Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
78 Sohbetler hayatından bir örnekle izah etmeye çalışalım. Ömer İbnu'l-Hattab (r.a) Efendimiz Allah Teâlâ Hazretle rinden pek ziyade korkardı. Bazen Kur'ân-ı Azîm'in âyetleri okunur, dinleyince havfinden dolayı bayılır günlerce hasta yatardı. Hatta bir gün kalbini istilâ eden bir haşyet üzerine, eline yerden bir saman çöpü alarak, "Keşke ben böyle bir çöp olaydım. Keşke ben mevcut bir şey olmasaydım. Âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere <(lLL Çj ¿3}^ "Keşke unutulup gitmiş olaydım" (Mer yem, 19/23). Düşük çocuk gibi düşmüş olaydım. Keşke vâlidem beni hiç doğurmasaydı, hiç anadan doğmuş bir şey olmasaydım" demişti. Hâlbuki kendisi cennet ile müjdelenen sahâbelerdendi. Hz. Ömer, Allah'tan bu kadar korkarsa, bizler ne kadar Allah'tan korkmalıyız, hesap edin. Allah korkusu niye içimize işlemiyor? Kal bimiz kararmış. Günâh üstüne günâh, günâh üstüne günâh, günâh üstüne günâh... Artık istiğfâr bile tesir etmiyor. Âyet-i kerîmenin ikinci kısmında ise Rabb'imiz bizlere, takvâyı elde etmek için bir vesîleye sımsıkı sa rılmamız gerektiğini ifâde buyuruyorlar. Bu dünyada zengin olmak istiyorsan, ziraat yapacaksın, dükkân açacaksm, bir zanaatla meşgûl olacaksın, aksi takdirde zengin olmak mümkün değildir. Yâni bir vesîleye sa hip değilsen mal-mülk elde edemezsin. Aynen bunun gibi rüyetullahı, cemâlullahı müşâhede etmek için de bir takım "vesîle"lere sarılmak gerekir. Tarîkat-ı aliy- ye müşâhede-i cemâlulllah için bir vesiledir. Tarîkat iki şeyden ibarettir: Birisi mürşid-i kâmile muhabbet, diğe ri ise sünnet-i seniyyeye ittiba. Mürşid-i kâmile ne ka-

