Besmele hamdele başladım söze. Mevla fütuhat lütfetsin bize, Muhammed Mustafa'ya salavat olsun, ay ve ashabı bizleri bulsun. Muhterem Üstadım, kıymetli hocalarım, saygıdeğer Hazirun, Yahyalı Hacasın Efendi, Katdes Allah'ı sırah ve Aziz'i anma ve anlama programına hoş geldiniz. Teşrif ettiniz bizlere, hasret idik biz sizlere, muhabbet doldu özle. Önemine binaen konuklarımızın konuşmaları, muhterem üstadımızın konuşmaları ve kapanış. Besmele geçsin başına, gelsin müminler hoşuna, geçirme ömrün boşuna, Kuran'ına devam lazım. Kuran-ı Kerim tilavetlerini gerçekleştirmek üzere Arnavutköy Yeşil Cami İmam Hatibi Kurra Hafız Hamza Uslu Hocamıza mikrofonu tevdi ediyorum. Buyurun hocam. Bu güzel tilavetlerinden ötürü kıymetli hocamıza teşekkür ediyorum.
Hacı Hasan Sultanımızın hayatları hakkında konuşmalarını yapmak üzere, Ömer Halisdemir Üniversitesi İletişim Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi Mahmut Kutlu Hocamıza mikrofon tevdi ediyorum. Buyurun hocam. Her yerde refiki sıddıkı azam, haddimin karı mı vasfını yazan. Elem ile hasret, bağrıma ezen yar-ı gar-ı Resule selam götürün. Vasvını söylemekte kasırdır dilim. Ancak sen gösterin, hazretim yolum. Girdaba düşüyorum, tutuverelim, teveccüh isteriz Sami Efendim. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın anlatılması, Sahabe-i Kiram'ın anlatılması nasıl zorsa, Evliyaullah'ın anlatılması da zor. İç alemlerini değil, görünen zahirini, zahir yönlerini anlatmak da zor. Kapalı kalpleri açar, gönlüne füyuzat saçar. Mevlasına nazı geçer, efendimin sözü başka. Hadisi kutside, evliyayı tahte kubabbi la yarifu humgayiri, buyrulmuş.
Velilerim beşeriyet kubbemin altında gizlidirler, onları benden başkası tanıyamaz, hakkıyla tanıyamaz. Beşer sureti ile manaları gizlenmiş velilerin. Yoksa bir insan dünya gözüyle doğrudan onların asıl hallerini görse buna tahammül edemeyebilir. Onlar ile bizim aramızda çok önemli farklar var. Bir kere bizim derdimiz imanla göçmek ve son nefesteki kaygılarımız. Onlarda bu da olmakla beraber insanlığı nasıl kurtarırız? Biz yeter ki son nefeste hüsnü hatime ile gidelim bunun derdine düşebilirken, onlar evlatlarımızdan bir nebili ateş dokunmasın, bunun derdindeler. Onların dünyası böyle. Kabe'de Tahir hocamızla otururken Üstadımız hazretleri, Rabbimiz bana tırnağımın ucu kadar şefaat hakkı verse hiçbir evladımı ateşe göndermem. Bizim yolumuz bu, bizim efendilerimiz bu. Nasıl hamdetmeyelim, nasıl onlara evlat olmayalım? Biiznillah durgun kalbi işletti. Letaif dersine hemen başlattı.
Zahiri işleri bütün başlattı, teveccüh isteriz Sami Efendim. Rabbimiz üzerimizdeki gafleti kaldırsın. Rabiatü'l Adeviye Rahmetullahi aleyhhanemiz, bu dünyada yaşıyoruz, buranın ekmeğini yiyoruz, suyunu içiyoruz fakat öbür alemin işlerini eğiriyoruz. Hiçbir tabileri sıkıntı yaşamasın, cehenneme düşmesin mübarek gönülleri. Hükümet adl ile payidar olsun. Kafir ibidiğine galipler gelsin. Ehl-i iman her dem safa sürsün, düşmana çiğnetme bizi ya Rabbi. Cüneydi Bağdadi Hazretleri, Kuddise Sirruh, bir bayram günü çok üzgün. Efendim bayramda herkes neşeli, siz hüzünlüsünüz. Bilsem ki Ramazan-ı Şerif'te tutmuş olduğum oruçlar kabul olundu, o zaman ben de gülerdim. Bilsem ki kimin ibadet ve taatleri kabul oldu, ona Bayram tebriğine gideyim ve yine bilsem ki kiminkiler dergahı izzete yükselmedi, onlara da taziyeye gitsem.
Yine bir taati yerine getirdiğimizde bizler hamdedip sevinirken, onlarda ise acaba kabul oldu mu endişesi hakim oluyor. Mübarek sesleriyle üstadımızın huzurundayız, kabri saadetlerinin önündeyiz. Sami Sultanımız Kuddise Sirruh Hazretleri sual ediyorlar, manevi emanetten sonra. Hasan Efendi ne hissediyorsunuz? Saman çöpü kadar yaptığım hata Erciyes Dağı gibi görünüyor gözüme. Sesten naklediyorum, Ömer Bey yanlarında dayanamıyor, vallahi fena an der fena bu. Vallahi beka an der beka. Ve Üstadımız mübarek sesiyle olduğu gibi aktarıyorum. Ben irşad memuru olmak istemiyorum, ben kutup olmak istemiyorum, mübarek sözleri Efendimizin, gayemiz Allah'ın rızası, Allahu Teala'nın rızası, Cemal iba kemali. Geri dön, gel, eyle gayret. Kalemdara şifa sohbet. Teveccüh buyursa hazret, bu sözümden korktun nefis.
Yusuf Aleyhisselam, sadakallahı lazım, babacığım, on bir yıldız, güneş vebayı bana secde ederken gördüm deyince, oğlum, o güneş şimdiden sana secde ediyor. Ve Rabbin seni seçecek şimdiden senin nübüvvetini tasdik ediyorum, demiştir Yakup Aleyhisselam. Manevi iltifatlar ve ikramlar çok fazla Efendimize. Yahyalıya doğu illerinden geliyor üstadımız. Hacı Hasan Efendimizin mübarek hane-i saadetlerinde değişik bir hal var. Hemen belli oluyor. Aslında bir kere değil, her zaman böyle. Esad Erbili Efendimize, Kuddrisesi ruh, efendim hiç tecelliye mazhar oldunuz mu diye sorulunca şu halim tecellidir, bir an değil onlardaki güzellik halleri. Üstadımız, Hacı Hasan Efendimiz şimdiki efendimize Üstadımız dediğim, oğlum bugün ziyaretimize ricalullah'tan bir zat geldi. Mana aleminde Efendimiz aleyhisselatu vesselam bizi dört cihete tayin buyurmuşlar.
Öyle bir yere rabıta yapıyoruz ki biz, elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah. En can alıcı noktalardan biri Hacı Hasan Efendimizin hayatında, işte burası. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile ruhani beraberlikleri, bura önemli. Onun mübarek işaretleriyle, izinleriyle asaleten gelmiş olmaları. Onun için kırk yıla yakın zamandır bu programlar düzenleniyor ve unutulmuyor efendimiz, mümkün mülki unutmak. Bu manevi tat ve ruhani lezzet efendimiz ile aleyhisselatu vesselam ile olan irtibattan, bu manevi emanetin ucunun Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dayanmasından geliyor. Biz bugün burada bir edebiyat ustasını anlatmıyoruz, bir dehayı, bir astronotu ya da yazarı da değil, Allah'ın velisi, Yahyallı Hacı Hasan Efendi Kuddise Sirruh hazretlerini anlatmaya çalışıyoruz. Sözümüzde mutlaka kusurlar vardır, ruhaniyetleri bağışlasın.
Allah'ın indinde kadri, zannettik semanın bedri, Arş-ı Azam olmuş sadırı, döşüne kurban olduğum. Annemiz Rahmetullahi Aleyhha üstadımıza der ki, hacı babana gelen hediyeyi kutbiyetlerine işaret olarak gönderilen cübbeyi gördün mü deyince, hiç tereddüt etmeden üstadımız inandığını öpüp başına koyduğunu, üstadımızı Hacı Hasan Efendimizi daha doğmadan tasdik ettiğini ifade ediyor Ve üstadımızın vücudu alilerinin sağa sola meyil ederek hareket ettiğini, derin bir huzur içinde olduklarını görüyor. Kaç kişiye Üstadımız, Hacı Hasan Efendimiz daha Üstadımız kundaktayken gösterip, bu oğlum sizin mürşid-i kamiliniz olacak? Kaç kişi kaç yerde söylendi? Kutbu cihanınız olacak? Hepsi de kayıtlı ve arşivli. Siz orada mıydınız, gerek var mı? Bedir'i de görmedik, Uhud'u da görmedik, Hira Dağı'nda vahiy inerken de orada değildik ama iman ettik. Amenna ve saddakna.
Bir örnek vereyim naçizane, Fatih Han Hazretleri altı ayı geçti Akşemseddin veli Hazretlerine. Efendim bu kaleler yıkılmıyor, İstanbul'un fethi olmuyor, Padişahım sabredin, daha siz kundaktayken ben sizin İstanbul'dan içeri girdiğinizi gördüm. Aklımıza şöyle bir şey gelmez, bir yerden okunmuş da ezberlenmiş de söyleniyor. Eğer şu an, Sadat-ı Kiram efendilerimizin son halkası olan sultanımızın huzurunda olmasaydık, biz acizane size neler anlatacaktık ama onların yanlarında onlar anılmayı sevmiyorlar. Abdülkadir Geylani Kuddise Sirruh Efendimiz bir balkonda oturup sohbet ederken Bağdat'tan Buhara cihetine dönüp benden sonra bir zat gelecek, açtığım yolu gönüllere nakş edecek. Şahin Nakşibend Efendimiz, Kuddise sirruh. Daha başka, Muhammed Baba Semması Kuddise sirruh, efendimizin yakınından geçerken bana bir er kokusu geliyor.
Doğduğunda da Şahin Nakşibend Efendimiz koku ziyadeleşti diyor ve teberrüken dünyayı teşrif buyurduğunda mübarek kucağına verirler efendimizi. Ya bizim durumumuz ne o zaman? Biz de onları sevdirme yolunda gayret göstermekle mükellefiz. İnsanlara mürşid-i kamillerimizi nasıl sevdirebiliriz? Nasıl tanıtabiliriz? Arada köprü olabilmenin gayreti içerisinde olabilmek, beşşiru velatuneffiru, sevdirmek ve kolaylaştırmak. O zaman anladık ki duadan başka kardeşler olarak bir şeyimiz yok. Bizim için ehlullahın sunduğu en güzel reçete ve ilaç teslimiyet, muhabbet ve rabıta imiş. Hacı Hasan Efendimizin bir beytinin şiirinin bir bölümüyle biz sona erdirelim. Cemi cesetlerim hasta, bizi 7 bütün yasta. Yalvarıyorum, hazır dosta tedaviye alır mola. Sebepli doktorun eli inandım bağladım beli kalbim içi emraz dolu, versen haplar siler mola. Hesabı yok, dertlerim çoktur. Sıhhatli yerim hiç yoktur.
Lokman'ıma bir tek baktır, bir çaresin bulur mula. Rabbimiz Hacı Hasan efendimizin şefaatlerine nail eylesin, onlara layık evlat eylesin. Velhamdülillahi rabbil alemin. Bu güzel konuşmalar için kıymetli hocamıza çok teşekkür ediyorum. Evvela ilim olmalı, amel nehrinden dolmalı, İhlas bahrine dalmalı, bu işe ihtimam lazım. Konuşmalarını yapmak üzere, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Kadir Özköce hocamızı kürsüye davet ediyorum, buyurun hocam. Muhterem Hazrün. Öncelikle hepinizin Miraç kandilini tebrik ediyorum. Rabbim hepimize oruç nasip eylesin. Rabbim hepimizi bu kesafet aleminden, bu maddenin soğuk donuk yapısından, mananın sırrına, hakikatin seyrine, muhabbetin derinliğine ermeyi nasip eylesin. Bu gece gönüllerimiz arşa yükselsin. Sadalarımız Rahman adıyla yansın, tutuşsun. Bu gece dualarımız afakı tutsun.
Bu gece Filistin, Gazze, dünya Müslümanları huzura kavuşsun. Bu gece Mescid-i Aksa'da toplanan Enbiya ve Resul-i Kiram hazeratının ruhaniyeti, ümmet-i Muhammed'in üzerine tecelli eylesin. Kubbeyi sahra'da, hakikate yolculuğuna başlayan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin emanetini hakkıyla terennüm edebilmeyi, Rabbim bu gece hepimize nasip eylesin. Zor günler geçiriyoruz, gerek ülkemizde gerek dış dünyada, yangınlarla, Bolu'daki acılarla yüreğimiz kavruluyor, Gazze'deki Müslümanların sancılarıyla ağzımızın tadı kalmıyor. Bütün bu sıkıntıların içerisinde Celali tecellilerin yanında cemali tecelliler de var, güzellikler de var. Kimileri geldiler, yaktılar, yıktılar, viraneylediler dünyayı, alemi, ama kimileri de geldiler, iğne ile kuyu kazarcasına, ilmik ilmik dokurcasına toprağı işlediler, yeşerttiler, dünyayı ihya ettiler, imar ettiler. Biz onlara gönül erleri diyoruz.
Halleriyle, mertebeleriyle, söylemleriyle, ruhaniyetleriyle, kendileri mana alemine yolculuk yapar kanat çırparken, etraflarına rahmet saçtılar, güzellik muştuladılar. Bulundukları yerleri, diyarları rahmet diyarına dönüştürdüler. İşte Kayseri'nin, Yahyalı'nın, Anadolu'nun, günümüzün mana serüveninin en güzel örneklerinden birisi Hacı Hasan Efendi. Hacı Hasan Efendi'yi acizane tanımak tanıtmak haddimiz de değil ama onun sohbetlerinden, onun vaazlarından, onun kaleminden, onun şiirlerinden, onun mana serüvenlerinden, kadir gönlüne ne düştü diye sorulsa tek bir kelime söylerim. Kulluk, kulluk, kulluk. O bizi kul olmaya çağırdı. Kulluğumuzu şereflendirmeye çağırdı.
Güzel bir kul oldu, etrafınındakileri de hakka kul olmaya, Allah'ın has kulu olmaya, Allah'tan gayrıya meyletmemeye, Allah'tan öteye yönelmemeye, Allah'a layık bir duruş sergilemeye, ahlakıyla, edebiyle, secdesiyle, duasıyla, kıraatıyla, tilavetiyle, rükusuyla, orucuyla, haccıyla, zekatıyla, infakıyla, duasıyla, her haliyle bizlere kul olmayı, kulluk tadına ermeyi, efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sevdiği, beğendiği, onu örnek alan bir kıvama ermeyi istedi. Bunun için de öncelikle onun şiirlerinde tek bir nokta var. Ne olur gafleti kovun, uyanın, silkinin, dirilin, diriliş mevsimidir, uyanış vaktidir, ayağa kalkma anıdır, kıyamda durma vaktidir, görevi, emaneti, sorumluluğu hissetme anıdır O yüzden gelin tövbe edin, ele alın, gönül verin, karar kılın, hidayetten yana, imandan yana, ahlaktan yana, iyilikten yana, güzellikten yana, muhabbetten yana tercihte bulunun.
İmanınızı kemale erdirmenin yegane yolu tövbenin hakkını vermektir derdi. Tövbe ile arınmayı, yummayı, temizlenmeyi istedi. Onun kulluk saltanatında, kulluk kalitesinde, kulluk yolculuğunda ihmal edilmemesini istediği yegane ölçüt, namaztı. Namazlarınıza titiz olun. Namazlarınıza hassas davranın. Namazlarınızda daim olun. Namazlarınızı ihmal etmeyin. Neredeyse bütün sohbetlerinde çocuklarımızı namaza alıştırmaya davet eder. Mahallemizde namaz şevkini bağışlatmaya davet eder. Neredeyse bütün sohbetlerinde namazın, vazifenin hakkını vermeye davet eder ki daha kendisi dört beş yaşındayken babası Hulusi efendinin huzurlarında namazlarını ihmal etmediği, akşamleyin de uykusu Hulusi efendi, Hasan'ım senin yatsın oldu, farzı kıl, hadi yat diye bir babanın evladına inceliğini, namazsız geceye geçirmemesi noktasındaki hassasiyetini özellikle vurgular. Dolayısıyla her şey çekirdekten başlıyor.
Ne olur çocuklarımızı secdede uyusunlar. Ne olur çocuklarımız camide uyusunlar. Ne olur çocuklarımız mabetle tanısınlar diye özen gösterirdi kendi halini cihana, memlekete yaymak adına. Onun bu diriliği gençliğinde de daha payidar hale gelmişti. Üç yıl kadar süren askerlik hizmeti sürecinde, onun namaz noktasında hassas olduğunu gören askerdeki Mevlüt isimli sıvayı yanına çağırır, bu ne kadar senin namaza bu kadar düşkünlüğün, namazla bu kadar haşır neşir oluşun, namaza kendini bu kadar kaptırışın neyidir tarzında ifade edince, vallahi komutanım namaz kılmanın hassasiyetini askerlik öğretti bana. Askerlikte öğrendim, namaz kılmanın ciddiyetini diye kumandanına cevap verir. Bunun üzerine kumandanı, oğlum, askerlikte seni namaz kılmaya kim zorluyor ki tarzında sorusu üzerine cevap verir. Biz askerlikte bir onbaşı bile yat dese, çalı demeden, çamur demeden yatıyoruz komutanım.
Allah'ımız, Celle Celalühu Kuran'da seksenden fazla yerde namaz kılınız diye emrediyor. Neden bu emre itaat etmeyelim ki? Askerlikte de olsa namazsız bir hayatın olmayacağını ifade eder, dile getirir ve o doğrultu içerisinde yaşam sürerdi. Namazı, orucu, zekatı, haccı o kadar titizdi, hassastı ve Allah-u Teala'nın huzurunda adeta bütün hücreleri Allah diyecek bir haleti ruhiye içerisinde teyakkuz halindeydi. Kara ve deniz yolculuğunda, toplam doksan üç gün süren bir hac yolculuğu dolayısıyla ilk hac görevini bin dokuz yüz kırk yedi yılında yerine getirmiş, ondan sonra da defalarca hac ve umre seyahatlerinde bulunan haca Hasan efendiye kaç kez hac yolculuğu kutsal topraklara kaç kez yolculuk yaptırıyorsunuz tarzındaki sorulan soruya yani bu kadar da hac umre seyahatine çıkılır mı tarzındaki bir art niyete dair bir yaklaşıma cevap verir. Evladım, saatim bozuluyor, saatçiye gidiyorum.
Yaptırıyorum, tekrar kullanıyorum, yine bozuluyor, yine gidiyorum, saatçiye tamir ettiriyorum, tekrar kullanıyorum. Beden saati de ayar istiyor. Gönül saati de Beytullah'a nazar istiyor. İnsanın ruhaniyeti de Hacerülesved ile ahitleşmek istiyor. Nasıl Irak kalırım ki anlamında cevabını veriyor. Allah hepimize nasip eylesin o hal ve duygu içerisinde yaşam sürmeyi. O bir mürşitti, bir hak dostuydu, sevilendi, hürmet edilendi, yad edilendi. Bak bugün hala yirmi küsur yıl sonra sevenleri buram buram dualar gönderiyor, hatimler indiriyor, tevhid zikirleri yapıyor, niyazlarında bulunduruyor, hayırla anıyor, evladı olmanın şerefini duyuyorlar ama Rahmetullahi aleyhin bir mürşit olarak yegane hasleti, yegane hasleti şeriatın ölçülerine sımsıkı sarılmaktı.
Şeriat, tarikat ehliyim diye, şeriattan bigane kalanlara, tarikat dervişiyim diye şeriatın ilmihalin fıkhın ölçülerine riayet etmeyenlere net tavır sergileyen bir mürşidti Ve diyor ki, evladım, şeriata uymayan tarikat batıldır. Tarikat ve hakikat, şeriatın hizmetçileridir. Allah'ımızın emirlerini daha güzel yaşamamıza ve imanda kemale ermemize vesiledir tarikat. Yoksa tarikat, şeriata rağmen yeni bir sistem değildir. Şeriatın ötesindeki bir kıymet değildir. Tarikat şeriatın hizmetkarıdır. Şeriatı yaşamamızı sağlar, o doğrultu içerisinde, der. Şeriatın, şeriatsız tarikatın olamayacağını yine bir başka değerlendirmesinde sohbetinde çok net bir şekilde ifade eder. Şeriattan bir santim ayrılan tarikatta kilometrelerce yol alamaz ve kilometrelerce uzaklaşır şeriattan. Tarikat şeriat temeli üzerine bina edilir ancak.
Binanın temeli çimento ve demirlerle sağlam yapılmayınca üstüne yedi sekiz kat bina yapılır mı hiç diye şeriat temeli üzerine oturmayan, şeriat hassasiyeti olmayan yoldan yol alamayacağımızı ifade eder. Ne diyor? O güzel sadasıyla söyleyecek olursam, şeriatsız işi yapmak, fenalık ardına kapmak, iğne kadar haktan sapmak, zararını bilmek lazım diye şeriattan uzak yaşayanların hal ü pür melaline dikkat çeker. Onun kulluk çabası, kulluk hassasiyeti, kulluk sorumluluğu adeta Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi örnek alan bir kıymet olarak yediden yetmişe çevresinde ümmeti Muhammed'den kimler varsa onların her birine yardım eden, elini uzatan, yetimi yoksulun başını okşayan, kimsesizin kimsesi olan, gariplerin yuvasını yapan, açların nefesini bindiren ve kimsesizlere kimse olan bir kıymettir. Bin dokuz yüz elli sekiz yılı olarak ifade ediliyor.
Oğlu Tayfur Efendi'ye, evimizden un çuvalını al, evladım evimizden un çuvalını al, altı çocuğu ile açlıktan kıvranan falanca fakire acilen yetiştir diye kimsenin farkına varmadığı köyündeki, mahallesindeki, kentindeki, yöresindeki, çevresindeki insanlara yetişmeye çalışan bir gayret olduğunu, bir nitelik olduğunu görmüş ve değerlendirmiş olduğunu biliyoruz o doğrultu içerisinde. Diyor ki, ihlaslı amel kabul olan ameldir. İhlaslı şahsiyetler muteber şahsiyetlerdir. İhlaslı kullar yol alan kullardır. Peki ihlaslı olmak neyi gerektiriyor sorusuna cevap niteliğinde, ihlaslı amel başkalarının dertliyle dertlenmekle hasıl olur evladım. Misal mi? Mahallenizde, köyünüzde evlenmemiş kız çocuklarının sıkıntıları, ihlaslı olan dostların uykularını kaçırmalıdır. Her kimin derdi varsa, onun derdi ile dertlenmek çok mühimdir. Gönüller yapmak pek mühimdir. İnsanlara hilm ile muamele etmek pek mühimdir.
Çünkü ihlas elbisesi, gönül kırmayanlara, insanlarla muamelelerinde af yolunu tutanlara giydirilen bir elbisedir. İhlas, Hz. Ebubekir radıyallahu anh'ın yolundan gidenlere verilir ancak, Ebu Cehil'in yolundan gidenlerin amellerinde, İhlas mı gezer, samimiyet mi gezer, asla söz konusu olmaz diye ifade eder. Onu çok sevenlerden, onunla beraber olanlardan, hele de Medine'de, ona yarenlik yapanlardan, hepimizin bildiği, tanıdığı güzel insan Alilbu Kurucu abimiz, hocamız, büyüğümüz vardır. Hacca esnasında yirmi gün kadar, Ali Ulubu Kurucunun evinde kalmışlar Hacı Hasan Efendi.
Tabii kimseye borçlu olmak istemiyor, kimseye yük olmak da istemiyor, kimsenin üstünden geçinmeyi hayatı boyunca kabul etmemiş, el emeğiyle geçinen, alın teriyle geçinen, helal lokmayı esas alan, kendi zanaatını kendisi götüren, kimseye caka satmayan, kimseye tepeden bakmayan, hayatı boyunca asla kimseden herhangi bir imtiyaz beklemeyen ve kimsenin, aferinine ihtiyaç duymayan bir kıymettir, hacıasın efendi. Ali Vulvu kurucu abiye tabii kaldıkları günün masrafları, eğitimleri, hizmetleri, katkıları olmuş, hediyeler bahşettiler istemişler, bir şeyler takdim etmek istemişler ama Ali Vulvu kurucu durur mu? Rahatsız olur bu halinden. Der ki, üstadım ben nasıl para alırım sizden? Hanemiz sizinle, dostlarınızla, yakınlarınızla şeref buldu, saadet buldu. Hanemiz hayırlı sizin sayenizde hayırlı insanlarla dolup taştı. Katiyen para alamam, o bana yakışmaz diye ifade eder.
Onu çok 7 ve onu ben de sık sık ziyaretine gittiğimde, Ankara'da Bolu'da sık sık ziyaretine gittiğimde, kendisinden ders aldığımız günlerde bize Hacaz Efendi'yi anlatırdı. Evladım, hoca olacaksınız, alim olacaksınız. Efendim, Allah yolunun yolcusu olmayı istiyorsunuz ama önce adam olun. Ben bir adam tanıdım. Adam gibi adamdı, onunla olun der ve şöyle derdi, o adam hacıasın efendiydi. Hacıasın efendi güler yüzlüydü, sohbeti çok olurdu, yumuşak dilliydi, çok hassas bir isimdi. Onunla sohbet edenin dertleri, tasaları, sıkıntıları dağılırdı. Dünyanın gamı, kederi sanki onun yanında unutulurdu. Belki saatlerce sohbet eder ama insanlar bıkmazdı. Adeta o sohbetin bitmemesini ister bir halde olurlardı diye ifade ediyor. Eski diyen şehir başkanımız Lütfü Doğan hocamızla bu değerlendirmesi içerisinde.
Onun tabii vasiyetini okuyacakları için ben o noktayı geçeyim, özellikle ki vasiyetinde çok net söylüyor, küslerle barışın, Zulmedenleri bile affedin. Vermeyenlere siz verin. Kötülük edenlere iyilik edin. Sabırlı olun. Kanaatli olun. Çok yemeyin. Çok uyumayın. Çok söz söylemeyin, salihlerle konuşun, fasıklardan kaçın diye ifade eder ve kulluğun yegane kulluk çabasının, kulluktaki gayretimizin yegane sebebi rızayı variye ermektir. Allah'ın rızasını kazanmaktır. İnsanı kamil olmaktır, seçkin adam olmaktır. Seçkin adam nasıl olur sorusuna şiirinde kendisi cevap veriyor. İlim, amel, ihlas ölçüsüne riayet etmekle olur diyor. İnsanı kamil olmanın ilim, ihlas, amel kalitesine daim olmanın yolu nefsi terbiye etmekten geçer. Nefsi tezkiye etmekten geçer. Nefsi, nefsi Allah'ın ibadetlerine, kulluğa alıştırmaktan geçer.
Nefsin hevasına, arzularına, saplantılarına kesinlikle müsaade etmemekten geçer anlamında öyle sesleniyor. Kalemdar ahlakın fena, bu fiille gitmessine, tutar bunu akıl dane, ahlak güzel olmak gerek diye ahlakı güzel olması gerektiğini, aklın aklımızı kullanmak gerektiğini ve mezara götürecek kötü fena hallerle mezara kötü bir ahlaklı bir tıynet olarak gitmemek gerektiğini söyler. Ele söyler kendi bilmez. Nefsi serkeş yola gelmez. Kalemdar, bu böyle olamaz. Başkaya açma razını. O zaman hoca efendi mi olacaksınız? Vaiz mi olacaksınız? Hatip mi olacaksınız? Muallim mi olacaksınız? Yönetici mi olacaksınız? Lider mi olacaksınız? İmam mı olacaksınız? Öncü mü olacaksınız?
Önce kendiniz adam olun anlamında hatırlatmasını yapar ve kendi başımıza yol alamayacağımızı, bir mürşid-i kamile bağlanmamız gerektiğini, mürşid-i kamillerin vagonları taşıyan adeta lokomotif gibi olduğunu ve bir tren bu lokomotifi gibi ardına takılanların hakikat yolculuğuna çıkmaları gerektiğini ifade eder ama nasıl bir müşir-i kamil, hakikat dersi veren bir müşir-i kamil, onun yanında letaif zikrini çekmek gerektiğini, zikir ile gafleti dağıtmak gerektiğini ve gönül dünyamızda ülfet peyda etmek gerektiğini, hakikat sonunda takva elbisesini giyerek, işte halim selim bir derviş olduğumuzu göstermek, ispat etmek gerektiğini vurgular. Ve sözlerinde, sohbetlerinde, hayatı boyunca hepimize kul olarak kalmamızı ister.
Şeyhliğin de, hocalığın da, öğrenciliğin de, idareciliğin de, amirliğin de, memurluğun da amirliğin de memurluğun da geçici olduğunu söyler, kalıcı olanın ancak kulluk dokusu olduğunu söyler. Sırrına erebilmek için Rabbül Alemin'in kulum diye hitap edebilmesinin bize gelebilecek en büyük şeref abidesi olduğunu, onun bizden razı, ondan razı bir halde kullarının arasına girecek, cennete kavuşacak bir hayat yolculuğunu sürmemizi isteyen bir gönül dehasıdır Hacı Hasan Efendi. Rabbim, şefaatlerine erdirsin. Rabbim, makamlarını ali eylesin. Sevenlerini payidar eylesin. Onun yolunu her daim açık eylesin. Emanetini taşıyanlara güç kuvvet nasip eylesin. Rabbim hepimizi istikametten ayırmasın. Tekrar kandilimiz mübarek olsun. Ruhu şad olsun efendim. Lillahi teala el Fatiha. Bu güzel konuşmalar için kıymetli hocamıza çok teşekkür ediyorum.
Hacı Hasan Sultanımızın vasiyetlerini okumak üzere, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi, Hafız Ömer Faruk Şahin hocamızı kürsüye davet ediyorum. Hacı Hasan Sultanımızın vasiyetleri. Vasiyetimdir. Din kardeşlerim, Allah'ımızın emrettiklerine harfiyen uymanızı, yasaklarından da ısrarla kaçınmanızı istirham ederim. Halik-ı Zülcelal'in huzuruna yüzü kara gidiyorum. Adaletine değil lütfuna sığınıyorum. Bizler de sizler gibi ölenlerin vasiyetlerini çok dinledik. Lakin gaflet perdesini yırtamadık, ibret alıp uyanamadık. Ah ah şimdi anladık, fırsat kaçtı, tedarik ve telafi imkanı kalmadı. Gözlerinizi açın, ölüm var. Canlarım, ciğerlerim, Cenabı Allah'tan daima korkun. Allah'ın emanetini, kulların emanetini yerine getirin. Her işte hıyaneti terk edin, iyiliği emredin, kötülükten kaçındırın. Bütün güzel ahlakların anası tevazu, ilim ve cömertliktir.
Bütün kötü ahlakların anası da dünya sevgisi ve nefsin arzularıdır. Evlatlarım küslerle barışın, zulmedenleri affedin, vermeyenlere verin, kötülük edenlere iyilik edin, sabırlı olun, kanaatli olun, çok yemeyin, çok uyumayın, çok söz söylemeyin, salihlerle konuşun, fasıklardan kaçının. Yavrularım, canlarım sizlere hakkıyla hizmet, hakkıyla kölelik edemedim. Kölenin ücreti olmaz ya, arkamdan yasinler, hatmi şerifler gönderin, dualarınızı eksik etmeyin, hakkınızı helal edin, sizleri aziz ve celil olan Allah'a emanet ediyorum. Velhamdülillahi rabbil alemin. Sunumlar için kıymetli hocamıza teşekkür ediyorum. Salavatı Şerifeleri okumak için Mustafa Mahmut hocamızı mikrofona davet ediyorum, buyurun. Bulunmaz bir şifasın sen. Dilersen dilersen Muhterem üstadımıza hürmetlerimizi takdim ediyorum. Konuşmalarını yapmak üzere, Fazıl Geylani hocamızı kürsüye davet ediyorum. Buyurun hocam.
Efendi'ye teşekkür ederiz. Adiluruna teşekkür ederiz. Bizi davet ettiler. Evet, ben buradan önceki sohbetimde de arz etmiştim. Yani levhada gördüm girişte Hacı Hasan Efendi, münasip olan orada Seyyid, Hacı Hasan Efendi, hatta Seyyid şerif çünkü seyitlik şeriflik aynıdır. O daha münasır, daha güzel olur. Evet. Şimdi Allah'ın evliyaları anlatırken önce Allah nasıl evliyalarını sevmiş, nasıl onları methetmiş Kuran-ı Kerim'e bakalım. La ilahe billah, ela inne evliyaullahi la hıfun aleyhim velhamdülillah. Şimdi burada Allah evliyalarını methediyor. Onları nasıl sevdiğini bize bildiriyor. Bakın, ey kullarım, içerinizde evliyalarım var. Onları benim ne kadar sevdiğimi size beyan ediyorum, Adem'den ta kıyamete kadar. Şimdi orada tabii Kuran-ı Kerim ucuzdür. La inne evliyaullah dediği zaman bütün evliyalar, Adem'in soyundan gelen bütün evliyalar, korkmazlar.
Ahirette de Allah'ın huzurunda Allah onları mahzun etmez. Şimdi ayete dönelim. La havfun aleyhim ne demektir? Yani onlar ne nefsi emareden korkarlar ne de şeytani insi ve cinniden korkarlar. Bakın, Nas suresinde minel cinnetçi ven nas, Allah Celle Celalühü şeytani ciniyle şeytani insi yan yana koymuş. Buna iyicene bir idrak etmemiz lazım. Şeytani, yani insanlardaki insan şeytan ve bizim bildiğimiz şeytan. İkisi beraber. O evliyalarım onlardan korkmazlar. Ne zahiri şeytani insi, nebatını şeytani cinni, nebatını nefsi emmare, nebatını bütün nefisler. Onlardan korkmazlar. Evet, zahiri düşmanlar sadece bir şeytan değil. Şeytanın yaverleri de çok. Evet, şeytanın dostları da çok. Münafıklar da çok, fasıklar da çok. Ama benim evliyalarım onlardan korkmazlar. Onlar benim evliyaların esiri olurlar, ey kullarım, bunu dikkat edin, bunu idrak edin. Onlar benim evliyaların eseridir.
Onlar benim evliyalarım ellerinin altında esirdirler. Onlar esirdirler. Evet. Ama benim evliyalarım o esirlere iyi muamele ederler. Şeytan-ı insiye nasihat ederler. Evet, şeytani cinnideden kendilerini muhafaza ederler. Onun için tabii evliyaların vasfı tabii bunlarla saymakla bitmez. Tasavvuf bir hakikattir. Evet, tasavvuf Adem'den aleyhisselam, peygamber efendimiz ve kıyamete kadar dinimizin esas temel esasları ve bizi takva ile süsleyecek tasavvuftur. Tasavvuf öyle bir süslemedir ki Resulullah'ın sünnetini süsler. İşte evliyalar, onun için Resulullah'ın sünnetlerini süslerler ve kendi hem nefsinde hem de onlara tabi olanlar hem de onları sevenler, hepsinde de evet, bu tezyin onların gönlüne yerleştirirler. Tezyin olduktan sonra zaten mesele hallolur. Nefs-i mutmainne olur? Allah'ın zikri de daima çünkü o hakiki mürşüdüne bağlıdır. Çünkü o hakiki sevdiğine bağlıdır.
Çünkü o hakiki mutaat yani itaattan gelir, itaat eder ve kendi Murşid-i Kamirin yolundan zerre kadar ayrılmaz ve Allah da ona mükafat verir. Malum Ordu'da mertebeler var, ta generallık kadar yükselirler. Bu da böyledir. Şimdi bir Mürşid-i Kamiri anlatırken Abdülkadir Geylani Hazretlerinin el-Fütüve ki tabii biz bunlar yıl önce hizmet ettik. İlk defa dünyada elhamdülillah onu biz hizmetimizle, Türkçesi de var, Orada diyor ki Mürşid-i Kamirin beş tane şartı var. Şart demek vasıf demektir. O vasıflar nelerdir? Evet, Resulullah efendimizin göğsünde Cebrail Aleyhisselam onun göğsünü yararken Taif'te, şeytan o hissesini kestilere attılar, ilmmü'l evveli, hem dünya ve ahiretin bütün ilimlerini oraya yerleştirdiler. Onun için Allah ona diyor akre diyor oku, oku diyor. Dersini oku. Elmü'l evvel ve'l ahir. İşte Resulullah'ın o ilmine vasıf olacak zat o ilmin de, o ilimden istifade edecek.
Çünkü Resulullah'a mutabaatını gösteriyor. İşte bu birinci şart. İkincisi sıdk-u sıdikiyye. Hazreti Ebubekir'in sadakati. Hayatta hiçbir zaman yalan söylemeyecek. Ne olursa olsun yalan söylemeyecek. Çünkü Hazreti Ebubekir Radıyallahu Teala'nınhu sadıktı. Sadıkun yevmüddini. Hem dünya ve ahirete sadakatiyle meşhurdu, evet. Evet, burada da tabii sıdk kelimesini biraz daha açayım size. Geylani Hazretlerinin Nasahiru'l Ceylani diye bir kitabı Türkçeye çeviriyor şu anda. O da ilk defa elhamdülillah hizmeti bize nasip oldu. O kitapta diyor ki, e's sıdku mertebetü sani bade mertebetü nübüvve. Peygamberlik mertebesinden sonra ikinci mertebe sadakattir. Üçüncü mertebe şehadettir, şehit. Evet, dördüncü mertebe ise salihlerin mertebesidir. Bunun delili nedir? Gene Geylani Hazreti delili gösteriyor. Evet, Allah onlara nimet verdiği kimlerdir? Peygamberler. Sonra kimlerdir? Sadıklar.
Onun için bak evliyaların mertebesi, sadıklar. Ondan sonra şehitler, ondan sonra salihler. Evet. Sadık bir insan peygamberin varisidir. Sadık bir insan peygamberin varisidir. Sadık bir insan peygamberin yanındadır çünkü diğer ayette saniyesi neyin idimmatil halih. Diğer ayette de Allah bu tabii bu ayeti, gene bize yani emrediyor, ikinci kişiydi o sıddık, ikinci kişiydi onlar, nerede? Sevr Mağarası'ndayken. Üçüncü gene ayette, zulme. Bu kıyamete geçerlidir kıyamete kadar. Ey sadık Müslümanlar, Resulullah'ın sadık ümmeti evliyaların arkasında bir sıdk koşan insanlar üzülmeyin. Allah bizimle beraberdir. Ayet sadece Hazreti Ebubekir için değil ama fakat ayet Kuran mucizdür, kıyamete kadar, evet, bütün alemlere. Çünkü Resulullah rahmetinin alemin olarak gelmiş. Onun için Kuran, evet, bütün alemlere. Ey sadık insanlar, üzülmeyin, bilin ki Allah bizimle beraberdir.
Evet, bu delillerle beraber, evet, sadakatin ikinci mertebe oldu onu, Kizb ise, yani Geylani Hazretleri onun karşılığında, yalan ise yalan, evet, yalan söyleyen de şeytanın varisidir. Onun için yani hakikaten bunlara şu dikkat etmemiz lazım, Murşid-i Kamil'in arkasında koşunca, arkasında gidince onun emir ve nehiylerine itaat etmek şartıyla, evet, şartıyla gönül açılır. Diğeri ise Hazreti Ömer'in adalet. Hiçbir zaman adaletten kaçmayacak. Evladı dahi olsa idam ettirecek. Evlayı dahi olsa ceza verecek. Benim oğlumdur, yengenimdir, akrabamdır, yok. Hazreti Ömer adaleti, ilahi adalet. Evet, Hazreti Osman'ın hellim, dedik ya, Adul Ömer'ye, Helmül'l Osmaniye. Melaikeler, Yani Allah'ın melaikeleri dahi Hazreti Osman'dan haya ediyordu. O kadar haya sahibiydi ki mübarek, Zünnur. Sonra, tabii en sonda Hazreti Ali'nin elim ve şecaati.
Şimdi bu ikisini bir saymıştı tasavvuf, Piri, şefaati Geylani Hazretleri. Çünkü o şecaat kelimesi el kerrardır. Kerar demek savaşta hiçbir zaman geri dönmeyen tek Ademoğludur Hazreti Ali. Savaşta hiçbir zaman dönmeyen sürekli böyle evet, Zülfikar gider, hücum eder. Hücum üstüne hücum eder. Onun için şeytan ondan kaçardı. Şeytan ondan kaçardı. Nefis ondan kaçardı. Evet ve ilim kapısı de zaten hepimiz biliyoruz. Ve imamul idim ibadetsiydiğine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, evet, Resulullah'dan sonra bütün ilimlerin imamı idi Hazreti Ali, Keremullahühu'nun için bu beş vasıf Murşid-i Kamirin vasıflarıdır. Evet, bu beş vasıf inşallah tabii bizim şu anda huzurunda bulunduğumuz mübarek zat Seyit Hasen Efendi, Seyit ve Hacı Hasen Efendi meşhur fakat benim gönlüm rahat etmedi ona sadece ona.
Seyit Hacı Hasan Efendi, hani bunu ben öbür sefer de inşallah gene tekrar ediyorum ve laik da odur. Çünkü ehli beytin vasıfları odur. Ha bir insan çalışır, efendime söyleyeyim parlamento olur siyasette, çalışır zengin olur, tüccar olur. Efendimiz okur, alim olur ama siyaset Allah'ın vergisidir. Siyaset ne dünya malıyla ne siyasetle, Efendimiz de elimle. Siyaset Allah'ın verdiği bir lütuftur. Evet, onun için Seyyid kelimesi daha evladır. Bir de tabii burada Sidab Buhari Genel Hazretleri'nin tabii evliyalar konusundaki mübarek vasiyeti de var, nasihati de var. Onu da inşallah ben tebrik edeyim. Şimdi kendisi de daha gençken Bağdat'ta, gençken işte Bağdat'taki o günkü ölemalar birbirini tekfir, tekfire kadar gittiler, mevzu bile. Yani tekfire kadar gidiyorlar. Sohbetlerde, hutbelerde gelen hazretleri tabii Resulullah efendimizin manevi emriyle kalktı o büyük zatları gezdi.
Ya Abdülkadir, her birisi gedderi bir denizdir bu alimler, yaşlı gücün yetmez. Haşa dedi, benim onların ilmine değil de ben ceddimin emriyle onları bir araya getireceğim ve sulh yapacağım dedi. Ceddim Resulullah'ın emriyle, evet, o mesele zaten malumdur Resulullah efendimizin yanına geliyor Hazreti Ali ve geziyor. Ziyaret ediyor zatları, bir, iki, bazılarını dört, beş defa ziyaret ediyor. Demiyor yani, işte diyor ya Abdülkadir, gençsin, bu iş İbrak senin işin değil. Yok bir daha gidiyor, bir daha gidiyor, bir daha gidiyor. Resulullah'ın bereketiyle hepsini kendini daha yeni açmış medresesinde topluyor. Şu cümlelere bakın. Ey Ey alimler. Ümmetin ihtilafı ve firakına siz sebebsiniz. Çünkü öbür alemin hakkında konuştuğu zaman senin cemaatin senden ekleniyor, o cemaat aleyhinde konuşuyor. O ona, o ona derken ümmetin vahdaniyeti bitmiş, ümmetin bir saf üzerinde durmasını bitirmişsiniz.
Ey ulema, sizin hakkınız bu değildir ve epi uzun tabii, ben o hepsini anlatmayayım, uzun nasihat. Sonra diyor ki, ey ulema, biliniz, Allah'ınız birdir. Peygamberiniz birdir. Kuran'ınız birdir. Kabe'niz birdir. Birdir. A, beraber zenginlerin ve emirlerin, başarıların cenazesinde yan yana oturuyorsunuz, yan yana da namaz kılıyor, kıldırıyorsunuz ve kılıyorsunuz, o cenazede bayramlarda da gene öyle ama tek olunca da birbirinize aleyhinde, şeytan niye sizi kandırıyor? Şeytan sizi niye kandırıyor? Nefis niye sizi kandırıyor? Ne şeytan, ne sizi sizi kandırmasın inşallah diyor ve bu sözlerden sonra hepsi ağlıyorlar ve ondan sonra kendi aralarında sulh yapıyorlar. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin dönemindeki ulemaların durumu Asrı Saadet'in durumuna geliyor. Bir de tabii ümmetin ıslahı için, ümmetin ıslahı için üç tane kelime daha söyleyelim inşallah.
Diyor, daha tabii daha ağır şeydir, yani cehalet. Cehaleti elimle öldürün çünkü leh hayata badir mevti. Çünkü ölün, öldükten sonra o hayat yoktur. Eğer cehaleti elimle öldürürseniz o cehalet bir daha kalkmaz. Öldü gitti bitti. Anıl, ölümü biz öldüğümüz zaman bitiyoruz. Onun için cehaleti elimle öldüreceksiniz, bitireceksiniz. İki, İhtilafi, aranızdaki ihtilafı ise ittifakla, ittifakla ihtilafı öldüreceksiniz, bitireceksiniz. Üç, Evet, helal malınızı adaletli bir şekilde yetim fakirlere ve bu yetim fakirleri içerisinde en evlasi sizin akrabalarınızdır. Eğer yetim fakir akrabalarınız varsa önce onlara, sonra komşu ve helal malınızı adaletli bir şekilde dağıtın ve bu sizin için bu üç vasiyet asrı saadettir. Bu üç vasiyet asrı saadettir. Tasavvufun tabii hakkında hadisler çoktur ve bir hadis söyleyeyim. Onu da konuyu kapatayım inşallah. Evet, bu hürak cübbedir, cübbe.
Yani cübbe ehlini, cübbelerin sahiplerini, evet, çünkü evliyalara dayanıyor. Cübbeler hep evliyaların libasidir. Evet, onlara sakın ha bir şey söylemeyin. Yanlış bir şey konuşmayın onlar hakkında. Zikir halkaları çekenler, o güzel cübbeleri giyenler hakkında sakın ha sakın bir şey söylemeyin. Sakın bir şey söylemeyin diyor. Çok, çok terbiyeli olun, edepli olun. Onun için, yani tasavvufun bir emri de nedir? Müridin, kendi mürşidin elinde ölünün yıkayıcısı gibidir. Ha, hadisin sonu, evet, çünkü onların ahlakları peygamberlerin ahlakıdır. Onların elbiseleri, libasları da peygamberlerin libasidir.
Sakın hasafın, terbiyeli olun, edepliği olun, alimlerin hakkında, evliyaların hakkında, büyük zatların hakkında, eğer şehrinizde bir zat varsa ona gereken saygıyı, hürmeti, edepten sakın geri kalmayın ve onunla beraber olun ki Allah size de mertebeler versin, dünya ve ahiret mertebeleri ihsan eylesin. İnşallah tabii Cenabı Allah zucelal inşallah Seyyid Şerif inşallah Hacı Hasan Efendi'nin huzurundayız. Cenabı makamları ali eylesin. Bizi de onun ilmiyle ilimlendirsin inşallah. Ondan sonra da inşallah Seyyid Aleyhenadan ve zürriyetini inşallah İlimle inşallah kıyamete kadar idamesini nasip eylesin inşallah. Amin. Ve inşallah devamlı fırsat buldukça da inşallah biz bu mübarek mekana da gelmeyi de severiz yani inşallah. Şimdi burada bir son hizmetimiz İmamı Gazali'nin Yusuf Aleyhisselam suresinin tefsiri ilk defa elhamdülillah dünyada İmam Gazali'de boyuna, bu hizmet bize nasip oldu.
Üç tane orijinal nüsha ile beraber onu inşallah siz Ali Ramazan Efendi'ye inşallah hediye edecek. Suriyeli alimlerimizden Cemal El Cevat, Nida Safi, Mustafa Mahmut ve Muhammed Advan hocalarımız buradalar. Ben konuşmalarını yapmak üzere, Üstat Muhammed Advan'ı kürsüye davet ediyorum. Buyurun. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla, alimlerin Rabbi olan Allah'a hamdü senalar, Efendimiz Muhammed Mustafa'ya, aline ve ashabına salat ve selam olsun. Allahutaala sadatımızdan, nakşebendi meşayihimizden ve bütün Allah'ın avliye hazretlerinden razı olsun. Bizleri ve sizleri onlardan istifade edenlerden eylesin. Cümlemiz de ahlinden eylesin. Değerli alimler, kıymetli misafirler, aziz kardeşlerim. Bugün burada düzenlenen bu mübarek buluşmada sizlere bir arada donluğundan, olduğundan dolayı büyük bir memnuniyet yiyoruz.
Yüce mevleden niyazın bu birliktelimizi Rabbimizin rızasına ve hayırlı neticelerin alınmasına vesile kılsın. Değerli kardeşlerim, konuşmamın başında, şeyhim, mürşidim üstadın, Şeyh Muhammed Mutal Haznevi hazretlerinin, ondan doyduklarını sizlere aktarmak istiyorum. Umulur ki, yüce Allah bana ve size söylediklerimden o turu faide ve menfaat nasip eder. Şüphesiz ki Allah'ın her şeye gücü yeter. Ben şeyh hazretlerinden doydum, şöyle buyurdu. Kim bu ümmetin önderlerinin izinden yürür, fazilet ehli salih insanlarla arkadaş olursa kurtuluşa erer ve hidayet bulur. Kim de onların yolundan yüz çevirirse kaybeder ve dalalet düşer. Kendisini tehlikeye sokup yok edecek durumlarla maruz kalır. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır, Cemaat bağlı kalınız. Çünkü kurt ancak başıboş koyunlardan yer.
Kıymetli kardeşlerim, Allahü teala alimleri mükerrem kılmış ve onları diğer insanlardan ayrı bir konuma layık bulmuştur. Allahu Celle Celaluhu Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurur, De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ve yine Allahü celle celaluhu ayet ayeti kerimede ilkte alimlerin derecelerini en yüce makamlarına yükseklet, yükseklikmiştir. Nitekim yine Allahü Celal Celaluhu diyor ki Allah, iman edenleriniz makamını yükseltir ve ilim verilenleri de derecelerle yükseltir.