Cuma Gecesinin Maneviyatı ve Zikirullahın Önemi kaydında Cuma gecesi olması hasebiyle bilhassa bugün de bu gecede zikrullah ile meşgul olunur. Ulema-i Kiram'mızın bir beyanı var, Cuma gecesi hakkında. Buyuruluyor ki Cuma gecesi bir kavle göre Kadir gecesinden bile üstün, buyuruluyor. Bir de cuma gecesinin meleklerinin daha bir farklı, daha bir müstesna olduğu da beyan ediliyor. Bu sebeple bu…
Cuma Gecesinin Maneviyatı ve Zikirullahın Önemi ne anlatıyor?
Cuma Gecesinin Maneviyatı ve Zikirullahın Önemi kaydında Cuma gecesi olması hasebiyle bilhassa bugün de bu gecede zikrullah ile meşgul olunur. Ulema-i Kiram'mızın bir beyanı var, Cuma gecesi hakkında. Buyuruluyor ki Cuma gecesi bir kavle göre Kadir gecesinden bile üstün, buyuruluyor. Bir de cuma gecesinin meleklerinin daha bir farklı, daha bir müstesna olduğu da beyan ediliyor. Bu sebeple bu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Cuma gecesi olması hasebiyle bilhassa bugün de bu gecede zikrullah ile meşgul olunur. Ulema-i Kiram'mızın bir beyanı var, Cuma gecesi hakkında. Buyuruluyor ki Cuma gecesi bir kavle göre Kadir gecesinden bile üstün, buyuruluyor. Bir de cuma gecesinin meleklerinin daha bir farklı, daha bir müstesna olduğu da beyan ediliyor. Bu sebeple bu geceye çok önem verilir. İki, geceyi çok önemli görürler. Her gece önemli olmakla birlikte zaten önemi aylarında, yillarında, günlerinde, gecelerinde o gecede diyelim, o günde, o aydaki hadiselerden dolayı. Mesela Ramazan-ı Şerif nedir?
Orucun farzıyetinden dolayı, işte Zilkade Zilhicce Hac, ay olması hasebiyle bunun yanında Efendimizin doğduğu ay sallallahu teala aleyhi ve sellem Rabbiü'l-evvel ay'ı, ona saygı duyulur, işte o günlerde denir cemaatler bir araya gelir, konu komşu birbirini davet eder, fakirler, yoksullar görülür, gözetilir, şahsi taatler de yapılır. Oraya aleyhissalatu vesselam Efendimizin doğumu olması hasebiyle büyük bir saygı duyulur. Günler de öyle, günlere bakıyoruz. Mesela cuma günü, hatta yevmül mezid denir. Yevmül mezid, Rabbi Zülcelal'imizin cemal-i ilahiyyesinin görüldüğü gün diye de ifade edilmiştir. Buradan geliyor. Burada Allah'ımız Uchuluha fi's-selam, huzurla Cenab-ı Hak cennete davet ediyor. Allahu yedru iledirhisselam. Biz zannediyoruz ki işte selam yurduna cennete davet eder derken o cennette ne nimetler ifade ediliyor. Ne nimetler? Bir şu bedenimizin cenneti var.
Onlar yemeler, içmeler, huriler, gılmanlar, o yemeği anlatamayız. O cennet dindiği zaman bir okun veya yayın yayın, işgal ettiği yer dünya ve onun içindekilerden hayırlı buyuruyor. Halbuki dünyada madenler var, altın madeni var, gümüş madeni var. Daha gramı bir trilyon dolar olan madenler var. Oradan niye üstün oluyor? Üstün olması ora ebedi, bura geçici. Cennet tarif edilemez. Bedenimizin cenneti yemeler, içmeler, huriler, köşkler sayamayız, anlatılamaz ki o cennetin nimetini mümkün değil. Ancak Allah'ın Resulü'nün sallallahu teala aleyhi ve sellem sözleriyle ifade edilebilir. O da ana karnı hayatıyla şu dünya hayatına benzetiliyor, cennetin üstünlüğü. Şimdi ana karnındaki çocuğun kaldığı yer ne kadardır? Daracık bir torba üç beş litrelik bir muayyen içerisinde dönüp dolaşıyor çocuk. Yediği içtiği kan ve irin.
Eğer şurada insanın şu dünyada gözünün önüne getirilecek olsa ikrah eder ondan. Az bir vücuda bulaşacak olsa abdesti bozulur kişinin, namazı bozulur kişinin. Öyle bir yer. İşte oradan dünyaya geliyor. Dünyaya geliyor. Orada ana karnındaki çocuğa dense ki bak yavrum, öyle bir alemler var ki, gözün artık görebildiği kadar nereye ulaşabilirse, öyle bir yer, altına böyle bir nasıl diyeyim, bir döşeme gibi serilmiş, çünkü şuradan almaya çalışıyorum, Biiznna Burada Allah'ımız bak, deve ile misal veriyor. Bu deve bütün hayvanlara misal, ne kadar mühim olduğu, devenin ne kadar büyük sırlar içerisinde olduğu, bunu görürsünüz, artık bunu anlatmaya gerek yok. Ondan sonra yeri bir döşeme olarak dağlar birbirlerine yaslanmış şekilde, Halık'ımız ihsan buyurmuş, o çocuğa dinse ki bak yavrum öyle bir yere doğacaksın ki böyle semavat hem yıldızları hem Ay hem Güneş'i ile bir avize gibi seni aydınlatacak.
O çocuk diyor ki çekil be şuradan, benim bildiğim hayat budur. Çünkü o onu görüyor. Es sahibü'l-Femebelle'l-Me'l-Al. Onların bildikleri o kadardır. O çocuk benim hayatım bu hayattır diyor ama doğduğu zaman bakıyor ki müstesna bir hayat var. Cenneti aleyhissalatu vesselam Efendimiz buna benzetiyor. Öyle bir benzetiş ki efendimizin mübarek sözleri mucizdir Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bunu benzetirken daha neler ifade buyuruyor? Neler geçiyor bunda? Ana karnında çocuğa bakıyorsunuz, bir yavru vücut azaları orada gelişiyor. El orada, ayak orada, göz orada, kulak orada, beyin orada, orada gelişiyor. Necm Suresi'ni okursak orada da görürüz, bir de müminun suresinde, Hac suresinde bu aşamalar haber verilir. İşte bir kan pıhtısı, bir çiğnem et, ondan sonra Rabbi Zülcelal'imiz haber veriyor. Damarlar, ondan sonra iskelet, kemik, kemiğin üzerine etler, deriler, tüyler ne yüce bir kudret sahibi.
Ayet-i kerimenin sonunda şu geçer esemle. Bunu demeden insan kendini alamaz. Onun yüce kudretinin üstünlüğü haber veriliyor. Allah'ım diyor. Biz namazla, tabii dikkat ederiz, biz de dualarımızı da itmeye çalışalım. Rükua varıyoruz. Secdeye iniyoruz. Sübhane Rabbiyel ala. Bu ne demek bu? O yüce kudretin karşısında dinecek hiçbir şey yok. Sadece onun şanını yüceltme var. Allah'ım noksan sıfatlardan seni tenzih ederim. Sen yarattıkların gibi değilsin. Çünkü muhalefetü'l lil havadif, Allah'ımız yaratıklarından hiçbir şeye benzemez. Yeise kemislihi şeyun. Bunu söylüyoruz. Şaşıp kalıyor insan. Cennette bile öyle değil mi? Cennette bile öyle. Cennette birbirleriyle karşılaştıkları zaman selam diyorlar. Allah'ımızın selamı bir ayrı. İnşallah iyi çalışalım. Evradımızda, ezkarımızda ne nimetler var. Bu istiğfar dediğimizde üç tane Allah'ımızın ismi celali var.
Estağfurullahi azim derken yani nasıl bunu Esad-i Erbili Hazretleri, ondan sonra Sami Efendi Hazretleri nasıl biz üstadlarımıza hayran kalıyoruz. Şimdi biraz gelinmemesine inelim. Yani bir suyu çıkarırken dahi herhalde üç beş kazmayla çıkmıyorsun. Hazıyoruz, biraz iniyoruz aşağılara. Neyse artık bölgeye göre değişir. Üç metre, beş metre, on metre. Su ancak öyle çıkıyor. Derinden çıkıyor sular. Şöyle bir derinlemesine, istiğfarımızı vesair vazifelerimizi yaparken gözyaşları ile yapsak bu cevherler ortaya çıkacak. Hiç madeni siz dağın yüzünde gördünüz mü? Yok. Maden dağların içinde. Bak insan aleyhissalatü vesselam Efendimiz insanı tarif buyururken insan madenler gibidir buyuruyor. Kalp zikrini verdiklerinde iyi çalışırsak öyle bedavadan olmaz bu. Bir bedel karşılığı bu. Bir kalp zikri, mükafatını melekler bile yazmıyor. Allah'ımız kaydediyor. Bu maden gibi bir nimet olabilir mi?
Bu kalp herhalde göğsümüzün dışında değil, dışında bir et parçası böyle gür gür vuruyor. Bu şekilde değil. Vuran da değil zaten. Vuran da onun ayrı Süveydai Derun'dur. Bak dışında değil. Ruh ilahi bir madendir. O da işte. Bak sır diyoruz. Sır ne demek sır? İçte olandır. O da işte hafi, hafi gizli demek o da işte. Akfa daha gizli. Şimdi ömrümüzü böyle geçirip bitirecek miyiz? Öldükten sonra mı çalışacak bu? Bu madenler öldükten sonra mı çıkaracağız? Bu utanacak iş değil. Ne güzel söylemiş. Hacı Hasan Efendi Hazretleri hafta geçmez dersin, gelir, görüşür diye. Haftayı bırak, yedi sene geçiyor. Yani bu bir vebaldir. Hiçbir şey yapamasak bile biraz derinine inelim işin, derinine inelim ne madenler var. Yoksa insan öldüğü zaman ameli bitiyor. Şimdi cennetin bir beden olarak, bir beden olarak o yemesi, içmesi, menkuat, bunun yanında bize cennetul maarif o ruhun cennetidir.
İşte bize gösterdikleri madem ruhumuzu geliştirmek için, şimdi bazı gösterimler var. Onlar bize ibret olmalı. Ne olursa olsun bir kabir kazıyorlar, kabir kazıyorlar. Ondan sonra kefenliyorlar. Bunu gösteriyor. Daha sonra içine giydiriyorlar. O ortalığı da bırakmıyor. Sağ tarafta biraz daha yer açıyorlar. Oraya giydiriyorlar. Ondan sonra nasıl topraklar iniyor? Nasıl topraklar dolduruluyor? Yani bunu düşüneceğiz. Onun altında ne yapacağız biz? Yatağımıza girdik. Yatağımıza girme ölüm tefekkürü için en güzeli uyku ölümün arkadaşı buyuruyor zaten. Yani hatırımıza gelmeli. Burada yumuşak, sıcak, yatağın içindeyiz. Bir de ebedi yatacağımız yer var. Yemenin en güzelini seçiyoruz. İçmenin de güzelini seçiyoruz. Giyimin de güzelini seçiyoruz. Daha neler neler. Bir giyim yeriydi. Günü tabii her çeşit var hemen hemen. Oradaki satıcı bize şunu anlattı, dedi ki diyorlar ki daha çeşit yok mu?
Şimdi yenileyim diyeceğim de gerek yok. Büyük şehirlerde. Zaten küçük şehir de kalmadı. Çünkü insanlarımız elinde numaralar bir mobilya mağazasına geliyor. Ta en uç yerlerden, en uç yerlerden şu diyor, nolu ben mobilyayı istiyorum. Bak bunu biliyoruz. Yemeği, lokantalar seçiyoruz. Otelleri de seçiyoruz. Yani bunu seçerken biz ruhumuzun cenneti olan yerleri de seçelim diyoruz. Buna cennetü'l maarif derler. Bunu dünyada yaşar. Es'ad-i Erbili Hazretleri ne güzel ifade etmiş. Gerçekten mürşid-i kamillerimiz müstesna bizim. Bazı mağazalar oluyor. Bölgelere göre değişir Almanya'dan neden? O ismi gelmek istemiyorum. İçinde olmayan hiçbir malzeme yok. Her şey var. Arabaların bile pazarlandığı yerler var. Hani mürşidi kamillerimizin gönülleri demek istiyorum. Hacasen Efendi'nin ifadesi, pazarımı açtım, almak isteyen alsın derken, almak isteyen alsın derken bunu bu manaları düşünerek söylüyordu.
Çünkü o mağazada varizat-ı ilahiye vardı. İlahi doğuşlar vardı. Gözümüzü aydınlatacak nimetler vardı orada ibretle bakmanın. Eşyanın esrarına muttali olmanın malzemelerini söylüyor. Diğerlerini saymakla bitiremeyiz. Füyuzat-ı İlahiye, Esma-i ilahiyenin tecellisi, Efali ilahiyenin tecellisi, sıfat-ı ilahiyyenin tecellisi, zatı tecelliler, olmayan yok. Vermiş Cenabı Hak, ihsan etmiş. Bir rabıtayı insan boşuna yapmıyor ki. Çocuğu siz alın bir tarafa bırakın. Doğmuş bir çocuk doğmuş. Doğan bir çocuğu bir tarafa bıraksanız iki üç gün sonra ölür o çocuk. Anasının göğsünü tutacak, büyüyecek o. Çünkü o süt onun, burada geçtim bilmem, sure-i Nahilde Allah öyle bir süt veriyor ki hayvanın gübresiyle kanının arasından geliyor o süt. Burada Mevlamız buyuruyor ki nefis ve şeytanın arasından ruhunuzu yüceltin. Ruhan kemale erin de cennetü'l maarife erin.
Es'ad-ı Erbili Hazretleri bu dünyada da erin, buyuruyor. Bir murakabe ehlinin, Sami Efendi Hazretleri Develi'ye teşrif buyurmuş. Takip etmişler, olabilir. Tabii edep içerisinde böyle istirahat yeri de gösterilmiş. Onun başka yerleri de var. Bir misal veriyorum hemen hemen hepsi böyle onların. Uyumaz mı? Galileen mayecaru, Zariyat suresinde gecenin az bir kısmında uyuyor. Alıyor uykusunu, gıdasını alıyor, uyku gıdasını almıyor değil. Yalnız uyku bizim bildiğimiz şekilde bir uyku değil o. Yakaza halidir. Uyur gibi olur. Aleyhisselatu vesselam Efendimizin uykusu, abdestini bozmuyor. Bu ayrı bir konudur. Bunun içerisine de girilmez. Fıkhi meselelere gireceğiz. Bu artık onlara mahsus bir hal. Tabii uyku bir yere dayandığımız zaman eğer çekildiğinde o dayandığımız yer düşecek gibi bir hal olursa abdest almamız gerekir. Onların uyku şeklini nasıl haber vereyim? Nasıl söyleyeyim? Şöyle diyeyim.
Keyfe asbahte ya Zeyd. Aleyhisselatu vesselam Efendimiz nasıl sabahladın ya Zeyd buyuruyor. Asbahtu mümine, mümin olarak sabahladın. Her şeyin bir alameti var. Senin imanın alametin mi nedir diye soruyor. Nedir? Uykuları nedir? Bu geceyi nasıl geçirdin demek dalın, sırtın, belin, ağrımadan deliksiz bir uyku mu uydun demek değil o. Hangi tecelliye mazhar oldun bu gece? Biz onu uyku zannediyoruz. İşte böyle bir uyku. Allah'ımız, dua buyurun da bizlere uyanmalar nasip buyursun. Amin. Hasan-ı Basri Hazretleri bir defasında cenaze namazı kıldırıyor. Malum dört tek bir alınır, beş tek bir almış. Demişler efendim çok mu dalgındınız, nerelerdeydi kafanız. Hayır, hiç dalgın değildim. Dört tekbiri bu cenaze için birisini de bu alem için aldım, hep uyuyoruz demiş. Öldük biz demiş, öldük. Uyanalım da bu hakikati görelim diye. Aldım diyor.
Şimdi bedenin cenneti malum, bir de ruhun, o ruhun cenneti ilahi nimetlerdir. Esad Erbili Hazretleri Es'amna ve emmamen hafe makama rabbihi cenneten O iki cennete haber verirken cenneti, birisi acilen birisi de tecil. Tecil ileride, acilen burada olan, burada olan. O da Ehlullah'ın gönlündeki bir nurdur o. Bunu nasıl diyebiliriz biz? Nasıl nasılcağız bunu? Nur, Esribillah nurun ala nur. Zaten her şey nurdan halk olunmuştur. Efendimiz aleyhissalatu vesselam, enemin nurillah, ben Allah'ın nurundan halk olundum, kamil müminler de benim nurumdan buyuruluyor. Nur değil midir işte? On tane letaif, nur işte. Bir vücudunun zikri yine Esad Erbili Hazretleri buyuruyor, Kaddafi Allahü Siret, gül yaprağının her noktasında gül olduğu gibi vücudunuzun her noktasında zikir uyansın. Uyanır mı? Yatağına girdiği zaman böyle bir zikrullah'ta tepeden tırnağa bir hareket başlar.
Ondan sonra da zikr-ü Sultani denir. Nefü' ispatı tarif etmek için Hızır aleyhisselam'dan Abdülhal-i Vojcevani Hazretleri'nin almış olduğu on bir esas burada bunun tarifinde tepeden tırnağa Bir Nur inecek. İşte bu cennetlerin üstünde bir cennettir, onu anlatılamıyorum. Bir nur iniyor ona, bütün vücuduna iniyor. Hele o tecelli dediğiniz zaman diyoruz ya cennetlerin üstünde bir cennet ol. Allah'ımız bu dünyada gösteriyor bize. Bundan dolayı onlar Allah'ımıza kavuşmaya bir hasret, bir arzu içerisinde oluyor. Aleyhisselatu vesselam Efendimiz El-Mevtu, evet, tuhfetü'l-Mümin. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz ölümü tarif buyururken El-Mevtu tuhfetü'l-mümin, ölüm müminin bir tadı, bir lezzeti, bir meyve diye geçer de bir huzurudur, bir aşkıdır, bir şevkidir, bir muhabbetidir, bir şevkidir. Bak biz korkuyoruz ama her şeyini tamamlamış. Nur üstüne nur olmuş.
Sami Efendi Hazretleri, kalpte Sallallahü's-Sirra son zamanlarında bir ağıt başlıyor. Valide Sultan diyor ki efendim bu ağıt nedir? Rabia geleni görmedin mi? Siz görürsünüz efendim diyor. Bilal-i Habeşi geldi radiyallahu anh, Resulullah'tan Bilal-i Habeşi geldi sallallahu aleyhi ve sellem. Bizi davet ediyor. Bak bir böyle ölüm var. Bir diğerini demekten inan çekiniyorum kitaplarda da geçtiği halde. Bir de merke bölüm buyuruyor, onda değil. Hangisini tercih ederiz? Davet olunuyor. İlahi bir davetle gidiyor. Hacı Hasen Efendi Hazretleri Üstadına diyor ki, kabir bana kavurma gibi kokuyor diyor. Bunu neden söylüyor? Çünkü o alemi seyretmiş. Efendim, o bir dağın başında küçücük bir mekana sığınıp öyle mi geçirdi hayatını? Onun da evladı vardı. Onun da çocukları vardı. Onun da ailesi ev hayatı vardı. Onun da konusu, komşusu vardı. Onun da bağı, bahçesi, ticareti vardı.
Dünyevi bütün işler de vardı. Ama hepsini şer'i esaslara göre yapmak suretiyle Dünyadan da nasibini unutma demek ki iç manasına değildir sadece. Dünyadan nasibini unutma demek ahirete yolcusun. Ahiret için hazırlığını yap. Bağırmamın sebebi sizin muhabbetiniz elhamdülillah. Sizin gönlünüzün elhamdülillah şu anda gönüllerimiz hep bir arada gibi. Bir hasretlik var. Ehlullah'a bir hasretlik var. Resulullah'a muhabbet var. Zatına layık olmayışın bir ızdırabı var. Azıklarınızı alın buyuruyor. Demek bu. Şimdi ruhun cenneti, Esaadi Elbili Hazretleri de bunu ifade ediyor. Dünyada işte Sami Efendi Hazretleri diyorduk, elleri dizlerinin üzerinde bekliyor. O boşuna değil. Öyle bir neşeye gark oluyor ki o geceler hiçbir şey değil. Muhammed Baki billah, Haddesallahu Sırri Hazretleri bunu söylüyor. Böyle büyüklerimizle böyle akşam olur da kararmaya başlarsa sevinirlermiş.
Elhamdülillah gece tecellilere mazhar olacağız, sır perdelere açılacak yaklaşıyor derlermiş. Böyle kararmaya başlayınca. Aydınlanınca da üzülürlermiş. Tam bizim tersimiz değil mi acaba? Gerçekten öyle biz. İnşallah tersi olmasın da, hırsı olsun bu işin. Niye tersi olsun ki? Aleyhisselatu vesselam Efendimizin hırka-i saadetini götürüyorlar, Visa-ı Karani Hazretlerine de Hazreti Ömer radıyallahu anh, sorduğu zaman diyorlar ki ya Ömer senin öyle sorduğun bir kimse değil bu diyor. Bir deli divane. Artık bütün her şeyiyle haber verince deli divane diyor, sen halife-i ruh-i zeminsin, Resulullah'ın halifesisin sallallahu aleyhi ve sellem. O, biz ağladığımız zaman güler, biz güldüğümüz zaman da ağlar. Ağlarsak gülüyor, güldüğümüz zaman ağlıyor, ters. Bir deli divane. Ağlaması onun ahireti unutuyorlar diye güldüklerinde ağlıyor.
Ağladıklarında da Allah'ımızın sonsuz nimeti var, onu hatırlamıyorlar diye onların tam tersi bir hareket alıyor. Yani bakıyoruz büyüklerimize de onlara uymaya çalışacağız. Elimizden geldiği kadar. Şimdi bir akis meselesi var bu uzun sürer. Bir de nakş, aks ve sıbratallahu esamme min ahsen minallahi sıbra boya manasına yani bir imanla mümin boyası, İslam'la Müslümanlık boyası, ihsanla takva boyası bunun gibi işte. Bu boyalarla boyalanmak boşuna değil bu Kuran-ı Azimüşşan'da geçiyor. Diyor ya bazı ilahilerde geçiyor, al rengini seherlerde diyor. İstiğfarla rengimizi alacağız, nedamet rengi vurulacak. Tevhidle Allah'ımızın vahdaniyet rengi vurulacak. Sallallahü's-selam'la Resulullah'a muhabbet rengi vurulacak. Zikrullah ile Allah'ımızla kurulacak olan alakanın rengi vurulacak. Bu belli olur zaten bu insanlar. Böyle bir misafirler gelmişti bunu deyince hatırıma geldi.
İbrahim bin Ethem Hazretleri de bunu anlatıyor. Ben diyor evde oturuyordum, bir kısım misafirler geldi. Şöyle bir baktım hallerine diyor, bunlar herhalde Ricalullah dedim diyor. Hallerinden anladım belli oldu diyor. Demiş ki siz Ricalü lillah ayıp mısınız? Evet demişler. Ha ne olur? Bir tavsiyede bulunun da biz de sizin gibi olalım diye. Böyle misafirler geldi. Demek ki tevhidin nuru dışına aksetmiş ki hatırlıyorum yani bu elli senelik belki daha fazla oldu. Oturuyorlar, işte veli gözü Allah'ın nuruyla bakan feraset nuruyla Esad erbili Hazretleri buyuruyor ki feraset kerametten üstündür buyuruyor. O nurla bakıyor. Görüyor zaten. Biz şimdi yolda geliyordu, Aksaray tarafiydi Allahu alem. Güzel yolda lambalar vardı, lambalar vardı. Bir ara lambalar kesildi. Böyle yolda oluyor ya iki taraflı, sokak lambaları. Sonra kesildi. Ortalık karardı. Hiç göz gözü görmeyecek şekilde.
Şimdi o kalplerindeki nur, biz gaip alemi diyoruz ya, o alemi delip geçiyor ve görüyor. İşte o görmelerinden dolayı bazen diyoruz ki bu heyecan, bu çırpınma nedir diye, o çırpınmaları, o alemleri görüyor. Onun için feryat ediyor. Onun için Sami Efendi Hazretleri gündüz hazırlık yapıyor. Gece yazı yazıyor. Sabahlara kadar insanlık uyansın evlatlarımız okusun. Yola gelsin diye bizim gibi insanlara. Siz demiyorum. Kendimi diyorum. Bunun için Hacı Hasan Efendi Hazretlerinin ömrü yataklarda geçti. Bu dertle, bu ızdırapla hiçbir an sohbetini bıraktı mı? Hiç şahit olan var mı? Yani bugün Hacı Hasan Efendi rahatsız görüşmeyecek diye hiç zannetmiyorum. O hastanelerde, hastanelerde emin olun bir dergah gibi çalışıyordu. Neden? Çünkü o alemleri görüyor. Yoksa bizim gibi insana buna hiç tahammül edemezdim, hala tahammül edemiyorum.
Ayaklarımıza turabım değil, biz kimiz ki bizim ayağımıza bir kurtlacağın turabım diyor. Yapmayın diyor. Çünkü o alemi görüyor. Şu Erciyes Dağı bize öğüt ve nasihat olarak yeter. Şimdi biz buradayız. Kış gününü düşünelim. Böyle güneşli. Öyle bir sıkıntı yok. Fakat biz oradan ile ineceğiz. Diyoruz ki bura çok güzel böyle güneş değiyor bir sıkıntı yok. Halbuki o dağdan aşacağız. Orası karlı kışlı bildiğimiz yok. Halbuki biz tekerimizi kontrol etmemiz lazım. Yakıtımızı kontrol etmemiz lazım. Böyle çekme halatıydı, takozuydu vesairesiydi, hep bunlara dikkat etmemiz icap eder. Ama diyoruz ki bura günlük güneşlik öyle hiçbir şey yok gidelim. Bakıyoruz ki kar, buz geçilmesi mümkün değil. Bütün bunların söylenen alet ve edevatın bulunması gerekiyor. Ölüm var. Bu Erciyes Dağı'na benzemez. Kabir var, hiç benzemez. Kabirden kalkış var, benzemez. Mizanı, sıratı, mahşeri benzemez.
Efendimiz bile benim hatırlayamayacağım anlar olacak ya Fatıma buyuruyor. Ya Aişe, Resulullah'ın kızı, Resulullah'ın zevcesiyim diye koyu bir emniyetin içerisine girmeyin. Mizanda hatırlayamam, sıratta hatırlayamam buyuruyor. Bu bizim hepimizin başına gelecek. Ona göre zincirimizi de çekme halatımızda, takumuzumuzu da ondan sonra benzinimizi, yakıtımızı alacağız. Gecelerimiz yerine göre gündüz olacak. Bunu demeyim diyorum çünkü sıkıntılı hususları söylemeyelim de böyle güzel şeyler söyleyelim. Gayret edelim demek istiyorum. Gecesini gündüz edenler boşuna etmiyor bunu görüyor, o alemi görüyor. İşte Said I Nursi Hazretleri, Yanında Mollası var. Diyor ki üstadım diyor, hep öne dizüstü dura dura dura ayağınızdan kanlar kaçmak suretiyle tırnaklarını sökülüyor diyor. Bütün melhemlerle nelerle tedaviye çalışıyor. Biraz diyor istirahat edin. Molla diyor, biraz burada yorulalım.
Orada diyor, kabirde çok istirahat ederiz diyor. Görüyor musun uyanık kimseleri? Kabirde diyor çok istirahat ederiz, şurada yorulalım diyor. Bu yorulma nedir? Bu yorulma nurdur. Eğer bilecek olursa ibadet ve taat insana zevk verir, sürur verir, neş'e verir, tat verir. Niye vermiyor? İşte bir Covid-on dokuz bu hastalığı geçirdik. Orada ne oldu? Bir kısım insanlarımız tat alamadı. Yemekten neden tat alamadı? Neden hastalık olduğu için. Yani şu kalbimizdeki ahlakı, zemime kötü ahlak hastalıkları bize ne istiğfarın tadını, ne tevhidin, ne salatü vesselamın, ne ölüm tefekkürünün, ne rabıtanın, ne de zikrin lezzetini duyurmuyor. Onun için evvela kötülüklerden kurtulacağız, cellede bir kaide. Mani ile muktezi bir araya geldiği zaman evvela mani'ya kaldırılır. Sonra yola devam edin. Biz ana karnında Efendimizin bu benzetmesi sallallahu aleyhi ve sellem orada o yavru azalarını tamamlıyor.
Diyelim ki şu on parmağın birisi olmasa, bu dünyaya geldiğinde o onuncu parmak burada yüz senede dursa, beş yüz senede dursa yerine gelmez. Neden? O parmağın teşekkülü o azanın, uzuvların tamamlanması ana karnında yani. Eğer biz bu dünyada altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye, bir milyonun üzerindeki ahadîsi Muhammediyye, işte Tonbaklı Ahmed Efendi Bana diyor, üstadımızın yapmış olduğu sadece bana bir tavsiye, bir cilt kitap olurdu diyor. Onların bütün tavsiyeleri nedir? Burada ruhumuzun azalarını tamamlamak içindir. Tamamlamazsak ne olur? Bu dünyada gözümüz körse orada da kör olur, Allah korusun. Olmaktan Cenabıhakk'a sığınırız. Allah'ımız Celle Celalühü burada uyanmamızı, eğer burada biz bakın ruhani yönlerimize aza, ruh, ruhumuzun azalarını geliştirmezsek ne oluyor? Rabbimiz Celle Celalühühu buyuruyor. Faiz yiyenler ne olacak ki? Bir omre yaparım, bir daha kor gider.
Allah'ımız onu ifade buyuruyor. Faiz yiyenler ancak şeytanın çarptığı kimselerin kalktığı gibi kalkarlar. Felç. Burada biz ruhumuzun azalarına önem vermezsek daha orada felciz. Daha Rabbi Zülcelal'imiz bize Araf suresinde bu hakikati ne güzel buyuruyor. Gözleri var görmez, kulakları var duymaz derken uyanmamızı bize ifade ediyor ashable. Cenabı Hak gafletten kurtulun. Öyle ki burada biz ruhumuzun göz dendiği zaman biz ruhumuzu söylüyoruz burada. Bu gözler o iç gözlerinin adeta bir tıkacı gibidir. Mühim olan iç gözleridir. İç gözleri. Burada gözümüzü açarsak Kuran'a bakıyoruz, hayırlı kelamlara bakıyoruz, eşyanın esrarını görüyorsak bizim ruhumuzun gözleri canlanıyor. Orada Efendimizi görme nimeti, ashabı görme nimeti, cemal-i ilahi, şehir nimeti bahşolunuyor. İşin hepsi burada. Ne yapacaksak burada yapacağız. Bak ömrümüzün biz mezunlar olarak ta yıllar oldu, kırk seneye yakın.
Biz kırk sene olmuş hemen hemen. İlkokul nerede değil? Yüksekokulu bitireli biz. İlahiyatları bitireli. Seksen deyince ne olur? Seksende mezun oldum. Kırkı geçti. Kırk dört. Kırkı geçti. Bak orada arkadaşımızın biri dedi ki geçti ömrümüzün çoğu bizim dedi bir şiir yazmış. Bundan sonrasına olsun sahip olalım. Bu Elif hemen dergahında bir oda tasavvufi eserlerle dolu. Tasavvufi eserlerle dolu. Orada bir esere bakalım dedik. Büyüklerimizden bizzat Ulema-i Kiram'dan diyor ki kalan ömrünüzü eğer iyi geçirirseniz ibadet, taat Allah'ımıza iyi bir bağlılık ama. Öyle hayattan ümit keserek değil, öyle canlı bir şekilde. İşte adam öleceğini tam kestirmiş. Ümidi de kalmamış. Şu malım şuraya, bu malım buraya kabul olmaz buyruluyor. Bu iş canlıyken, kanlıyken, yağlıyken, bağlıyken, ne diyeyim? Nasıl anlatayım? Rabbi Zülcelal'imize bağlıyken diyeyim, dikkat edeceğiz.
Eğer böyle bir dikkat olursa geçmiş günahlarını da diyor biiznillahi teala bağışlattırır, yok tersi olursa diyor kalan ömür de geçen de berbat olur diye Allah korusun. Demek ki biz burada dikkat edeceğiz. Cuma gecesi nedir? Bir zikir gecesidir aynı zamanda. Buradan zikir ehlini şu şekilde haber vermiş Abdullah Et-üsterî Hazretleri Huddiseallahu sırra, Çok Kitap okuyabilir. Çok Kitaplar deviririz. Ama nefsimizi devirmeyecek olursak Allah korusun, o ilim bizi Cenab-ı Hak'tan uzaklaştırır. Ama El'ilmi billah, Allah'ımızı tanımaya götüren ilim. Çünkü ilimlerin hepsinde ne vardır? Çünkü El'Alim sıfatından damlar ilim. El'Alim ismi celalinden damlar. Yoksa sadece ilim kuru bir bilgi olur. Data diyorlar efendim. Boş. Bunun için Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bize faydasız ilimden Allah'a sığınırım buyuruyor.
Rabbımızdan bir ilim, anlayış Rabbi Zülcelalimizden, hümul alimune bihakkai kıl ulu, Hakikat ilimlerini öğrenmek, ilmin sadece zahir değil, batın yönlerini İmam-ı Azam'da olduğu gibi Rahmetullahi aleyh, hep mezhep imamlarımıza var zaten. Hüm ehlül fehmi minallahi teala, Hüm cüleseu'l-hakk ile oturup kalkandır buyuruyor. Bir tanesi dağda bulunurmuş da demişler ki bu dağda hiç senin komşun yok, yakının yok vesaire hiç kimse yok. Ne yapıyorsun burada? Yapayalnız deyince, hayır hayır demiş, ben burada yapayalnız değilim. Rabbimiz ben beni zikredenle beraberim buyuruyor.
Kaynak: Genel
Cuma Gecesinin Maneviyatı ve Zikirullahın… | Mihmandar