Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
İmam, âlim, allâme, İmam Rabbânî, Şeyh Ah- med, Fârûk-î Serhendî -kuddise sirruh- ve İmam Ma’sûm, Urvetü’l -Vüskâ el-Hanefî yazmış olduk ları “Mektûbât” adlı kitaplarında Eşref-zâde Ab dullah Rûmî “Miizckkin-Nüfûs”unda aynı görü şü beyan etmişlerdir. Muhammed Murad el-Kâbilî el-Hanefî “Risâle- tü’n Nakşbendiyye”sinde der ki: “Bu tarîkat-ı aliyye-i Sıddıkıyye’nin iki büyük esası vardır ki, cânib-i Hak’dan bunlar kime verilmişse ona hayr-ı küllî verilmişdir. Birincisi: Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem- in sünneti seniyyelerine kemâl-i iltizam, azimetle amel, bid’at ve ruhsatlardan tamamen ictinab ede rek Nebiyy-i Ekrem Efendimize kemâl-i ittibâ . İkincisi: Şeyh-i kâmile mahabbetdir, ki bu zorla el de edilemez. Ancak Allah Teâlâ Hazretlerinin âtây-ı Sübhânîsidir ki kullarından dilediğine verir. Bu iki esasa riâyet etmekle beraber, şartlarına muvâfık olarak yapılan sohbet, feyizin aksetmesi ve İlâhî tecellilere mazhar olmak için kâfîdir. Da ha sonra huzurunda olmasa da râbıtaya devam etmektir. Hak Teâlâ Hazretlerinin “Sâdıklarla beraber olun!”1 âyet-i celilesinin tefsirinde, Necmüddin Kübrâ, Bahru’l- Hakâyık’mda diyor ki; Burada “sâdıklar”dan murad “mürşidler”dir. Onlar, in sanları terbiye ederek, velâyetlerinin kuvvetiyle sıd- dıyklerin derecelerine ulaştırmak için cânib-i Hak’- dan görevlendirilmişlerdir. (1) Tevbe sûresi : 119 36

