Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Seyr il Sülük \ \47 Kur’aıı’ın Doyumsuz Tadı Kayserili Halil İbrahim Amcanın yıkık, karanlık, mahrum hanesine, Allah’ın feyzini, aşkını, muhabbetini tatmak için gidil diğinde, ziyaretçilerine hep Kur’an okutur; kendisi de büyük bir huşu, haz içinde dinlerdi Mevla’nın kelamını. Bir dostumuz anlatmıştı: "Teheccüd namazımızı dağ başında bir türbede kıldık. Sabah namazını kılmaya erken başladık. İmamımız Fatiha’dan sonra, Bakara Sûresini, iki yüz seksen altı ayeti okudu. Dizlerimizde canlılık, ruhumuzda zindelik hasıl oldu. Gözlerimiz ağlıyor, ci ğerlerimiz dağlanıyor, kendimizi başka alemlerde hissediyorduk. Bİr de ne görelim, ne kadar hayvanat varsa çevremizi kaplamış, rengarenk kuşlar cıvıl cıvıl, Allah diye ötüyordu." Üseyd b. Hudayr (ra), geceleyin Bakara Sûresini okurken atı yanı başında bağlıydı. At şahlandı. Üseyd (ra) Kur’an okumayı kesince at sakinleşti. Yine okudu, at yine şahlandı. Sustu yine sakinleşti. Sonra tekrar okudu, yine şahlandı. Bunun üzerine okumaktan vazgeçti. Atın, oğlu Yahya'ya zarar vermesinden çekindi. Gözünü göğe kaldırdı, bir de ne görsün, içi kandillere benze yen parlak şeylerle dopdolu olan sis bulutu. Sabahleyin hadiseyi Efendimiz (sav)’e anlatınca Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:

