Allah'a İtaat ve Nefis Terbiyesi kaydında Ey müminler, Allah'a ve resulüne ve emanetlere hıyanetlerden vesair maharimi irtikap etmekten ittika eder. Allah'ımızın Celle Celalühu yasakladıklarından çekinir ve nefsinizi sakınırsanız, Allah Teala sizin için hakla batılı ayırt edebilecek hidayet melekesi halk eder ve bu hidayet sebebiyle menfaat ve mazarratınızı, faydalı ve zararlı…
Ey müminler, Allah'a ve resulüne ve emanetlere hıyanetlerden vesair maharimi irtikap etmekten ittika eder. Allah'ımızın Celle Celalühu yasakladıklarından çekinir ve nefsinizi sakınırsanız, Allah Teala sizin için hakla batılı ayırt edebilecek hidayet melekesi halk eder ve bu hidayet sebebiyle menfaat ve mazarratınızı, faydalı ve zararlı olanı ayırt eder, menfaat cihetini takip edersiniz. Şu minval üzere ittika ederseniz, Allah Teala günahlarınızı setreder ve bütün hatalarınızı mağfiret buyurur ve Allah Teala kendisinden korkan kullarına fazl u ihsan sahibidir. Burada çok önemli olan ayet-i celilede husus şudur, o da Furkan, çok mühim bir esas, Furkan. Bununla murat, Beyzavi'nin beyanı vechile, hakla batıl beynini tefrik eden nusrattır. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu insana gösteren çok mühim bir amildir. Yahut Furkan ile murat nurdur.
Buna nazaran ayet-i celine'yi şu şekilde de izah buyurmuşlar. Eğer isyandan nefsinizi sakınır iseniz, Allah Teala kalbinizde bir nur ve inşirah halk eder. İnşirah, tarifi mümkün olmayan bir ilahi genişlik. Böyle yüzölçümü şeklinde değil, yüzölçümü şeklinde değil, ilahi manevi ruhani bir genişlik. O genişlikte insan duyduğu haz tarif edilemez. Bu rabıta da olur mesela, murakabede olur. Rabıtanın güzel oturtabilsek aslında ruhaniyetle iştirak eder. Bir rabıta dönemiydi bir kimse için. Acasın Efendi Hazretleri buyurdu ki rabıta da bunun dizinin dibine Resulullah'ın ruhaniyeti iştirak ediyor buyurdu. Büyüklerimiz diyorlar ki bizim bu eriştiğimiz nimet zor değil, bu zor değil diyorlar. Bunu siz kendiniz zorlaştırıyorsunuz diyorlar. Şimdi bir dilimize dur desek, bir de malayani, bu sadece dilin değil, ayağın da malayani'si olur. Boşa girip gelmeler, manasız yerlerde bulunur.
Elinde olur, gözün de olur. Gözün malayanisi ne demek denirse boşa bakmak. İnsan bakmaz olur mu? Bakacağız. Sağa sola da önümüze, arkamıza, yanımıza, birimize ama ibretle bakmak. Eğer maşiden, isyandan nefsiniz sakındıysanız, Allah Teala kalbinizde bir nur ve inşira halk eder ki onur sebebiyle hakkı batıldan ve sevabı hatadan ve ilham-ı ilahiyi iva-yı şeytaniden tefrik edersiniz. Şeytanın aldatmasından da kurtulursunuz. Çünkü şeytan insanoğlunun kalbine hortumu atar, İlgisi kesiverin. Bakın çokça Sadat-ı Kiram Hazeratının okuduğu bir hadis-i şerif var. Zaten gerekli olanları söylüyorlar, sözü uzatmadılar. Değişik konular olabilir fakat büyüklerimizin duyduğu kalbin beş şekli, bunu çok işitirdi ama bu gerekli lazım bu. Aynen onun gibi onlar da eğer Allah'ı zikrederseniz Eğer Allah'ı zikrederseniz o zaman şeytan üzülerek çekilir gider. Burada bize bir mekan yoktur.
Eğer zikretmeyi unutursanız oraya dahil olur. Aynen vatanımızın muhafazası gibi eğer hudutta koruma olmazsa, askerimiz olmasa birçok önlemleri var onun. Şimdi tarif edilmez ki, çok. Eğer bu korumalar olmasa düşman içeri girer, bunun gibi. Hele kalp ki kalp bu ülkeye neye benzemez? Müstesna Allah'ımızın mekanı, orayı onunla korumuş oluruz, zikrullah ile. Furkan'a anlatıyorlar, marifeti kalbiyedir. Marifet-i kalbiye kalbimizin Cenabı hakk'ı tanımasıdır. Eğer Allah korkusunu temin ederseniz Cenabı hak kalbinizde bir marifet halk eder ki o marifet sayesinde kalbinizde olan hılluiş hedtu hased gibi ahlak-ı zemime zail. Eder. Gönlünüze öyle bir nur ihsan eder ki daralma, bunalma diye bir şey bilmezsiniz. Sadece üzüntü Rabbimizle alakamız kesilir mi diye bütün endişeleri olur. Zaten kesilmez çünkü gayret gösteriyor, cehd ediyor. O zaman Allah'ımız da yardım ediyor, açıyor.
Allah'a İtaat ve Nefis Terbiyesi kaydında Ey müminler, Allah'a ve resulüne ve emanetlere hıyanetlerden vesair maharimi irtikap etmekten ittika eder. Allah'ımızın Celle Celalühu yasakladıklarından çekinir ve nefsinizi sakınırsanız, Allah Teala sizin için hakla batılı ayırt edebilecek hidayet melekesi halk eder ve bu hidayet sebebiyle menfaat ve mazarratınızı, faydalı ve zararlı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Öyle açılan yollar müstesna, bunu görürsünüz. Bu kindir, kibirdir, hasetliktir, bunun gibi hiçbir şey kalmaz. Ey iman edenler, eğer siz Allah'a yürekten bir saygı ile bağlanarak dürüst ve erdemlice bir hayatı tercih eder ve gücünüz yettiğince kötülüklerden sakınırsanız, o zaman Allah size iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebilmenizi sağlayacak bir kavrayış ve sağlıklı düşünme yeteneği verecek ve küçük günahlarınızı sinerek sizi bağışlayacaktır. Çünkü Allah büyük bir vücut sahibidir. Bunu biz büyüğümüzün yanında, bu Hacasın Efendi Hazretleri'nin yanında konuşanlardan görürdük. Derlerdi efendim, bazı haller oluyor halbuki öyle bir fetva ne de almış değil, gönlümüz şu işten daralıyor derlerdi. Şu hususta da bir huzur geliyor. Bunlar hiç okuyan kimseler değildi. Kalbinde marifetullah nuru zuhur ettiği için Cenabı hak hakla batılı birbirinden ayırt edecek bir güç veriyor.
Bunu biz Abdülaziz et-teba Hazretleri'nde görüyoruz. Yalnız şuna çok hayret imrenme manasına da gelir. Böyle veliler anlatılırken biz daha ziyade kerametleri diye düşünürdük. Gördüğüm kadarıyla gerçekten ilim ehli insanlar müstesna bir ilme nail olmuşlar, girişmişler. Fıkhi bilgileri de öyle, itikada ait bilgileri de öyle vesair ilim ve fende çok ileri olan kimseler. Fakat bu yönlere verilmemiş pek. Daha çok o harikulade haller verilmiş ama çok müstesna. Abdülaziz Hazretleri de bazı etlerini sorarlarmış, efendim şu hadis-i şerifin sıhhatini bize haber verir misiniz? O da demiş, işte bu hadis sahihtir, işte bu ha sendir, bu zayıftır, bu hadis-i kudsi'dir. Derlermiş efendim nereden biliyorsunuz? Kalbine Cenabı Hak zatını tanıman nuru verdiği için nurundan biliyorum demiş. Hadis-i Kudsi manası itibariyle Cenabı Hak da onun nurunu çok geniş görürmüş.
Bir diğerlerini artık sıhhatine göre nurunu müşahede ediyor. Allahu Zülcelal bu Furkan üzerinde durulmuş da daha ziyade hakla batılı birbirinden ayırt edecek güç diye veriliyor. En çok onu vermiş ve kalbin genişlemesine haber veriyor. Onur diyor kalbe girdiği zaman kalp genişler. Bu çokça kitaplarda da geçiyor, tasavvufi eserlerde, büyüklerimizde de duyuyoruz. Dünya onun içerisinde bir buğday tanesi kadar da yer işgal etmiyor. Aynı zamanda ilim ve marifeti de artıyor, onur girdiği zaman bu Furkan. Nur girdiği zaman ve tezidu filalme vel marife. Allah'ımız eşyanın esrarını da gösteriyoruz onu. Çok derin bir bakış meydana geliyor. Şöyle de düşünebiliriz, biz böyle ibadet taat ne yaparız ya, böyle rabıtası güçlü, murakebesi güçlü, iç alemine dönmüş, azalarını da koruyor muhafaza edince Cenabı hak ikramda bulunuyor.
Şunun gibi bir ara anlatırlar, bu acı çekirdeğin böyle içini dövmek suretiyle aydınlanmaya çalışmışlar. Daha sonra mumlar aydınlanmışlar. Bildiğimiz gaz zambası var, o lüks çekmiş, elektrik, daha sonra projektörler var. Bunu daha çok görürsünüz. Bir başka yerleri misal vermiyorum, oralarda da var da, Beytullah'ta görürüz, Ravzaim Tahara'da görürüz, gece böyle gündüz gibi aydınlanır, gece gündüz gibi aydınlanır. Işığı çoğaldıkça o mumdan diyelim biz, idare de kullanmışlar bir tarih. Böyle otuz santimlik, elli santimlik yere kadar aydınlatıyor ama gücüne göre bakıyorsunuz bambaşka bir aydınlanma hasıl oluyor. Biz yıldızı demiyoruz, ayı demiyoruz, güneşi demiyoruz, ondaki ışık ise ziyade ki ziyade. Bu Furkan ile aydınlanan marifet-i ilahiye ile gönül bunların hiçbirisine benzemez. O ışık da bizim şu gördüğümüz ışık gibi de değil. O ziyade bambaşka tarifi yoğun.
Ondan sonra Cenabı hak neyi onlara gösteriyor? Öyle oluyor ki şehevi halden kurtulmuş oluyor. Bunun yanında iki cihanda da kendisini helaka götürecek, bütün çirkin davranışlardan da kurtuluyor. Bir sabahın aydınlığı gibi aydınlanıyor diye de buyrulmuş, böyle bir nimete erişiyor. Furkan öyle bir nimet ki daha sonra anlatmışlar, bu Furkan ile birinci aydınlanış, ve'ridü'l intibe uyanmış artık, uyanmış, Diyor ki benim sağ tarafımda sol tarafımda Allah'ımızın esma-i ilahiyyesinin tecellisi. Bir tarafımız isimlerinin, bir tarafımız sıfatlarının ve zati tecelliler insanda mevcut. Yani o nimetler, o ikramlar mevcut insanda. Ben bunu nasıl çalıştıracağım diye bir gayrete düşüyor, uyanıyor. Böyle tanıdığın kimseler de var. Gelirlerdi, hele bir tanesi acaba dedim, bu kimse nasıl oldu da büyüğümüzün huzuruna oturdu?
Böyle hiç münasip değil, fakat öyle oldu ki halini irtihal ettiği için diyebilirim, böyle murakebelerde zirveye ulaştı, murakebelerde zirveye ulaştı. Gayret gösterdi, uyandı ve sonra çok ağırlaştı. Zaten öyle olan kimseler de bir ağırlık hasıl oluyor. Siz onunla bir diğerleri gibi latife bilmem falan yapamıyorsunuz. Onun manevi ağırlığı basıyor. Bir meclise girdiği zaman da uyguluyor, görüntüsünde de öyle oluyor. İçindeki güzellik demek dışına da yansıyor. Gayet gösterirsek olur, bu intibah uyanmadır. Daha çok öyle olur ki gafletten uyanır, bunu söylemiş, taat ve ibadete yönelir, nefsinin hevasından kurtulur. Bir uyanış nuru daha vardır ki bu Furkan ile vehven nurun yuharri kuhud beynel vukufi maavulmetil hecevv ve beyne seyri ile şuhud-il ahbab. Artık nefsani perdelerin hepsi kalkmış. Biz bir, İnadedli Ahmet babamızın postacısı durumunda olan bir kimseydi.
Belki başka hizmetlerde bulunuyordu. Postacısı bir ayrı olur bunların. Şunu anlattı, dedi ki böyle bir gece vaktinde, onların dedi nefis diye bir problemi yok dedi. Yani nefsin yapmış olduğu oyunlar, bilmem ne yok. Onlar nur üzerine nur esrarı nurun ala nur, nurdan perdeleri aralarlar dedi. Nurdan perdeleri aralarlar. O zulmet diye hiçbir şey yok. Artık buna erişmiş oluyorlar. Ondan sonra visal nuru meydana geliyor ki buna daha çok şu ifadeyi kullanıyorlar, Şemsü'l-ayrifan'dur der. Rabbi Zülcelal'imizin artık tanınma nurudur. Yani bunu ifadede çok zorlanıyor insan, mümkün değil. Anlatmak çok zor. İnşallah Rabbimiz lütf eder, ihsan eder. Çalışırsak hepsi elimizde. Böyle bir maden düşünecek olursak, o madeni çıkartmak için her türlü imkan sağlanmış Allah'ımız veriyor. Şimdi bakıyoruz insanın önünde dört tane düşman var. Nefsimiz var, şeytan var, dünya var, şeytan sıfatlı insanlar var.
Allah'ımız bunların yanında onlardan korunabilecek nimeti de ihsan etmiş. Şeytan, euzu besmele çektiğin zaman böyle buz gibi, kar gibi, tuz gibi eriyip yüz. Sonra nefis, ona muhalefet etmek, onun dediğini yapmamak suretiyle insan kurtuluyor. Ama bunlar aynen şuna benziyor, eğer öyle gözetliyor ki çok güçlü, nefis çok güçlü. Az bir fırsatını bulursa oradan giriyor. Böyle o kış günlerinde ne de insan bunu müşahede eder. Kapıdan olsun, pencereden olsun şöyle bir iğne ucu kadar bir açıklık olacak olsa, iyi bir buz gibi. Onlar kalbimizde nefis ve şeytana az bir açıklık bulsak orayı devamlı yoklamaya başlıyor. Oradan girmeye çalışıyor. O kapatılacak işte. Daha sonra dünya dediğimiz zaman onun geçiciliğini, işte bizim anamız da vardı babamız da vardı, çok varlıklı insanlar da vardı. Bak ne hale geldiler.
E, dünya bizi aldatmasın, istifade edelim, helalinden kazanalım ama onun esiri olmayalım dersek, kurtulur veririz. Sadıklarla beraber olduğumuz zaman da kötü niyetli insanlardan. Burada şu önemli kalbimizi böyle manevi bir bidon olarak düşünürsek, çünkü kalp çok geniş. Rabbi Zülcelal'imizin nuru tecelli ettiği için bu dünyalarla nelerle hesap edilemez. Böyle tarif edilen Evrad ve Ezkar'da da üstadımızda görüyordum, buyuruyorlardı ki rabıta da kalbinizi bu dünyanın genişliğinde açın buyuruyor. Hele bir tanesi Rozai Pak'i Nebi ile otururken sallallahu teala aleyhi ve sellem gönlüne bir nur inmiş. Fakat onur ile artık kabına sığamaz hale gelmiş. Üstadımıza sorunca buyurmuş ki kalbini çok geniş tut. Geniş tutunca biiznillahi teala rahatlamış. Kalp böyle, orayı halledersek kalp salih olursa bütün vücut salih oluyor, kalp bozulursa bütün vücut bozuk diyor.
İşte bir bidon dedik ya bidon içinde su var, delik olduğu zaman olduğu gibi yok oluyor, bitip gidiyor. Gönlümüzü bu şekilde düşündüğümüzde, azalarımız da mesela gözümüz bir harama baksa çok büyük zayiat meydana gelir. Yalnız şunu bilelim bundan endişe edip de biz bu işe soyunduğumuzda kaybedersek ne olacak demeyelim. Korunuyor o zaman. Cenab-ı Hak koruması altına alıyor. Böyle gayret ettiğiniz zaman yolunda koruyorum, muhafaza ediyor. Öyle bir hale gitmiyor zaten. O gibi hallerini tamamen ihraç etmeye başlıyor. Ayak da öyle, diğer aza da öyle. E kaybettiğimiz bu oluyor, yoksa kamil bir insan olmanın yolunu tutan kişi gece kalkıyor, teheccüd namazını kılıyor, evrad ve ezkarını okuyor güzelce ama neden kaybediliyor? Böyle üstadımızda şeker rahatsızlığından dolayı bir türlü şeker inmiyor. Doktora sordu. Doktor dedi, neden bu şeker devamlı yüksek seyrediyor?
Efendim dedi, çünkü de ben dedi perhizlere dikkat ediyorum. Meyve durumunda nasılsınız, dedi. Meyveyi dedi, biraz çokça alıyorum. Efendim ondan, dedi. Çünkü şeker hastaları için derler perhiz yok ama tahdit var, bir sınır vardır, der. Yiyeceksin, diyelim bir üzüm, ondan belli sayıda yiyin, kirazsa belli sayılarda yiyin, aşırı gitme. Efendim, buradan dedi herhalde bu hastalık nüksediyor. Bizim kaybettiğimiz yerler var, yoksa ibadet taat çok güzel. Bunun yanında eve girdiğimizde aileye selam vermeyişimiz bize kaybettirir. Şöyle bir hatırını sor, nasılsın, iyi misin, bir ihtiyacın var mı, sen benim işte yemeğimdi, aşımdı, elbisemin temizlenmesiydi, diğer ihtiyaçlarımı görüyorsun, çok hakkın var desek kazanacağız. Belki yaptığımız evrat ve ezkardan daha ziyade lütufta bulunacak Cenabı Hak. Sonra yavrularımız hususunda, onların düzelmesi için böyle bilenlere soruyoruz.
Diyoruz ki, bu çocuk eğitimi üzerinde duranlar var. Ne yapayım, ben bu evladın muhafazası için ne yapabilirim diyerek bunu araştırmaya başlasak, bu gayretimiz bizi evrak ve ezkarımızdan daha ziyade ileriye götürüyor. Diyelim canımızın sıkıldığı bir kimse var, daralıyoruz. Hatta öyle oluyor ki Allah korusun, bu nereden çıktı diyecek halloluyor. Fakat o kimseye de eğer şer'i bir sıkıntı yoksa dinimize namırsa, ona da bir dost gibi konuşulacak olsa gönül bambaşka bir genişliğe mazhar oluyor. Bunun için Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem geceyi kaim ibadetle gündüzü de oruçlu geçiriyor. Onların derecesine insan güzel ahlaki ile erişir, buyur. Kazandıracak olan bu. Bu size hiç yabancı değil. Üçlerde, yedilerde, kırklarda. Bunların özelliği sıralanırken İbni Abidin Rahmetullah Ali Hazretleri hususi de bir risalesi var bu hususta, husus yazmışlar. Özelliği nedir diyorlar.
Gözlerinde kötü hiçbir kimse yokmuş. Allah'ın kulu diye bakıyorlar ve asıl kurtardıkları yeri söyleyeyim isterseniz. Bir isim. O da kendilerine ne istiyorlarsa hayır olarak karşısındaki neden onu istiyor. İşte hep bende olsun demiyor. Ona da kendisine olan iyiliklerim onda da olmasını istiyor. Kendisine nasıl muamele edilmesini arzu ediyorsa karşısındakinde de onu isteyecek hale geldiği zaman mümin oluyor ve müslim oluyor. Bakın, çokça gördüğümüz için siz de tanıyorsunuz. Hacı Hasan Efendi, haddesallahu sırrı hakkında ne diyorlar? Bir tanesi hakaret görüyor insanlardan, böyle alay ediyorlar, eğleniyorlar, ıslık çalıyorlar. Bir gün demiş ki Hacı Hasan efendi bile bana ismimin yanına efendi kelimesini kullanıyor. Yapmayın yahu, demiş. İşte buralardan tutturuyorlar. Bu artık gönüllerine yerleşiyor. Aman bu avam, bundan kaçalım değil. Evet, akrabanızla böyle insanlarına gönül alacak kadardı.
Saatlerce oturmaya gerek yok iki saat, üç saat. Nasılsınız, iyi misiniz, ben sizin bir hatırınızı sormaya geldim denir. Haller ve hatırlar hoş edilir, Sonra da müsaadenizle denir, ayrılılır. Öyle vakit geçecek değil. Böyle Sami Efendi Hazretlerinin güziydi, evlatlarıydı. Onlar akrabasını ziyarete geldiler, biz de varız. Hatta latifeli bir şekilde geldiler. Dediler ki yatılı olarak geldik. Tabii buyurun dedi. Böyle değişik bir insan, hiç onlara uymaz. Fakat onların güzel muamelesi, adamı balmumu gibi etti. Bakın, dinetle bitiremem. Tamamen üstadımıza zıt bir insan, aynı koltukta oturdular. Görünce adam önlerini ilikledi, ona kalkıp letaifler şöyle geçilir, rabıta şöyle yapılır murakabe demedi. Bir İngiliz'in imanını anlattı. İşte rabıta bu noktalarını takip etmektir. Gerçek iznmi ilahi olan, iznmi Muhammedi olan bir kimseye yapılacak rahatlık. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.