Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Yansımalar / 19 Her mümin salât-ü selamlannı artırarak, O (s.a.v.)’nun şefkat ve muhabbetine erişmeye gayret etmelidir. İnsanlar, ancak O’na yakınlıkları ölçüsünde fazilet ve değer kazanırlar. Ben, Alnındaki Nûra Âşıktım Bir kadın Efendimiz (s.a.v.)’in babalan, Hz. Abdullah’ı her ne zaman yoldan geçerken görse ona birtakım uygun olmayan sözler söylerdi. Bir gün kadın, Hz. Abdullah’ı gördüğü halde, hiç seslenmedi. Efendimiz (s.a.v.)’in babalan Hz. Abdullah şaşkın bir şekilde kadına, “Ey kadın! Her zaman sen bana laf atardın. Bugün neden seslenmedin?” buyurdu. Kadının cevabı şu oldu: “Ey Abdullah! Ben sana değil, alnındaki nûra aşıktım.” Çünkü Nûr-ı Muhammedi Hz. Abdullah’la evlenen Hz. Amine’ye intikal etmişti ve artık o nûr Hz. Amine’nin alnında tecellî eylemeye başlamıştı. Âşıkların Gönlündeki Kan Cenab-ı Hakk, Cebrail (a.s.)’e, -“Ey Cibril! Hiç dert ve elem çektiğin, sıkıntı duyduğun bir ân oldu mu?” diye sordu. Cebrail (a.s.): -“Dört yerde kanadım sızlar gibi oldu: Birincisi, İbrahim (a.s.) ateşe atılacağı zaman; İkincisi, İsmail (a.s.) kesileceği zaman; üçüncüsü Yusuf (a.s.), kuyuya atıldığı zaman, dördüncüsü, Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın Uhud muharebesinde, mübarek dişleri şehid edildiği zaman. Kâinatın, yüzü suyu hürmetine yaratılan Hz. Peygamber (s.a.v.), mübarek yüzleri yaralanmıştı.

