Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
32 / Yansımalar VII. SÜNNET-Î SENİYYE’YE RİAYETİN ÖNEMİ Hayat rehberimiz Kur’an’da, “Şüphesiz Allah’ın Rasûlünde sizin için güzel örnek vardır.” (Ahzab, 33/21) buyurulmaktadır. Efendimiz (s.a.v) ise veda hutbesinde şöyle buyurmuşlardır: “Size iki emanet bırakıyorum, birisi Allah’ın Kitabı, diğeri Benim Sünnetimdir. Bu iki emanete sıkı sıkıya sarıldığınız müddetçe dalalete (sapıklığa) düşmezsiniz.” Ey Allah’ın Rasûlü Benî Tanımadınız mı? Sünnet-i Seniyye’ye riâyet etmeyen mü’minin düşeceği hazin durumu îmam-ı Gazali Hazretleri şu şekilde nakleder: Ulemadan bir zât. Efendimiz (s.a.v.)’i müşahade eder. Efendimiz (s.a.v.)’in kendisini görmesi için ön tarafa doğru ilerler. Efendimiz (s.a.v.)’in kendisine bakmasını çok arzu eder. Fakat bir türlü Nebiy-yi Ekrem Efendimiz (s.a.v.) ona nazar etmezler. Biraz daha öne doğru çıkar, yine bakmazlar. O âlim zat, der ki: Ya Rasûlallah! Annenin evladını tanıdığından daha ziyade ümmetimi tanırım, buyuruyorsunuz. Beni tanımadınız mı? Rasûl-i Zî- Şân (s.a.v.): “Ben sünnet-i seniyyeme riayet edeni tanırım.” buyururlar. Daha sonra o âlim zat uyanır; aşkla, şevkle, büyük bir zevkle Efendimiz (s.a.v.)’in sünnet-i seniyyesini yaşamaya gayret eder. Daha

