Bu Cenabı Hakk'a muhabbet, aşk, sevgi hakkında aşk kelimesi kullanılmaz da muhabbet kelimesi kullanılır. Aşk olarak muhabbetin fazlalığına aşk kelimesi kullanılmıştır. Kuran-ı Azimüşşan'da nerdeyse Yusuf Aleyhisselam'a olan aşkından Yusuf'un kalbinin Aleyhisselam zarı parçalanacaktı diye buyuruluyor. En çok muhabbet kelimesi kullanılır. Men ahaballah kim Allah'ı severse Celle Celalü, en ise Mevla-yı Zülcelal'e yoldaş olur. Yalnız burada yoldaşlık şu demek, Allah'ımız kendisine yoldaş kılıyor. Mesela mukarrabun bir zümre var. Bu zümre Cenabı Hak zatına yaklaştırmıyor. Kulun kendisiyle olmuyor bu. Eshamne. Yuhibbuhum ve yuhibbune. Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Tabii Cenabı hakk'ın sevdiği amelleri yapınca Cenabı hak muhabbet ediyor. Bu Elif Efendi dergahında yedilerden Ahmet babamızın Rahmetullah Ali Ladikli çok sevdiği bir evladı vardı. Bu evladı gelirdi.
Zaman zaman gelirdi fakat sohbet olacağı zaman ayrılırdı. Mesela sohbete başlanacak. Şöyle birkaç dakika dinler ayrılır fakat bunu biiznillahi teala anladın. Bir gün böyle bir konu seçtim. Böyle bir konu seçtim. Oturuyor tabii adetim üzere kalkacak. Başladık men aha vallahi deyince oturdu. En ise Cenabıhakk'a yoldaş olur. Takip etti etti sonuna kadar. Ondan sonra dedi ki bunun kaydını alabilir miyim dedi. Böyle mübarek bir insandı, sevgili bir insandı. Cenabıhakk'a gönlü yanmış, aşık kimselerden diye düşünüyorum. Hüsnü zannım bu şekilde. Men ahaballah, kim Allah'ı sevecek olursa en ise Celle Celalühu, ona dost olur. Ve men en ise taribe, taribe ifadesi bir coşkunluktur, bir sevgidir, bir muhabbettir. Tabii tarifi yok bunun. Türkçede gerçekten karşılığı bulunmuyor. Böyle tasavvuf üzerine çalışma yapan ismini vermiyorum, yanlış anlaşılır diye.
Vermiyorum, Rahman kelimesinin işleri bir defasında dedi ki arkadaşlar, ben Rahman kelimesinin Türkçede karşılığını bulamıyorum diye. Yok maalesef ama şöyle yaklaşılmış oluyor. O manaya yakın ifadelerde bulunuyor. Yoksa anlamı o değildir. Ve men enise Taribe, böyle dostluğu kurunca bambaşka bir zevk hasıl oluyor onlarda ve men taribe iştaka bu sevgiyle, bu muhabbetle iştaka Rabbi Zülcelal'imize aşk hasıl oluyor. İsa Aleyhisselam'dan bir hadise anlatılır. Konu çok kısa olduğu için bunları arada veriyorum biz nayteala. İsa Aleyhisselam'ı görünce dedi ki ey Allah'ın Nebisi, senin duan makbuldür. Ne olur bana Cenabı Hak aşkından lütfetsin, tahammül edemezsin dedi. Bin de bir, tahammül edemezsin. Bin de birin yarısı. Tabii Cenabı Hakk'ın nebisidir. Haydi Rab'am lütfetsin deyince o kendinden geçti, dağlara düştü.
Sonra sonra İsa Aleyhisselam tekrar oradan geçerken o genci sordu, dediler ki efendim o ey Nebi, o kendinden geçti, dağlara düştü. Onun yanına doğru vardı, bir taşın üzerinde semavata bakıyor. Ne kadar ismimi söylese hiç cevap vermiyor. Halıkımız tarafından bir nida, ey İsa Aleyhisselam, o bizden başkasını duymaz. Üveme eniştahga valihe, bu kelime, bu kelime kendinden geçme anlamındadır, kendinden geçmiş. Kayseri'de böyle tenekeye ip takmış, Sürüyen birisi vardı, tenekeye ip takmış, Mürşid-i Kamilimizle beraberiz. Püre ağzından da af buyurun sular akıyor. Mürşidimiz buyurdu ki oğlum bu ne diyor? 0AA, böyle diyor. Daha bir acayip şekilde çıkarıyor sesi. Dedi ki buyurdular ki bu Allah'ımızın aşkıyla yanlış, yakılmış, Allah diyor oğlum dedi. Yalnız bu mübarek yolda sahili selamete erdirirler. Bir sahıl hali vardır, o uyanıklık halidir. Sahva getirirler.
Bunun yolu da şu, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazreti Bilal'e, ya Bilal bize kasideler oku buyuruyor, aşkımız artsın diye. Bir de, ey Aişe bana konuş. Bir defasında Aişe annemiz geldi radiyallahu anh, sen kimsin Aişe? Aişe de kim? Sıddık'ın kızı, Sıddık da kim deyince Aişe annemiz çekildi. Bunu büyüklerimiz ele alırken vasat durumunu ele alırlar. Hani orta bir hal olacak. Bunu da şu şekilde izah etmişlerdir. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam için bu nasıl peygamber, sokaklarda dolaşıyor diyorlar. Kendi o manevi hali insanlarla münasebetini, ailesiyle olan münasebetini vesair beşeri münasebetlerini bozmayacak. Mesela öyle haller yaşarlar ki bu dediklerimizin çok üzerinde haller yaşamalarına rağmen aynen bizim yaşantımız gibi bir halleri olur. Memen velihe hazzüme artık kendinden geçmiş kalbine, ruhuna, sırrına işlemek suretiyle yaşadığı alemi haber veremeyiz.
Bununla bitireyim, yalnız şurada önemli bir unsur var, hemen hazime vasal, o zaman gönül aleminde bunları yaşayınca Halık'ımıza vasıl oluyor, ona gelişiyor. Anlatacağım husus iki şekildedir. Bir İrşad tabakası, bir de Rical tabakası. Bunları birbirleriyle karıştırmamamız gerekir. Bunun yeri Kehf suresidir. Orada min ledün naima, kendi tarafımızdan ilim lütfettik diye buyurdular Hızır Aleyhisselam, bir de Musa Aleyhisselam. Yani bu onların yapmış olduğu hareketler şeri şerifin dışında değil, ama bu ilahi aşk mesela bizim şimdi lambalarımız, cereyan fazla gelecek olsa, mesela biz İrfanlı'dan veya Keban'dan cereyan almıyoruz, direkt gelecek olsa onu elektronik, elektronik, elektrik mühendisleri çok iyi bilirler. Şimdi direkt gelecek olsa bu lambanın devamı mümkün değildir, patlar. Onun için ne kurarlar? Bunun için trafo kurarlar. Trafik o memleketin ihtiyacına göre cereyanı verir.
Rabıta bir noktada budur. Halikımızdan gelen fünuzatı ilahiyenin tartılamayacağı için fenafillah olmuş, bekabillah olmuş, kendinden geçmiş, bizzat Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin müsaade ettiği kimseler vasıtasıyla alınır. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin. Velhamdülillahi Rabbil Alemin. Hepinize teşekkür ediyoruz. Biz burada sizi dinlerken tarif edemem zevkimizi dinliyorum zaten. Halık'ımız ziyadesini lütfetsin, ihsan etsin El Fatiha.