Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
kimsenin, bir âmânın da gözü gören bir kimsenin söz ve ifâdelerine itimât etmemesi gibidir. Aklı ba şında olan kimseler ise Hakk’a erenlerin bu gibi eserlerinden istifâde etme husûsunda asla geri durmazlar. Şunu da ilâve etmeliyiz ki, Allah dostla rının tâkip ettikleri temel ilke ve prensipler, Kur’ân ve sünnetin zâhiriyle de teyit edilmiştir. Meselâ bu mânâda Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Cenâb-ı Allah var idi, başkaca bir şey yok idi. Şimdi de daha önce olduğu hâl üzeredir.”10 Dolayı sıyla mevcut nesneleri araz11 hükmünde kabul etmeliyiz. Çünkü bu nesneler, kendi kendilerine kâim değillerdir. Zîrâ onları düzeltip onlara biçim veren, onları hareket ettiren ve sakinleştiren Cenâb-ı Allah’tır. Bunlar bir zanaatın icrâsına mahsus âletler gibidir. Şöyle ki bir kapı ya da san dık yapıldığı zaman, bunları testere ya da keser yaptı denilmez; doğramacı yaptı denilir. Ayrıca şunu da bilmeliyiz ki Hz. Peygamber ashâb-ı kirâm ile dâimâ şeriat lisânıyla konuşmuşlar; ancak Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ali gibi ashâbın önde gelenlerine (havâss) ise remz ve işâret yoluyla bâzı hakikatleri ifâde buyurmuşlardır. Şeyh-i Ekber Muhyiddîn îbn Arabi ise Hz. Ali’den mânevi verâsetle gelen velâyet 10 Buhârî, Bedu’l-Halk, 1 (3191); Tevhîd, 22 (7418). 11 Sonradan ortaya çıkan, varlığı zorunlu ve devamlı olmayan an lamında kullanılan bir terim. Filozofların araz târifı şöyledir: “Araz, cevherin zıddı olup bizzat var olmayan, ancak herhangi bir konuya (mevzû) dayanan ve onunla birlikte var olabilen, onun yok olmasıyla ortadan kalkan şeydir.” Yusuf Şevki Yavuz, “Araz”, DİA, III, s. 337-342. 26

