Cihad Kuran ve sünnetle sabit olan bir emirdir. Karşı çıkanlar ve muhalif olanlar elbette çok büyük yanlış yaparlar. Öneminin büyüklüğüne binaen hiçbir ibadet cihadın dengi değildir. Müslümanların öğrenmeleri için fıkıh külliyatımızda yeterli malumat olduğu gibi hayatın İslam'a göre güncel yorumlamasını içeren ilmihal kitaplarında da muhtasar bilgiler verilmiştir.
Kitaplardaki yazılanların tamamının gayesi İslam dinini tebliğ etmeyi, onu hayata hakim kılmayı, dinlerin gönderiliş amacı olan emniyetleri korumayı, bu emniyetlerin zararleti altına alındığı Daru'l İslam'ı inşa etmeyi, emanet bilinen devlet kademelerine liyakatli insanları istihdamı, zalimlerin sultasında yaşamamayı ve onların sultasının kurumlaştığı hallerden adil siyasetin tahakkuku için insanı merkez alıp onu Allah korusun yücelten durumlara karşı hiçbir Müslümanın aleyhine kafirlerle yardımlaşmamayı ve onların fikirlerinin belirleyici olduğu yerlerde Müslümanların yer almamasını, Müslümanların yeraltı ve yer üstü kaynaklarının zalimlere katiyen verilmemesi, dağıtımda adaletin sağlanmasını, Müslüman gençlerin zihnen ve bedenen katledilmemesini, ümmetin uyuşturucu salgınına müptela olmamasını, Kuran sünnet tecrisinde zerre kadar sapılmamasını ve küfre karşı müminlerin duracakları yerleri onlara öğretmektir.
Cihar bu amaçların tahakkuku için müminlerin elleriyle, canlarıyla, dilleriyle, tavırlarıyla ve mallarıyla çalışmalardır. Elin mi malın mı dilin mi öncelik arz ettiğini, bunun arz ettiğini konunun uzmanı mücahit fakihler hayatın içinde belirlerler. Bu konudaki son söz Nebevi ilme ve duruşa sahip olan Rabbani ulemaya aittir. Mücahit, fakih ifadesi cihatla fıkhın birbirinden ayrılmayacağını gösterir. Bu düşüncenin en önemli ifadesi ise mücahidin yaptığı cihat ile, fakihin yaptığı cihadın da aynı Türkten cihada fiilinden gelmesidir. Cihat ile mücahit, müçtehidler, iştiha birbirinden ayrılmadığı için kadim dönemlerdeki istikamet ehli ulemamız ömrünü cephelere ve ilmi kurumlara hasrederek bu ayrılmazlığı ispatlamışlardır. Modelini efendimiz aleyhissalatu vesselamdan alan bu anlayış cihatsızlığı münafıklık bilmiş ve ulemamızın çoğu dinlerin uğruna cephelerde şehit olmuşlardır.
İlmiyi araştırmalara kendilerine hapsederek mücahit kardeşlerini küçük görmek gibi bir densizliğe hiçbir zaman düşmemişlerdir. Sahabenin alimlerinden olan Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Abdullah bin Mesud, Hazreti Ubeyde Cerrah, Ubeyde Türk Mür Cerrah, Hazreti Abdullah bin Ömer, Hazreti Muaz bin Cebel, Hazreti Salim bin Makel, Hazreti Zeynep bin Zeyd bin Sabit, Hazreti Übey bin Ka'ab, Hazreti Selman, Hazreti Halil, Zeyd, Radıyallahu anhüm ecmain ve diğerleri hiçbir cihattan geri kalmamışlardır. Reji vakasında biri, biri maunede ve yememe savaşlarında da alim sahabilerin en önde olmuşlardır. Savaşlardan izin almayı hiç düşünmemişler ve kendilerini cihatla ilgili ayetlerin muhatabı saydıklarından dolayı hastayken de yaşlıyken de cihattan kopmamışlardır.
Doksana yaklaşan yaşına rağmen alim sahabe Ebu Eyyub el Ensari radıyallahu anh İstanbul kuşatmasına katılmış ve surların yakınında şehit olmuştur. Sahabedeki bu anlayış tabiin ve sonraki dönem alimlerinde de aynen devam etmiştir. Ulema hayatını hayırlı işlere vakfederek cihattan kopmamaya gayret göstermiştir. Cihatla içtihadı beraber götürmüşlerdir. Mezem imamlarından tasavvuf büyüklerine kadar bu tespitimiz geçerlidir. Kadim tasavvuf ulemasının enfüsiği alandaki cihatları ön planına çıkarıldığı için onların afaki alanda cihatları pek gündeme getirilmemiştir. Bu durumun farklı sebepleri olsa da tarikat büyüklerinin fiilli cihatlarına çok fazla yer verilmemesinin asıl nedeni psikolojiktir. Günümüzün bazı müritlerinin emperyalizmle hesaplaşmaktan ve dünyalıklarını kaybetmekten korkularıdır. Bu korkular bunları korkaklaştırmıştır.
Hasan-ı Basri, Abdülkadir-i Geylani, İmamı Rabbani, Ahmet Yesevi, Ebül Hasan-ı Harakani, Şeyh Şamil uzun hacı başta olmak üzere binlerce tasavvuf büyüğü ise günümüzün aksine filici cihadın merkezinde olmuşlardır. Saymış olduğumuz isimlerden Akıl kadir Geylani, Kaddafi sallallahu ve sırra öğrencilerine tertip üzerine Buhari'yi okutmuştur, Buhari'nin bablarını önce okuyup sonra da yaşamak suretiyle konuları geçerlerken sıra cihat babına geldiğinde Abdülkadir Geylani öğrencilerine şöyle demiştir Kuddise Allah'ın Resulü, cihat okunmaz, fiilen yapılır, Hazırlanın hep beraber İslam ordularının olduğu yere gidiyoruz. Daha sonra Abdül Fatih, Geylani ve öğrencileri topluca orduya katılırlar ve cihat ederlermiş.
Günümüzde böyle bir ruha ve tasavvuf anlayışına muhtacız, bütün yeryüzünü karargah bilecek ve İslami hayata hakim kılacak haritalar hazırlayan bir ruha küfrün zayıf ve kuvvetli noktalarını bilen yaptığı cihat fıkhıyla hayatın ortasında duran mücahit ruha, emperyalizm var oldukça hiçbir Müslümanın din, can, akıl, mal ve namus trenliğinin olmadığını bilen ve gereği için hazırlık yapan bir ruha. Şimdilerde bu ruh bilerek katlediliyor. Uydurma rivayetler üretiliyor. Ayetlere yanlış manalar veriliyor. Enfusi cihattan başkası bu zamanda yapılmaz diye ahkam kesiliyor. Kendi kavramlarımızın tanımlarını neredeyse zalimler yapıyoruz. Ansiklopedilerden cihat maddesi çıkarılıyor. Akil zamanda yazılan ilmihallerde bu önemli ibadete yer verilmiyor. Din görevlilerimiz vaazlarında cihat konusunu neredeyse hiç işlemiyor.
Televizyon kullanan ihtiyaçlarımız bu kavramı ağzına almıyor ve hepsinden önemlisi okullarımızın din kültürü. Temel dini bilgiler derslerinden cihadın temel bir ibadet olduğu çıkartılıyor. Yeni müfredatlarda sadece kavramsal düzeyde ele alınıyor, iş bununla da kalmıyor. İmam hatip liselerinin programlarında cihada çok az yer veriliyor. Sadece fıkıh dersinde bir ünitede muhtasar olarak bahsediliyor. Bahsederken de yükselen değerlerin gölgesinde kompleksli bir yaklaşımla konu işleniyor. Müfredatta çok az yer verilmesine bile tahammül edemeyen düşünceler Allah korusun cihat vardır diye, var diyenlere neredeyse karşı koyuyorlar. Öyle bir algı oluşturuluyor ki cihadı Allah korusun kargaşaya, kargaşayı çıkaran kimselere bağlayan batıl, eski dinlerine Allah korusun dönüyor. Haberler böyle.
Kimyasal ve konvansiyon silahlarla yüz binlerce Müslümanın katline ses, çıkarmayanlar Müslümanların ellerindeki taşlara göz diktiler. Bütün bu olumsuzlukların sonunda Allah'ı ve peygamberini tanımayan, kitabını okumayan, ahlaki davranışları yok sayan, zihin dilini kaybeden, kavramların içini İslam'la doldurmayan, tefekkür edemeyen, dinini ve namusunu korumayan, yaşadığı İslam toprakları uğruna canını vermeyen, mazlumlardan yana tavır alamayan, kutsalının çiğnenmesine göz yuman, velayeti işte ve dışta kafirlere teslim eden, Allah korusun bastığı yerleri toprak zanneden, hevasını ve zevklerini neredeyse yükselten, dünya hayatı içerisinde ömrünü tüketen bir nesil. İslam hukukçuları bile bile İslam yurdunda yaşamayı terk etmenin fıkhi sakıncalarını kitaplarında uzun uzun açıklamışlardır.
Bununla beraber bir karış vatan toprağını kafirler tarafından alınması durumunda cihadın her Müslüman'a farzı ayin olduğu hükmünde bulunmuşlardır. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz Allah'ın cihat ayetlerine Celle Celalü'lü karşı çıkanlar aynı zamanda vatan topraklarının savunulmasını istemeyip ülkeyi zalimlere peşkeş çekmek isteyen kimselerdir. Şunu burada bir defa daha yinelemek isteriz ki cihadın aleyhinde konuşanlar Allah Teala'nın muhkem bir farzını karaladıkları veya inkar ettikleri için neticeleri haraptır. Cihadın farziyetini inkar ettikleri için Müslüman nasıl olabilirler? Burada reddedilen cihat hükmünden ziyade Allah Teala'dır.
Cihadın İslam'ın gözü ve zirvesi olduğunu, İslam'ın ve Müslümanların bekasının bu ibadetle mümkün olacağını fark eden zalimler, kendileri yerine dünya hayatının kulu olan ve Allah korusun modernitenin kiliselerini devreye sokarak onlara sözde bilimsel açıklamalar yaptırmaktadırlar. Müslüman olmayan ama sahte kimlikle avunan ve yalancı aidiyetle doyuma ulaşan, Allah korusun çünkü bütün kafirler bilmektedirler ki bunların önünü kesecek olan tek ibadet cihattır. Cenabı hak ordumuza güç ve kuvvetli ihsan buyursun. Gönül istiyor ki bu gibi mekanlar bugünlerde tamamen dolması lazım. Sabah namazı tamamen dolması gerekir. Çünkü Fetih suresi okunacak iş ciddidir. Cenabı hak müminlere zafer lütf eylesin. Dokuz yüz altmış yedide okulun tepelerinin işgal edildiğinde İsrail tarafından bir korku getirmişler. Acaba Müslümanlar bir araya gelir bizi yok ederler mi diye.
O Yahudilerin başı durumunda olanlardan biri demiş ki sabah namazındaki cemaati yoklayın. Eğer sabah namazında da cuma namazında gibi toplanıyorlarsa korkutursa korkmayın demiş. Diye hüzün kalmadı Allah bizi.