Hadisazı, aileleri teşrif buyurduğunda Kayseri'ye bazı sorular tevcih ediyorlar. Efendim biz yedi Ayetül Kürsi'yi okuyoruz deyince buyurmuş ki yedi ile sınırlandırmayın Ayetül Kürsi. Yedi ile sınırlandırmayın, daha da okursanız okuyun diye Ayetül Kürsi. Zaten isminden de ben de Ayetül Kürsi demek bütün ayetlerin şahı demek. Sebebi nedir? Allah'ımızın celle celalühü sıfatları onda çok geçer, Allah'ımızın sıfatları çok, onda zikredilir. Bu sebeple Ayetül Kürsi denir. İkinci bir soru daha sormuşlar. O da diyorlar ki efendim biz Salihat-ı Naliye okuyoruz, bazı sıkıntılar için dört bin dört yüz kırk dört Salihat-ı Naliye okuyoruz. Buyurmuşlar ki hatmi hacegan yapın. Mübarek efendilerimizin edepleri müstesnadır. Bütün enbiyanın edebini, edebini bir araya getirseniz, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin edebinin yanında deriyadan bir katle mesafesindedir.
Fahri kainatın, fahri kainatın edebinin yanında bütün peygamberan-ı izamın yüz yirmi dört bin, bir rivayette iki yüz yirmi dört bin enbiyanın, edebi onun yanında deriyadan bir katre bir damla gibi kalır. Letaiful minen de geçer bu. Velilerde de bu şekil var. Bütün insanların edebini toplasanız evliyanın edebi yanında aynen bu şekilde. Bütün evliyanın edebini toplasanız Nebilerin edebinin idipli olurlar. Rabbimiz, etdebeni Rabbi feahsene tedibi. Biz diyoruz ki bu bina ne kadar güzel kim yapmış bunu? Bunun acaba mimarı kimdir? Ne kadar güzel bir bina yapmış. O kapıdır, o penceredir, o kullanılan malzemelerdir, döşemesidir, sıvasıdır vesaire. Ne aksamı varsa her şeyiyle çok güzel bir yapı. Acaba bu Mimar kim? De sorarız. İnsanın Mimari kim? Fetebarekellahu ahsenul halıki. Yaratanların en güzeli olan Mevla-i Zülcelal'dir.
Mümkün değil onun koymuş olduğu bir taşın yerine başka bir benzetir, bir kayganlık vermiş ki böyle katı şekilde değil. Gözümüzde bir sıvı var ama o sıvı şu bildiğimiz sıvılardan değil, gözümüzü gözümüzü hareket ettiriyor. Şu göz kapağının çok rahat hareket etmesi o gözün saydamlığından oraya koymuş olduğu hali ve Lem gezelim'in bir sıvı. Ancak bu şehirde tarif ediyoruz. Suretsiz yağmurlu bir havada diyelim ki arabanın silgeci yok. Mümkün değil adama adım adımmaz. Sirkeç yok. Eliyle de silmesi mümkün değil. Çok kuvvetli de bir yağmur yağıyor. Eğer sağlıklı olabilirse sağ tarafa çekecek, böyle bir mani engel arıza işaretleri koyacak da öyle gidermişsin. O yağmur kesilinceye kadar bir silgecin olmaması. Rabbi Zülcelal'imiz gözümüze öyle bir silgeç lütfetmiş ki şu bizim kirpiklerimiz. Bu silgeç diğerine benzemez.
Yerine göre arabanın silgeci o silgeçteki silgeçteki onun artık lastiğinde bir yıpranma gibi hallolursa çizilir gibi yapar. Tam silemez, çizilir gibi yapar. Bir kısım yerlerini sine bir kısım yeri kalır. Ama bu silgeci öyle yapmış ki Cenabı Hak aynı zamanda gözümüzü yağlıyordu. Çok müstesna. Bir kardeşimizin kipriklerinde arıza olduğu bütün servetini veriyor yine tedaviyi. Öyle olunca habibine vermiş olduğu düzen, intizam, şekil, şemail hiçbir kimseye benzer mi? Evet, beşerdir. Beşer olmuyor, beşer. Beşer ama çok müstesna bir beşer. Biz beşeriz. Beşer bu tenle alakalıdır. Beşer tenle Gölgesi yere düşmüyor. Sonra bizim üzerimize sinek konar. Onun üzerine sinek kulak olmaz. Beşer ama. Mesela beşerdir onun defi hacete çıktığında defi hacete çıktığında o vücuttan atılan toprak tarafından yutulur, Dışarıda görünmez ama beşer.
Öyle bir beşer ki Muhammedun beşerun la kel beşer, bir beşerdir ama berhu ve kel yakutu beynen Hacer taşlar arasında yakutu gibidir. Öyle bir beşer. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Rabbimiz onu artık bütün insanlığa örnek olarak sunduğu için müstesna etti beni Rabbi. Rabbim beni terbiye etti buyuruyor. Şimdi çocuğumuzu alıyoruz okula veriyoruz. Aman ha diyoruz öğretmen güzel olsun. Diyorlar ki şu öğretmen, dokuz yıllık öğretmendir. Bunun elinden öğrenciler çok güzel çıkar. Çok güzel talim eder. Mesela biz Kuran okuyacağız. Aman ha böyle bir kıraat hoca sus. Burada, Yirmi Altı Camii'nde Hafız Ali Efendi bir tarih. İşte Hasan Akkuş. Son zamanlarda Abdurrahman Öğrenc öğrencilerin bir kısmı Kuran kursunda okumuşlar, bir kısmı da okumamışlar. O Kuran kursunda, taşçı olup Kuran kursunda mümin hafızın, hasbekli hafız denir, öğrencisi olan euzu besmeleyi çekmesiyle belli oluyor.
Öyle bir Yahudi besmele çekmiyor ki çünkü o harflerin taliminde bir hayi, hayi çıkartırken şu boğazları yara olmuş. O kadar uğraşmışlar. Çünkü harflerin boğazda makres deriz biz. Makres çıkış yerleridir. Mesela okuyoruz biz. Amin. Ama bizim okuduğumuz gibi değil onları okuması. O bir kıraat hocasının elinden çıkarsa ne olur müstesna olur. Zaten dediler bu herhalde böyle bir zatın elinde talim görmüş ve besbelli oluyordu. Onlar on üzerinden on alıyordu. Diğerlerimiz üç alıyor, beş alıyor, altı alıyor, en çok yedi alıyor, o on alıyor. Devamlı on alıyor. Neden? Hocası mükemmel. Şimdi bir kere Resulullah'ın talim edeni öyle bir Rabbi zülcelal'imiz ki, çıktı. İşte falan ustanın elinden çıktı. Adam ta atalarından beri bu evlatlarına da tevarüs ederek gelmiştir bu sanat. Onlar yapıyor. Öyleyse ona yaptıralım. Ya bu pencere nasıl bir pencere? Mesela bizim mescidimiz de bundan otuz seneye yapın.
Bir usta, hakikaten usta bu PVC'lerden neden değil. Bu ağaçtan bildiğimiz pencereler zerre kadar aralıklarında bir ayrılma da yok bozulma da yok. Ona diyorlar ki sen buranın pencerelerini işte mobilya işlerini yapacaksın, yapamam diyor. Niye yapamazsın? Yapacaksın, kıymetlim mescit yapamam. Çünkü ben bu ağacı kurutmam lazım. Bir fırınlanacak çünkü açılır, şimdi yapsan kurudukça açılır ben bunu fırınlayacağım diyor. Fırın diyor beş altı ay beklendi. Üstad-ı alimiz acele edilsin, acele edilsin, Yok yapamam. Üstadımız değiller diyor adam kim uğursuz, yapamam diyor. Eğer bu işin ustası isem diyor bekleyeceğiz, ağaç kuruyacağız. Kurutarak yaptığı hiç bozulma yok. Yok. Ne bir tarafı çekmiş, ne bir tarafında aksama hiçbir şey yok. Düzgün, müstesna. Gelen hemen oraya bakın. Bunu kime yaptırdınız. Habibullah'ın ustası kim bir kere, Rabbim beni terbiye etti ve terbiyem de ne güzel oldu.
Halı çok güzel dokunmuş. Nerede dokundu mu? Hereke'de. Bir Sultan Ahmet'teki diyelim bir Fatih Camii'deki halı. Hiç parçası yok. Tüm. Ya bu nerede dokundu? İşte hele. Neresi ora? Orası en güzel dokumayı bilen kimse. Ondan bizim dokumacımız, terbiye edicimiz bir kere mürşid-i kamil olacak. Bizim terbiye edicimiz bizzat Resulullah'tan izinli olacaksak Allah Resulü. Bunun için her mürşide dil vermek yolunu sarpa uğratır. Mürşid olanın yolu gayet asan imiş. Üzerinde teslim olan rahat ederiz Allah'ın izniyle, çok rahat ederiz. Hissettiğim bir şey var, Üstad-ı Ali'mizin evlatlarında bir güzellik bölünüyor. Biz de birini çok seviyor. Olur Meşşairzam'da olur, seviyorum. Çünkü tabiatına uygun. Mesela Yakub aleyhisselam Yusuf aleyhisselamı çok seviyor. Niye? Nübüvvet kokusu var onun için seviyor. Böyle velayet kokusunu getirenleri bağırlarına asarlar bilirler bir iznini. Bundan iş çıkar dediler.
Sami Efendimiz Hazretleri, Gaddisallahu Sırra sekiz yaşındaki bir çocuğa nazar etmişler. Buyurmuşlar ki bunun ilerisi güzel gelecek isminin Cüneyd olduğuna ötürü. Burada değil yani. Evliyaullah'tan bir tanesi adam Gayri misin? Geçiyor. Bunda diyor tevhid nurunu görüyorum. Gayri misin ya Yahudi, ya Hristiyan, ya Allah'ın sevgili bir kulunun dizinin dibinde kelime-i şehadeti okudu. Allah'ımız gösterir söyle. Galata Köprüsü'nün üzerinden geçerken Es'ad Erbili Hazretleri, Haddesallahu sırra Sami Efendi Hazretleri ile karşılaşır. Kendisi daha az ki o günkü ifade ile ihtiyar subay, yedek subay. Daha ilk karşılaşmalarına rağmen Esselamu aleyküm evladım Sami buyurur. Geçer gider. Tepesinden tırnağa kadar bir sıcak su dökülür. Eminul baktığı zaman eğer iyi bir nazarla bakarsa arşı alaya uçurur. Yeter ki o nazara bir isabet edebilsek. Bizim Kayseri Uleması'ndan bir zat Naim Hoca.
Ben diyor Efendi Hazretleri Hazretleri, Cincidere, Reşadiye, o bölgeye geldi, Reşadiye'ye geldiler. Kapı diyor açılacak. Kendi kendime dedim ki kapı açıldığında eğer Sami Efendi Hazretleri göz ucuyla bir bakarsa buna ilim verilir dedim diyor. İçime doğdu diyor, kendinden değil. Kapı açıldı. Bir şöyle on, on iki yaşlarında bir çocuk girdi. Kapı açılınca ani olarak bakmışlar. Çocuk tembeldi diyor. O bizim hocamız ismini veremem şimdi. O bize hocalık yaptı. Okulumuzda çok sevdiğimiz bir hocamızdı, hocamızdı. Hiç diyor kafası küt çalışmayan birisiydi, hafız oldu. Üstadımız Hazretleri birine buyurmuş ki birine hafız oğlum, ben diyor ne hafızım ne bir şeyim diyor. Hafızlık ne yok diyor, hafıza değil diyor. Ama hafız oldum dedim. Altı sahife ile gittim diyor. Bunu dedi efendim kimseyi anlatmadı dedi. İsmini vermiyorum. Altı sahife ezberledim günde diyor.
Efendim bana hafız oldum deyince diyor, altı sahife ezberledim gittim diyor. Bu zor değil Allah'ın izniyle. Malum Eba Hureyre Hazretleri hafızasından şikayet edince aleyhissalatü vesselam Efendimiz eteğini aç buyuruyor. Aç da bir şeyler yapar gibi yaptı. Beş binin üzerinde hadis-i şerif müksirun diye geçer, çok hadis, rivayetinde unutmak bende vaki olmadı diyor. Buyurmuşlar ki yerimizi işgal edecek, bizden sonra irşad görevini yapacak olan Sami Efendi Hazretleri geliyor mu? Öyle demiyor da O asker geliyor, geliyor efendim diyor. Gözleri onların ittehu firasetel mümin ve innehu yan nuru bin nurillahi azve ve cer. Evliyadan birisi buna bir tanesi öyle bir hizmet ediyor, çok hizmette vuruluyor. Meğer melhum, melhum demiş ki bunu ben sapıtacağım. Bir demiş, biz mahalli bir ifade ile pul ucuna çürüğümum demiş.
Yani bir eksiğini bulur veya bunu yaratır, birileri de bunun ayağını kaydırır demiş. Yirmi sene kadar hizmet etmiş. Şimdiki gibi elektrikler yok, ne yok, sokak damgalar yok, fenerle önünden giriyor, aman efendim bir sıkıntı olmasın, karanlık bir gecedir yürüyor. Fakat yanıltamamış. Niye yanıltamamış? Rabbimiz Sure-i Yusuf'ta da geçer. Benim muhlas kullarımı katiyen saptıramazsın. Çünkü onların yollarının üzerine oturacağım. Onların hepsini saptıracağım diyor. Ama benim hadis kullarımı saptıramazsın. Sonra mel'ul hizmetine de demek yorulmuş da. Demiş ki beni tanıdın mı? Seni ilk geldiğimde tanıdım demiş. Niye dedi benim demiş. Beni geceleri kaldırdın, büyüdün, hizmetçıttın. Ha yorulsun dedi. Rabbimizin izniyle kimin ne olduğunu kaç paraya gideceğini değerli mi, değersiz Rabbimiz lütfederse bilir dedi, ihsan ederse.
Cenabı Hak gönlümüzde de nefsimizin mertebelerini aşarak, ruhumuzda kemale ererek, sırra manen yeşererek bize de fütuhatlar ihsan