Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
başka bir gerçek varlık olmadığı için mecazî an lamda da olsa yakın ya da uzak tâbirini kullanmak doğru değildir. Ancak sen hâlâ nefsini bilemedin ve şendeki var lığın Cenâb-ı Hakk’ın sana verdiği gölge varlık ol duğunu da bilemedin. Senin Cenâb-ı Hakk’a vus latın gerçekleşince, yâni kendi nefsini bilince kısa cası eşyâyı tamâmen yok olarak görünce, irfân ke limesine bile ihtiyaç kalmayınca, vahdet-i vücûd sırrı açığa çıkar. Böylece seninle berâber her şeyin varlığının yalnızca ezelî ilimdeki varlıktan ibâret olduğunu, Allah’ın ilminin ise O’nun gayrı olmadı ğını zevk yoluyla bilmiş olursun. Bu sûretle sende bir irfan hâsıl olunca nefsinle değil Allah ile Allah’ı bilmiş olduğunu idrâk etmiş olursun. Bunun misâli şudur: Meselâ ismin Mahmûd olduğu hâlde, senin kendi ismini yanlış lıkla Muhammed olarak bildiğini farzedelim. Fakat daha sonra da senin, isminin Mahmûd olduğunu öğrendiğini varsayalım; bununla beraber senin daha önceki varlığın değişmemiş olarak kalmakta dır. Şu hâlde Muhammed ismi senden bu zamana kadar Mahmûd olduğun ve gerçekten Muhammed olmadığın bilgisini ortadan kaldırmış oldu. Burada senin nefsinin fenâsı söz konusu değildir. Çünkü fenânın varlıktan sonra olması gerekir. Oysa mâsivânın varlığını isbât eden kimse Cenâb-ı Hakk’a şirk koşmuş olur. Mahmûd ismi (başka bir isimle isimlense bile) ona herhangi bir eksiklik ilişmez. Muhammed de (kendi gerçek varlığını öğ- 73

