Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Kitâbu’r-Rimâh’ın 13. faslında şöyle denilmek tedir: “...Şurası muhakkaktır ki, sâlik bütün ilim leri kendisinde toplasa insanlar ve cinlerin amelle ri kadar ibadet etse bir Allah dostunun elinde ye tişmediği müddetçe hazretullâh’a ve hazret-i sıfa tına asla ulaşamaz.” Rüzbehan Baklî, “Arâis’ül Beyan”da: Muhak kak Allah Teâlâ ezelî bir sünnet koymuştur ki, onu yerine getirmeden hiçbir kimse Hazretine yol bu lamaz. Bu da bir mürşid-i kâmile rabt-ı kalb etmektir. Bu yolu, Allah’ın kendisine, ârif-i billâh bir üs- tad nasib ettiği ve üstâdın “Din’i anlayış tarzının”, onun terbiye usûlünün, ubûdiyyetinin, rûhî ve kalbî mîraclarının neşesini duyabilen sâlikler bulabilir. Yoksa Hazretullah’ın ve Hazret-i sıfâtinin 1 hu- zûru kat’iyyen duyulamaz. (1) Hazretullah’ın ve Hazret-i sıfatının huzurunu duymak de mek, kendini her an Allah’ın zâtı ve sıfatlarıyla beraber huzu runda bilmektir. Yani her an ALLAH’la beraber olmak şuu runa ermektir. O ârif-i billâh olan mürşıd-i kâmil, onunla Hak Teâlâ arasında vâsıta olur. Ve şurası muhakkak- dır ki fazilet Allah Teâlâ’nın kudret dâiresindedir, dilediğine verir.. Dilediğine vermez. Bil ki Hak Sübhânehü ve Teâlâ ezelî ilminde, irâ desinin, arzusunun tahakkukunda feyz ve rahmeti nin en yüksek hassası ile mahlûkatına ulaşması için Nebileri ve Sıddıykleri seçip onları vâsıta vesile kıl mıştır. Kim asrının yüce hasletlere sâhip en hayır lılarını Cenâb-ı Hakk’ın salih kullarını bulur, on ların sohbetine koşar, onlara tâbi olursa füyûzât-ı 37

