Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
ilâhiyyeye nâil olarak felâha erer. Kim de yukarda naklettiğimiz selef-i sâlihinin kelamlarına kulak vermeyerek yüz çevirirse Allah onun kalbine mah- rûmiyyet mührünü vurur. Nitekim zamanlarında Peygamberlerinin şeriatlarından istiğna ederek yüz çeviren, daha evvel ki kavimlerin kalblerine de kü für mührü vurulmuştur. 1 (1) Kitâbu’r-Rimah’dan hülâsa edilerek alınmıştır, s. 96. Aynı kitabın 35. faslında da şöyle denilmekte dir: “...Adâb-ı zikrin dördüncüsü: Zikre başladı ğı vakit kalbiyle istimdâd ederek şeyhinin hizmeti ni dilemek ve kendini şeyhinin huzurunda kabul et mek ve Allah Teâlâ’ya olan seyirlerinde onu refik olarak mülâhaza etmektir. Bu âdabın en mühim- midir. İhtiyâcı ânında diliyle yüksek sesle şeyhine nidâ etmesi de câizdir. El-Hırâmâbâdî demiştir ki: “Zikrin başlangıcında şeyhinin sûreti kalbinde hazır olur ve ondan istim dâd eder. Kalbi de şeyhine bağlı olarak Nebi - sallallahu aleyhi vesellem-’in daimî olarak Hazre- tullah’a müteveccih olan kalbine varıncaya kadar müteselsilen birbirine bağlanmıştır. Zâkir şeyhini tasavvur edip onun velâyetinden istimdâd ederse; İlâhî nusrat, hakikat-ı ilâhiyyeden Peygamber - sallallahu aleyhi vesellem- Efendimizin mübarek kalblerine sonra O’nun kalbinden sırayla meşâyı- hın kalblerine akar, şeyhinde nihayet bulmakla zâ- kirin kalbine de şeyhinin kalbinden akseder. Böy- lece mürîd şeyhi vasıtasıyle, hakikatde Nebî - sallallahu aleyhi vesellem-’den istimdâd etmiş olur. Zaten şeyhi, Nebî -sallallahu aleyhi vesellem-’in naibidir. 38

