Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Mâsivâ Hakkında Birisi derse: “Ben kendi nefsimi Cenâb-ı Allah’ın gayrı görüyorum, aynı görmüyorum?” Ona da cevâp olarak şöyle deriz: Hz. Peygamber’in “Nefsini bilen muhakkak Rabbini bilir” hadîs-i şerifindeki nefsten murâdı, senin vücûd ve hakikatindir. Yoksa nefsin mertebeleri olan nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mutmainne vd. değildir. Vücûd ve hakikat ise, ister şendeki olsun isterse şâir eşyâdaki olsun tamamı varlık bakımından, Hakk’ın vücûdunun aynıdır. Ancak farklı farklı şekillerde zuhûra gelen somut şeyler hiç şüphesiz O’nun gay rıdır. Bu ifâdeleri îzâh etmek için muhakkik sûfîler kar ve dolu gibi gerçekte sudan başka bir şey olma yan somut nesneleri (müşahhasâf) örnek olarak getirirler.28 Ayrıca buna ilâveten şunu diyebilirim: 28 Sûfîler varlıkların Hak’tan zuhûra geliş aşamalarını yâni varlık mertebelerini birtakım semboller vâsıtasıyla îzâha çalışmışlardır. Sûfîlerin bu sembolleri ortaya koyuş gayeleri, ayniyyet/gayriyyet meselesini daha anlaşılır kılmaktır. Bu bağlamda en sık kullanılan semboller çekirdek —> ağaç sembolizmi ile bu risâlede mütercim tarafından misâl olarak getirilen buhar —» bulut —> su —> buz (zât —» sıfat —> isim —> nesneler karşılığında) semboliz midir. Buhar gözle görülebilecek maddî bir varlığı olmayan latîf bir şeydir. Yoğunluk kazanmaya başlayınca yâni başka bir mertebeye geçince bulut olur. Kesâfet kazanmasıyla sırasıyla su ve buz olur; müşahhas, somut bir şekle bürünür. Bu misâlle 44

