Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
âdeten, hürmet, itâat ve muhabbetin zorunlu oldu ğunu bilirler. Şu kadar var ki, böyle bir muhabbete nâil olmak “De ki (Ey Habîbim): Eğer siz Allah'ı se viyorsanız hemen bana uyun”21 âyet-i celîlesinde bildirildiği üzere, ancak şeriata uymak ve hakikat yolunu tutmak sâyesinde mümkün olabilir. Zîrâ hakikatten yoksun bulunan bir şeriata uymayı ka bul etmek doğru olmadığı gibi şeriattan elde edil meyen bir hakikat iddiâsı da doğru olamaz. 21 “De ki (Ey Habîbim): Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Al lah da sizi sevsin ve günâhlarınızı mağfiretle örtsün. Allah gafur ve rahimdir.” (Âl-i İmrân, 3/31) 22 Enfâl,8/17. Nebisi O’dur. Resûlü O’dur. Risâleti O’dur. Ke lâmı O’dur. Kendisini kendisiyle, kendisinden kendisine herhangi bir vâsıta ve sebep olmaksızın gönderen O’dur. Gönderen ile gönderilen arasında herhangi bir farklılık söz konusu değildir. Yâni gözle görülen ya da görülmeyen varlıkların tamâmı birtakım âletler kabilinden olup, gerçek varlık zât-ı ulûhiyyete mahsûs olunca nebi olsun, resûl olsun, risâlet olsun hakikatte kendisinden başka bir şey var olamaz. O hâlde diyebiliriz ki, muhakkik sûfîlere göre, Cenâb-ı Hak hükümlerini tebliğ et mek üzere kendi nefsini, nefsinden nefsiyle kendi nefsine sebebsiz ve vasıtasız olarak göndermiştir. Dolayısıyla Cebrâîl de O’dur, vahiy de O’dur, resûl de O’dur. Bunu isbât için “Sen atmadın attığında, ancak Allah attı”22 âyet-i çelilesi hakikate nâil olan ların elinde sağlam bir delildir. 33

