İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümüne bizleri kavuşturan yüce Rabbimize hamd ve Sena ile başlıyoruz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'z-Zirrahü'l-Azeyiz'in Ashabı Kiram isimli eserinden EBA Eyyub el Ensari'yi inşallah tanımaya bu bölümde de devam edeceğiz. Sabittir ki Ebu Eyyub Peygamber Efendimiz için her gün bir sofra hazırlamayı adet edilmişti. Rasulullah da yanında bulunan Ashabı Kiram ile teşrif ederler ve Allahü Teala'nın ihsanı olan yemekleri yerlerdi. Bu halisane hizmetiyle Ebu Eyyub Medine-i Münevvere'nin Ahniyasından olmuştu. Medine-i Münevvere'de Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin hayatındaki komşuları İmamı Kastalani'nin Mevahibi Ledünniye kitabında yazdığı vechile şunlardır: Hazreti Halid Ebu Eyyub el-Ensari, Sa'd Bin Muaz, Umare Bin Hazim ve Zeyd Bin Sabit radiyallahu anhüm.
Ebu Eyyub el-Ensari ve Mus'ab Bin Umeyr'in Kardeşlikleri Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine-i Münevvere'ye hicret buyurduktan sonra Hadis-i Şeriflerinde ikişer ikişer Allah uğrunda kardeş olunuz buyurduktan sonra emri Risaletpenahi mucibince Muhacirin ile Ensar-ı Kiram arasında hak üzerine ve hayatta birbirlerine yar ve hemdem olmak şartıyla kardeşlik, yani ahiret kardeşliği muahedesi yapılmıştır. Fakat bu kardeşlikte veraset sonradan nesh edilmiş, ancak kardeşlik rabıtası kuvvetle devam etmiştir. Bu zevatı Kiramda kırk beş muhacir ile kırk beş ensardan mürekkeptir ve bir rivayette elli muhacir ile elli ensar arasında akdedilmiştir. Bu muahede Enes bin Malik'in evinde cereyan etmiştir.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Salli Allahu Teala Aleyhi ve Sellem Efendimiz bir hadisi şeriflerinde ey muhacirin ve ensar, biliniz ki sizin kardeşlerinizin burada malları ve kabileleri bulunmadığından, her biriniz gelen muhacirlerden birer ikişer üçer kişinin iaşesini deruhte etmelidir buyurunca, artık cihan tarihinde bir eşi ve örneği görülmeyen bu içtimaı taavün, yani sosyal yardımlaşma ve tesanüd dayanışma çok yüksek ve derin bir surette teessüf etmiştir.
Ahiret kardeşliği ile birleşen Ashabı Kiram'dan bazıları Ebu Bekir Sıddık, Harise Bin Zeyd, Ömerü'l Faruk ile Utban Bin Malik, Osman Zinnureyni ile Evs Bin Sabit, Ebu Ubeyde Bin Cerrah ile Sa'd Bin Muaz, Abdurrahman Bin Avf ile Sa'd bin Rebi, Zübeyr ibn-ül Avvam ile Seleme bin Selame, Talha bin Ubeydullah ile Ka'b bin Malik, Caferi Tayyar ile Muaz bin Cebel, Said bin Zeyd ile Übey bin Ka'b, Musab bin Umeyr ile Ebu Eyyub el-Ensari, Ebu Huzeyfe bin Utbe ile Abbad bin Beşir, Ammar Bin Yasir ile Münzir Bin Amr, Ebu Zerril Gıfarî ile Uveym İbni Saide, Hatıp Bin Ebi Belta ile Huzeyfe Bin Yaman, Selman-ı Farisi ile Ebu'd Derdi Uveymir, Bilal-i Habeşi ile Ebu Ruveyha Abdullah, Hamza Bin Abdulmuttalip ile Zeyd bin Harise, Osman bin Masun ile Ebu Heysem bin Teyihan, Cabir bin Abdullah ile Mikdad bin Esved, Abdullah bin Cahş ile Ebu Mersed Ganevi, Zeyd bin Hattab ile Harise bin Saamme, Vehb bin Sa'd ile Man bin Adiy, Şuca bin Vehb ile Evs bin Havli, Vakıf bin Abdullah ile Bişr İbn Berah, Temim Mevla Hiraş ile Hubab Mevla Utbe, Salebe bin Amr ile Muteb bin Avf, Aiz Bin Mayıs ile Süveybit bin Harmele, Abdullah İbn-i Mahreme ile Ferve bin Amr.
İşte böyle bir kardeşlik akdedilmişti. Ebu Eyyub el-Ensari Radıyallahu Anh Resulullah'ın refakat-ı peygamberiyesine mazhariyeti yalnız mihmandarı bulunduğu altı yedi aylık zamana münhasır değildi. Bu refakat, ünsiyet ve muhabbet o derece inkişaf etmişti ki Resulullah Efendimiz Ebu Eyyub'un evinden kendi hane-i saadetlerine geçtikten sonra daha ziyade şiddetlenmiş ve aşkı Resulullah ve fenafir resul mertebesine nail olmakla beraber Allahu alem, fenafillah derecesine kadar ilerlemiştir. Ebu Eyyub el-Ensari ömrü boyunca Siret-i Ahmediye ve Sünneti Seniye-i Muhammediye dairesinde teali ve tefeyüz eylemiştir. Ebu Eyyub el-Ensari İrtihal-i Muhammediye Müteakib Medine-i Münevvere'de duramayarak, Hasreti Habib-i Kibriya aşkıyla kendini cihadı fisebilillah'a vakfetmiş ve nihayet bu uğurda canını vererek çok sevdiği mahbubuna İstanbul'da kavuşmuştur.
Medine-i Münevvere'de Peygamber Efendimizin yaptırdığı Mescid-i Şerif'in arsası Beni Neccar'dan Sehl ile Süheyl namında iki yetim çocuğa aitti. Resul-i Ekrem o arsayı on miskal altına satın aldı. Bu parayı da Ebu Bekir Sıddık verdi. Bir rivayete göre bu parayı Ebu Eyyub el-Ensari ödemiştir. Çünkü bu iki yetim Ebu Eyyub'un himayesinde ve vesayetindeydiler. Evvelce çocuklar biz para istemeyiz, burada madem ki mescit yapılacaktır, Allah rızası için hediye ediyoruz, demişlerse de Peygamber Efendimiz bu teklifi kabul buyurmamıştır. Mescidi şerifi Nebevi'nin inşasında Ebu Eyüp el-Ensari'nin maddeten ve manen de çok çalıştığı muhakkaktır. Hazreti Halid bütün ef'al, akval ve ahvaliyle Peygamber Efendimizin sünneti seniyyelerine fevkalade ittiba ederlerdi.
Az önce de ifade ettiğim vechile Peygamber Efendimiz iki sarımsak ve soğan yemediği için Ebu Eyyub'un da madem ki benim sevgilim yemiyor, şimdiden sonra ben de yemem diye karar vermesi sünneti Muhammediye'ye ittiba ve ona muhabbette sebat etmek hususunda ne dereceye ulaştığını gösterir. Ebu Eyyub'un Mescid-i Nebevi'de imameti. Hicret'in yirmi beşinci senesinde Hazreti Osman Zinnureyn Radıyallahu Anh'ın hilafeti zamanında zuhur eden fitnede Hazreti Osman bazı sebeplerden dolayı mescitte namaz kıldıramıyordu. Medine ahalisi evlerine çekilmişti. O zaman Mescid-i Nebevi'de müezzinlik eden Sa'd el-Karrat, Ali Kerem Alaveci Hazretleri'ne müracaatla Ya Ali, cemaate kim namaz kıldıracak?diye sordu. İmam Ali Hazretleri de Git Halid Ebu Eyyub el-Ensari'yi davet eyle de gelsin imam olsun Mescid-i Şerif'te namazı o kıldırsın diye emir verdi.
Bunun üzerine Ebu Eyyub el-Ensari birçok zamanlar imamlık vazifesini ifa eylemiştir. İşte bu hadise Hazreti Ali'nin kendisi varken Ebu Eyyub'a imamet vazifesini tevcih buyurması Hazreti Mihmandar'ın Ashab-ı Kiram arasında müstesna mevkiini göstermeye kafidir. O zamana kadar Hazreti Halid, Beynen Nas, Ebu Eyyub lakabıyla şöhret bulmuştu. Ali'den isminin Halid olduğu o zaman işitilerek malum olmuştur. Ebu Eyyub bir tarihte kendisini imamlığa ehil görmemişti. Halk Ebu Eyyub Hazretlerine bize bir imam ol da namazı kıldır dediklerinde bu vazifeyi kendisine münhasır olduğundan dolayı bizzarure kabul etmiş ise de bir zaruret vaki olmadıkça bir daha imameti kabul etmemek üzere taahhütte bulunmuştur. Ebu Eyyub el-Ensari Radıyallahu Anh Hani-i Saadetinde bulunduğu vakit ailesi halkına çok konuşmamalarını, hatta sükut etmelerini emrederdi.
Fakat namaza durduğu zaman serbest konuşmalarına müsaade ederdi. Bunun sebebini sorduklarında cevaben Ben namazdayken sizin konuştuklarınızı hiç işitmem!diye buyurmuşlardır. Hatta bir defa Ebu Eyyub bir mescitte namaz kılarken mescidin duvarı yıkıldığı halde başını bile çevirmemiş, tavır ve huzurunu dahi bozmamıştır. Zira namaz hem riyazat-ı nefs ve hem de riyazat-ı cesedi mütezammundır. Hazreti Ali, keremallahu veche, havaric taifesini tehdit etmek üzere Irak'a hareket ettiği zaman Medine-i Münevvere'de imaret makamına Ebu Eyyub radıyallahu anh'ı vekil tayin etmişti. Bir müddet sonra Ebu Eyyub, emanet makamından istifa ile Irak'a giderek Ali'ye iltihak eylemiştir. Ali radıyallahu anh, haricileri tedibinde Ebu Eyyub el-Ensari'yi sancaktar eylemiştir. Nehrevan muharebesinde Ebu Eyyub sancaktardı. Fakat, bilahere hiçbir muharebede sancaktarlık ve alemdarlık etmemiştir.
Diğer muharebelerde Ali ile bulunmuş, hatta Haricilerin emirini Ebu Eyyub eliyle katletmiştir. Hazreti Ali'nin bütün muharebelerinde mahiyetinden hiç ayrılmamıştır. Yalnız Sıffin'de bulunmamıştır. Emeviler zamanında Mervan bin Hakem Medine-i Münevvere'de sekiz sene kadar valilik etmişti. Kötü muamelelerinden herkes ondan münfaildi. Ekseri namazları geciktirerek kıldırırdı. Hele cuma namazını da müstehap olan vakitten geçirirdi. O zamanlar imamet vazifesini valiler ifa ve eda ettikleri için Mervan'ın bu hareketi cemaatin hoşuna gitmemiş ve ulemanın rızasına muvafık olmamakla beraber Mervan'ın serkeşliği yüzünden kimse ona karşı cesaret edip de bir şey söyleyememişti. Lakin Ebu Eyyub el-Ensari bu vaziyete tahammül edememiş ve Mervan'a hitaben, ey Mervan, beş vakit namazı, bahusus cuma namazların müstehap olan vakitlerden özürsüz tehir etmek caiz değildir.
Sen şeriat-ı Muhammediye'ye ve sünneti Ahmediye'ye muvafık hareket edersen biz de sana muvafakat ve iktida ederiz ve illa biz de sana muhalefetle seni reddederiz demiştir. İşte Ebu Eyyub el-Ensari hayatı boyunca ibadet ve taatını ve hatta adetlerini bile tarikatı Muhammediye'ye ve sünneti Ahmediye'ye göre tanzim etmiştir. Hak ve hakikat uğrunda hiç kimseden ferva etmemişler. Ebu Eyyub el-Ensari bir tarihte Medine'den Şam'a teşrif etmişti. Muaviye'nin huzuruna girdiği vakit Hazreti Resulullah doğru söylemiş diyerek Peygamber Efendimizin mucize olarak vukuundan evvel haber verdiği ahvali gözleriyle gördüğünden birdenbire Hadis-i Şerif'i hatırlamış ve tasdik etmişti. Muaviye sordu: Ya Eba Eyüp, niçin Rasulullah doğru söylemiş dedin? Yoksa burada taaccüb edecek bir şey mi gördün?
Ebu Eyyub dedi ki: Peygamber Efendimiz bir gün bize: Şimdi sizin meclisinizde görmekte olduğum ahvalin hülasasını aynen haber vermişti ve: Ey Ensar! Benden sonra servet ve saltanat sahibi olan umera'yı görmeniz muhakkaktır. O vakitsizler şeriat-ı Muhammediye'ye sarılmak suretiyle sabr-u sebat etmelisiniz ki ancak doğru yolu bulabilesiniz, buyurmuştu. Filhakika Muaviye zamanında ferah ve zevk ü safaha başlamış, herkes mülk ve servet sahibi olmuş, devlet zenginleşmiş, Umerha'nın kapılarında nöbetçiler kullanılmaya başlanmış, Harem ağaları sarayda bulundurulmuş, velhasıl dünya alayişine rağbet artmıştı. Muaviye Ebu Eyyub el-Ensariye Ne var? Şer-i Şerife tecavüz edilmiş bir halimi gördün?demek istemişti. Ebu Eyyub da Evet, Sünneti Muhammediyyelerin yerini bidatların tutmuş olduğunu gördüm.
Sana yalnız takvayı tavsiye ederim, cümlesiyle I birarını açıklamış ve hiç çekinmeden Senin meclisine bir daha gelmem deyip Şam'ı bırakarak İbn Abbas'ın yanına Basra'ya hareket etmiştir. Ebu Eyyub el-Ensari'nin Basra'ya teşrifini haber alan Basra ahalisi kendisini istikbal ile günlerce şenlikler yapmışlardır. O zaman Basra Valisi bulunan Peygamber Efendimizin amcazadesi Abdullah bin Abbas radiyallahu anhum'a Ebu Eyyub'u kendi konağına almıştır. Malum olduğu üzere Abdullah bin Abbas genç yaşında Peygamber Efendimize kavuşmuş ve duayı Nebeviye mazhar olarak o vesile ile de ilim, irfan, ahlak-ı hasene ve servetü's-saman sahibi olmuştur. Kuran-ı Azimüşşan'ı en evvel tefsir eden Abdullah Bin Abbas'tır.
İşte Basra Valisi İbn Abbas bu büyük misafiri Ebu Eyyub el-Ensari'ye o kadar izzet ve ikram, o kadar hürmet ve muhabbet etmiştir ki hiçbir kimsenin hiçbir zaman misafirine bu derece ikram ve ihsan ettiği işitilmemiştir. Şöyle ki Ebu Eyyub el-Ensari, İbn-i Abbas Hazretleri'ne misafir olunca İbn-i Abbas konağının kapısının halkasını tutarak Ya Eba Eyyub, Resul-i Kibriya Hazretleri Mekke'den Medine'ye hicret buyurduğu zaman, sen nasıl evini zatı Risaletpenahiye teslim etmişsen, senin yaptığını yapamam ama ben de bugün konağımı bütün eşyalarıyla beraber sana tahsis ve teslim ediyorum diyerek evinin anahtarlarını Ebu Eyyub'a teslim etmiş ve kendisi de başka bir konağa nakletmiştir.
Bir müddet sonra Ebu Eyyub el-Ensari Basra'yı terk edeceği zaman İbn Abbas konağının bütün kıymetli eşyasını muhterem misafirine hediye ettiği gibi ayrıca iki bin dirhem, bir rivayette dört bin dirhem gümüş ile yirmi, bir rivayette kırk köle ihsan ve takdim etmiştir. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de de kadr u kıymet sahibinin kıymetini ancak kadr u kıymet sahibi bilir buyurmuşlardır. Ebu Eyyub'un şeref ve fazileti böylece bilinmiş ve bildirilmiştir. Mamafi, Ebu Eyyub kölelerin hepsini rızayı ilahi için azad etmiş ve diğer aldığı paralarla eşyaları da kölelere vermiştir. Bu suretle de sireti Muhammediye'ye kamilen ve tamamıyla temessük ve ittiba eylediğini ispat etmiştir, Radıyallahu Allahu alem.
İşte bu hadise bütün Ashab-ı Kiram hazıratı Ebu Eyyub el-Ensari'nin fazilet ve meziyetini ve bilhassa onun Ashap arasında haiz olduğu mevki ve şerefi takdir eylediklerini kemal-i vuzuh ile göstermektedir. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna gelmiş olduk. Hazreti Halid Bin Zeyd Ebu Eyyub el Ensari'yi tanımaya inşallah bir sonraki bölümümüzde devam edeceğiz. Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olunuz.