Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Mü’minin nazarı, Allah’ın nazarıdır. Yâni Allah’ın gözüyle, ilmiyle ve bakışıyla Allah’ın naza rıdır. Zîrâ mâsivâda olan kişi ve sıfatların kaynağı nın kendisinin İlâhî zât ve sıfâtları olduğunu ancak yine kendisi müşâhede etmektedir. Bununla bera ber şâyet bir kul “Ben Allah’ım” (Enellah) derse, sen bu sözü bir başkasından değil Cenâb-ı Hak’tan çık mış gibi işit. Zîrâ “Enellah” sözünü yalnızca Allah söyler, bir kul söyleyemez. Ancak şu kadarı da var ki “Enellah” diyen kulun eriştiği makama sen henüz erişemedin. Eğer bu makama erişirsen o kişinin söylediğini sen de anlarsın ve söylediğini sen de söylersin, ayrıca gördüğünü sen de görürsün. Sözü geçen ifâdelerden hareketle Cenâb-ı Hakk’ın mahlûk olduğu düşüncesine de kapılma! Zîrâ ârifler, sûfînin bile mahlûk olmadığını öne sürmüşlerdir. Ancak bir kimse için bu sözü söyle mek, şek ve şüphelerden kurtulup o kişinin kendi sinde tam bir keşf hâsıl olduktan sonra mümkün olabilir. Evet, sûfînin ezelî ilimdeki konumuna ba kılınca sûfî ne mahlûk olur, ne de gayr. Fakat bu gibi mükâşefelerin güzel ahlâk sahibi, kâinâtın tesbîh ve tevhidini işiten bir kulağa mahsûs oldu ğunu da bilmek gerekir. Bununla beraber yaratılışı, dünya ve âhiret (kevneyn) gibi donuk olan bir kişi nin bu gibi mükâşefelere aklı ermez ve bunu gö zünde epey büyütür. Hâsıl-ı kelâm bilmeli ki gören ve görünen; tevhîd eden ve tevhîd olunan; bilen ve bilinen; îcâd eden ve îcâd olunan; idrâk eden ve idrâk edilenin hepsi birdir. 80

