Ahiret Hayatının Manevi Derinliği ve Kulluk Sırları
Ahiret Hayatının Manevi Derinliği ve Kulluk Sırları kaydında Biz Duha suresinden bir Ayet-i Celileyi aldı. Okuyayım Ayet-i Celileyi ya sana. Ve lillahiratuhu hayrul lekeminel ula. İla ahiru suğra sadakallahü alaim. Bu ayeti celîde ve devamı bizi çok düşündürür. Onun için özellikle bugün onu aldım. Maden şu, senin için sonraki aşama daima öncekinden daha iyi olacaktır. Yalnız burada Elmalılı…
Ahiret Hayatının Manevi Derinliği ve Kulluk Sırları ne anlatıyor?
Ahiret Hayatının Manevi Derinliği ve Kulluk Sırları kaydında Biz Duha suresinden bir Ayet-i Celileyi aldı. Okuyayım Ayet-i Celileyi ya sana. Ve lillahiratuhu hayrul lekeminel ula. İla ahiru suğra sadakallahü alaim. Bu ayeti celîde ve devamı bizi çok düşündürür. Onun için özellikle bugün onu aldım. Maden şu, senin için sonraki aşama daima öncekinden daha iyi olacaktır. Yalnız burada Elmalılı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Biz Duha suresinden bir Ayet-i Celileyi aldı. Okuyayım Ayet-i Celileyi ya sana. Ve lillahiratuhu hayrul lekeminel ula. İla ahiru suğra sadakallahü alaim. Bu ayeti celîde ve devamı bizi çok düşündürür. Onun için özellikle bugün onu aldım. Maden şu, senin için sonraki aşama daima öncekinden daha iyi olacaktır. Yalnız burada Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır hocamız şöyle bir izahta bulunmuş. Buyuruyor ki ahir zamanda gelecek ümmetin daha hayırlı olduğunu beyan etmiş. Böyle bir kayıt var. Şimdi ulemai kiramız bu husus, fikirler beyan ediyorlar. Diyorlar ki bu acaba Resulullah için mi? Sırf ona mı ait? Senin için sonraki aşama daima öncekinden daha iyi olacaktır. Mesela ahirette, efendimizin bu anlatmakla bitmez. Cennetteki isminin Ahmet olacağı, güzelliğinin daha müstesna zuhur edeceği beyan edilir. Ahiret hayatında en büyük saadete nail olacaksın. Elbette ahiret senin için dünyadan hayırlıdır.
Buyuruyor ki bu sadece Resulullah için mi birkaç ayeti elli almışlar esanı. Temen teb yani fe innehu minni. Bana tabi olan bendendir. Diyorlar ki efendimiz aleyhissalatü vesselam'a kişi tam tabi olursa sünnet seniyyeyi Muhammediyesine uyarsa, ona verilen nimet ümmetine de bahşolunacaktır, verilecektir diyor ve Ayet celleleri sıralamışlar. Yalnız vedtuha deyince burada Ehlullah'ın bazı izahları var. Bunu Molla Cami'nin bir şiirinden alarak şöyle diyorlar. Bunu Üstadımız cami Kebirde, coşkun bir şekilde anlatır. Mahallemizden Mehmet amca diye hırdavatçı dermiş ki hacı baba, o okuduğun şiir ne kadar güzeldi. Sonra büyüklerimizdeki edep bambaşka oluyor. Sırf onu memnun etmek için geneli düşünüyor. Bizim diyor mahallemizde bir amca var. Bunu okuduğum zaman çok memnun oluyor, bir daha okuyayım diye. Bu artık cemaatiyle iç içe olmak demek. Bu nebevi bir ahlaktır.
Çünkü Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de iki ayet-i celîle var. Birisi Cuma suresinde geçer. O peygamberler sizin içinizden buyuruyor. Şimdi sizin içinizden demek mesela biz bu kasabayı çok iyi biliriz. Çok iyi biliriz. Kavmin de biliriz, kabilesinde biliriz, mahallesinde biliriz, huyunu, adetini, bunu biliriz biz. Çünkü buradayız biz. Her şeyini bilirsin burada Rabbimizin lütuf ve keremiyle. Buradaki insanların halini de bilirsin, tavrını da bilirsin. Bir başka yerden daha ziyade kişi memleketini tanır. Biz bazen deriz ki okulda hocanın bir tanesi öğrencisinden birine bir not fazla verirmiş. Onda bir güzellik görürmüş. Dermiş ki bu huyuyla, edebiyle, ahlakıyla bir not fazla benden hak kazanıyor, dermiş. Biz deriz ki şimdi başka yerleri de görüyoruz. Onları da dinliyor ama herhalde bir şey demezler. Biz deriz ki buranın halkı, şöyle durma cami cemaati.
Bir başka yerdeki üstadımıza bağlı olanlarla aynı tehdit ederiz biz. Gördüğümüz için Allah'ın izniyle bu memleketin durmak. Camiye gidiyor, geliyor ve diyor ki biz gidip gelmeyiz ama Allah gölgelerini üzerimizden eksik etmesin diyor. Bir saygı var içinde. Deriz ki aynı yani memleketimizin, bizim İpek hocamız bir söz söylemiş. Gerçekten doğru. Memleketimizin demiş taşı toprağı veli kokar. Gerçekten öyle. Yalnız üzüldüğümüz, biz her şeyiyle Müslüman olacağız. Yani bir cihetiyle değil. O düğünlerdeki durumlara çok üzüldüm, derdim. Başında Evliyaullah, ortasında Evliyaullah, sonunda Evliyaullah, ta dağlarının başında Evliyaullah. Şimdi tasavvufta profesör olan bir kardeşimiz oluyor. Bizim yani bir evladımız gibi şu anda ama olsun. İlmen çok kıymetli bir kimse. Yahyalı hakkında bir kitap söyledi bize. Hiçbir şey görmedik onu. Buradan ta Bora kadar belli yerlerde konaklar varmış.
Oralarda hep nimetler verilirmiş. Yani bu memleketimizde ta Bora kadar, Kuddus veli Hazretlerine kadar. Zaten dedemin de rahmetullahi aleyh intisabı ta Kuddus-i Veli hazretlerinde devam ediyor. Sonra başlarında bir kutbu cihan bulunmadığı için aleyhissalatü vesselam Efendimizden icazetle, dermiş ki bir başımız lezzet alırdı Ta ki Essadi El birliği hazretlerini bulunca demiş ki kalbimiz de ruhumuz da sırrımız da kemiğimiz de iliğimiz de bütün hücrelerimiz Rabbımızla demiş zikirde olduğu halıkımızın elhamdülillah, lutu, ihsanı ve ikramı olarak anlattı böyle. Her yeri de böyle. Akif'in rahmetullahi aleyh dediği gibi toprağı sıksan şu heba fışkıracak diyor. Öyle mi? Yani bu din bize kolayına da gelmedi. Şimdi biz az bir şeyden sıkıntılarını veriyoruz. Kardeşimiz bir şey anlattı, hayran kaldım. Dokuz altmış bir de bir askeri anlattı.
Asker böyle gelirken bu tumarzanın oralardan neden tabii Torosların eteğidir? Demiş ki ben inşallah memleketime varacağım asker ha kızmış. Bir ezan okuyacağım okuduğum ezanla okuduğum ezanla halk bütün toplanacak demiş fakat tipine tutulmuş şehit olmuş. Hani bizim ülkemizin gerçekten temelinde bu ruh var. Mühim olan bunu canlandırmak. Şunu çok düşünürüz biz. Çokça da söylüyorum olsun. Çünkü hepimizde bir şu anda bir üzüntü var, üzülüyoruz. Şu böyle yemeği tatlandıracak olan tuz herhalde bir kilo değildir. Şöyle bir kaşığın artık yemeğin durumuna göre ölçüsünce bile olmaz. Yarısı kadar. Daha yarısından aşağı, dörtte biri gibi. Mesela bir çay diyelim. Çayı tatlandıracak olan şeker yarısına kadar olmaz. E, adam şekersiz de içiyor ama tatlandıracaksa şöyle bir yarım bir şekerin yarısı yetiyor.
Diyorum ki şu cemiyetin irşadı ve ıslahı için Allah'ımıza yönelmesi için hep Bedir hatırımıza gelir. Bedir'de Nebi-i Ekrem Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem azıcık bir Müslüman. Onlar da helak olursa senin dinini kim koruyacaksın? Ondan dolayı Cenabı hak azlara iltifat buyuruyor. Mesela. Allah'ın izniyle nice az topluluklar çok topluluğa galebe sanacaktır. Mesela Mehd Aleyhisselam. Mehd Aleyhisselam geldiğinde inkar edilecek yöresellerde. Yalnız onu tanıyan onu tanıyan Bedir Ashabının sayısınca olacak. Tabii bunu evvela zamanın kutbu bilecek. Gavsı avsı avsı avsı avzan bilecek, yanında bulunan iki imaman bilecek, üçler bilecek, yediler bilecek, ırklar bilecek, tanıyacak bunlar ama sayaz. Sonra diyor çoğalacak. Şimdi az sayıda da olsak, az sayıda da olsak Hazreti Ömer'in Radıyallahu Anh diyor ya ben bir el istiyorum. İşte bir ev dolusu altın mu? Hayır. Gümüş mü? Hayır.
Bunlar deyip ben bir Ebu Ubeyde istiyorum buyuruyor. Yani Ashabı Güzinin ahlakında büyüklerimizin edebinde insanlar. Bu mizan hadisi şerif var çok uzun, bu aile ele alınır. Şimdi bu değeri elde edip çünkü Cenabı hak vermiş, insana lütfetmiş bu değerleri, ikram etmiş. Bunu ne yapacağız? Biz ziyadeleştireceğiz. Mesela edep tarif edilirken edep hususunda deniyor ki edep insanda meknuz olan insanda meknuz olan güç ve kuvveti güç ve kuvveti ortaya çıkarmaktır diyorlar. Hani insanda gizli olan bakıyoruz Sıddıyı Azam'dan bu zamana kadar gelen meşayih kiramın yaptığı vazife bu. O gizli olan gücü ve kuvveti ortaya çıkarıyor. Siz madeni dağın yüzünden toplamıyoruz biz. Dağın altından biz madeni çıkarıyoruz. Su herhalde kaynak olarak yüzünden akıp gelmiyor. Ta derinlere iniliyor da öyle çıkıyor. Ondan sonra kalp bakın derindedir. Ruh derindedir. Sır, hafi, ahfa bunlar hep derindedir.
Buradaki güç ve kuvveti, nuru ortaya çıkartmaya çalışıyor. Buyurmuşlar Sami Efendi Hazretleri Kuddise Allahüsa, bir kalbin zikretmesi vücudun çürümesine mani olur ama gerçek bir zikir. Mesela bu tecelli ettiği zaman edebiyle erkanıyla tam riayet ederek ve nefsimizin ıslahıyla beraber gidecek olursa ölçülemeyecek bir değer. Hadis kitaplarında geçer, söyleyeyim size. Rabbimizin nutuyla, ihsanıyla Cenabı hak soruyor iyi meleklerim, kullarımın işte yapmış olduğu ibadet taatler kaldı mı? Ya rabbi bizim bildiğimiz gördüğümüz ne varsa onu olduğu gibi kaydettik, ortaya koyduk. O zaman Cenabı hak benim katımda bir tatil var. Bak, kendi katında olan saatine dikkat edeceğiz. Ayet celleler aldım, vakit bulursam diyebilirim. Mesela dilin zikrine bire on veriyor Cenabı hak. Kalbin zikrine bire yedi yüz misliyle veriyor. Ruhun zikrine Ashable tartılamaz diyor zaten.
Yani böyle bir nimet varken bundan niye mahrum olacağız biz? Öldükten sonra da bitiyor zaten, hiçbir şey yapamayız. Böyle bir eğer böyle bir kıymet bunları muhafaza edecek olursa insanlara daha faydalı, daha güzel hizmetler veririz, varsın memleketimiz kurtulsun. Bizim ülkemiz çok kıymetli memleket. Dedim ya size toprağı sıksan, şüheda fışkıracak diye öyle ya milyonlarca şehidin kamıyla bize emanet edilen bir ülke bu. Milyonlarca şehidin kamıyla geldi bize. Bunun elbette ki bir şükrü var. Ne yapacağız? Biz de azami şekilde elimizden geldiği kadar ama dikkatli olacağız. Rivayet edeceğiz dinimizin hakimiyeti için elimizden gelen ne gayret varsa göstereceğiz? Şu ayeti celililere bizim çok dikkatimizi çeker. Bu ayeti celleyi Saidin Nursi Üstadımız. Bunu ibadet manasına alıyor.
Sizin Cenabıhakk'a olan ibadetiniz, kulluğunuz, yalvarmanız, yakarmanız olmasaydı ne değer verirdi diye insanın değeri dinimize yapılan hizmetle olur. Mesela bizim taatlerle kurtulmamız nasıl olur bilmiyorum. Efendimiz bile Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın rahmeti olmasa ben de diyor diyemem onu, ifadeyi haya ederim. Allah'ın rahmetiyle ben de diyor ilahi nimete mazhar olurum diyor bu peygamberimiz çünkü sallallahu teala aleyhi ve sellem. Yani kendi taatlerimizde değil bunun yanında asıl Rabbimizin razı olacağı amellerle. Mesela günümüzde amel ne olmalı? Dinimizin hakimiyeti olmalı. Yani bunu artık irdeleyip durmaya hiç gerek yok. Dinimiz için İslam için ne gerekiyorsa. Bak elhamdülillah, bizim dergimizdi, bundan sonra Viralel derneğimizdi, daha yeni bize haberleri geldi. Bu İdlib'de daha bu birçok yapılmakla birlikte on beş tır diyor efendim hazırladı.
Biz oraya götürüyoruz yani bunlar Rabbımızın razı olduğu amellerdir. Şöyle düşünüyoruz, insanın üzülmemesi mümkün değil. Nerede bir Müslüman var, zulmün altında, sıkıntının altında. Bakmayın bunlar kirli insanların sözlerine bilmem planlara bakmayalım biz. Zul belirtmiş, zalim kimseler. İnşallah bunu Rabbimizin lütfuyla iyi gayret gösterirsek ülkemizden zuhur eder diye düşünüyoruz ama çok çalışmamız gerekiyor, korkuyoruz. Bakın bir şükürsüzlüğün neticesi, şu gözle görünmeyen virüs ne hale getirdi? Bütün dünyayı esir etti. Bütün dünya onun esiri durumunda neden esir olduk? Bir, aklımızı biz nefsinin esiri kıldığımız için oldu bu. Aklımızı nefsimizin esiri kıldık. Esad Erbili Hazretleri zamanın kubbu azamı ne güzel söz söylüyor. Dün kardeşlerimize aman okuyalım Sami Efendimizin eserlerini Esad Erbili çok güzel yazmışlar ve onlar gönüllerinden gelen sözler oraya dilden gelmiyor.
Kalbinden geliyor, ruhundan geliyor. Cenabı hak ile onların münasebeti tarif edilemez. Aklımızı ve ruhumuzu buyuruyor. Cenabı hak hakim kılsın diye. Akıl iyi düşündüğümüz zaman nefsimizin esaretinde. Öğle esir olunca Cenabı hak gözle görünmeyen bir mikroba esir etti. Şimdi herkes çekiniyor. Acaba şuradan bulaşır, buradan bulaşır, bir öksürürden bulaşır, yakınlaşırımdan bulaşır, bir yere elini değdiyse ondan bulaşır, çekinip durur. Tabii tedbir alacağız bu dinimizin gereğidir amma velakin bir de düşüneceğiz. Bu neden oldu diyeceğiz. Bak halkımız arasında söylenir. Ayağına kişinin bir taş değse kalbini yokla derler. Bu niye böyle oldu diye. Bunun iki şekli var. Bir mükafat yönü var. Bir de mücazat yönü var. Yani musibetler hastalıklar bir kefaret için, günahlarımızın bağışlanması için olur.
Doğuda bunu söylenlerdi, çok güzel bir tarifti ama olduğu gibi belki ifade edemem, günahlarımıza kefaret olur derlerdi. Çok güzel bir söz bu. Bir diken batacak olsa sabredildiğinde mükafatı var. Ahmet bin Hanbel Hazretleri rahmetullahi ifade buyuruyor. Kalbin diyor bazen sıkılması olur. Böyle bunalır daralır, sabredin. Hasbinallahtin, ya havle vela kuvvete illa billah min ladi bunda bile ecir ve mükafat var buyuruyor. Bir kalbin şöyle sıkılması, daralması, her şeyi kara dönüştüreceğiz. Bizim görevimiz bu olmalı rızayı ilahiyi takip ile her şeyi kara döndüreceğiz. Ya başıma böyle bir musibet geldi, sabrettiğimiz zaman ecri var. Büyük nimete mazhar olmuşuz, şükrettiğimiz zaman elbette ki bunun da mükafatı var. Şimdi demek ki musibetler musibetler mükefffirat. Yani bizim gibi insanların inşallah sabredersek bağışlanmamız ama Arifani ilahi için de onlar için derece ve makam kaydediyor.
Derece ve makam kaydediyor. Çok duydum mürşid-i kamilimizden biz ne bileceğiz? Bir sözü vardı da şiirlerde bugün onu da düşündüm biraz. Oradan geliyoruz söz bizdedir, arada tercümandır bu diyor. Hani o kadar güzel beyan etmiş ki ilmi ledün bunu söylüyor sanki. Oradan gelir söz bizdedir, arada tercümandır bu. Hani ben kendilerinden duyardım. Bellerini kırıncaya kadar eza görünmedikçe velayete giremez diye. Yani her şey bir bedel karşılığı. Böyle gelişigüzel kendine kendiliğinden işte şu hale geldi, bu duruma gel, dinemez. Oraya gelene kadar görmüş olduğu sıkıntı var. Bu sıkıntılar ona zehirle pişen aş bal olmuştur onlara. Allah'ımıza olan teslimiyetleriyle bağlılıklarıyla o bal oluru. O sıkıntı diye bir şey duymaz. Aynen Yunus Emre'nin dediği gibi ister diken ister göl ister kefen ister hılat diyor ya onun gibi. Çünkü bulacağını bulmuş, gireceğine erimiş. Rabbımızdan diyor.
Rabbımızdan diyor. Neyse buralar hep ayrı bir konu. Biz yapalım. Molla camiiden dedik. Bu veto deyince bunları ifade etmeden geçmekte olmuyor. Bahçe tarafına gitmiştim. Bütün gülleri açılmış, gürdüm. Gülistan canibinden bana Muhammed'in kokusu geldi sallallahu teala aleyhi ve sellem yani güneş onun yüzünü ve lil gece onun saçlarını vasfeder. Bütün Kuran surelerinden bana Muhammed'in kokusu geldi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Tabii efendimizin güzelliği tarif edilemez. Abdullah bin Revaha var. Efendimizin şairlerinden işte Hazreti Ka'b Bin Malik, Azalem, Hassan Bin Sabit efendimizin şairleri. Yani bugünün medyası işte. Bugünün medyası. Efendimiz buyuruyor. Söyle ya hassen. Cibril seninle beraberdir diye. Şimdi efendimizin bu mübarek güzelliği hakkında Abdullah bin Revaha çok güzel bir söz. Diyor ki ne kadar diyor vasf edilse eksik kalır. Çok güzel söylemiş.
Ne kadar diyor vasf edilse eksik kalır. Burada bulabilirsem Sıddıki Azam radiyallahu anh efendimizin bir sözü var. Almıştım onu. Bulamazsam söyleyeyim. Şu ben diyor ne kadar taat yapsam ne kadar taat yapsam Efendimizin diyor bir sehvine denk gelmez diyor ben. O kelimenin Türkçesini diyemem. Haya ederim. Biri sehvine diyor denk gelmez. Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz aklında ashabından Hassan bin Sabit radiyallahu anh onu şu güzel sözlerle anlatır. Gözlerim senin kadar mükemmelini hiç görmedi. Şimdi bir de şunu düşünelim. Ashabı güzinin gözü o. Kuran-ı Kerim'i de bilirseniz bize verdim. Araf suresinde son kısmında geçer. Habibim onlar sana bakarlar ama göremezlerdi. Halbuki görüyorlar. İç alemi neyi göremediler? Nübüvvetini göremediler. Risaletini göremediler. Makam-ı Mahmud oluşunu göremediler. Serveri alem oluşunu Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem göremediler.
Allah'ımıza hamdolsun ki bu körlüğü vermedi bize. Hiçbir kimsemize de bu körlüğü vermesin. Bundan daha bela bir şey olamaz. Daha bela bir şey olamaz. Onu görememek ne demek? Buyuruyor Cenabı hak. Onlar sana bakıp duruyorlar da göremiyorlar buyuruyor. Göremezler. Sıddık Azam deyince bu hatırıma geldi. Efendimizi gördüğünde tabii diyordu Nuru Azamsın diyordu. Evet, sahabenin gözü lazım efendim. Şimdi demişler ki Mecnun'a Mecnun, Leyla deyip duruyorsun. Leyla Leyla deyiv mecnun Nietzsche dem yandı yakıldı. Son demde dedi bana bu kavga ne mi lazım? Yani Mevlamızı bulunca Celle Celalü ondan önce demişler ki Mecnun yani kuru yağız bir hız sen bunun nesine vuruldun? Deli olacaksın bunun. Zaten deli divan olmuş. Diyor ki onu benim gözümle bakın diyor. Ona benim gözümle bakın. Biz Efendimize Sallallahu Aleyhi ve Sellem sıddık-ı Azam'ın gözüyle bakacağız ve bütün hakikatler ancak o gözle görülür.
Bunun için kamil müminin anlayışından sakının nuru ilahıyla bakarlar buyuruyor. Evet gözlerim senin kadar mükemmelini hiç görmedi. Hiçbir kadın senden daha yakışıklısını da doğurmadı diyor. Herhalde daha başka söz olsa, vasıf için onu söyleyecek. Ancak bunu söyleyebiliyorlar. Tüm kusurlardan uzak yaratıldın. Sanki kendi istediğin şekilde yaratılmışsın gibi. Çünkü Cenabı hakk'ın tecelliyatının hepsine mazhardır. O. Yoksa örnek gösterilir mi? Ebu Hüreyre Radıyallahu Anh anlatıyor. Allah Resulü Sallallahu ve Sellem o kadar temiz berrak güzel ve yakışıklıydı ki gümüşten yaratılmış gibiydi. Saçları da hafiften kıvırcıktı. O güzellik için efendimizin mesela mübarek gözlerinde o beyazında az bir kırmızılık var güzellik için. Tarifi yok. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor. Bunu demeden önce bir Ramazan-ı Şerif'teki sofrayı söyleyeceğim. Bizim kardeşlerimizden biri fakat şekli de değişti.
Nur gibi olmuş. Bir de ağlıyor tabii. Dedi ki bu yola girdiğime hamdolsun, bu yol hürmetine mazhar oldum diyor ama kendinden geçir. Hiç diyor kitapların tarif ettiği gibi değil diyor. Okuyoruz şemail kitaplarını Resulullah'ın boyu öyleydi yüzü şöyleydi. Karşı hiç diyor alakası yok diyor. Kendinden geçmiş zaten. Bilal-i Habeşi ile diyor beraber ördüm diyor Radiyallahu Anh. Yalnız diyor hiç tarifi mümkün değil efendim diyor. Mu bul zaten. Mu. Onu görmenin alameti şudur. Onu gördüğü ön insanın bütün azaları değişir. Şimdi arabamız değişir. O değişmez mi? Arabayı şimdi yıkamaya veriyoruz. O rekdefen mi? Neyse, tamam belki diyemem. Tamamen tamamen araba değişiyor. Tertemiz pırıl pırıl oluyor. Yani bir suyun altına tutulduğu zaman, o rahmet sularının altında, o Allah'ımızın fizında, aşkında, muhabbetinde tarif edilmez tabii.
Onu gören neden sahabeyi gözün oluyor tip güzellik efendimizle sallallahu aleyhi ve sellem. Onun güzelliğinden dolayı, onun nurundan dolayı, onun ruhani yüceliğinden dolayı ashabı küsün. Radıyallahu Anh'ın ve raduan Muhammedun Resulullah ve ledine mau yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete erersiniz buyruluyor. Geçelim Ebu Hüreyre Hazretleri Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz o kadar temiz, berrak, güzel ve yakışıklıydı ki gümüşten yaratılmış gibiydi saçları da hafiften kımıl çıktı. Enes bin Malik radıyallahu anh'ın anlatıyor Resulullah aleyhissalatu vesselam ne kısa ne de uzundu. Sima olarak ne çok beyaz ne çok esmerdi. Bunu tarif ederken şemail kitaplarında hani böyle kireç gibi değildi diyor. Yani beyazdı ama böyle kar gibi bir beyazlık değildi diyor. Beyazın da çok tonları var herhalde bu.
Efendimiz bu sallallahü aleyhi ve sellemin o beyazlık içerisinde diyor müstesna bir güzellikti. Beyazda ama diyor. Evet, ondan daha hızlı yürüyen birini görmedim. Sanki yeryüzü onun için kıvrılmıştı. Az önce buradayken az sonra orada oluyordu. Onunla yürürken ayak uydurmakta güçlük çekiyorduk. Oysa o normal hızında yürüyordu. Her an, her baktığı yerde Resulullah Efendimiz'i görürdü Allah sallallahu aleyhi ve sellem. Bir keresinde halini ya Resulullah ya Resulallah nereye baksam sizi görüyorum diye arz etmişti Sıddîk Azam. Bir keresinde de bütün iyiliklerimi sizin bir sehvenize artık diyeyim yanılmanızı değişirim demişti. Resul-i Ekrem Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem en iyi görüp anlayan ve anlatanlarından biri de müminlerin annesi Hazreti Aişe validemiz Radıyallahu Anha. Hazreti Aişe alime müçtehit akıllı zeki edibidi gayet beliğ ve fasih konuşurdu.
Kuran-ı Kerim'in manalarını helal ve haramları Arap şiirlerini ve hesap ilmini çok iyi bilirdi. Resul-i Ekrem Efendimizi metheden şiirleri vardı. Şu iki beyti Hazreti Aişe validemiz söylemiştir. Eğer Mısır dedikleri eğer Mısır'dakiler onun Peygamber Efendimizin yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı güzelliği dillere destan olan Yusuf Aleyhisselam'a hiç para vermezlerdi. Yani bütün mallarını onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zelihai Yusuf Aleyhisselam'a aşık oldu diyerek kötüleyen kadınlar Resulullah'ın nurlu alnını görselerdi ellerinin yerine kalplerini keserlerdi de acısını da duymazlardı diyor. Yalnız bir hadis-i şerifi var aleyhissalatü vesselam Efendimizin. Benim öyle ümmetlerim olacak ki buyuruyor beni görmek için mallarını mülklerini evlat çoluk çocuk her şeyini feda edeceklerdi. Yine İpek hocamız hatırıma geliyor. Ruhu şad olsun. Buradan acılar götürmüş.
Götürmüş bu ince sudan neden? Efendimizi müşahede edince sallallahu teala aleyhi ve sellem cebinde elinde avucun hepsini dağılmış. O hacıların parasını da vermiş. Onu görünce kendinden geçmiş aleyhissalatu vesselam Efendimiz. Allah Allah. Hazreti Aişe validemiz buyuruyor ki bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem mübarek nalımlarının kayışlarını çıkarıyordu. Ben de iplik eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parmak alnından ter damlıyordu. Ter damlası her tarafa nur saçıyor. Gözlerimi kamaştırıyordu. Şaka kaldım. Bana doğru bakıp sana ne oldu ki böyle dalgın duruyorsun buyurdu. Ya Resulallah mübarek yüzündeki nurların parlaklığına ve mübarek alnındaki ter danelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim dedim. Resulullah kalkıp yanıma geldi gözlerimin arasından öptü veya Ayşe, Allahü Teala sana iyilikler versin, beni sevindirdiğin gibi seni sevindiremedim buyurdu.
Efendimizin aile hayatı çok müstesna. Bak Ayşe annemize söylediği söze bakın. Beni diyor sevindirdiğin kadar ben seni sevindiremedim. Yani senin beni sevindirmen benim seni sevindirmemden çoktur buyurdu. Aişe annemizin mübarek bir üzerinin arasını öpmesi Resulullah Efendimizi severek onun cemalini anlayarak gördüğü içindir diyor o iltifatı. Efendimiz'deki o güzelliği seyretmesinden dolayı bu sebeple takdir ve taltif edilmiştir. Resul-i Ekrem Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem mübarek bedeninde toplanan batıni güzellikleri gösteren görünen güzellikler hiçbir ferdin bedeninde toplanmamıştır. İmamı Kurtubi Hazretleri şöyle rivayet etmiş. Resul-i Ekrem Efendimizin sevgili peygamberimizin sanırsam güzelliği büsbütün görünmemiştir. Eğer hakiki güzelliği görünseydi Ashab-ı Kiram onu ona bakmaya takat getiremezdi. Şayet hakiki güzelliğini gösterseydi hiç kimse bakmaya dayanamazdı.
Bir tanesi anlatıyor. Gördüm diyor, olanca diyor sesimin sonuna kadar bağırmaya başladım diyor. Peygamberimiz. Allah bak bize lütfetmiş. Diğer peygamberler ona ümmet olmaya hasretlik çekiyor. Ona ümmet olsaydık diyor. Oradan Ayet-i celilelere biraz temas edelim inşallah. Senin için sonraki aşama daima öncekinden daha iyi olacaktır. Bu aynı zamanda ümmetine de dikkat eden sünnet seniyyesine uyan ümmetleri için de lütuf ve ikram olacaktır. Ankebut suresinde altmış dördüncü Ayet celle. Ahiret yurdu işte gerçek hayat odur. Ahiret yurdu Allahü Teala'dan korkanlar için daha hayırlıdır. Yine ayet-i kerimeler var. Fakat burada ulema var. İnsanın dünyayı terk etmesi gerçekten zor gelir kişiye ve ama ahiret hayatını terk etmesi, oraya müteadlik vazifeleri bırakması eşettü daha şiddetli, daha sıkıntılıdır. Yahya bin Muaz bakın diyor dünyaya ulaşmak gerçekten zor.
Adam diyor ben bu servete erildim ama diyor iğneyle kuyu hazzımda yerdim diyor. Birden gelmedim ben bu nimete konmadım. Ahirete erişmek de öyle. Yalnız diyor kapağını iyi çalıştır diyor. İyi çalıştır. Hangisi ebedi olacaksa orası için gayret gösterir. Bir konuşmacıyı dinledim. Bunu ara sıra da anlatıyorum. Biz Hadis-i Şeriflerde de gördüğümüz Rabbamızın lütfuyla dünyayı tarif ederken Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bir iğneyi alıp buyuruyor suya bıraktığınız zaman denize yem diye geçer denize, o suyun aldığı iğnenin aldığı dünyadır. Geriye kalanı ahirettir. İşte bu. Gittiği zaman ne gelmiş, ne gitmiş, ne yaşamış, ne gitmiş. Gerçekten öyle bak yakında bir kardeşimiz bu hastalıktan gitti. İnşallah şehittir Allah'ımız. İnşallah öyle ümit ediyoruz. Ne gelmiş ne de gitmiş ki. Hiç yaşamamız. Ebedi olan aleme bakın. O konuşmacı şunu söylüyordu.
O iğnenin üzerindeki diyor buhar diyor buhar işte dünya budur diye ifade ediyor. İbrahim Aleyhisselam'ın ifade etmiştik. Bana tabi olanlar bendendir ayeti cellalsini şunun için söylemiştik biz. İşte Efendimize tam tabi olursak bu nimet bizler için de müyesser olur diye ve sonra bizim yapacağımız vazifeler olarak da bir Ayet-i Celileyi almıştım. İnşallah bunu başka zaman işlemeye gayret gösterirsem. Bize kulluk eden kimselerdi. Buyuruyor ki bu kulluk olarak nasıl yapmamız gerekir? Nasıl bir kul olmamız bu uzun artık bunu da tamamlamış oluruz. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin ruh tayyibelerini ehline ashabına, peygamberanizan ve pirananizan bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas-ı Şerif.
Kaynak: Genel
Ahiret Hayatının Manevi Derinliği ve Kulluk… | Mihmandar