Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Aile reisi sorumlu olduğu kimselerin dünyada ve ahirette mutlu olmalarından birinci derecede sorumludur. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem erkek aile fertlerinin çobanıdır. O da güttüğünden sorumludur buyrulmuştur. Çok mühim bir hadis-i şerif. Küllüküm rahim diye başlayan hadis-i şerif çok müstesna. Hepsi müstesna. Ne olacak? Devamlı öncü olacak. Nasıl olacak? Müttakilere öncü olacak. Şerillere değil. İnsana normal bir hayat için muhtaç olduğu usta sarf ettiği yiyecek içecek mesken vesaire gibi şeyler, nafaka mefhuru içinde yer almaktadır. Evin yiyeceğini içeceğini hatta bol içeceğine, içeceğine, hep sadaka bunların. Niyetlerimizin düzelmesine bağlı.
Eğer niyetimiz çoluğumla çocuğuma helalinden yedireyim ve onları da başkalarına bol bol ikram etsin düşüncesinde olursak, hep ibadet hep taat olmuş olur. Hem midelerini hem de gönüllerini, kafalarını ne yapacağız? Doyuracağız. Bol bol doyuracağız. Kafasını, gönlünü ibadet taat zikir Kuran. İnsanların irşadı, ıslahı, yavrularımızın hakkı bulması. İslam ailenin nafakasının yükümlülüğünü, kocaya yüklemiştir. Hanımın ve çocukların nafakası koca üzerine vaciptir. Hanım zengin olsa da nafakası kocasına aittir. Rabbi zülcelalimiz şöyle buyurmuştur, kadınlar için erkekler üzerinde erkeklerin kadınlar üzerinde hakları vardır. Kadınlar için erkekler üzerinde. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları vardır. Onlarla kadınlarla maruf veçile yani aklın kabul ettiği, dinimizin hoşgördüğü şekilde geçininiz buyruluyor.
Gerek yatağı, infak yatağı, infakı hususunda insaflı, söz ve sohbette tatlı, güneş yüzlü olmayı Rabbimiz hocalarına emretmektedir. Şeytanın en çok hücum ettiği yerlerden birisi bu. Hiç eve güler yüzle, tatlı dille, güzel bir sohbetle girilmesini istemez. Onun için kadın der ki bugün bir yüzün güldü. Yani buna muhtaç. Daha onların annelerin maruf içiyle yiyeceği giyeceği çocuk kendisinin olana babaya aittir. Bu ayeti kerime gereğince de hanımın kafi derecede yiyeceği ifrat ve tefritten uzak kalmak şartı yine, giyeceği ve kadının koca üzerine terettüp eden haklarındandır. Ne ifrat ne de tefrit. Ne onu muhtaç bir duruma ne de aşırı bir israfa götürmemek. Bundan dolayı yapacağımız nedir? Biz buna engel olamıyoruz. Derler ya kadın da evde süse duymaz, duymuyor. O zaman biz yokluk içerisinde olan sıkıntı çeken ayineleri ziyaret edeceğiz. Onları güleceğiz.
Onların durumlarından haberdar edeceğiz. Rasul-ü Ekrem Efendimiz sav'ın nafakasını verdiği kimseyi aile fertlerini ihmal etmesi kişiye günah cihetinden kafidir Ayine fertlerini ihmal edenler büyük günah işlemiş olurlar. Tembelliğinden veya iş bilmezliğinden dolayı aile fertlerini rezil edenler, keyfi israflarından lüzumsuz saçıp savurmalarından ötürü evlerini ihmal edenler büyük bir günah yüklenirler. Kendi keyfine göre sağa sola sarf edenler. İşte evimde bu yeniyor mu içiliyor mu? Çoluk çocuk anneleri böyle bir nimete mazhar mı düşünmüyor. Ama kendi rahatı için her şeyi meşru. Zekat ve hac konularında ortaya konulan haceti asliye, nisal ve bir yıllık yiyecek yiyecek kayıtları da gösteriyor ki, Müslümanın öncelikle aile fertleri ile ilgilenmesi ihmal etmemesi icap etmektedir.
Hacca gireceksiniz, başta ailenize, çocuğunuza, ailemize, çocuğumuza, çoluğumuza yetecek, onların rahat bir şekilde hayatını devam ettireceği bir nafakanın bulunması icap eder. İnsanın ailesine karşı sorumlu olduğu bu maddi ihtiyaçlarının yanında bir de manevi ihtiyaçları vardır. Nedir o? İman. En mühim olan konu iman, ibadet, ahlak ve muamelat. Aile reisinin sorumluluğu altındadır. Zira aile mutluluğunun varlığı bir kere şunlara bağlıdır. Ailenin manevi yönden ıslahı yani terbiyesi. En mühim budur. Evimizde Kuran okunması, okutulması, ayine fertlerine bilgilerin, İslami bilgilerin verilmesi, ibadet ve taatin öğretilmesi, ehlullahın güzel sözlerinden bahsedilmesi, ikinci olarak maddi yönden ıslaha şüphe yok ki bu vazifelerin her ikisi de aile reisine aittir. Çocukların dünyaya gelmesinin zahiri sebebi nedir? Anne ve babadır.
Fakat anne babanın vazifelerini sadece çocuklarını dünyaya getirmek değildir. Mensup bulunduğu millete hatta bütün insanlığa, hayrunnas men yen favunnas insanlığa faydalı hale getirip, şerli kılmamaktır. En mükemmel bir evlat hediye etmek anne babanın başlıca vazifesidir. Artık bunları siz şahit oluyorsunuz. Çocukların dini bilgilerden, İslami bilgilerden uzak olmasının neticesi yapmış olduğu çılgınlıklar malum. Ne üretirsek çocukta hiç şüphesiz onu bulacağız. Ne ekersek onu biçeceğiz. O çocuk konuşmazken, düşünmezken bizim evimizdedir, bizim elimizdedir. Ona doğru sözler söylemesini, yalan gibi gıybet gibi sözler etmemesini, küfür kelimelerini hiç bunu altmış yaşındaki adam da söylüyor. Çocuğa nasıl öğreteceğiz? Çocuğa mesela Bunu öylece. Ben bilmiyorum ki bunu. Daha yeni ana diyemiyor çocuk. Başlamışsın. Bu ayetleri okuyacak. O zaman Allah diye o dili açacağız.
Bu Allah kelimesini ahraz dahi söylüyor. Ahraz olan nasıl söylüyor? Allah dedirteceğiz. Buna alıştı mı? La ilahe illallah illallah diyeceğiz. La ilahe illallah diyeceğiz. Ondan sonra yavaş yavaş aşsınız. Allah'ımızın varlığını tasdik edecek. Dışındakilere bir de. Bir çocuk yanlış yapacaksa önce kendi ana babasının cebinden veya evinden alacaktır. Saygısızlık edecekse önce kendi ana ve babasına, o halde anne baba olmak, aile reisi olmak çok önemli bir vazifedir. Şimdi siz de çocuktunuz. Biz de çocuktuk. Büyüdük, geliştik, okuduk. Ne oldu? Şimdi üniversitede okuyor kardeşlerimiz. Üniversitede okuyan bir çocuk, bir çocuk, bir delikanlı, ilkokulda hocasından duyduğu kafasında kalır. Yetmiş yaşına varsa bile evinde olan hadiseler kafasında mevcuttur. Anne ile babanın Allah korusun çılgınca bir hareketi olmuşsa, bir geçimsizliği olmuşsa, altmış yaşında da olsa o kare onun kafasındadır.
O yanlış düşünce, o yanlış hareket, o yanlış tavır gönlünden ve kafasından gitmez onun. Onların birbirleriyle olan geçimsizliği, birbirlerine karşı saygısızlığı, o evde olan patırtı ve götürtü bunu unutmasın. O zaman ne yapılacak? Anne ve baba örnektir. En güzel tavrı ortaya koyacak. Ve ilkokul çağında duymuş olduğu sözleri çok önemlidir. Onu unutmaz. Belki dediğim gibi o üniversitede hocalarının söylediği sözleri unutabilir. Ama ilkokul çağındakini unutmaz. Onun için anaokulları kreşler önemli. Onun için Kuran kursları önemli. Onun için bizim kafamızı ve gönlümüzü düzeltecek, ilmi meseleleri anlatan, bizi cehaletten kurtaracak yuvalar çok mühim. Baba hanımından çocuklarından velhasıl elinin altında olanlardan sorumludur ve bunlardan da hesaba çekilecektir. Hesabı çok ağır. Ahzab Suresi'nde.
Çocuk, Rabbimiz tarafından, infaz edilince, bir ceza görecek hale gelirse, diyor ki Ya Rabbi bana azap etme. Anne ve babama azap et hem de iki hat. Laletin büyüğü de ola diyor. Allah korusun Cenabı Hak muhafaza buyursun. Çünkü diyor büyü üretmediler. Ey iman edenler, kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşları olan ateşten koruyun. Tabi Ayet celleyi incelersek bitmez ve tükenmez. Yakıtı taş ve insan demek ne demek? Çok büyük bir azap demek. Hele insan dinmesi, riayet etmememizin neticesi çok büyük sıkıntıların olduğu haber veriliyor. Düşünecek olursak bir fabrikanın, bağlıdır? Çıkardığı malın halitesiyle alakalıdır. Aile yuvasının sıhhat ve sağlamlığı da yetişen çocukların maddi ve manevi bakımdan babasının ve annesinin sıhhatli olmasına bağlıdır. Hem bedenen sıhhatli olacak, hem de ruhen ve manen sıhhatli olacak. Kafa çok sıhhatli olacak.
İtikadı düzgün, ibadeti düzgün, ahlakı düzgün olacak. Bak biz bunun maddi yönünü düşünüyoruz. Şimdi bizdeki hastalıklar çocuğa geçer diye, baba yüz altmış kilo ise ta doksan kiloya iniyor. Şahit olduğum için söylüyorum. Diyor ki çocuğum diyor sağlıklı da olsun, onun için diyor kendimi böyle bir rahim yapıyorum diyor. Diyetisyene gittim diyor. Bu diyetisyene gittiğimiz kadar da Kuran okumaya, ibadete, faydalı olur. Bak bunları şimdi köydeki kimseler bile biliyor. Diyetisyen diyor. Ruhumuzun diyetisyeni, isene, kalbimizin, aklımızın, Allah'ımıza olan Celle Celalühü görevlerimizde dikkat etmemiz hususu öğretecek olan o yuvalara ihtiyacımız daha fazladır bizim. Sağlıklı doğsun diye, bendeki hastalıklar onlara geçmesin diye dikkat ettiğimiz gibi, ruhi ve manevi yönüne de azami dikkat edilir. Bu husustaki örnekler bitmez ve tükenmez.
Evin reisi ve sorumlusu olan erkek, aile fertlerinin dünyevi ve uhrevi saadetlerini temin için gayret gösterir. Herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır. Hesap günü düşüncesiyle, yarın Allah'ın huzuruna varacağız düşüncesiyle yaşayacağız. Mümin küçük manevi bir cenneti olan bir yuvanın yaşaması, mümin. Manevi bir cenneti olan bu yuvanın yaşaması anca kadının ve kocanın ve çocukların yaratılışları icabı kendilerine düşen görevleri yerine getirmesiyle mümkündür. Sadece bir anahtar vermiş olduk. Bununla biz çok kapılar açar. Gönlümüzde fütuhatlar olur. Hayatımızı en güzel şekilde Rabbimizin istediği tarzda, Habibi'nin, Habibi'nin arzuladığı büyüklerimizin istediği şekilde geçirmeye gayret göstermez. Şimdi biz Allah'ımızın diyoruz Celle Celalühü, bizden razı olsun bizi sevsin diye değil, sevdiği amelleri yapacağız.
Bizim mürşid-i kamilimiz, Gaddi salallahu sırra maddi olan hizmetleri yapanlara teşekkürle birlikte, onların mutlak haklarını yerine getirmek için ikramlarda bulunmakla birlikte, asıl manevi hizmet yapanları seviyordu. Bunlar gelir getirir diye. İsyanda olan kimseleri kurtarmak için çaba gösterenleri çok seviyor. Dinimize hizmet ediyorlar diye bağırlarına basıyordu. Evladı yaşındaki kimselerin eline eğiliyordu. Bu hizmetleri veriyor diye. Hani ailesini, çocuğunu, çoluğunu kurtarmaya çalışıyor. Onları hayırlı yerlerde eğitiyor. Ve etrafından da hiç mahrum değil. Akrabası, konusu, komşusu ve insanlığa hizmet için, onların yanlış düşünce ve fikirlere sapmaması için çaba gösteriyor diye daha çok ilgi duyuyorlardı. Ve şunu duyuyordum. Allah diye diye, konuştukları buydu.
Ağzınızda diliniz erise, alnınız da secdeye vara vara çürse, fakat bir fakir varken, bir yoksul varken, bir muhtaç olan varken, ona koşulmuyorsa bunun bir faydası olmaz diye. O zaman biz ne yapacağız? Bir yere gelmemiz gerekir. Yaptığımız taatleri aklımız başımızda olarak yapacağız. Başka kurtuluşumuz yok bizim. Camiye giriyoruz ya, neden? Mesela büyük camiler diyoruz büyük camiler. Böyle hala kapısı gibi büyük kapılar, oradan giriyoruz. Büyük bir avlu, ortasında bir şadırı var. Ondan sonra camiye giriyoruz. Çok büyük bir alan. Neden ecdadımız öyle yapmış? Aklı başında camiye girsin diye yapmış. Yapmış. Belki girerken besmeleyi unutmuşsa, camiye girerken, oradan girerken ayetler yazmış. Hadis-i şerifler koymuş. Artık Rabbimize tazim göstereceğimiz yazılarla donatmış. Hatta suyu içerken dahi o şadırvana, şaraben tahura diye çok güzel yazılar yazmış.
Ayetler de yazmış, hadis-i şeriflerde yazmış. Neden? Camiye girerken olsun aklı başında olarak girsin. Yürürken yürürken, evladım, altmış adım, yetmiş seksen derken, camiye Bismillahirrahmanirrahim deyip salatü selamlarla girmesi için yapmış. Sebeplerinden birisi bu. O zaman aklımız başımızda namaza duracağız. Bir Allahu ekber demenin öyle anlamları var ki, gelişigüzel insanlara en büyük budur deme diye. Hiç aklımızı beynimizi sapıtan en büyük şu dememek için, en büyüğün Rabbimiz olduğunu bilip, itaat edeceğimizin o mercii olduğunu bildirmek için, camiye girerken öyle hedefler var ki ne biter ve ne tükenir. Aklı başında olduğu için ehlullah ezan okunup içeri girmiyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem analarımızla konuşurken mübarek rengi alileri, mübarek leşi saadeti değişiyor. Anılarımızla konuşuyor. Neden değişiyor? Rabbimin daveti diyor. Rabbimin daveti.
Ehlullah mescide girmiyor. Sebebi, haize bir kadın gibi kendimi görüyorum. Rabbimin katına bu kadar günahımla, isyanımla nasıl gireceğim diyor. Aklı başında yapıyor her yaptığın işi. Ve tasavvufun tek anlamı budur. Aklı başında iş yapmaktır. Yemek yerken, ya biz deli miyiz? Aklı başında iş yapmak yemek yerken, o lokmayı alıp ağzımıza götürürken, bu elli bin yıllık yoldan gelmiştir. Bu Allah'ımızı zikretmiştir. Bu lokma konuşuyor. Beni ya rab hayırlı insanlara gıda ile. Salihlere gıda ile. Duamız da öyle ya bizim. Yemeğinizi salihler yesin diye yemeğin duasında var bu. Yemek duasında var. Yemeğinizi salihler yesin diye. Salihlere gıda olayım düşüncesiyle ağzımıza alırken böyle söylüyor diye götürebilmek. Acaba bununla ne taat yapabiliriz? İçeceğimiz suda da öyle. Her şey. Artık kafamızı çalıştırırsak bu olacaktır. Kafasını çalıştıranlar da hep Ehlullah olmuştur.
Zamanın kutupları olmuştur. Vavsil azamlar olmuştur. Güçler olmuş, yediler olmuş, kırklar olmuş. Ricalü'l hayy olmuştur. Biz ise onların kapısında bu aklın bizde de gerçekleşmesi için çaba ve daire. Elhamdülillahi rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Cuma sohbetini dinlediniz.