Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Yansımalar / 37 IX. HER ŞEY SÜZÜLÜYOR Kainatın oluşumuna bakıldığı zaman, mevcudâtta bir süzülmenin olduğu görülmektedir. Topraklar süzülür, bitkiler; bitkiler süzülür hayvanlar meydana gelir. Yaratılışta cemâdât, nebâtât ve hayvanâtta bir süzülme olduğu gibi insanlık içinde de bir süzülme söz konusudur. İnsanlar süzülür, veliler meydana gelir. Veliler süzülür, nebiler meydana gelir. Nebiler süzülür ve Fahr-i Kainat Muhammed Mustafa (s.a.v.) zuhur eder. Arapça’da “Mustafa” süzülmüş demektir. Elbette süzülen her şeyin hülasası, özü Efendimiz (s.a.v.)’dir. Hablü’l-Verîd (Allah (c.c.)’la İrtibat) İnsan vücudunda öyle merkezler vardır ki; o merkezler, Cenab-ı Hakk’la irtibat kurarlar. “Ketebe fî kulûbihumu’l-îmân.” “Allah onların kalblerine imanı yazmıştır.” (Mücadele, 58/22) Bu kalp, vücudumuza kanı pompalayan çam kozalağı şeklindeki et parçası değildir. Ona süveydâ-yı derûn denilir. Hadis-i Kudsî’de, “Beni ne yer, ne sema aldı. Ancak kâmil mü’minin kalbi aldı.” buyuruluyor. Allah (c.c.) kullarının kendisiyle irtibat kurmaları için- “hablu’l-verîd” isminde bir damar yaratmıştır. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’inde, “Biz kulumuza şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 50/16) buyuruyor. Öyle bir damar ki, daha iyi anlaşılması için -lâ teşbih ve lâ temsil- adetâ telefon kablosu gibi tasavvur edebiliriz bu damarı. Şu halde, telefonun bir ucu bizde, bir ucu Halikımızda olduğu

