Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Tarîkat-ı Aliyye ve Mürşid-i Kâmiller 35 topluluğa karışmış. Onların sözünü tutuyor. Onların sohbetlerinden zevk alıyor. Onların edep dışı hâllerini âdet ediniyor... Bunun üzerine Sâmi Efendi Üstâdımız "Sorduğunuz kişi zahiren yola girmiş ama mânen gire memiş." buyuruyorlar. Bu yol, tarîkat-i aliyyedir, çok yüce bir yoldur. Bu yolda büyükler ile yarış yapılmaz. Büyüklerin sözleri nin dışma çıkılmaz. Gönle büyüklerin muhabbetinden başka muhabbet konulmaz. Önce mürşidine sorup son ra kendi kafasına göre iş yapılmaz. Bu hâller insanı ge riye götürür. Bin bir zahmetle elde ettiği hâllerini insa na kaybettirir. Bu yolda en çok mürşid-i kâmilin zâhirî hâllerine takılanların, ayağı kayar. Onları kendileri gibi nefsinin esiri insanlar sanıp da ta'n ederek âhiretlerini berbat eylerler. Sanırlar ki mürşid-i kâmil olmadan da Allah'a giden bir yol vardır. Mürşid-i kâmilin her an on ları imtihan ettiğinin farkında olmaz da edep dışı sözler sarf ederler. Teslimiyeti ve muhabbeti tam olanlara imtihân te sir etmez. Bağı bostanı sel götürse, muhabbetli ihvân, ocağının başmda oturup ısmmaya devâm eder. Çünkü her şeyin Hak katandan olduğunu ve kendisinin hayrı için yere indiğini bilir. Dışarının karını, soğuğunu, fır- tmasmı, yağmurunu hissettirmeyen evinin dört duvarı, mürşid-i kâmilin tasarruf gücüdür. Tarîkat-ı aliyye bu- dur... Allah'ımızın hakkımızdaki takdirinin güzelliği ni kavramamız için verilen imtihânlardan dizimiz bile kanamadan çıkmamızı sağlayan yolun adıdır. Ama bu nimetin kıymetini çok az kimse bilir; ekserisi bu nimetin kıymetini bilmezler.

