Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Bir kimse sıfatlarını Allah’ın sıfatları ve zâtını da Allah’ın zâtı olarak bilmedikçe, yâni vahdet şarâbıyla sarhoş olmadıkça, gerçek anlamda vuslat etmemiştir. Bununla berâber o kimse, kendi zât ve sıfatlarını ne Allah’ın içinde ne de dışında görür ve ne Allah’ta fâni ne de bâkî olduğu iddiâsında da bulunur. Nefsini bir hiç olarak (lâ-şey) görür; sanki daha önceden var imiş de sonradan yok olmuş ola rak görmez. Zîrâ vuslata erenler Hak’tan başkası için herhangi bir nefsin ya da vücûdun var olmadı ğını çok iyi bir şekilde bilmişlerdir. Bu noktada Hz. Peygamber “Dehre sövmeyiniz. Zîrâ dehr Al lah’tır”39 hadîsiyle, her şeyde olan varlığın, Cenâb-ı Hakk’ın varlığı olduğuna işâret etmiştir. Hakk’ın varlığının her şeyi kuşatıcılığı âyette şöyle geçmek tedir: “O, evveldir ve âhirdir.”40 Hz. Peygamber, mezkûr hadîs ile Allah’ın varlığının ortaklık, denk lik ve benzerlikten münezzeh olduğunu ifâde et mektedir. 39 Buhârî, Edeb, 101 (6251). îbn Arabi bu hadîs-i şerifi 101 kudsî hadîsi derlediği eserinde şu ibarelerle nakletmiştir: Aziz ve çelil olan Allah buyurur: “Dehre söven insan Beni incitmiş olur. Ben Dehr’im. Emr (iş/yaratma) benim elimdedir. Geceyi ve gündüzü ben idâre ederim." İbn Arabi, Mişkâtul-Envâr -Nârlar Hazînesi- (çev. Mehmet Demirci), İstanbul: îz, 1990, s. 140. 40 Hadîd,57/3. linçe Bâyezîd-i Bistâmî demiştir ki: “Cenâb-ı Hak, kulunun di liyle kendisini teşbih etmiştir.” Ferîdüddîn Attâr, Evliyâ Tezkireleri (çev. Süleyman Uludağ), İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2007, s. 175-176. 52

