Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Şimdi de daha önce olduğu hâl üzeredir”* buyur muştur. O vahdâniyyetsiz vâhid, ferdâniyyetsiz ferddir; yâni, bizzât vâhid ve münferiddir. Dolayısıyla vahdâniyyet ve ferdâniy/et sıfatlarıyla nitelenmek ten müstağnidir. Ayrıca kendisini ezelde tavsif ey leyecek bir kimse de yoktu. O, şâir varlıklar gibi isim ile isimlendirilenden (müsemmâ)9 mürekkep değildir. Durum böyle ol saydı, O’nun hâdis (sonradan meydâna gelen) ol ması lâzım gelirdi. Yâni, aslında biz, ismi anmakla müsemmâyı kast etmiş oluruz. Zîrâ O’nun ismi kendinin gayrı olsaydı “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” ifâdesinin bile küfür olması gerekirdi. İsim ve müsemmânın birbirinin aynı ya da gayrı olduğu konusunda bâzı âlimler, gerek ashâb-ı kirâmın meseleye ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmaması gerekse meselenin dik- 8 Buhârî, Bedu’l-Halk, 1 (3191); Tevhîd, 22 (7418). Hadîsteki “Şimdi de hâl böyledir” (el-ân kemâ kân) ifâdesi Hz. Ali veya meşhûr sûfî Bâyezîd-i Bistâmî’ye atfedilir. İlgili yorumlar için bkz. Mahmud Erol Kılıç, Şeyh-i Ekber İbn Arabi Düşüncesine Giriş, İstanbul, Sûfîkitap, 2010, s. 206-207; Balyânî, Mutlak Birlik, s. 120-122. 9 İsim varlıklara verilen ad, müsemmâ ise bir isimle isimlendiri len varlık anlamındadır. Kelâm literatüründe isim ile kast edi len şey Allah’ın isimleri iken müsemmâ yâni isimlendirilen ise Allah’ın zâtıdır. İsim ve müsemmâ arasındaki ayrıhk/gayrıhk ilişkisi ilâhiyyât tartışmalarının odağında yer alan bir konudur. İbn Arabi’ye göre isim taayyün demektir. Müsemmâ ise taay yün ile zuhûra gelen şeydir. Kâşânî, Tasavvuf Sözlüğü, s. 53. 24

