Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
(J^i ^j J^j ^ uKlI J [¿I ¿B \ Jj£) Cevâben deriz ki: “Hakikat nokta-i nazanndan ne vasi vardır, ne de fasl.” ¿î|j jL« L^s ¿<1^’ j^ û^ ¿/“d! ¿H ^j^i JL^jll jlj) a^? aJ jjiÇ jl ¿jp oyb Jl»j j^j jlA,i L^j yjjlo j^ ^ (X jî Zîrâ visâl, müsâvî ve gayr-ı müsâvî iki şey beyninde mutasavverdir. Cenâb-ı Hak ise ikisinden de münezzehtir. j^ ^ JaJIj uyJI ^¿- ^ uyJlj JLjjll ^ ^ JLjjJG) (jJl Binâenaleyh visâl, gayr-ı visâlde; kurb, gayr-ı kurbda; bu’d, gayr-ı bu’dda, ya’nî, visal ikiliği ref etmektedir; 1> Ouj /j) (.bu o hâlde, vasılsız bir vasıl, kurbsuz bir kurb, bu’dsuz bir bu’d husûle gelir. JaJIj çjy *)l oyî!l ^yb^ U J^j ^ J-^5jk Ibji Jj jÜ) (_£j~u loi jki |J bJlj ^j^l jLoj ^ ¿Ll ^1 Jyİ Jju % (Jbc ¿1 Suâl olunursa, “Vasılsız vaslı anladık, lâkin kurbsuz kurbu, bu’dsuz bu’du anlayamadık?” Cevâben deriz ki: “Bu ta’bîrden maksat, adem-i mevcûdiyyetindir. Ma’lûm olduğu üzere kurb ve bu’d iki şeyin beyninde ıtlâk olunabilir. Hâlbuki Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücûd’dan başka bir mevcûd-ı hakîkî yoktur ki, karîb veyâ baîd ıtlâkı sahîh olsun, meğer ki mecâzen olsun.” (od % y ¿LÎ jJbJ ^j ¿Lk IsjIp ^ ^ ¿büj) Lâkin hâlâ nefsini bilemedin ve şendeki vücûdun Cenâb-ı Hakk’ın vücûd-ı zillisinden ibâret olduğunu da bilemedin. 115

