Dil ve Kalp Arınması ve Ruhun Selameti | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Dil ve Kalp Arınması ve Ruhun Selameti
Dil ve Kalp Arınması ve Ruhun Selameti kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Ey İhvan-ı din, yani ey din kardeşlerin buyuruyor. İnsanına sahip ol. İsa'nın seni ejderha olup sokmasın. Kabir, kabristanda lisanı yüzünden, nice maktul vardır ki, şecaatli olan kimseler de korkularından yanlarına varamazlar. Evet, enhasıl sükutta selamet vardır, adem I sükutta nedame durduğu gibi. Lisan, kalbin…
Bismillahirrahmanirrahim. Ey İhvan-ı din, yani ey din kardeşlerin buyuruyor. İnsanına sahip ol. İsa'nın seni ejderha olup sokmasın. Kabir, kabristanda lisanı yüzünden, nice maktul vardır ki, şecaatli olan kimseler de korkularından yanlarına varamazlar. Evet, enhasıl sükutta selamet vardır, adem I sükutta nedame durduğu gibi. Lisan, kalbin tercümanıdır. Lisanın zelleden selameti zelleha tarzı, lisanın zelleden selameti, kalbin sebatını istilzam eder. Eğer diyor diliniz düzgün olursa kalbiniz de huzurlu olur. Zünnun-u Mısri Gatte Sallallahü SIRRA hazretlerine sual etmişler ki nefsini en ziyade muhafaza eden kimdir Denilmiş. Lisanını en ziyade kim muhafaza ederse odur. Demişler ki lisan, yırtıcı harçlanan müşabihtir. Yırtıcı arslana benzer. Eğer arslanı bağlamaz isen üzerine hücum eder. Her nefesini kibrit-i ahmerden kıymetli bilmeli. Bu eskiden kibrit bulunmadığı için bunu verirler.
Ender, az bulunan her için kullanırlar. Kibrin tamiri yani kırmızı kibrit de kibrit, anlamı o. Nefesini zayi etmeyerek işe yarayan şeylere sarf etmeli. Burada vardı dedemin ihvanından bir kimseydi, çok güzel bir kimseydi. Tabii, halen olsa gerek biz öyle itikat, itimat ediyoruz. Bazen yanındakilere dirmiş, fazla konuşturmayın, amel defterim kirlenmesin diye. Geçen bir tanesi daha anlattı burada. Nasıl işitmişse bunu biz üstadımızdan not arıyorduk. Ta'n Hakkari hazretlerinin, haddesallahu sırra, böyle defterini istemiş, amel defterini istemiş. Melekler de amel defterini kendisine göstermişler. Saipe, sahipe, sahipe dün dermiş. Bakmış, tertemiz. Böyle bir kir yok. Yalnız bir yere gözü takılmış, orada bir silinti, böyle bir şey yazılmış, tekrar silinmiş. Meleklere sormuş, bu nedir demiş. Bunlar da demişler ki sen abdest alıyordun, abdest alırken suyu bir kurbağa bulandırıyordu.
İşte suyu bulandırmasın durursun diye sen kurbağayı tuttun, şöyle bir ileriye iteledim. O kurbanın da böyle sırtı yüzülmüş mü, nasıl olduysa, bu değilmiş. Zaten tövbe ettim, bilerek de yapmadın, istiğfar ol, tabii bundan çok dersler çıkar bize. Bu büyüklerimizin hayatlarında şunu görüyoruz biz, baktığımız zaman böyle kendilerini hak yola ishal eden çok büyük hadiseler değil. Bizim gözümüzde hiç mesafesinde olan bir hususta Allah'ımızın yolunu bulmuşlar. Mesela hamama girmiş, üstadlarımızdan biri, mukaddes Allah'ın sırrı, hamamcı Paris demiş. Paris deyince orada ağlamış. Neden efendim ağlıyorsunuz deyince belli mübarek bir kimse. Demiş ki şeytan evine bile para istiyorlar. Yarın demiş, cenneti ala, Tabii onlar cennet ümidiyle yaşamazlar, özay-ı ilahi taliptirler. Oraya demiş nasıl nail oluruz, nasıl gireriz diyormuş. Hep böyle. E, mürşid-i kamilimizden görürdün. Mü?
Dil ve Kalp Arınması ve Ruhun Selameti ne anlatıyor?
Dil ve Kalp Arınması ve Ruhun Selameti kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Ey İhvan-ı din, yani ey din kardeşlerin buyuruyor. İnsanına sahip ol. İsa'nın seni ejderha olup sokmasın. Kabir, kabristanda lisanı yüzünden, nice maktul vardır ki, şecaatli olan kimseler de korkularından yanlarına varamazlar. Evet, enhasıl sükutta selamet vardır, adem I sükutta nedame durduğu gibi. Lisan, kalbin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şu yolun taşlarıyla misal verirdi. Yani ibretle bakıyor demek ki. Sağında da taşlar var, kırmızı işaret var bunun böyle üst kısmına doğru, sol tarafta da. Bunu şu şekilde izah buyuruyordu. Demek ki baktığı her şeye ibretle bakıyor, yani zamanları boş geçmiyor. Hani illa biz dilin dalından muhafaza olması boş sözlerden derken, onlar kulaklarında boş sözleri dinlemekten, baktıklarında da boşa bakmaktan uzak oluyorlar. İşte sol tarafa gidecek olursa insan helak olur. O son biliyorsunuz Vakıa Suresi'nde bildirilen üç zümrenin birisi, ateşyarağını. İşte yapılan yanlış hareketlerimizle, Allah korusun, uçuruma gideriz diye bunu çok özel anlatıyordu kendilerinin anlatımları da müstesna. İşte sağ tarafa gidersen orada da bir sıkıntı var. O sağ tarafı şöyle anlatıyordu.
Mesela bir kızsın diyordu insanlar, üstadlarının kitabını ona saygı duyuyoruz diye Kuran-ı Azimüşşan'ın üzerine koyuyorlar diyordu, hatırladı. Bu da diyordu, beladır. Mesela bidat, dinde aslı olmayan davranışlar. Bunlardan nelerden misal veriyorlardı? Tabii uyanmamız gerekir, her şey zaten bizim için bir ibret baktığımızda. Bir tanesi söyledi, üstadımızın evladı yakın bir zamanda söyledi. Bize de inşallah tesir eder. Artık ilkbahar geçti, yaz geçti, sonbaharda kışa da yaklaşılıyor yavaş yavaş. Kendisi de ellinin üzerinde, Dedi ki biz ömrümüzün artık kışını yaşıyoruz dedi. Bu ne güzel bir düşünce. Yani kendimizi toplayalım demek istiyor. Burada da öyle gördüğümüz, az bir şeyden kendilerine yol bulmuşlar. Mesela biz, hiç unutmadığım bir şey var, ben fazilet olarak biz de görmeyin onu ama ibretli bir söz oldu. Bizim kısa oldu, devremiz, bunu kardeşimiz bilirler, beraber yapıldı.
Orada Sivaslı bir tanesi. Zaten temmuz ayında gelindi. Günler de çok uzundu. Bir türlü geçmiyordu. Böyle dedim ki günler geçmiyor dedi. Neredeyse beğenin, yazılacak bir sır. Deva olarak yazılacak bir bizi hiç unutmuyoruz. Ta seksen beşten beri, beddua. Dedi ki her geçen gün ömrümüzden geçiyor dedi. Ne kadar güzel. Bir de, Arifani ilahi çok söz söylenmiyor. Nasıl söz söylüyorlar? Ama insana istikamet gösteren, yol gösteren sözler oluyor. Çok şey anlattık, bir daha anlatayım. Öğrenciydim, burada öğrenci bir kardeşimiz öğrenmedin mi? Şöyle bir, İmam Hatip'te okuyan hisse döneminde olan Haliç'inki değil değil mi? Yok, ben sizi değil mi bizim arkada kardeşimize. Abi, ben ona söylüyorum. Hı? Lise dönemi mi? Efendim, ben lisede buldum. Hah, o lise döneminde Sami Efendi Hazretlerimizi ziyarete gitti. Efendimiz götürüyordu, ilkokuldan başladı. Elhamdülillah. İmam hatip'deyiz.
Halbuki o kelimeleri anlamamız lazım, hiç anlayamadım. Mübarek efendimiz müstesna anlar. Tarif edemiyorum, onlar için söz söylemekten daha haya ederim. Çünkü her sözümüz belki düşük olacaktır. Buyurdu ki marifetullah'ı tahsib için okuyalım. Bunu değil anlayamadım. Fakat, Evliyaullah zamanın kutbullaklarını söyleyince burama yazıldı sanki. Hiç unutmuyorum. Marifetullah'ı tahsili için okuyalım. Yıllar geçti hiç anlayamadım, üstadımıza da sormadım, öyle. Rahatsız etmezdim onu her şeyi de. Meğer Rabbi Zül Celalimizi tanımak için okuyalım, diyormuş. Sonra tabii Yunus Emre'nin sözleri neleri okudun bildim deme diye. Onlar geliyor. Daha başka Arifani ilahimin sözleri. Bak çok az kelam ediyor. Marifetullah'ı tahsil edelim. Bitti. Mürşidimiz ne güzel söz söylemiş Efendimiz Hazretleri. Her nefesini kibrri taamerden kıymetli bilmeli, nefesini zayi etmeyerek işe yarayan şeylere sarf etmeli.
Bu dedemin ihvanı idi, size şöyle diyeyim. Demiş ki çok söz, konuşturmayın ki amel defterin. O sözler de dolmasın diye. Çünkü Kitabı Kerim'imizde de geçiyor ya, sessize alıyorlardur da alırsanız iyi olur. İniyor böyle ses, ondan. Neyse, amca sen şey yapma, rahatsın. Olsun, karar saçarsın. Şu haliyle gelmiş. Bunu bir hocamız namazda, bu ayet-i celileleri, Kirf suresinden okudu ama bizzat yaşıyor gibi okut o ayetleri. Böyle insan da duygulandırıyor. Belki orda anlamını bilemiyordu. Bak, o manaya uygun bir şekilde ihlas olduğu zaman insana huzur veriyor. Zaten ihlaslı kimselerin buyuruyor arkasında namaz kıl. O okuduğu ayet cellelerden birisi buydu İslami Büyük ve küçük demeden her şey kaydediliyor diye. Bizim daha yeni okula girdiğimiz zamandı İmam Hatibe, burada bir Süleyman Pakır diye bir köy var. Orada efendimiz bir konuşma yaptı. Hatırlıyorum.
Böyle onun bunun konuşmaları oluyor da, bunları pek hatırlayamıyoruz biz ama büyüklerimizin dili hatırlı çıkmıyor. Demek ki yaşayarak ifade ediyorlar ki. Onu, bizi de alıştırmaya çalışıyor. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz hakkında bir şey okudum. O zaman köy doluydu, şimdi boşanıyor köyü. Orada kendileri konuştu. Bir kimseye amel defteri verilmiş. Bakmış ki vah, demişsa onu da yazmışlar. Tüh, demişsa onu yazmışlar. Efendimiz bunu tefsir buyuruyordu. Buyurdular ki, ne için ahu vahhediliyor? Mesela dünya için ahu vahhediliyorsa o ona göre yazılıyor. Ya, yok İbrahim aleyhisselam evlilik gibi evvahun halim buyuruyor Mevla'mız, İbrahim aleyhisselam hakkında hususi kitap çıkarttı zann efendimiz, İbrahim aleyhisselam diye. Orada evvah çok ahı vah edermiş, Tabii ahiret derdi, ümmetin derdi, insanlığın derdi, bir de halim çok yumuşak huylu diye geçiyor.
Yani çok güzel, elhamdülillah o dinlediklerimiz, ham diliyoruz Allah'ımıza kişiyi ki bir şey olmasak dahi o mübarek sözleri dinledik. Bir hoca geldi bize, kendisi faize emek alır. Yanında şeylerden neden vardı? Kaldırdı burada, o koca bir şey anlattı, emekli olmuş. Sonra, müteahhit, o işlerle meşgul diye. Dedim ki, Gökhan sen misafirin geldi, bakarsın. Dedi ki, biz dedi, Hacı Hasan efendimizi dinledik, dedi. Ben, dedi, emekli oldum. Aynı dedi bizim konuştuklarımız, görüştüklerimiz yalnız dedi o şirin ifadeler, o tatlı ifadeler sanki beyne kazıdıyor gibi, yazılıyor gibi diye ifade ettin. Bizim bir ışık dönemimiz oldu, vacip dönemimizde. Hasta onda, vaizlerin bir kursu oldu. Böyle yirmi beş günlük, orada hocalar arası konuşuluyor, görüşülüyor, dersten sonra oturuluyordu. Bir toplantıya tesadüf ettim, selam verdim, oturdum. Tabii tanışılıyor da.
Hocalarımızdan birisi bizi tanıyınca dedi ki, ben, dedi, size, arkadaşlarım, dedi, faizlere, Hacı Hasan efendiyi bir anlatayım, dedi. Bakın, ben faizim, dedim. Zaten faizlere. Konya teşrifini söylediler. Birisi demiş ki, gel sen de efendi hazretlerine götürelim, dinlersin. Geldim diyor. Aynen benim okuduğum ayetler, hadisler. Bak diyor, benim gönlüm taştı biliyor. Hiç avlama bilmem diyor. Gel diyor, yaş diyor. Bir hafta arkadaşlar dedi, bizzat yaşadım, ağladın ben de. Ne oldu bilmiyorum, dedi. Gözümün yaşı bir hafta olmadı. Demek ki yaşamamızlığa Böyle eğer okursa, müştavın kulübüne aslı bizde mevcut, bundan okuyorum. Neredeyse bir yine bitme durumunda dedim ki hiç bakmamışız eserlerine. Çünkü aleyhissalatü vesselam efendimizin emriyle yazılmıştı. Orada gördün, bir olumsuzluğu diyor müşahede ederseniz o kimseyi kötülemeyin. Kusuru kendinize bulun, diyor.
Böyle buna benzer mürşeli kamilimiz de altını işaretlenmiş ne yapmış? Böyle kitaplıkta gördüm, boşuna zulüm ve bu kitabı okumaz diye okuyun. Gerçekten aslını bulduk. Ağzak Risalesi de doyurmuyor, çok güzel ifadelerin var, çok müstesna. Adaptan biri de diyor, nasıl ayıbına nazar gitmemeli. Şimdi kardeşlerimiz arasında da bazı sıkıntılar oluyor. Bak bir tanesi bir şey anlattı. Bunu deyim de anlayalım, az şeyden çok şey anlayalım. Yani mürşidimiz ihvanını bir araya getirene kadar ne zahmet çekti? Siz bölmediniz tabii, bilen yok burada. Böyle yudum yudum sular içerdi, rahatsızlığından dolayı içerdi. Onları temin etmek için nasıl gayretler gösterirdi? Birine dedi ki bak dedi, şunu gözüm tuttu. Meşgulum. Bu kimseyi dedi, tarikata aleyhemize girmesine vesile ol, dedi. Buyurmuş efendimiz bir, bir bez parçası. Onu böyle yırtarken ikiye ayıracağız diyelim.
Zarar vermeden ayırın, yani işe yarasın yine o yırttığınızda, böyle ne sağı ne sağı belirsiz şekilde değil, ölçülü yırtın diye. Yani bir kardeşimize bir yanlışlık düzeltilmesi için alaka kesilmez. Yine o bizim kardeşimiz. Tamir edinen ana ne zahmet çekiyoruz? Bizim kardeşimiz o hata etmiş. Bak, adap Risalesi okusak bunu yapmıyoruz. İhvan diyor aynen güneşe benzer diyor. Okumamışız öyle değil mi? Okumuyoruz. Çok tembih diyoruz ama okuyanlarımız müstesna okuma yok. Böyle okuyup okuyup geçip öyle değil, düşünmemiz gerek. Burada geçiyor işte. Diyor ki ihvan aynen güneşe benzetir diyor. Bazen bulup gelir önüne diyor. O zaman kötü bölmeyin diyor. Bulup sıyrıldın mı, yine aynı güneş her tarafı aydınlatır diyor. Yani bir tane açık kapı bırakmak gerekir. Bak yine bu adap Risalesine bizim başta nefsimiz çokça yaptığımız yanlıştan bilindiğimiz.
Birisinde diyor bir kusur olduğu zaman altmış dokuz diyor bahane bulun. Nerede? Altmış dokuz tane diyor bahane bulun. Yetmişinkide diyor bulamazsanız kendinize diyor Hamdi. Benim hatamdan deyin diyor. Ne kadar hassas davranmış ya. Anlatacağım çok şeyler var biiznillahi teala. Üstatimiz bizi bir yere gönderdi. Ya o adam tam ters. Böyle şeyimize tam harika bir adamdı. Bir şey yazdı. Efendimizin vardı böyle, tebrikler yazardı etrafa, mübarek günlerde. Onlardan birisine yazdı. Ben buralılar olduğu için diyemiyorum. Yazdı, onu dedi, onu götürdü dedim birisini. Götürdüm, hiç mesele değil. Ama sonra öğrendim onu ne için gönderdin. Şimdi orada diyor işte, şunu yapmamızda bir vakıf var mı? Adam mahsulü, olsun, olsun dedi. Hatta adam yumuşadı. Hatırlıyorum, dedi ki, biz ezanbur getirelim, dedi. Böyle ezanbur da en çok germişler içiyor. Onu da hesap ediyor, bitiyor.
Buradan mürşirimiz bize dedi ki oğlum, ben seni niye gönderdiğimi biliyor musun? O sana muhalif dedi. Böyle bir kin içerisinde. Onun dedi şu kimi bitsin diye. Bakarsın paraları. Şimdi bizim bir kardeşimiz var, profesör oldu elhamdülillah. Tasavvuf üzerine bir konuşma yaptı, gayretmiş. O konuşmasını, o konuşuyor, bir müddet ediyor. Delvişi tarif ederken zamk olarak tarif etti. Zam, derviş dedi bir zamktır. Yani araları suh eder, müminleri birbirlerine zamkla bağlar. Zaten Kuran-ı Kerim'de Cenabı Hak ve sulh sulh da hayır var diye bu biliyor başka ne yapacağız? Yalnız böyle bilmeyen insanlarımız çıkıyor, vurup gözünü körüyor. Yahu bizim kardeşimiz, yillarca bir kardeşimiz o. Ciddi bir şey yok. Bu yola bir zararı yok. Olmuş, biz deriz. Kimse bize karışamaz bu noktada. Biz kızarız da, öfkeleniriz de, yani o kızdı değilsen kızamazsın ki. Ayrı ol. O zaten ihtimal ediliyor.
Çok şükür benim hatalarım diyor, söylemiyor diyor. Duruma göre ifade edin. Yani çok üzüldüm kardeşimiz. Sırf buraya olan muhabbetinden dolayı seslenmedim diyor. Dayanacak gibi değil. Nasıl ayıbına nazar etmemeli? Bunu da mesela yine aynı kitabımızda der ki, insanlar için de değil de, diyor. Çok gizlice, çok gizlice, başkalarının muttali olmayacağı şekilde, kardeşim şunları düzeltelim, yapmayalım demelidir, diyor. Eğer insan içinde verirseniz rezil verirsiniz. Gizli olursa o sadakatin işaretidir. Ona da faydalı olur tabii. Ne kadar terakki ederse için kendini kademe-i evvelde bilmelidir. Zaten büyüklerimizde bu var. Ne kadar diyor terakki ise kendisini Evet, ne kadar diyor terakki edersizin kendini kademeyi evveldiğinde bilmeli. Hace Bahaüddin Nakşibend Hazretlerinin iki vasiyetinin biri budur.
İkincisi de bir salik, sülükünde mertebei alaya vasıl olsa da kendi nefsini firavundan yüz derece aşağı bilmek lazımdır. Eğer sahip kendi nefsini bu derece dingin görmezse sülukte nasibi yoktur. Ey kardeş, nazarıyla ki bir sahip göz ile kulağı nasıl muhtaç ise bu iki vasiyete daha eşet muhtaçtır. Zira bir salik bu iki vasiyette hata ederse işaret ki mührikat olan bu cübden baki olur. Yani kendisini beğenmekten diyor, hasıl olur. Nitekim, buyurmuştur. Münciat bizi kurtaracak olanlar gerek gizli ve gerek aşıkare Cenabı Allah'tan korkma. Herhalde bu seriye göre geliyor. İkincisi de rıza ve gazap halinde bir kimseden hoşnut olduğunda veya bir kimseden rahatsız olduğunda hakkı söylemek, yani o kimseden razıyım diyerek hakkı kaybetmemek, adil olmak. Ihna ve fakir halinde zenginlik ve fakirlik halinde iktisada riayet etmektir.
Mülikattan da bizi helaka götürecek bulan da, nefsimizin arzusuna uymak ve şu, şu humuta bu aşırı cimrilik demek, cimrilik ve yacebu'l merdi bir nefsi, kişinin kendisini diyor beğenmesidir. Yani nefsinin arzusuna halis olmak, son derece bahir olmak, kendini ve ibadetini beğenmektir, salikin kendini görmesi cümlesinden fenadır. Bir dua ile bitiriyor o da. Cenabı hak azze ve celle seni ve beni vesair ihvanı bu zeviyata nail olmaklığımıza muvaffak buyursun. Amin. Dün biz burada bir hayli okuduk. Orada göstermek istiyorum bazı hususleri. El günümüz. Bu çok yüksek bir makam olsun. Biz imrenmek için bunu okuyoruz. Imrenelim. Merakımız bu olsun, başka olmasın, nefsani bir şey olmasın. Luevi anlamı şudur, işte kimse, niye böyle diyor? Bir kimsenin bir şeye olan meylidir, Onunla huzura eriyor, rahata kavuşuyor. Onun yalnızlığı bitiyor. Üns nedir? Bu yalnızlığı zıddıdır.
Bu üns, Allah ile dostluk, Celle Celalü, ey iltideder ruhi, bir kemali cemal, Allah'ımızın cemaliyle ruhun duymuş olduğu ilahi neşedir diyor, Nedir bu? Bir huzurdur, bir neşedir. Galp, galip bu neşpeyle durduğu zaman, bu sevgiyle, bu nur ile onur diyor, nur dinmezse o nurun sahibi diyebiliriz. Ve Allah, o Allah'tır Celle Celalühü. Huzuru, rahatı hep odur. Ona dayanır. Bu Allah ile olan dostluk, insanda böyle huzursuzluk veren, bu haşmet kelimesi hiçme diye de geçen, yalnız bunun anlamı çok değişik, çok değişik ve daha çok çılgınlığa biraz vurgu yapmışlar. O gibi nefsani böyle çılgınlık, başkalarına bulan yanlışlık, bunlar tamamen diyor zuhur ettiği zaman ün salih, hakkar. Bu diyor üns tamamıyla. Ah bu olsa bütün amelimizin kabul noktası burada işte. Kötülüğün kalbimizden tamamen bitmesin. Yapmayız bu azalarımızda da kalben de yapmıyor. Bunun bir üçüncü aşaması var.
Bedenen yapmak var, kalben yapmak var, birden muhabbetle yapmak var. Bunun üçünün üzerinde çok dururlar. Mesela yaptığımız vazifeleri, zikirlerimiz, neyse artık, birisi bedenen azalarımıza yapıyoruz, ikincisi galip ile yapıyoruz gönül olarak. Üçüncüsü de aşkla yapıyor, muhabbetle yapıyor. Hatta bunda ifade buyuruyorlar, muhabbetle yapılan taatin hesabı yoktur diyorlar, mükafatı sonsuz. Evet, bunun üzerine durmuş, tamanine, tamanine, tamanine, huzur o, gönüldeki huzur, hani hayır ve şer, her şeyi Rabbımızdan diyor kişi ve Rıdvan billahi teala Cenabı Hak'tan, hakkın cezasıdır, ondan razı olmak. Kol Allah'tan Celle Celalühü Allah'ımız da kulundan razı olduğu bir haldir. Sonra tekrar ele almışlar, Evliyaullah diyor birbirine böyle bir mektup yazarlardı. O mektuplardan birisi sürmüş, ey kardeşim diyor, dostluğun Mevla ile olsun.
Yani dünyaya kendin kaptırma, onun içindekilere kaptırma, yersiz duyguları artık anlaşılıyor. Kaptırma, Allah'u zülcelal ile huzur. Evet, bu nasıl olacak derseniz, Rabbimiz Haşr suresinde buyuruyor. Sakın Allah'ı unutanlar gibi olmayın. Allah'ın da celle celalühü kendisine kendilerini unutturduğu kimselerini gibi olmayı. Hiçbir an Rabbımızı unutmamalı. Bunu tavsiye buyuruyor. Tamamen Rabbimize rabt olmak. Şimdi Allah'ımızın öyle bir kulları var ki onlar diyor hep yalnız kaldıklarından da, kaldıklarında da celbet hali, insanlar ile bulunduklarında da hep rakımıza beraberdirler. O toplulukta da yalnız durumlar, Toplulukta da insanın içerisinde bulunurlar insanların ama gönül alemleri onlarla imtizaç, onlarla hal, onlara karışmaz. Büyük bir huzur içerisinde ve onlar bozulmaz zaten. Mutmainne spatal olduğu için bozulmuyor ama biz değişiriz, halimiz değişir.
O gördüklerimizden neden etkileniriz? Onlar değilse olmaz bu. Bir zata demişler ki, Davut'u, Davut'u Tai, Evet, dervişlerinden birisini görmüş. O dervişi çok neşeli görmüş, sevinçli görmüş, sormuş. Acaba bu sendeki neşe nedir deyince Allah'ımız diyor bana ünd dostluk şarabından bir yudum içildi diyor. O bir yudum içtiğim dostluk şarabıyla eşkeleniyorum diyor. İmamı Gazali Efendimize nakiller yapılmış. Evet. Bu ünsün alameti nedir? Biraz da ondan bahis buyurmuşlar ve alametü'l ünsi, dostluğun Cenabı Hak'la işareti nedir? Böyle insanların içerisinde bulunmak onu diyor rahatsız eder. Çünkü bu şundan dile gelir, ruhları ruhu insani olduğu için, bulunduğu kimseler de ruhları ruhu hayvani olduğuna tahammül edemez, ruhu çırpınır mı? Ondan rahatsız olurlar. Bir gönülleri daralır. Eğer üns hali, dostluk hali Rabbimize verilirse diyor, insanların arasında ne de o yalnızdır. Aralarında yalnız.
Bu, bu ündimiz zaten garip değil. Bunu ibadet etmişler. Belki diyor beden olarak bulunur ama kalbi ile diyor yalnızdır. Beden olarak bulunur, oturur, konuşur, ölçülür ama kalp olarak Mevla iledir. Zikrin lezzetiyle, neşresiyle artık o da dalmış, neşresiyle diyor, o kendinden geçmiş gibi bir vaziyetin içerisindedir. Allah'ımızın cemalinden dolayı diyor, ruhu bambaşka bir lezzetin içindedir, o tarif yok. İstifşiyanul bülu iburbillahi teala. Allah'ımıza yakınlık peydah ettiği için kalplerindeki neşeyi de tahrip edemezsiniz onu. Ve süruruhuha bih, onun süruru, neşesi Allah'ımızla ve sükunu da şüphe sundadır. Ruhu diyor, mahbup olan, sevgili olan Allah'ımıza yakınlık meclisinde onunla adeta bir münacat içerisindedir. Yani irtibat halindedir. Hayatülutan mi istiyor dostum?