konuşurken cilveli bir konuşma değil, edeple vakarını muhafaza ederek konuşması icap eder. Gerek telefonda olsun, gerek kapının ziline basıldığı zaman kocasının burada olmadığını evde bulunmadığını ifade ederken dahi onun gönlünü bozacak bir ifadede bulunmamalıdır, vakarla konuşmalıdır. Biliyorsunuz Fatımaüz Zehra radiyallahu anha annemizin benim cennette komşum kimdir deliğinde ona bir kadın tarif edilir. Çok genç olmasına rağmen, yabancı bir erkek benim konuşmamdan dolayı şehevi arzusu tahrik olmasın diye öyle konuşuyorum der. Giyimimizde de ortak gitmeyeceğiz.
Erkek kadın nasıl dikkat ediyorsa erkek de öyle, onlar örtüldürler ama açıktırlar buyruluyor. Vücut haklarımızı muhafaza gitmemiz gerekir, korumamız icap eder. Yahu ne olacak? Aynı hal içerisindeyiz, aynı şekilde yaratıl demek suretiyle çılgınlığa gitmemektir. Sami Ramazan oğlu Katyesallahu Sırra hazretlerini göz ameliyatında hastanede ziyaret ederler, efendim sizi iadede bulunmak istiyorlar, hastalığınıza geçmiş olsun demek istiyorlar deyince, bu tavırla onların karşısına çıkamam, pijamalı olduğu halde, çok münasip bir tavırda bulunmasına rağmen elbisesini giyer ve misafirini öyle karşılar. Allah'ın ipine de sımsıkı tutunmaktır. İslami edeple edeplenerek kitabı kerimimize ve sünneti seniyyeye sımsıkı tutunmaktır. Hepimiz birden, topumuz birden ve tefrikaya düşmemektir. Ve yekrahu lekum dil ve gal, sevilmeyen tavır ise nedir? O da dilu kaldir. O da bu sözlere dalmak.
Batılca sözlere dalmaktır. Ve ketretüs sual, yersiz sorular sormaktır ve ideatü'l mal, malını da sefih, uygun olmayan kimselere yedirip içirmektir. Anapbillah ibn-i mesbudin radiyallahu anh gal seeltü Dilinden başkalarının rahatsız olmamasıdır diye buyurur efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Ya rasulallah kurtuluş nedir? Olacak bir sözü söylememendir. Evinde oturmandır. Hatana, isyanına da ağlamandır. Demek ki büyüklerimizin anlattığı üç husus var. Birisi az söz söylemektir, yerisiz konuşmamaktır. Hayran diye bizzat Veysel Karani hazretlerini ziyarete girer. Üç gün uğraşır bir türlü konuşamaz. İbadette, taatte, zikirde, fikirde hep Mevla ile meşguldür. Nasıl olduysa bir gece yarısı az bir gözü uykuya dalar Veysel Karani hazretlerinin. Ve şu sözleri söyler, çok yiyen karından, çok uyuyan gözden sana sığınırım Allah'ım. O zat derhal ayrılır.
Der ki ben günlerce bu zatı takip ettim, konuşmak için fırsat aradım, uykusuz kaldı geceleri, şöyle az bir dalınca bu sözü söyledi, bu bana nasihat olarak, öğüt olarak yeter der ve ayrılır. Demek ki onların tavır ve hareketleri de ıslah ve irşadımıza vesiledir. Mesela Sufyani Sevriyye Hazretlerine bir doktor getirirler. Doktor bir gayrimüslim olmasına rağmen idrarını muayenede başını şöyle bir sallar der ki bu zat Allah korkusuyla öyle olmuş ki ciğerleri parçalanmış. Mesela üstazı alimizin bir hastanede bulunması doktorun kendisine aman ha secdeye bile varamazsın dediğinde doktor ben secdeye varırım demesi, ibadetsiz olmasına rağmen öyle gönlüne işler ki eve gelir derin derin düşünür. Ben sıhhatliyim, afiyetliyim, o ise hayatına mal olsa dahi secdeye varırım dedi deyip cuma namazında müşahede edilir ve ibadet ve taate döner.
Onların demek ki tavır ve hareketleri de insanların irşad ve ıslahına vesile oluyor. Mesela üstadımızın üstazı hastayım dememiştir. Mesela o su yollarından, kurusluktan dolayı rahatsızlığında, öğür kısmından sondajda su alınır. Alınırken her nasılsa onu takan bir zat acıtır. Böyle bir hafifçe vah der. Der. Ondan sonra da ayağa kalkar. Acaba Allah'a isyan mı ettim neden ben vah dedim Rabbimin vermiş olduğu bu hediyeden dolayı diye ağlamaklı bir tavır alır. Kendisini muayene eden kimse, mesela gözünden bir rahatsızlığı var, hastayım demez, Rabbimize şikayet olur diye. Mesela çaya şeker atacak, o dışına düşer. Halinden anlarlar, efendim sizi bir doktora götürelim mi, bir doktor getirelim mi siz bilirsinizdir. Doktor onun o sabır halini, o şükür halini, o güzel bütün tavırlarını müşahede edince tövbe eder, istiğfar eder.
Efendimiz buyururlar, asıl kurtaracak olan insanı dilini tutmasıdır, aleyhine olan sözleri söylememesidir. Yarın huzur-u ilahide kendisini mesul tutacağı. Geçenlerde bir kardeşimiz anlattı. Kendisi bir iş münasebetiyle bir müesseseye girer, bir kuruma girer. Girdiğinde bir genç karşısına çıkar ve heyecanlanır o genç. Bir müddet sonra tekrar gelir. Der ki siz beni heyecanlandırdınız. Sebebi ise ben sizi rüyamda gördüm. Ellerinizi öptüm ve benim kulağıma eğildiniz. Dediniz ki ahirette mahcup olacak bir davranışa sakın ha girme. Demek ki onların rüyada bile Rabbimizin izniyle irşat ve ıslahları var. Hiç unutamadığım bir şeyi anlatmama müsaade ederseniz arz etmek istiyorum. Sami Ramazanoğlu, Kaddafi Sallallahuüstazımız Medine-i Münevvere'ye hicret ettiler. Rüyamda gördüm, evrad ve ezkarımı konuşurken mübarek dillerini işaret ettiler. Bu irşad ve ıslah değil de nedir?
Üstadımız yakınlarını anlatınca burada bulunuyor ama dört köşe yedi iklimin de irşadıyla biiznillahi teala meşguldür derler. Hatandan dolayı da ağla buyurur efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem. Insanoğlunun bütün sözü aleyhinedir. Ancak iyilikle emretmesi müstesna. Kötülüklerden sakındırması müstesna. Allah'ımızı zikretmesi müstesna. Ozan'da Arap şeyhir dedikleri mübarek bir insan. Bunun İbrahim Efendi olduğunu da hatırlıyorum, Allahu alem hata olmasın. Bu zat ile üstadımız halvet kalır, yalnız kalırlar. O zata der ki, ne olur efendim bana dua et, çok uyuyorum, çok yiyorum, çok konuşuyorum. O da der ki siz uyursanız uykunuz ibadettir. Sizin uykuda kalbiniz arşi ala da ruhunuzla secdededir. Eğer, eğer çok yiyorum derseniz, siz ibadet ve taat için yersiniz, çok konuşuyorum diyorsanız sizin konuşmanız da hep hayırlı kelamlardır der.
Memleketimizde bulunan üstadımızın yetiştirmek için gayret gösterdiği kıymetli bir insan, hayatta olduğu için ismini vermiyorum. Şu anda Alze-i Mir gibi bir rahatsızlık, Pek de hareket edemiyor. Hareketi de biraz zorlaşmış durumda. Cenabı Hak şifalar lütfeylesin. Çok sevdiğim, beraber okullarda bulunduğum kardeşimizin de babasıdır, hafızdır. Bu hiç konuşmaz. Pek öyle kelam etmez. Neden konuşmuyorsun deyince, der ki ben bir rüya gördüm. Rüyamda gündüz uygunsuz bir haller oldu. Gece ise o uygunsuz tavra girenlerin, uygunsuz kelam edenlerin önlerine kılı ile, kılçığıyla, etiyle, kemiğiyle, her şeyiyle bir köpeğin laaşesi önlerine konulur. Ben nasıl konuşabilirim der. Ehlullah önüne kağıt ve kalem kor, ne konuşursa onu yazarlarmış. Demek ki çok az konuşuyorlar. Akşam olduğu zaman da sen neden bu kelamları sözleri ettin diye kendilerini meskun tutarlar.
Mesela, hayır kelam etme hususunda kırk yıl Kuran'la konuşan bir anamız var. Diyorlar ki neden böyle konuşuyorsun? Esrairbillah? Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Şu hadiseyi anlatırlar, kurbağa işte semada gidiyormuş, bir ipe tutunmuş, o ipe tutunup giderken böyle bir vah deyivermiş deyince, tabii dişleriyle tutuyor, o sözüyle ipten boşanmak suretiyle yere düşerek helak oluyor. Eğer biz Ehlullah ile uçacağız diyorsak, marifet ehilleri ile kanatlanacağız diyorsak, dillerimize sahip olacağız. Sevgili üstadımızda bulunan bir kimse iki ay kadar beraber bulunur. Kuran'ı kurlar, zikrederler, hep hayırlı kelamlar ederler, dünyevi işlerinde görürler. Bir defasında nasıl olursa üstadımız da görmez yanındakilere derdini açar der ki iki aydır artık ben boğuldum. Öldüm, ne gıybet var ne dedikodu var yıldım artık der. İnşallah o iki ay beraber bulunması kurtuluşuna vesile olur.
Yine bir kardeşimiz hayırlı bir mecliste bulununca daralır, bunalır der ki ne söylesem beybe, ne söylesem aman ha dur yazılıyor, çiziliyor, ben de daraldım der. Bu şuna benzer Mevlana'mızın tabiriyle gül bahçesinin yanından geçen bir kimsenin bayılması gibi. Onu ayıtmak için çok uğraşırlar, onu tanıyan birisi avucunun içerisine bir şeyler sıkıştırır, burnuna tuttuğu zaman kendisine gelir. Deriler sen Hızır mısın, İlyas mısın, Danyal mısın, ne Hızır'ım, ne İlyas'ım, ne Danyal'ım. Bu kimse tabakçıdır, derilerle meşguldür, kirli paslı çok fena kokulan kokular içerisindedir. Şu yanı başındaki yere bakın, bura gül bahçesidir, o kokuya tahammül edememiştir.
Eğer gıybetle, dedikoduyla, iftirayla, yersiz sözlerle meşgul olursa bir kimse, hayırlı meclislerde bir kimse hayırlı meclislerde duramaz ama kendimizi tövbe ile, istiğfarla o gibi meclislerden kurtarıp hakikatle, güzel, manevi şahsiyetlerle bir araya gelmemiz gerekir. Allah'ın zikrinin dışında sözü çoğaltmayın. Allah'ın zikrinin dışındaki sözler gasvetünlill kalp gönlünüzü simsiyah eder, kapkara olur. Hakkı, hakikati duymaz, öğüt ve nasihat tesir etmez. Fakir ve yoksunu görse şefkat ve merhamete gelmez. Allah'tan en uzak olan kimseler gönlü, kirli olan kişilerdir. Post sözleri terk etmek kişinin İslam'ının güzelliğindendir. Ebu Hafsa hatta hadi hazretlerine derler kimsenin evin yanında bir hadis dersi görülüyor. Neden gelmiyorsun? Ben bir hadis-i şerif duydum. Otuz senedir onunla amelle meşgulüm der. Bu hadis-i şerif okur.
Sehl ibn-i Sa'd'in radiyallahu anh Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kalp İki hususta eman verenin, teminat verenin cennete girmesine kefilim. Birisi dili, ikincisi de namusunu muhafaza eden kimsenin cennete girmesine kefilim buyrulmuştur. Hadis-i şerifler pek çok Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem adeti seniyyeleri, güzel adetleri Allah'ımızı çok zikrederler. Bir hayvana biniyor Allahu ekber diyor. Aşağıya doğru inecekler, sübhanallah diyor. Yatağına giriyor, Allah'ımızı zikrediyor. Kalkarken Allah'ımızı zikrediyor her halinde ve boş, söz, katiyen onlardan olmaz zaten. Derler ki İsa aleyhisselama bizim cennete gireceğimiz ameli haber ver, delil ol cennete girmemize deyince, hiç konuşmayacaksınız. Hiç konuşmaz olur mu insan, biz buna güç yetiremeyiz fakat ancak hayır konuşun diye buyurur.
Ne mutlu günahından dolayı gözyaşı döken kimseye ve hazene liseneh dilini koruyan ve vesiahu beytub ve kevinde isyana gitmemek için oturan ve misafirine ikram eden, Allah yolunda gayret ve çaba gösteren kimseye. Süleyman bin Davud aleyhimesselam, kelamın altınsa kelamın gümüşse sükutun altın olsun, buyurmuştur. Kimin kelamı çoğalırsa hatası da çoğalır. Dil, bedenin hayatıdır. Eğer kişinin dili düzgün olacak olursa azaları da düzelecektir. Aksi halde tehlike arz edecektir. Inanarak söylüyorum, en çok hapsedilmeye layık olan dildir, yanlış kelam ve sözleri, sözleri söylemekten muhafaza etmektir. İmanın kemalinin işaretidir, boş konuşmamak. Ve husnil İslam İslam'ın güzelliğindendir. Delilu husnil kulub güzel ahlaka delildir ve taharetin nefs nefsin de arınmasına sebep vesile olur.
Dili muhafaza etmek, yuhmiru muhabbetallahi insanların da muhabbetini, Allah'ın da sevgisini kazanmamıza vesile olan en büyük sermayedir. Cennete girmeye ve ateşten kurtulmaya vasıtadır.