Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Yansımalar / 69 takva esasını gözeterek yapmalıyız. İstiğfar, tevhid, salât ü selam, ölüm tefekkürü, rabıta-i şerife ve zikrullah; aşkla, muhabbetle, hulûsî bir kalple yapıldığı zaman tesiri daha kuvvetli olur, taklidi imanımız yavaş yavaş tahkike erer. Böylece imanın tadı alınır. Bütün vücudumuzda, bütün benliğimizde “La ilahe illallah Muhammedu’r-Rasûlullah.” lafzının tesirinin tam manasıyla meydana gelmesi için, zikrederken şartlarına riâyet etmemiz gerekir. Şöyle ki, kelime-i tevhid eğitiminde sadece dilin talimi yoktur. İşte Mürşid-i kâmiller, bize bunun talimini yaptıran kimselerdir. Hızır (a.s.), kelime-i tevhidi, Abdülhâlik-i Gocdüvanî Hazretlerine, suya dalarak yapmasını öğretmişti. Hızır (a.s.)’ın bu tâlimine nefy ü isbat denilir. Nefy ü İsbat “Nefy ü isbatta; nefes göbek altına alınarak yapılır. “Lâ” kelimesi, kalpten başlatılarak, uçları iki omuzdan arş-ı âzama kadar yükselir. “Kelime-i Tevhid”in “elif’i, nefsin bulunduğu alın kısmından, çeneye kadar iner. “İlâhe” kelimesi sağ omuza, “Hafi” letaifınin bulunduğu yere nakşedilir, nûrdan yazılır. “Kelime-i Tevhid”in, “Lâ ilâhe” nefy (Allah’tan başka hiçbir şey yoktur.) bölümü böylece tamamlanır. “İllallah” kelimesi de, sağ omuzdan kalbe verilir. Hâle göre; üç, beş, yedi, on bir, on beş, on yedi ve yirmi bir kere nefes almadan, “Lâ ilâhe illallah” zikri yapılır. Nefes alınacağı an, yine nefessiz bir defa, kalpten rûha kadar “Muhammedü’r-rasûlullah” denir. İki nefes arası gaflete düşmemek için, "İlâhî ente maksûdî ve

