Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
(J^-lij Maârif ile ne tebdil var ne de tedâhül, ^1 Jj) (JfJl yalnız cehl mürtefi’ olmuştur. (^ı J! ^bL ^ ¿A' ^) Öyle ise muhtâc-ı fenâ olduğun zannında bulunma. ojU *LUI J| c^>[ jU) (4jk> ISI Zîrâ fenâya ihtiyaç kendi vücûdunu görmektir. Bu ise hicâbdır. (¿1 ^ ulx>Jlj) Hicâb da Hakk’ın gayrıdır. ^Jl ikil ¿^ ^yLj dip o^ Uî ^yU) (J «yy ¿y 0 hâlde gayrın gâlib gelmesi ve rü’yete mâni’ olması lâzım gelir, (^j kU li»y Öyleyse ma’rifetullahın fenâya mütevakkıf olduğunu iddiâ etmek doğru olamaz. cJİj>j jî JJ ¿^ L/i Jj) (^ ^ bbyj Hâlbuki evvelce beyân olunduğu üzere zât-ı Bârî’nin hicâbı, kemâl-i zuhûrudur. Başka bir şey değildir. Evet, bizlerde olan göz, kemâl-i zuhûruna sebeb şems gibi bir mahlûku bile göremiyor. (^li (JâPİ La ^Lu^j j>Jl Ll Jjl jl J-^ljB jb- l-Lg-1 j) Binâenaleyh Cenâb-ı Hakk’ın ferdâniyyet ve vahdâniyyetini gören ve mâsivâ için bir vücûd-ı hakîkî olmadığını bilen erbâb-ı basiret ve hâiz-i mertebe-i vuslatın “ene’l-hak” ve “sübhânî” söylemesi câiz görülmüştür. «ülSj J^ ^^ oUm? <>li^5 ı$bj ^! ^1 J^3^ J^> ^j) (JU 4İ)I ob Sıfâtını sıfâtullah ve zâtını zâtullah bilmedikçe ya’nî sermest-i bâde-i vahdet olmadıkça, bir vâsıl, vuslat etmemiştir. J “b-b dij ¿lw> jyjl) (ki o L>jl> *ij ¿1 Bununla berâber ne zât için ne de sıfât için Cenâb-ı Hakk’a nisbeten ne dâhil ne de hâriç ıtlâkı câiz görülmez. (¿L JL / ¿1 J jli d ^j) Hem de fenâ-fıllah, bâkî-billah da’vâsında da bulunmaz. 103

