Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Mukaddime Hamd, kendisi için seçtiği (havâss) velîlerine tecellî edip onları vücûdun fenâsı ile dirilten Cenâb-ı Allah’a mahsûstur. Salât ve selâm ise Al lah’ın makâm-ı mahmûdu kendisine tahsîs buyur duğu Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ve Onun şühûd makamına erişmiş âl ve ashâbının üzerine olsun. İmdi ben derim ki: Allah dostlarının vahdet-i vücûda1 ilişkin dü şünce ve görüşleri, pek çok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf ile desteklenmiş olduğu hâlde, sûfîlerin ifâde biçimlerinin veya diğerlerinin bu ifâde biçimlerini anlayış tarzlarının yetersizliğinden dolayı birtakım itirâzlara hedef oldukları ve haksız yere eleştiril dikleri husûsu ehil kişilerce bilinmektedir. Bununla beraber, “Sen atmadın attığında, ancak Allah attı”,2 “Sana bîat edenler şüphesiz Allah'a biat et mişlerdir”2 âyet-i kerîmelerinde olduğu gibi ve ay- 1 Varlığın birliği anlamına gelen tasavvuf terimi. Allah’tan başka varlık olmadığının idrâk ve şuûruna sâhip olmak. Bu anlayışa göre filozof ve kelâmcıların söylediğinin aksine varlık, zorunlu ve mümkün şeklinde bir ayrıma tâbi tutulamaz. Abdürrezzâk Kâşânî, Tasavvuf Sözlüğü (çev. Ekrem Demirli), İstanbul: İz Yayıncılık, 2004, s. 583; Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2001, s. 365. 2 Enfâl, 8/17. 3 Fetih, 48/10. 21

