Böyle bir kısmını okumuşuz. Bu arif deyince bunu bilirsiniz Rabbi Zülcelal'imizi tanıyan demek. Onu tanıyarak yapılan şimdi azıcık bir amel, dağlarca yapılan taatten çok üstündür. Zaten tarikat-ı Aliyye gibi mübarek olarak girmenin sebebi de budur. Allahü Zülcelal'i tanımak. Tabi bu bize şimdi nasıl olacak diye düşünüyoruz. Bu aldığımız derslerin içerisinde var. Çokça duydunuz. Biz sizden de öğrenmek isteriz. O ana sütü gibi. Ana süt. O ana sütün de çocuğun beslenmesi için her türlü gıda var. Mesela o sütle gözünün görmesi, kulağının duyması, elinin tutması, ayağının yürümesi, beyninin çalışması hep o sütün içerisinde gıda da var. O aldığımız dersin içerisinde bu Arifani ilahi olmanın gıdası var ama çocuk çok zayıf kalmış. Niye? Beslenememiş.
Tabii rabıtayı çok az yaparsak, istiğfarımızı okurken alelade böyle bir adet kabilinden yapar ve gözyaşlarıyla yapamazsa kalpten idame elbette ki bu zahir olmayacaktır. İyi bir tutam da olur. Sağlam bir şekilde tutan da olur. En çok yanıldığımız yerde ya ben böyle bir yere dahil olursam işim iyi olacak. İşimize gücümüze manisi yok. Bunu da en güzel şekilde yapmanın yolu. Tarikatı adi gelir. Evet efendim, Bu çok güzel eğer kaydederseniz çok güzel. Arifani ilahi ummanın işareti Cenab-ı Hakk'ın sevgisidir. Şöyle düşünelim. Bazı yerlere yağmur düşüyor, bazı yerlere düşmüyor. Böyle denizin olduğu, ondan sonra ormanın bol olduğu yeşilliğin yerde ve yağıyor. Mesela bu gibi bölgelerde devamlı yağar. Rabbimizin muhabbetini celbedecek yani muhabbetini çekecek bir huyun gizli olması gerekir. Yoksa olmaz. Hiçbir şey bedelsiz değildir. İkincisi Artık bunda neyi kastedildiğini biz de bilmiyoruz.
Azı da çoğu da terk etmek. Şöyle hatırımıza geliyor manası artık. Bunu buyuran mübarek insanın kalbindedir. Dünyanın azına çoğuna bakmadan razı olmak diyoruz biz. Tenzih, Kuran-ı Kerim'in bir adı da zaten budur. Kuran-ı Azimüşşan'a tabi olmak, çok güzelmiş. Ve haufuhu minet tahvil. Bu da değişik bir şekil ortaya koydu. Ve haufuhu minet tahvil. Böyle değişmekten korkmak. Mesela bir ara çok aşklı, şevkli, muhabbetle giderken bunun tersinin olması. Bundan korkmak. Yalnız burada bir esas var. O da şu. Kabz ve bast. Bu çok önemli. Tasavvuf kitaplarında geçer. Kabz zaten kab Allah fiilinden kap tutmak demektir. Avuçlama manasına gelir. Tutmak. Bast, açılmak. Şimdi kullanılıyor mu bilmem. Bast'a denir ya, pasta bu pazar yerlerinde, o açılma işte açılma manasına. Bunun kabz ve bast, bunun şeriatimizde karşılığı nedir? Havf ve reca, korku ile dün itibar olmaktır.
Gabs hali öyle bir olur ki taş gibi hiçbir feyiz alamaz. Bastı hali de çok büyük feyze mazhar olur. Bu müridin tayyidır derler, uçmasıdır. Yani ne o gönlüne gelen fünuzakla hareket etmek ne de gelmemesiyle ben kulum, kul olarak Rabbime itaat etmek mecburiyetindeyim demektir. Bu tahvil değişmek demektir. İşte ben bu güzel yoldayım. Acaba değişti mi? O aşkım, şevkim, muhabbetim kalmadı mı diye bir derde düşmek diye biz böyle hatırlıyoruz. Bu bölüm bitmiş. Şuradan bir başlangıç bulalım. Ahvalü'l arifin. Bu kitap hep böyle. Hadis-i Şerifler alır. Mesela aldığı Hadis-i Şerif şu. Dünyada iki yüz yıllık yapan yani bir yere bir şekilde, bir yere diğer bir başka şekilde, ateşte iki dilli olacaktır. Yani o da ateşlendir herhalde Allah korusun. Evet, İsa'de bu efendi demek? İsa'de iyi efendi. Biliniz ki ne dedi? Arifler kısım kısımdır. Değişik hallerdedirler.
Evet, değişik biçimdedirler deyip ondan sonra açıklamaya başlamış. Onlardan birisi, Allahü Zülcelal'i onun yüce kudretini tanıyan çok önemli bir hal. Bu bizzat görmek, yani bilmekle değil bu. Bu şeyde geçer, Tekasür suresinde. Orada üç tane zaten husus var. Birisi ilmelyakin, aynelyakin, hakkalyakin. İşte asıl istenen o aynelyakin, hakkalyakin. İlmelyakin biliyor. Allah'ımızın kudretini, gücünü, kuvvetini, ondan sonra nasıl yağmur yağdırmasını, nasıl kar indirmesini, rüzgarın esmesini, işte bunları neleri bilmek. Bunu bilmek. Bir de görmektir. Bunun yanında bir de hakikatine ermek. Bu hakikatine ermek işi değiştiriyor işte. Efendim bu nedir? Çok şey dedik ama tekrar diyelim insan unutuyor. Çünkü dünyevi meşgalelerimiz, nelerimiz hep bunlara odaklanamadığımız için unutur insan. Kırk kere desek yine unuturuz. Bu şu demek.
Bu Allah'ımızın böyle kudretinin, insanın gönlünde belirmesi, Allah'ımıza kavuşmakta onu tutmak mümkün değildir. İnsin ve cinnin ameline denk olur onun. Bir nefeslik taati. Buradan anlayalım. Bak kazancın bu kadar fazladır. Burada kazansak ne olacak? İnşallah hayır kazanırız ama bunu kazanmak bizi ebedi olan alemde müstesna bir hale getirir. Çünkü cennete giren de pişman olacak, girmeyelim de. Girenin pişmanlığı. Neden? Ben de şunları yaşasaydım, bu hale gelseydi ebedi bir ızdırap. Bundan dolayı okuyayım da siz artık kendiniz düşünürsünüz. Biz de Allah'ım, misal etsin. Allah'ımızı kudretiyle bilmek ve onun korkusunun bizde hasıl olması. Bu da Rabbi zülcelal'imizin ikramını bilmektir. Şu gözümüzün görmesi iyidir. Bu Rabb'ımızın gözetlemesini bilmek. Bu aşağı bir şey değil. Biz izah etmiyoruz da okuyayım, geçeyim. Rabbimizin bizi böldüğünün gönülde tecelli etmesi demektir.
Duyduğunun tecelli etmesi. Bak bize şimdi hep bunlar basit gibi geliyor. İnşallah gelmez de şu yaşamadığımız için yaşayan bir kimsenin hali çok müstesna olur zaten. Onun bakışı da başka olur, yürüyüşü de başka olur. Aynı bizim gibi yürür de çok huzurlu bir hali olur. Olur. Cenabı hakk'ı yüceliğiyle tanımak ve bu da ona karşı muhtaç olduğumuzu bilmek ve Bu ferdaniye Allah'ımızın tekbiri demek. Her şeyi destek. Yemede, içmede tek. Çünkü rızkı vermiştir. Yatmamızda neden? O istirahati temin eden geceyi, bizim istirahatimizin temini yine odur. Her şeyde onu görebilmek. Evet, İnceleyelim. Şimdi burada bu harfi cer ile şunu kastetti. Ve onu onunla tanımak. Yani Allah'ımızın bize kendisini ne kadar tanıtmışsa o kadar tanımak. Olay nedir? Mesela insanda çok kıymetli bir eşya olur. Onu ne yapar? Çok kıymetli olanı ancak ehli olana gösterir. Mesela bir Serraftır. Onda çok kıymetli bir eşya var.
Diyelim zümrüt var. Şimdi taklitleri var da zümrütün hakiki olanı bulunmaz öyle. Onu ne yapar? Ancak varlıklı olan kimseye inandığı kimseye ya iyice gösterir ya bir gizli bir vakitte ona gösterir kimsenin olmadığı bir zamanda. Aynen bunun gibi işte. Allah'ımız da Allah'ımız da Celle Celalühu kendisini sevdiği kullara tanıtır. Rabbi Zül Celalimiz bu. Böyle kalbi Rabbimize aşık olanlara, onlara bildirir. Zaten bir bildirdim, ondan sonra açılır da açılır olur. Tutamazsın o evet, zaten demiş, Zaten Allah'ımızı tanıdığı kadar korku meydana gelir. Bunu söylemiş. İda etmiş Böyle bir yere bulur mu diyorum ama çok ağır bu. Kitabın kendisi fenafillah beka bilda olanların durumlarını izah ediyor. Şuradan okuyun. Bu biraz daha kolay geleceğini zannediyorum. Tevbe eden kimseler, haya ayakları ile nedamet nedamet yürüyüşü ile yürürler. Tevbekarlar. Tövbe eyle.
Bu tevbe Rabbimize yöneliş manasını içerir. Nedamet ayağı ile yürürler. Yani bir pişmanlık duyar. Yahu ben niye böyle yaptım? Ak bunu bir diyebilsek kururuz buyur işte. Ben bunu nasıl olur da yapabilirim diye bir pişmanlık duysak ak burada. Bu utanma kademe ayağıyla ve zahidü'z zahitler, tevekkül rıza ayağııyla tevekkül içerisinde yürürler Allah'ımıza tam bir teslimiyet. Onun azamet-i ilahiyesinden çekinen dolu, azabından korkan daha ziyade. Allah'ımızın korkusuyla yürüyorlar, vefa ayağıyla. Onu sevenler ise şevkle yürüyorlar, safa kademiyle. Arifler ise bu izah gidemeyiz biz. Bu müşahede her şeyi apaçık görüyor. Yani bir şeyin esrarına vakıf. Nasıl tarif edeyim, bir tarif edemiyorum işte. Ne diyelim? Dünyayla ahiret onun arasında hiçbir farkı yok. Daha geniştir tabi izahı. Müşahede ayağıyla arifler yürürler. Yani onlara semavatmış, arzmış, ondan sonra bunların hepsine ulaşmış ol.
Kalp gözlerinin açılmasıyla bu dünyayı gören gözlerinin yanında bir de görünmeyen alemleri kalp gözleriyle melekut, ceberut, lağut, onları müşahede eden kimselerdir. Yani o görenlerle bizim bir olmamız mümkün değildir. Bu olmaz mı? Hepimiz için mukadder. Dediğim gibi anamızın sütünü çok iyi yenmemize bağlı. Mürşid-i kamilimizin kalbinden Allah'ımızın nurunu iyi bir almamıza bağlı. Belli bir aşamaya geldikten sonra ananın çocuğunu sütten kesip direkt aşağı azamdan alması üstünden dağılır. O bir ay gibi, el Fatiha.