Bismillahirrahmanirrahim. Diyelim evrad ve ezkarımız yükseliyor. Biz almışız vazifemizi, demişler ki şu kadarını dıştan okuyacaksın, şu kadarını içten okuyacaksın. Bu dıştan okumakla içten okuma biraz tefekkürle yapılacak. Sebebi şu, şimdi dilimiz Allah'ın zikriyle ıslı olacak. Allah diyeceğiz. Aynı zamanda kalbimiz de ıslı olacak. Asıl mühim olan bu. Şimdi Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyor ki Halıku'l Lem Yezel'in zikri ile dilleriniz ıslı olsun. Ne demek ıslı olsun? Bizim memleketimizde ürün yılda bir alınıyor. Bazı yerler var ki nadasa da bırakılıyor. Alamıyorsun, ikinci eve alınmıyor ürün. Alamıyorsun çünkü toprak çok yorgun ve verimsiz, bir sene sonra. Ama bazı ıslı olan topraklar var, gap bölgesi değil, boşuna demiyorlar. Mesela gündüz çok sıcak oluyor, gece ise soğuk geçiyor. O soğuk geçişi ile böyle çiğ düşüyor üzerine toprağın, çiğ düşüyor.
O çiğ düşmesi onu nemlendirmek suretiyle toprak tazeleniyor. Şimdi bizim tazelenmemiz dilimizin devamlı çiğ düşmesi gerekiyor. Allah diye çiğ düşecek, bu dile düşecek. Demek o toprağın verimi gece gündüzün aksine soğuk olması sebebiyle soğuk ve sıcağın karşılaşması neticesi bir çiğ diyoruz biz ona, çiğ diyoruz, belki bölgelere göre değişebilir. Böyle nemleniyor toprak, nemleniyor ve tazeleniyor. Şimdi Allah dedikçe dilimiz nemleniyor, kurumuyor. Korursa zaten bir fayda hasıl olmuyor. Toprak kuruduğu zaman geçtiğimiz günlerde yağmur yağmayınca hep çiftçi kardeşlerimiz üzüldüler. Dediler ki herhalde akmış olduğumuz tohumlar faydasız hale gelecek. Sonra Cenabı Hak yağmur ihsan buyurdu ve açıldı. Aynen bunun gibi eşyaya ibretle baktığımız zaman bunu görürüz. Dilimizi kurak bırakmayacağız. Kurak bırakırsak ondan hiçbir mahsul elde edilmiyor.
Ama Allah dersek dili kurak bırakmıyoruz şimdi, Allah diyoruz. La ilahe illallah diyoruz, salatü selam okuyoruz. Tebliğ, davet, Allah'ın yolunda hizmet, bunu biz dil olarak diyoruz ya siz diğerlerine teşbih edersiniz. Okurken, okurken, okurken dilimiz, dilimiz, Mevla'nın zikriyle yad doldukça verim başlıyor. Verimi bire ondur, en az bire ondur. Bunu Bakara Suresi'nin Mevlamız, kat be kat, bir Ayet celle'de de Sonsuz veriyor Mevla yüce. Çünkü onlar öyle bir verimli hale gelmiş ki onlarınkini hesap edemiyor. Şimdi dilimiz Allah'ın zikriyle ıslı olduğu gibi kalbimiz de ıslı olacak. O açıktan dediğimiz dilimizin ıslı olması, kalbimizin ıslı olması da kalben böyle dilimizi hareket ettirmeden okuduğumuz zikir çok önemli. Orada biz sükut edip duruyoruz. O sükut etmede Allah'ımızın azameti düşünülür. Sükut etmede Allah'ımızın azameti düşünülür.
Halıkı Lemyezel'in azamet-i ilahiyesi düşünülerek bir kalbi zikir yapalım göreceksiniz. O zaman ahlakımız da değişmem ilanı geliyor. Mesela iki bahçe düşünelim, bir bahçe sahibi var ki bu vaktini de zamanını da pek gözetleyemiyor, bakımı hususunda. Mesela billenecek, toprak havalandırılacak diyelim, yenilenecek diyelim, tazelenecek, sonra gübresi de verilecek, O gübrenin durumuna göre de suyu ayarlanacak. Çünkü gübre yakabilir. Sonra otlanabilir, otları da alınacak. Belki taşlıdır, o taşlar da alınacaktır. Bir çiftçi var ki çok hassas davranıyor. Toprak hakkında malumatı var. Toprağın verimli olup olmamasını çok güzel tespit ediyor. Verimli toprak nasıl elde edilir bunun esaslarını biliyor. Gübre ne zaman verilecek biliyor, suyunu biliyor, gerekli bakımlarını, her şeyini ilaçlamasını biliyor. Bakıyorsunuz ki çok muazzam bir bahçe.
Meyveleri öyle dökülüyor ki, daha tohumu atar atmaz, bu küçük fideleri diker dikmez bir müddet sonra böyle küçük küçük dökülmeye başlıyor. Salatalıklar dökülüyor, bunun yanında ne diyelim domatesler vesaireler olmaya başlıyor. Bir diğerinde yok çünkü bakımı yok. Vaktinde yapmadığı için, dersini vaktinde yapıyor, alışmış vücudunu alıştırmış, ilk gece okuyor. Suyunda vaktinde veriyor, rabıta suyunu da vaktinde veriyor, namaz sunlarını gözetliyor mesela. Suyu her zaman da veremezsiniz siz, öğleyin verilen su ile sabah ve akşama doğru verilen bir tarlaya, bir bahçeye, bir ettiğimiz diktiğimiz yere verilen su çok farklıdır. Ya sabah vereceksiniz ya da akşama doğru vereceksiniz toprak için, bu çok faydalı olur. Bizim de rabıta-i Şerife'yi seherde yapıyoruz, dersimizin sonunda kabul edelim. Miftahul Kulüb kitabı Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin emri ile yazılan bir kitaptır.
Bundan bize bazı hassalar, özellikler, dersler, ifade buyururlardı. O da şu diyelim ki kalbimiz zikretmiş bir bina katı temin edilmiş. Ruhumuz on, letaif diyelim. Bunlar katbekat bir bina katları olarak düşünülecek olursa on kat ama ahlakımızda bir değişme olmamış. Ne var mesela bizde? Çok aşırı bir lükse meyil var. Mesela koltuklar kullanabiliriz ama değişsin diyoruz. Değişecek durum yok. Yok eğer fakire yoksula verirsek belki bunun yolu bulunabilir. Bunun yanında diyelim ki evin döşemesini de uygun görmüyoruz, böyle hep lükse dönüyoruz. Mutfağın eşyasında hanım lükse dönüyor. Komşuda diyor şu var, işte bizde yetecek şekilde iken, eğer israf kabilinden meyil olacak olursa, o bizim kalbimizi hareketsiz hale getirir. Bak israf kabilinden diyoruz. Yoksa en güzelini alacağız, en güzelini alacağız ama o en güzelini almışken devamlı zaten değişiyor.
İşte komşuda bu var, daha bir güzeli çıkmış diyerek tamahtiğimiz zaman gönlümüzde kararmalar meydana gelir. İşte bunlar gibi hal, böyle bir lükse düşkünlük gibi, daha sonra diyelim dilimizdeki sözler uygun olmazsa gözümüzün bakışları vesaire. Aynen bunu diyelim ki bunkart bina, o binanın zeminine bir tahrip kalıbı koyuyor. Bir ateşin isabetiyle ne oluyor? Gür deyip yok oluyor. Görüyorsunuz yaz günlerinde bir ateşin isabeti ile koskoca orman servet yanıyor. Aynen bunun gibi şeytanın aldatması ile, nefsin arzu ateşiyle, şeytanın aldatma ateşiyle, nefsin heva ateşiyle, kötü niyetli insanların kötü niyet düşünce ateşiyle, dünya muhabbeti ateşiyle, artık saymakla bitiremeyiz nefsin hallerini, o ateşin isabeti ile tahrip kalıbı ne yapıyor? Gülür diye on kat binayı olduğu gibi yere indiriyor. Demek ki ibadet ve taatimizi yaparken ne yapacağız? Onu zayi etmemeye gayret edeceğiz.
O da ahlakımızın güzelliği ile alakalıdır. Burada büyüklerimizin ifadeleri var, çok güzel sözler söylüyorlar. El keramur, el keram, pil affi, elle telküre cinayete sahibik. El kerav iyilik nedir? Pil af. Nefsimize yapılan hakaretlerde, nefsimize yapılan darbelerde af yolunu tercih etmek ve bu cinayeti bize bu kötülüğü yapan insanı, hiçbir zaman bana şöyle etti dememektir. Biz bunu Aleyhissalatü Vesselam efendimizin mübarek hayatında görüyoruz. Dikkat edilirse bana şu şunu yaptı, bu bunu yaptı demiyor aleyhissalatü vesselam. Sadece genel bir ifadesi var. Diye. İşte şu kavme ne oluyor ki diye böyle bir ifadede bulunuyor. Kalbimizin bizim hayata erişmesi, ölmeyen ezeli ve ebedi olan Cenabı Hakk'ı zikredip, o zikirle hayatımızda baharlar açılıp, bir başkasıyla olmamak, devamlı onun muhabbetiyle hemhal olmakla kalbimiz hayata erişiyor.
La yasili'l abdü lillah illa billah Kişi mesela çok kimselerden duyuyoruz, bu ne güzel bir arzu. Ben diyor Mevla'yı istiyorum. Rabbizülcelal'imize kavuşmak böyle kolay değil bu. Belli bir aşamalardan geçmemiz gerekir. Mesela sınıfları geçebiliriz de, mesela ilkokulu okumadan ortaokula geçmiyor kişi, ortaokul okumadan da liseye geçemiyor, liseden de üniversiteye geçemiyor, ta profluğa kadar girelim, aşama aşama devam ediyor bu. Yüksek lisans diye başlıyor. Sonra öğretim görevlileri, diyelim yardımcı doçent, doçent, profesör bu şekilde gidiyor. Bizim Rabbi Zülcelal'imize ulaşmamız da aynen bunun gibidir. Başta kardeşliğimizin çok güzel olması gerekiyor. Biraz incelediğimiz zaman bunun ne kadar mühim olduğunu göreceğiz. Çünkü iyilik ve takvada yardımlaşın. Ne demek o takva çok mühim bir esas. En son maddesi Mevla'nın gayrı hiçbir şey gönülde kalmaz. Ve iyilikte.
Devamlı işimizi şöyle yaparsak Mevla indinde mesul olmayız, yoksa indi ilahide cezası büyük olur, aman ha sakın alın, korunalım. Böyle hep yardımcı, kardeşine yardımcı. Görüyorum işte artık kız çocuklarda pantolonlar giymeye başladı, dikkat edelim. Biz tesettür çok mühimdir, insanın fıtratında mevcut bir haldir. Çünkü Adem aleyhisselam ile Havva annemiz şeytanın yalan yemini üzerine yasaklanan meyveden yeyince üzerlerine açılıveriyor ve derhal o yapraklar da örtünüyorlar. Tabiatında mevcut insanın örtünmek. Şimdi yavrularımızın ısrarı hususunda diyorsun ki, çocuklar kimlerle gezip dolaşıyor, bunlara iyi arkadaşlar bulsak. Yasaklamak hiçbir zaman bize bir fayda getirmiyor. İşte çocuğum bu işi yapma, işte internet kullanma, şimdi kullanmayanı yok. Memleketimizde yüzde elliye doğru vardı internet kullanımı. Güzel siteler de var, güzel siteler de var, bunlarla meşgul olursak daha iyi olur.
Çünkü çocuğun psikolojik durumunu çok iyi bilmemiz lazım. Mesela çocuğu kötülükte gördüğümüz zaman onu sopalarla bilmem bilmem falan dövmelerle hiçbir şeyi hasıl olmaz daha da kötü yapamaz. Üstadımız buna ait bir okulda bitirmedi. Ama yavrularını ıslahta diyelim, bizim kardeşler usulünde kötü niyetli kimseler elde etmeye çalışmış, günlerce de kaybolmuşlar. Üstadımız hiç kızmıyor. Aman ha oğlum, oğlum diye diye sıvaya, sıvaya onun ıslahına vesile olmuş. Çünkü belli bir yaşa gelince, şöyle on beş on altı yaşlarına biz mukabele, iyi bir karşılık vermeyecek olursak tam tersini yapıyor. Ona yol göstermemiz gerekiyor. Mesela küçük yavrular diyelim, onlara şöyle yaparsan daha iyi olur. Çünkü yapma dediğinde olanca hıncıyla üzerine yüklenir o. Belki size bir şey yapmaz ama, diyelim yemek kaplarını olduğu gibi dökmeye çalışır, kitaplıkları indirmeye başlar, pencereleri kırar, vesair yapar onu.
Ondan yol göstermek gerekiyor. Hakiki yapamazsın demeden şöyle yaparsan daha iyi olur. Ne güzel aleyhissalatü vesselam Efendimizin bir sokakta yürüyüşünü hatırlasak yeter bize. Çocuklarla oyun oynuyor, onlara evler yapıyor. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz terk etmiyor. Çok güzel tavsiyelerde bulunuyor. Hazreti Abdullah'a öyle tavsiyeler var ki, ya Abdullah, Nilde olursan ol, Allah'ın seni gördüğünü hatırla diye. Çok güzel tavsiyelerde bulunmuş. Bunu demek murakabeyi anlatıyor aleyhissalatü vesselam efendimiz. Nerede olursan ol Cenabı hakk'ın seninle bulduğunu bil. Ona yol göstermemiz, iyi arkadaşlar bulmamız gerekiyor. Çok gizli bir şekilde izlememiz icap ediyor. Çok gizli gözetlememiz gerekiyor ve hayırlı arkadaşları bulduğumuz zaman kurtulacaktır. İşte şu yasak şunu yapmak, bu yasak bunu yapmak onu aksine daha çok yapar.
Ama bunun yerine meşru olan spor türlerini gösterecek olursa ve arkadaşlarıyla beraber o zaman o çılgınlıktan da Allah'ın izniyle kurtulacaktır. Demek birinci olarak yapacağımız kardeşlik esası Allah'ımızı bulabilmek için Celle Celalühü, iyilik ve takvada yardımlaşacağız. Diyeceğiz kimsenin çocuğun benim çocuğum demek. Görüyorum uygunsuz halleri var, gel şöyle yapalım. Çünkü biz de gençlik dönemlerini yaşadık. Şimdi büyüklerimizde de örnek olma hali yok. Biz de diyor gençliği yaşadık. Çok değişik şekillerde yaşadık, varsın yaşasın sonra düzelir. Böyle demekle bir neticeye varamayız. Hayırlı bir netice hasıl olmaz. Çünkü kendisini misal veriyor. Hatta evradlı ve ezkarlı kimselerimizden diyor ki ben gençliğimi yaşayamadım diyor. Yaşayamadım dediği isyan mahalleleri varsın yaşasın diyor. Çünkü dört yaşına kadar çocuğun alacağı görenek anne ve babasıdır.
O ne yaparsa o, 0 şekilde hareket eder. Bunun için bizim İslam ahlakıyla ahlaklanmamız gerekiyor. Birbirimize bu tavsiyelerde bulunuruz. Hayırlı tavsiyede, iyilik ve takvada yardımlaşırız. Sonra rabıta-ı Şerife ile ikinci bir makama geçeriz. Orada da Ehlullahın güzel halleri ile hallenmeye başlarız. Rabıta dediğimiz zaman gözümüzü yumup böyle dakikalarca şükür durma değil, onların güzel halinin bize aksetmesi. Şimdi çocuk anasının sütü vesilesiyle ne yapıyor? O karakteri elde ediyor. Annesinin karakterini anne ve babanın huyunu, ondan gelen su ile, ondan gelen su ile ve anneden de meme musluklarından emmek suretiyle huyları bu şekilde şekilleniyor. Ya biz kimin memesinden emiyoruz? Biz zatı kibriyanın nurunu, aleyhissalatü vesselam efendimizin bizim için, tevkil buyurmuş olduğu vekil olarak bıraktığı evliyaullahın kalbinin altına koyup, ruhani ve manevi gıdamızı alıyoruz.
O zaman ahlakının bize geçmesi lazım. Şimdi rabıta dediğiniz zaman gelişigüzel insana rabıta olmaz. Bir kere fenafillah olmuş, beka billah olmuş, cemul cem olmuş, likavullah olmuş, onlar ra olur mu? Bir de emredilen kimselere yapılır. O karakteri elde etmeye çalışacağız. Öyle o karakteri elde etmişler ki onlar, huylarını rabıta-ı Şerife vasıtasıyla elde etmişler. Aynı zamanda bedenleri de onlara uymaya başlamış. Ruhları uyduğu gibi bedenen de onlara uyma hali zuhur etmiş. Sonra Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a geçiş var zatı Kibriya'ya. Biz Allah'a aşık olmayacak mıyız? Zaten birbirimize hayrı tavsiye etmek, kötülüklerden sakındırmak Allah'ımıza olan aşktandır, muhabbettendir. Fenafil ihman halinde Allah'ımızın muhabbeti olmasa, o sevginin bir manası kalmaz zaten.
Çünkü sevdiğini Allah için sevmek, buğz ettiğini Allah için buğz etmek, verdiğini Allah için vermek, men ettiğini de Allah için men etmek, eğer bu şekilde olursa imanımız kemale eriyor. Yani biz burada Allah muhabbetine celle celalühü erişemiyoruz, hep böyle kardeşlik esasına mı dikkat edeceğiz demek çok yanlış. Bizim kardeşlik esasına riayet etmemiz, onun mesela ihtiyaç sahibi onun mesela ihtiyaç sahibi olduğunu biliyoruz, daha istemeden ona yardım etmek Rabbimize olan muhabbettendir. Menhimiz de öyle, sevgimiz de öyle, buğzumuz da öyle. Bu şekilde yorumlayacağız. Çünkü çok yanlış düşünceler veriliyor. Mesela dinliyor ki, ya silsile okuyorsunuz başlamışsınız, Halıkı, arzu, semaya eyleriz hamdü sena, bunu da düzgün okuyacağız. Dinliyorum silsileleri, yanlış okunuyor. Halık-ı arz-u semaya eyleriz hamdü sena.
Son kısmına geçiyoruz, oldu kalemdar serçeşme-i hakikat bizlere, buldu feyiz ihvanı vazapa, anınla daima, bunlar boşuna söylenmiş değil ki, buldu feyzi diyor, buldu feyz, iyi okuyalım. Düzgün bir şekilde çıkarmaya çalışırız.