Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Sohbetler II Üveys var ama, kafası çıplak, yalın ayak, elleri nasır, yerde otu rur, viranelerde dolaşır, eller gülünce o ağlar, eller ağlayınca o güler, develerimizi güder bir çobandır o.'1 "İşte biz de onu arıyoruz." dediler Allah Rasûlü (s.a.v.)’nün o iki güzel sahabesi. Yerini öğrendiler, vardılar ki; elbiseleri yırtık-pırtık, kendini setr etmek için bir yer kazmış, onun İçinde ibadet ediyor. Develeri melekler güdüyor. Namazı bitince Hz. Ömer (r.a.) selam verdi ve sordu: - Adın nedir? - Abdullah, yani Allah’ın kuluyum. - Hepimiz Abdullah’ız, Hakk Teâlâ’nın kuluyuz. Annenizin koyduğu isim nedir? - Üveys. - Sağ avucunu aç, dediler. Peygamberimizin haber verdiği ak beni gördüler. Vücudu da kıllı idi. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) onu da haber vermişti. - Tamam, sen Peygamberimiz (s.a.v.)’in haber verdiği Üveys’sin. Bu Hırka-i Saadet’İ ve Tâc-ı Şerif’i alacaksın ve bunlar vesilesiyle Ümmet-i Muhammed’e dua edecek ve şefaatçi ola caksın. - Ben bu iki emanete layık değilim, siz bana dua ediniz, dedi. Onlar da, - Hayır, bu Peygamberimizin vasiyetidir, dediler. Üveys, Hırka-i Şerif’i alıp gider. Secdeye kapanır. "Yâ Rabbî! Muhammed Mustafa (s.a.v.) benim vasıtamla ümmetine şefaat ettirmek istiyor. Şu Hırka-i Şerif ve Tâc-ı Şerif hürmetine Hz, Muhammed ümmetini affet!" Hâtiften nida gelir: "Yâ Üveys! Seni sana bağışladık." "Hayır Ya Rabbî! Ben kendi nefsimi istemem, Ümmet-i Muhammed yanmasın." diyerek secdeye kapanır. Yine nida gelir: - Dörtte birini bağışladım, kalk ya Üveys! 30

